• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Yaz aylarında nasıl beslenmeliyiz

    Öncelikle yazın kavurucu sıcaklarında vücudumuzun en çok ihtiyaç duyduğu su tüketimine dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü, su ile birlikte sodyum, potasyum, fosfat, magnezyum ve kalsiyum gibi birçok önemli mineralleri alabiliyoruz. Yaz aylarında kaybettiğiniz sıvı kaybını yerine koymadığınız zaman ise baş ağrısı ve kabızlık gibi sağlık sorunları ortaya çıkarak, zamanla daha önemli hastalıklara kadar uzayan bir süreç başlayabiliyor. Bu nedenle 20 kilograma 1 litre su olacak şekilde su içilmesi çok önemli. Yani 80 kiloluk bir kişinin günlük 4 litre su tüketmesi oldukça faydalı olacaktır. Suyun yanı sıra evlerinizde de rahatlıkla hazırlayabileceğiniz sağlıklı ve serin tutan içecekler tüketmek, yaz ayların rahat geçirmenize yardımcı olur. Vücut ısısını artıran yüksek kalorili ve zor sindirilen besinlerden kaçınmanız da önemli. Bunlar yerine sebze ve meyve ağırlıklı beslenip, kızartmalardan ve yağlı gıdalardan uzak durmaya özen göstermeyi de ihmal etmemelisiniz.

     
    HAFİF YİYECEKLER TERCİH EDİN
    Sıcak havalarda beslenmenize her zamankinden çok daha fazla dikkat etmemizde fayda var. Özellikle bu süreçte sıvı gıdalar tüketip, vücut ısısını artıran yüksek kalorili ve zor sindirilen besinlerden uzak durmalısınız. Su içeriği yüksek olan yiyecekler, hem daha kolay sindirilir hem de vücudunuzu ferahlatır. Kırmızı et, tavuk, kuru baklagiller, sindirimi uzun süren gıdalardır ve vücut ısısının artmasına neden olur. Bu nedenle yaz aylarında bu besinleri ölçülü olarak tüketmek gerekir. Protein zengini yumurtayı haşlama olarak veya salatalarda, et ürünlerini de ızgara veya sebze yemeklerinin içerisinde az miktarda kullanarak yiyebilirsiniz. Mevsiminde sebze tüketmek ise her zaman en sağlıklı beslenme şeklidir. Öğünlerin vazgeçilmezi olan salatalar da yaz aylarında favorileriniz arasında olmaya devam etsin. Mevsim yeşilliklerinden oluşan klasik salataları bolca tüketebilirsiniz.
    BAHARATI AZALTIN, PAKETLİ GIDALARDAN UZAK DURUN

    Yaz aylarında sağlığımızı tehdit eden en önemli beslenme alışkanlıklarından biri de bol baharatlı ve tuzlu yiyecekler tüketmektir. Baharatı bol besinler, vücudumuzun ısı üretiminin artmasına, fazla tuz ise kan dengesini bozarak, vücudun su ihtiyacının artmasına neden olur. Sıcak havalarda özellikle yağlı atıştırmalıklar, cipsler, krakerler, kremalar, soslar, hazır dondurmalar, donmuş hamur ürünleri, donmuş patates gibi içerisinde trans yağ bulunan besinlerden kaçınılmalıdır. Bu tür besinlerin hem sindirimi zordur hem vücudun su ihtiyacını artırır hem de en sağlıksız gıdalardır. Bu nedenle kesinlikle tüketilmemelidir. Yaz aylarında ayrıca mümkünse öğün sayısını da azaltın. Mesela öğle öğününü ara öğün gibi yapıp, akşam öğününü de mümkün olduğu kadar kolay sindirilebilen besinlerden tercih edin.



