• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Her Şey Uzaktan Göründüğü Gibi Değildir

    Nadiren doğru kararlar ya da eylemlerle destek olabildiğimiz sevdiklerimiz olsa da çoğu zaman öngörülerimizde çuvallıyoruz. Bu yorucu hayat yolculuğu esnasında haklı ya da haksız hemen hemen her konuda hızlı yorumlarda bulunabiliyoruz.

    Duyduğumuz ya da gördüğümüz herhangi bir şeye sıklıkla yeterince yakından bakmadan ve detaylarına hakim olmadan ya da objektif değerlendirmek için dışarıya çıkıp uzaktan bakmamız gerektiği halde olay ve durumlara fazla odaklanıp gerçekliklerini göremeden yanlış yorumlarda bulunup kendimizi ve çevremizdekileri olumsuz duygu ve eylemlere sürükleyebiliyoruz.

    Birçok insan tıpkı bizler gibi çeşitli deneyim ve tecrübelerle günümüze ulaştıkları halde, sanki biz olmadan bugüne tesadüfen gelmişlercesine fikrimiz sorulmadan akıl verme, yönlendirme ya da eleştirme gibi kişisel alanlarına fütursuzca girmekten imtina etmiyoruz. Kimsenin kimseye öğreteceği bir şey olmadığını, birbirimize unuttuklarımızı hatırlatmak için vesile olduğumuzu, doğan her bir insanın aynı özen, itina, sevgi, akıl ve duygu ile yeryüzüne geldiğini unutup kendimizi yüceltiyoruz.

    Bir adım geride durabilmeyi, olan biteni anlamaya odaklanmayı, başta kendimiz sonra etrafımızdakileri gereksiz bilgilerle kirletmemeyi öğrenmenin bizlere olay ve durumların iç yüzünü daha net görme olasılığı vereceği gibi bu karmaşık hayat yolculuğunda büyük ve sağlam adımlar atmamıza yardımcı olabileceklerini anlamaya direniyoruz.

    Karşınıza çıkan konu, olay ya da durum her ne olursa olsun her zaman objektif olup, iyice yakından bakmadan, detay ve sebeplerini doğru anlamadan ve daha da önemlisi bu konu ile ilgili fikriniz sorulduğundan ya da yardım talebinde bulunulduğundan emin olmadan olumlu ya da olumsuz yorum yapmayın ve hareket etmeyin. Her şey her zaman uzaktan göründüğü gibi değildir.

    Bazen şahane görünen bir hayatın nasıl da kötü bir arka planı olabileceğini bilemeyeceğimiz gibi, sıradan ve gösterişsiz görünen bir hayatın da nasıl muhteşem bir donanımın sonucu olduğunu bilemeyiz. Kimin neyi ne kadar bildiğini ne kadar inançlı ne kadar sevgi dolu ya da ne kadar nefret dolu olduğunu yeterince yakından bakmadan, dinlemeden, anlamadan göremeyiz. 

    İlk anda ister pozitif ister negatif görünsün, insanlar, olaylar ve eylemler hakkında fikrinizi bir süreliğine kendinize saklayın. Ne zaman yakından yeterli bilgi ve deneyime sahip olduğunuzu düşünürseniz o zaman (yine fikriniz sorulduğunda) haddinizi aşmadan ve kimseyi kötülemeden ve incitmeden düşüncelerinizi düzgün bir üslupla karşı tarafa bildirin.

    Hayatı olduğundan daha da karmaşık hale getirmek yerine, sakin, daha neşeli, yaşanabilir ve mutlu anları fark edebilir kılmak her birimizin elinde. Hayat detaylarda gizlidir. Detayları görmek içinse yakından bakmak ve odaklanmak gerekir.

    Yazının devamı...

    Kadın...

    Anne olabilme özelliği ile yeni bir canın yaşama katılmasına vesile olan kutsal varlık kadının erkeğe oranla daha çok sorumluluk alan, düzenleyen, gözlemleyen ve toparlayan taraf olduğunu biliyoruz. Anne olsun ya da olmasın kadınların hepsi dünyaya duygu, özveri, renk, emek, ruh ve merhamet getiren nadide çiçekler. Dolayısı ile kadınların özel bir günü olması ve bugünde özel hissettirilmeleri gerçekten önemli.