    SAĞLIK DEPOSU MEYVELER


    Vitamin ve mineral desteği, lif oranı ve daha birçok sebepten dolayı günlük meyve tüketimine de dikkat etmeniz gerekiyor. Ancak her şeyin fazlasının yağa dönüştüğünü unutmayın ve dengeli bir şekilde meyve tüketin. Çok sulu bir besin olan karpuzu, kavunu, çileği, kirazı, eriği ve daha birçok yaz meyvesini ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Pepino ve papaya gibi tropikal meyveleri de beslenme listenize eklemek isteyebilirsiniz. Pepino, kavuna benzer bir tadı olan ve özellikle C vitamini bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı da olan pepino, bol sulu bir meyve olduğu içinde çok faydalıdır. Bu özelliğiyle de yaz aylarında tüketildiğinde vücudumuza yarar sağlar. Her tropikal meyvede olduğu gibi C, B ve A vitamini açısından zengindir. Papaya meyvesi ise sindirime, kilo vermeye, bağışıklığı ve kalp sağlığını iyileştirmeye yardımcı olan fayda dolu bir meyvedir. Zengin antioksidan karotenler ve flavonoidler içeren papaya meyvesi, aynı zamanda iyi bir lif ve magnezyum kaynağıdır. Sağlığımıza oldukça yararlı olan papaya meyvesinden günde bir tane tüketebilirsiniz. Meyvenin yanı sıra salatalık da çok önemli bir besindir. Çünkü salatalığın içeriğinde yüzde 95 oranında su bulunur. Salatalığı da yaz aylarında bolca tüketmeye özen gösterin.


    SERİNLETEN YAZ İÇECEKLERİ TARİFİ

    Yaz aylarında özellikle şekerli, gazlı içecekler yerine maden suyu ve evde hazırlanmış sağlıklı detoks sularını tercih edebilirsiniz. İşte size evinizde de kolaylıkla yapabileceğiniz birkaç tarif...

     


    Detoks suyu
    Vücudunuzda detoks etkisi de yaratacak olan bu şifa kaynağı suyu yaz aylarında rahatlıkla tüketebilirsiniz.
    Malzemeler

    *1 litre su
    *6 adet karanfil
    *2 ince dilim taze zencefil
    *Dilimlenmiş yarım limon
    *1 dal biberiye
    *1 adet kabuk tarçın

    Yapılışı

    1 litre suyun içine 6 adet karanfil, 2 ince dilim taze zencefil, dilimlenmiş yarım limon, 1 dal biberiye, 1 adet kabuk tarçını ekliyor ve yaklaşık 2 saat bekletiyorsunuz. Daha sonra gün içinde bu suyu rahatlıkla tüketebilirsiniz.

    Sağlıklı sebze suyu

    Bol limon ve buz kullanarak farklı sebzeler ile içecekler hazırlayabilirsiniz. Salatalık dilimleri, maydanoz, taze nane, taze fesleğen, taze zencefil dilimleri kullandığınız karışımlarla hazırlayacağınız bu tarz içecekler, sizi serin tutmaya yardımcı olacaktır.

    Meyveli kefir

    En sağlıklı içeceklerden biri olan kefir ile lezzetli içecekler hazırlayabilirsiniz. Kefirin içine tercihe göre meyve veya taze otlar eklenebilirsiniz. Meyveler arasında muz, ananas, şeftali, kavun gibi seçenekler, kefire lezzet katacaktır

    Yazının devamı...

    Orhan Gencebay’ın sağlıklı yaşam tüyoları

     
    ÖMRÜNÜZÜ BOŞ BİR DOSYA KAĞIDI GİBİ DÜŞÜNÜN

    *Siz sağlıklı yaşama önem veren sanatçılarımızdan da birisiniz. Sizin için sağlıklı yaşamak ne anlama geliyor?