    Bu özel günde sevdiğiniz, hayatınıza anlam katan, size bakan, yol gösteren, emek ve sevgi veren hatta belki kötü tecrübelerinize neden olarak insani gelişiminize iyi katkılarda bulunan kadınlara teşekkür edin. Öncelikle onlar olmasa cinsiyet ayrımı yapmaksızın hiçbirimiz olamazdık. Bu özel gün kadınların ‘hayat’ demek olduğunu anlamamız ve bunu anladığımızı onlara gösterip, hissettirdiğimiz gün olmalı. Bu farkındalığı her an yaşamak tabii ki muhteşem olurdu. Ancak günlük koşuşturmalar, telaş, kaygı, iş güç derken çoğu konuda olduğu gibi bir kaosun içinde oradan oraya sürüklenirken gözden kaçırdığımız pek çok şeyle birlikte dikkatimizden kaçan şükran duygusunu göstermenin şimdi tam zamanı.

    Kadın, hayata bakış açısı, anlayışı, düşünce yapısı ve diğer birçok özelliği ile erkekten çoğu zaman ayrılıyor. ‘Kadınlar şöyledir, erkekler böyledir’ gibi genellemelere karşı olan biri olarak, iki cins arasında işletimcileri bambaşka iki bilgisayar benzetmesi yaparım hep. Her ne kadar kadın özellikle anne olabilme şansına sahip olduğundan kutsal bir varlık olsa da erkek olmadan anne olunamayacağını da göz önünde bulundurmamız gerektiğini düşünüyorum. Kadın erkek ayırımı yapmadan, ‘insan olma’ noktasında kişileri değerlendirmekte fayda var.

    Günümüzde kadın söz konusu olduğunda sadece ülkemizde değil dünya toplumunda kadına şiddet başta olmak üzere eşitlik alanında ciddi problemlerimiz olduğu bir gerçek. Bu noktada şiddeti gösteren erkekleri de kadınların doğurduğu ve bu çocukların büyümelerindeki en büyük etkenin de anne olduğu hep gözden kaçıyor düşüncesindeyim.

    Kadın ya da erkek her birey bir ailede büyüyor. Dünya toplumu olarak aile kavramının doğru anlaşılması, çocuk büyütme bilinci, sevgi, koruma ve yol gösterme konularında bir yerlerde büyük bir hata yaptığımızı kabul etmemiz artık şart. Şiddetin ya da haksızlıkların haber yapıldığı kadar, şiddete ya da haksızlıklara karşı alınan önlemlerin ya da yaptırımların haber yapılmadığı bir ortamda iyileşme olabilme ihtimali maalesef imkansız. Neler olduğunu değil, olan olumsuzlukların değiştirilebileceğini konuşmaya ve bu değişimleri uygulamaya, yaptırımların sonuçlarını görmeye başladığımız zaman her şey kendiliğinden düzelmeye başlayacak.

    Dolayısı ile kadınları korumanın, eğitmenin ve geliştirmenin aslında insanlığı korumak, eğitmek ve geliştirmek olduğunu ve bu konuda acilen bir şeyler yapılmaya başlanmasının gerekliliğini acilen kabul etmemiz ve harekete geçmemiz lazım.

    Her zaman söylediğim gibi şiddetin kadına, erkeğe, hayvana ya da doğaya yapılması şiddetin şiddet olduğu gerçeğini değiştirmez. Kadına daha fazla yapılıyor olması da diğerlerini önemsiz yapmaz. İnsanların içlerindeki bu durdurulamaz şiddeti kontrol almanın bir yolunu bulmak eminim ki mümkün. Başta insan türünün devamlılığını sağlayan kadınları gözle görülen ya da görülmeyen kendi içlerindeki şiddetten, çocuklarına, komşularına ya da hayvanlarına gösterilen şiddete olan suskunluklarından, kendilerine uygulanan şiddeti kabul etmekten ve şiddet olan yerden uzaklaşmaya olan dirençlerinden ya da çaresizliklerinden kurtarıp, şiddetsiz, sevgi, saygı, huzur ve mutluluk dolu ortamlarda çocuk büyütmelerine imkan sağlanmasının büyük değişimin başlaması için atılacak en büyük adım olduğunu görmemiz gerek.