    Her zaman dediğim gibi; önce sağlık. Çünkü sağlık olmadan hiçbir şey olmaz. Bir insanın sağlığını düşünmesi, bencillik anlamına gelmez. Ama herkes şunu bilmeli ki, bir insan yalnız kendine ait değildir. Önce kendine, sonra ailesine, sevdiklerine, görev yaptığı yere, vatanına ve insanlığa aittir. Ama önce kendine aittir. Sağlıklı bir insan, daha yararlı olur. Kendine hayrı olmayanın başkasına da hayrı olmaz. Sağlıklı olmak için öncelikle hareketli olmalıyız. Vücut fonksiyonlarımız normal ise onu bozmamaya dikkat edeceğiz. Aşırılığa gerek yok. Bir insan, 100 kilogramlık bir güce sahip ise her gün 100 kilogram güç sarf etmesine gerek yok. Hayat, 20, 30 veya 40 kilogramla da yerine geliyor. Fakat bazılarımız daha iyi olmak adına büyük bir güç sarf ederek spor yapmaya çalışıyor. Bence buna dikkat etmeleri gerekiyor. Bir insan taşıyabileceğini kaldırabilir. Aşırı olanı anlaması lazım. Ancak taşıyabileceğiniz yükü taşıyarak, sağlıklı kalabilirsiniz. Daha fazlasını zorlamamalısınız. Bu durum zihinsel ya da bedensel olarak fark etmez. Her ikisi içinde geçerlidir. Bunun için verdiğim bir örnek de vardır. Boş bir dosya kağıdının üzerine küçük küçük noktalar koyun ve bunu bir ömür süreci olarak düşünün. Küçük noktaları da yaşayabileceğimiz olaylar olarak görün. Fakat biz bazen, bu olaylardan bir tanesine takılıp, koskoca dosya kağıdını harcayabilecek derecede eyleme geçebiliyoruz. Bu son derece zararlı. Onun için dengede kalmalıyız.

    YÜRÜYÜŞ YAPMAK KENDİNE SAYGIDIR

    *Sizin eski bir sporcu olduğunuzu biliyoruz. Bugünlerde sporla aranız nasıl? Özellikle yaptığınız bir spor var mı?

    Yürüyüşün yapılması gereken en güzel eylemlerden biri olduğunu düşünüyorum. Aslına bakarsanız yürüyüş, kendine saygıdır. Çünkü yürüyüş yapmayan kişiler, ileride mutlaka bunun sıkıntısı çekerler. Yürüyemezler, ayakları tutmayabilir ve vücutları gücünü kaybeder. Ben tüm spor aktivitelerini seviyorum ve hepsinden de nasiplendim. Bazı spor alanlarını daha da ileriye götürüp, dünya şampiyonluklarına dahi katılabilirdim. Mesela güreşte ilerleyebilirdim. O dönemde bizi Milli Takım Antrenörümüz Nuri Boytorun hoca çalıştırırdı. Kasımpaşa Güreş Kulübünde de çok çalıştım. Ama ben vücut meraklısıydım. Bu nedenle body çok çalıştım. Dünya Şampiyonu Steve Reeves, bu konuda adeta benim ilahımdı. Onun dışında sevdiğim sporcular arasında eski Vücut Dünya Şampiyonu Gordon Scott ve biz de Ahmet Enünlü vardı. Ama o dönemde ben de vücutta çok iyiydim.

    *Günlük beslenmenizde nelere dikkat edersiniz?
    Günlük beslenmemde gerektiği kadar tüketmeyi ve fazla yememeyi tercih ediyorum. Eşim, bu sıralar biraz kilo aldığımı söylüyor. Bunun nedeni de 10 ay önce Covid-19’a yakalandım. 15 güne yakın hastanede kaldım. Hafif geçirdim ama o sırada bana kortizon verdiler. Sanırım bu da metabolizmamın etkilenmesine neden oldu. Çünkü ondan sonra biraz kilo farkı ben de gözlemledim. Günlük beslenmemde her şeyi yiyorum ama gerektiği kadar tüketiyorum. Sebzeyi de eti de yemeliyiz. Her gıdayı almak lazım ama az yemeye de özen göstermeliyiz.



    BAL, OLMAZSA OLMAZIM

    *Beslenme listenizde olmazsa olmaz dediğiniz bir besin var mı?

    Petek bal tüketme alışkanlığım var. Bal için olmazsa olmazım diyebilirim. Sabahları yemeği tercih ediyorum ama itiraf etmeliyim ki, balı biraz fazla tüketiyor olabilirim.

    Yoğun çalışıyorsunuz, mesela beste yaparken arada atıştırmalıklar da tüketiyor musunuz?

    Çalışırken beynim müziğe ve yapmak isteğim hedefe odaklanır. Ve hedefime ulaşma yolunda her şeyi yapmışımdır. O nedenle neler tükettiğimin ve hangi atıştırmalıkları yediğimin pek farkında değilim açıkçası.