    Kadının değil şiddet gösterilecek, üzülmeyecek, kırılmayacak, incitilmeyecek bir varlık olduğunu erkek çocuklara öğretecek merhamette babalar yetiştirmemiz gerek. Aile kelimesinin gerçek anlamının farkında olan anne babalar, neşeli keyifli huzurlu ve dingin evler, sevgi bağı temelinde ayakta kalan topluluklar, birbirini kollayan ve gözeten bireyler olduğumuz gün dünyaca bambaşka bir bilince ve insanlığa geçmiş olacağız. Bu geçiş için en önemli faktörün kadın olduğunu asla unutmayın. Kadınlar merhamet, annelik, sorumluluk, sevgi, emek, özveri ve daha birçok konuda insanlığa yol gösteren eşsiz varlıklar. Onları sevin, koruyun kollayın ki insan olma yolunda ilerlemeye başlayalım.

    Yazının devamı...

    ‘Başladığım Kitabı Bitirmeli Miyim?’

    Sosyal hayatın içinde özellikle metro, otobüs gibi toplu taşıma araçlarında daha sık görülmeye başlanan kitaplar hala tam olarak popüler olabildiler desek yalan olur. Kitaplar tarih boyunca gelişim, eğitim, değişim ve büyüme konularının temel taşları olmalarına rağmen, bazı toplumlarda çeşitli sebeplerden ötürü çok fazla benimsenememişlerdir. Biz de maalesef ki bu toplumlardan biriyiz.

    Her ne kadar ailelerimizden ‘kitap okuyun’ öğretisi alarak büyümüş olsak da ‘dediğimi yap, yaptığımı yapma’ tabanlı bu öğretilerin hiçbir işe yaramadığını rahatlıkla görebildiğimiz bir toplum olmamıza kimse engel olamadı. Bu gerçeği en başta kabullenmemizin kitap okuma konusunda kat edeceğimiz yolda faydası tahmininizden çok daha fazla olacaktır.

    Okur olmak dansçı ya da sporcu olmak gibi zamanla, emekle, özveri ve dikkatle dolup taşan zamanların sonucunda kendiliğinden şekillenen, tamamen içten gelen bir ihtiyacı karşılama gereksinimine verilen cevaptır. Okumak aynı zamanda özellikle zaman ayırılması gereken, gerçek dikkat gerektiren, düşündüren, geliştiren, odaklanılıp ve severek yapıldığında anlam kazanan bir eylemdir.

    Severek okumak için öncelikle keyif aldığınız tarzda kitap ve makaleler seçmeniz bu serüvene katılabilmenizde son derece etkilidir. Dikkatinizi çeken, hakkında bilgi edinmeyi gerçekten arzuladığınız ve sizi zorlamayacak kitaplardan başlayın. Kitabı okumak için elinize aldığınızda zihninizde olumlu olumsuz hiçbir düşüncenin yer almadığına emin olun. Zihninizin temiz ve boş olması hikayenin içine girmenin ve orada kalabilmenin tek yoludur.

    Başladığınız kitabı bitirme zorunluluğu kesinlikle hissetmeyin. Beğenmediğiniz, sıkıcı gelen, takip etmekte zorlandığınız ya da herhangi başka bir sebepten dolayı okumaya devam etmek istemediğiniz kitabı hemen bırakın ve merak ettiğiniz ya da dikkatinizi çeken bir başka kitaba başlayın. Böyle bir durum oluştuğunda kendinizi başarısız, kötü ya da negatif hissetmeyin. Bu kadar çok yazarın olduğu ve milyonlarca kitabın bulunduğu günümüzde istemediğimiz hiçbir şeyi okuyacak, sıkılacak ve zaman harcayacak lüksümüzün de olmadığını unutmayın. Siz yeter ki okumaya başlayın ve okumanın tadını alın. Kitap demek gelecek demektir unutmayın.

    Yazının devamı...

    Bilgelik ‘Yapmak’tır…

    Herkesin her şeyi çok iyi bildiği ve asla ‘bilmiyorum’ diyemediği günümüzde, kim kimin ne yaptığını, çoğu zaman yapılan işin iyi olmadığını ya da daha iyi yapılabilmesi için neler gerektiğini ne kadar iyi bildiklerini saatlerce anlattıklarını artık hepimiz biliyoruz. Bu tip konuşmalara denk geldiğimde ben her zaman insanlara, ‘başkalarının neleri yaptıklarını hatta yapamadıklarını bırakın da siz neler yaptınız onları anlatın’ diyorum. Bana yüzlerinde kocaman bir soru işareti ile bakakalıyorlar. Hayat nelerin olmasının konuşulduğu bir platform değil, hayata geçen eylemlerin sonuçlarının yaşandığı bir serüven.

    Hepimizin birçok konu ile ilgili fikri, ön görüsü ya da planı olması çok güzel. Ancak bunları hayata geçiremeyen kişiler bu hayatı sadece izleyici olarak geçirip, tarihe gömülmekten başka bir şey yapmadan bu dünyadan ayrılıyorlar. Bu insanlardan olmamak, yaşadığımız hayata anlam katmak, inandıklarımızın peşinden gitmek için yapmamız gereken tek şey harekete geçmek.

    Başkalarının söylediklerinden bağımsız, kafamızdaki ön görülerden arınmış, sevdiğimiz ve insanlığın faydası için yapmaya devam ettiğimiz şey için harekete geçmek bu hayatta yapmamız gereken en önemli şey. En sevdiğim cümlelerden biri olan Bilgi bir konu hakkında öğrenilen ya da öğretilen şeylerdir, bilgelik ise öğrenilen şeylerin hayata geçirilmesidir. Bilmek ve yapmak birbirinden çok farklı kavramlardır. Kimsenin bir şey yapmak istemediği, devamlı her konu hakkında fikir paylaşımında bulunduğu günümüzde bilge insanlara rastlamak gün geçtikçe zorlaşsa da hala çok denebilecek sayıda bilge insanın olduğuna inanıyorum ben.

    Yaşadıklarından, şartlardan, kaygılarından ya da diğer insanların düşüncelerinden bağımsız, yapmak istediği şeye odaklanıp, anda kalarak bütün emeğini, zamanını, enerjisini, maddi manevi imkanlarını kullanarak bir şeyler yapan insanlar bu hayata en büyük katkıyı sağlayan insanlardır. Bilge olmak için farklı bir özelliğiniz olması ya da dışarıdan gelecek herhangi maddi manevi desteğe gereksiniminiz olması gerekmiyor. Elinizden gelenin en iyisini yaparak harekete geçmeniz bilgelikte atacağınız en önemli ve büyük adım.

    Özellikle bu pandemi sonrasında tanık olduğumuz neredeyse bütün konuşmalar negatif ve felaket içerikli. Dünya toplumu olarak hepimizin başına gelen bu süreç gibi yaşadığımız hiçbir konu, durum ya da olayı bahane etmeden, isteklerimiz ve mutlu olduğumuz şeyi yapmaya olan inancımızın peşinden koşmaksa hayat yolunda emin adımlarla zaten nereye gittiğini bilmediğimiz yolculuklarımızda yapabileceğimiz tek şey. Bilgelik demek yapmak demek, hareket etmek demek, vaz geçmemek demek. Sakinlikle, anlayışla, hoşgörü ve sevgi ile bir yolda yürümek demek. İnsan olmaya yaklaşmak, küçüklere örnek olmak, geleceğe umut olmak demek. Edindiğiniz bilgileri bilgeliğe dönüştürün ki hayatınız değişsin. Niyet edin, emek verin, hareket edin ki dönüşüm başlasın.

    Yazının devamı...

    Şimdi ve Burada

    Bu umutsuz, sıkılmış, boş vermiş ve hayattan bıkmış insanların da hayatlarında hep negatif olaylar, durumlar ve sonuçlar olduğunu duyar ve görürsünüz. Bu kısır döngü içine hayatınız bir defa girdi mi, oradan çıkmak adeta imkansızdır ve ölene kadar bile gitme ihtimali olan bir hikaye başlamış olur.

    Bu sarmaldan çıkmanın tek yolu anda kalmak ve odaklanmaktır. Bu sürdürülebilir şekilde yapıldığında mucize denen şeyin ta kendisine geçiş anahtarı olmakla birlikte uygulamada yapılması öyle söylemek ya da yazmak kadar kolay bir şey değildir. Ama imkansız da değildir.

    Bazı farklı alıştırmalar ile anda kalma çalışmaları yaparak önce bunun nasıl bir şey olduğunu anladığınızda uygulama kısmı daha kolaylaşıp, her denemede süre uzayacaktır. Siz sadece o anda orada olan her şeyi olduğu gibi görmeye, izlemeye, algılamaya ve oldukları gibi kabul etmeye başladığınızda karşınızda aniden beliren ve sadece etrafınızda olup bitene odaklanmaktan başka hiçbir efor sarf etmediğiniz halde kendiliğinden size gelen mucizeleri büyük bir hayret ve şükranla kucaklamanın keyfini çıkartacaksınızdır.

    Her konuda olduğu gibi disiplinli ve düzenli bir şekilde bu egzersizi yaptığınızda ruhunuzun nasıl da sakinleştiğini, pozitif ve bereketli her süreç ve sonucun hayatınıza hızla girdiğini gördüğünüzde de isteğiniz ve motivasyonunuz artarak size destek olacaklardır.

    Gittiğiniz bir yerde birini beklerken dikkatinizi sadece etrafınızda olup bitene verin. Hiçbir şey düşünmeden yoldan geçen insanları, havanın sıcaklığını ya da soğukluğunu, elinizde tuttuğunuz kahvenin kokusunu, uçan kuşu, batan güneşi ya da ağlayan bir bebeği fark ederek hayatın akışına odaklanın. Derin bir nefes alın ve bu nefesin ciğerlerinizin derinliklerine kadar gidip oradan geri dönüşüne tanık olun. İşinizi yaparken sadece işe, eğlenirken o anda tam olarak eğlenmeye, birini dinlerken aklınızdan geçenlere değil, karşınızdakinin anlattıklarına dikkat kesilin.

    Canınız hiçbir şey yapmak istemediğinde gerçekten hiçbir şey yapmamaya, ama bu -hiçbir şey yapmama eylemi-nden pişman olmamaya ve bu eylemi gerçekleştirirken de aklınızdan bir şey geçirmediğinize emin olun. Evet çok kolay değil biliyorum. Ama farklı yollarla bunu yapabilirsiniz. Örneğin hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz ve sakince koltukta oturup kahve içiyorsunuz. Klasik bir müzik dinleyip bütün dikkatinizi dinlediğiniz müziğin melodisine, duygusuna, çalan enstrümanlara vererek oturmaya çalışın.

    Odaklanma ve anda kalma süreniz uzadıkça, sakinleştiğinizi, daha pozitif ve mutlu bir insana dönüştüğünüzü ve aslında anda mutsuzluk ve üzüntünün olmadığını iç görünüzle anladığınızı fark edeceksiniz. Koşuşturma, söylenme, yakınma ve kaygı dolu hayatınızı bir süreliğine yavaşlatın. Durmanın muhteşem hızına kapılıp mucizelerde kaybolun.

    Yazının devamı...

    Kaygıdan Arınmış Gelecek

    Dünya 2020 yılının başından beri beklenmedik ve öngörülemez bir yolda müthiş bir hızla oradan oraya savrulurken, insanlık olarak bizlere çok şey oluyor. Hiçbir zaman muhteşem ve dört dörtlük olduğuna inandığımız hayatlarımız yoktu belki, hepimizin sağlık, maddiyat, mutluluk gibi problemleri vardı. Zaman zaman değişiklikler gösteren bu süreçlere çok alışmıştık ve akıp giden o karmaşanın arasında aslında şöyle bir durup kendimize bakmayı unutmuştuk.

    Sonra aniden kendi kendimizle baş başa kaldık ve hayata bakışımızı sorguladık. Etrafımızdaki insanların hepsini gözlemleyecek, kendi istek ve taleplerimizi fark edecek, kendi üzerimizde deneme yanılma yöntemleri ile neyi sevip sevmediğimizi keşfedecek epey bir zamanımız oldu. Bunlar olurken hepimize ister istemez maddi kaygılar eskisinden daha çok sarıldı. En sevdiklerimizi bile göremediğimiz günler ha bitti ha bitecek derken zaman zaman iyi hissettiğimiz ancak çoğu zaman boşlukta hissettiğimiz günler yaşam şeklimiz oldu.

    Yeni yıla girmemizle birlikte enerjimiz iyi anlamda bir nebze değişti ve umutlarla dolu bir başlangıç yaptık. Kişisel düşüncem ve dileklerim önümüzdeki birkaç ay içinde bu korkutucu tablodan çıkmak ve en azından iyileşmeyi her gün hızla hissedeceğimiz günlerde hep birlikte yaşamlarımıza devam etmek.

    Peki bunlar olurken dünya nereye gidiyor?

    Dünya, sevgi temelinde ilişkiler kuran, ihtiyacı olmayanı almayan, olumlu değişikliği daha çok arayan, geleceğe değil anda kalmaya / anı yaşamaya odaklanan, korkularını ister istemez bir kenara bırakıp olup bitene teslim olan insanların dünyası olarak dönmeye devam edecek. İster direnelim ister bir an önce kabullenelim bu gidişe ayak uyduracağız.

    Tabii ki yaşamaya, yemek yemeye, gezmeye, giyinmeye, aile kurmaya, iyi işler yapmaya yani çabalamaya devam edeceğiz. Bu çaba devrinde alışkanlıklarımız kaygı temelli her şeyden bizi uzaklaştıracak nitelikte bambaşka bir seviyeye oturacak. Öylesine aldığımız hiçbir şeyi almayacağız. Sevmediğimiz kimseyi görmeyeceğiz. Aile, arkadaş, dost, sevgi, aşk ve birlikteliğin kıymetini çok daha iyi anlayıp birbirimize tutunacağız. Öngöremediğimiz işlere girmekten imtina edeceğiz. Zamanımıza, paramıza, emeğimize değdiğine emin olmadığımız hiç kimse ve hiçbir şeyle zaman kaybetmeyeceğiz. Kaygı ve korkularımızı en az seviyeye indirip, elimizden gelenin fazlasını yapacağız.

    Dünya bundan sonra negatif, kötü, plancı ve işe yaramayan kimseyi barındırmayacak. Gayretli, hoşgörülü, merhametli, sevgi dolu, iyi niyetli ve gelişen insanların hayatta kaldığı bir gelecek bizi bekliyor. İyi kötü demeden elimizden geleni yapıp kaygılarımızdan arınmış bir şekilde gelece tutunacağız. Bize maddi manevi ‘acaba’ dedirten her türlü ihtimalden uzak duracağız.

    Evet dirençlerimiz, kaygılarımız, yaşadıklarımız ne kadar etkili ve gerçek olurlarsa olsunlar dünya yeni normale tam döndüğünde ister gönüllü ister gönülsüz bu süreç hepimizi olmadığımız kadar insan yapacak.

    Sizi kaygıya sokacak insanlardan, olaylardan, harcamalardan ve düşüncelerden uzak durun.

    Yapmamız gereken tek şey sözle değil gönülle sürece teslim olmak.

    Yazının devamı...

    Sonunda Derin Bir Nefes Alacağız…

    Belki her zamankinden çok daha umut dolu girdik bu yeni dünyanın ilk yeni yılına. Alışkanlıklarımız, farkındalıklarımız, değerlerimiz, hayata bakışımız bir daha geri dönmemecesine değişti. Artık biz aynı biz değiliz. Gelecek ise kesinlikle eskileri yanımızda götüreceğimiz bir tablo olmaktan çıktı.

    Bu yılı öncelikle sağlıkla geçirmeyi diledik ve öyle de olacak. Her şey gibi bu günler de çok yakın zamanda geride kalacak. Dünya iyileşmeye ve hayatta kalmaya çalışırken bütün dengeler değişti. Bu değişimin farkında olup, almamız gereken dersleri alarak önümüze bakmanın zamanı şimdi.

    Yeni dünyaya uyumlanmaya, elimizden geleni yapmaya, üretmeye ve sevgi ile yaşamaya ne kadar çabuk alışırsak o kadar hızlı toparlanacağız. Yapılan negatif konuşmaları, tartışmaları ve paylaşımları bir kenara bırakıp pozitif konular üretmenin, gündemi değiştirmenin vakti geldi. Kelimelerin sihirli olduğunu hatırlayıp konuştuklarımıza, düşlediklerimizin gerçekleştiğini anımsayıp niyet ettiklerimize ve her şeyin çaba ile olduğunu anlayarak üzerimize düşen sorumluluğu alıp yollara koyulmaya hazırız.

    Şöyle bir silkelenip kendimize gelelim. Bedenimize, kıyafetimize, kişisel bakımımıza, duygu ve düşünce durumumuza, insanlara doğaya ve hayvanlara yaklaşımlarımıza çeki düzen verip ayağa kalkalım. Neleri yapamadığımıza değil, neler yapabileceğimize odaklanalım. Dünya ile savaşmaktan vazgeçip barış imzalayalım. 2020’ye el sallayarak veda edip arkamıza bakmadan yeni yıla ışıldayarak merhaba diyelim.

     

    Yazının devamı...

    Her Bitiş Yeni Bir Başlangıç

    Bitişleri ise genellikle kötü algıladığımız, üzüldüğümüz, ağladığımız için onların da tıpkı yeni başlangıçlar gibi mucizevi bir şekilde bizi negatif durum ve olaylardan kopardığını görmekte zorlanıyoruz. Aslında her bitiş başka yönlere açılan kapılar, yeni başlangıçlar, deneyimler, umutlar demek. Nasıl ki yenilikleri sevinç, coşku ve mutlulukla kabul ediyorsak, bitişleri de aynı duygularla kabul etmemiz gerek. Yaşarken bunu anlamakta ve kabullenmekte zorlanıyoruz ki bu da çok anlaşılmaz bir durum değil. Yaşadığımız negatif tabloya biraz dışarıya çıkıp bakabildiğimizde bu bitişlerin de hayatlarımıza sihirli birer dokunuş olduğunu görebilmemiz çok da zor değil.

    Yaşam denen bu yolculukta mutluluğu nihai bir amaç olarak yaşamaya programlandırıldığımız için asıl mutluluğu yani yolculuğun ta kendisini çoğunlukla gözden kaçırıyoruz. İşte bu gözden kaçırdığımız ‘an’lar yani yaşamımızı anlamlı kılan olay, durum ve duygular bütününün toplamına hayat deniyor. Biz bir hedeften diğerine koşmaya çalışırken bir girdaba kapılmış oradan oraya sürükleniyoruz. Halbuki ileride ‘iyi ki olmamış’ diyeceğimiz bitişler bu kasırganın içinde bizi yerden yere vuruyor ve bizden çok şeyi alıp götürüyor gibi hissediyoruz. Bu negatif görünümlü pozitif gelişmelerin bize kattıklarına bakmıyoruz daha doğrusu bakamıyoruz çünkü canımız yanıyor.

    Bir bitiş, kaybediş ya da olumsuzluk olduğunda yapmamız gereken şey öncelikle sakin olmak, ani hareket etmemek, üzülüp yas tutmaya izin vermek ve yas sürecini sükunetle tamamladıktan sonra yeni deneyimlerimizi omuzumuza alıp yola devam etmek. Bunu söylemde bırakmayıp eyleme geçirebilmek. Her zaman söylüyorum belli bir yaşa geldikten sonra yaşımızın, yaşadıklarımızın sorumluluğunu alıp, elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olduktan sonra sonucu sessizlik ve eylemsizlik içinde kabul etmek bizi ilerlemeye yönelten asıl nokta.

    Kimin ne dediğini umursamadan, bize iyi gelmediği ya da gelmeyeceği için, hayırla hayatımızda kalmayacağı için, kalması halinde süreçlerin felaketle sonuçlanacağı için gitmesi gerekene yol vermeyi öğrenmek hem yapabileceğimiz tek şey hem de aslında hayat yolculuğumuzdaki en büyük tekamül.

    Şems-i Tebrizi ne demiş?

    ‘Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    Hayatımızın üstüne bakabildiğimiz gibi altına da bakmaya cesaret ettiğimiz gün yeni hayat yeni güzellikler ve yeni mutlulukları yanı başımızda bulacağız. Tek yapmamız gereken inanmak!

    INSTAGRAM

    Yazının devamı...