    Kahve mi çay mı tercih edersiniz?

    Eskiden 30 bardağa yakın çay içerdim, ama şimdi içmiyorum. Şu anda günde 3 kez Türk kahvesi içiyorum. Kahvemi de şekerli sevdiğimi söyleyebilirim.

    Peki su ile aranız nasıl? Günlük su tüketimine dikkat ediyor musunuz?

    Su tüketmeyi seviyorum. Her zaman söylüyorum, su içmek çok önemli. Günde 2 litre su, mutlaka içerim.

    *Düzenli ve kaliteli uykunun da hayatımızda büyük önemi var. Sizin uykuyla aranız nasıl?

    Günde 5 ya da 6 saat uyuyorum. Ama 7 saat olunca daha iyi uyuduğumu hissediyorum.

    AĞRI EŞİĞİM YÜKSEKTİR

    *Düzenli yaptırılan sağlık kontrolleri de sağlıklı kalabilmemiz de önemli bir rol oynar. Siz sağlık kontrollerinizi her zaman yaptıranlardan mısınız yoksa hasta olduğunuz zaman doktora gidenlerden mi?

    Sağlık konusunda tahammülüm çoktur. Öncelikle söylemem gerekir ki, ağrı eşiğim çok yüksektir. Bu nedenle doktora geç gittiğim zamanlar da oldu. Ama buna rağmen yine de tedbirliyimdir ve öngörülerimde vardır. Mesela 22 sene önce bypass oldum. Ama kriz geçirmeden oldum. Bypass olmamın 2 nedeni vardı. Biri ciddi ağır sporlar yapmış olmam ve diğeri de müzik diye adlandırılan ve adrenalini yükselten duygu alemine girmiş olmam. Bu iki durumda beni etkiledi ve bypass’a götürdü. Bu operasyondan sonra sağlığın önemini daha da iyi kavradım diyebilirim. Bana “Niye bypass oldunuz” dile sorduklarında, benim cevabım “Başka gönülleri kırmamak için, kendi gönlümü kırdım. Ama şikayetçi değilim” oluyor.


    *Sağlığınızla ilgili sizin de yaptığınız ama “Hiç önermiyorum” dediğiniz olaylar var mı?

    Sizlere başımdan geçen iki sağlık sorunumda yaşadıklarımı anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz yıllarda bana biyopsi yapmaları gerekti. Operasyon sırasında sakinleştirici vereceklerdi ama sakinleştirici almayı kabul etmedim. Operasyona başladıktan 15-20 dakika sonra üstüme bir yük oturdu. Tansiyonuma baktılar, 25’e 15 olmuş ve bedenimin sınırlarını aşmışım. Bu nedenle bana hemen ilacı verdiler. İkinci olay ise diş hekiminde yaşandı. Kalp ritmimi etkilediği için sakinleştirici ilaç kullanmıyorum. Ancak dişlerimi yaptırmam gerekiyordu ve 27 dişime müdahale edilecekti. Diş hekiminden ilaç kullanmamasını istemedim. Ağrı oluyordu ama dayandım. Diş hekimim, 3 saat sonra bana “Ben sizin gibi bir olayı hiç yaşamadım” dedi. Şunu söylemek istiyorum ağrı eşiğim yüksek diyerek, kendinize bu tarz zorlamaları yapmayın. Ben bunları denedim ama hiç tavsiye etmiyorum. Gereken ne ise yapılması lazım. Bu gereken de bilgiyle gelmeli, bilgi çerçevesinde yapılmalı.

    ÖNERİLER
    Orhan Gencebay, bedensel ve ruhsal dengeyi çok iyi bir araya getiren birisi. Biliyoruz ki, sağlığımız için ruhsal ve bedensel dengenin bir uyum halinde olması inanılmaz önemli. Geçmişte 30 bardağa yakın çay içtiğini belirtmişti. Çay miktarını azaltmış olması çok sevindirici. Kahvesini de şekersiz içerse çok daha güzel olur. Ancak 3 bardak içiyor olması, onu çok da olumsuz etkilemiyor. Sabahları bal yemesi bizim de çok sevdiğimiz ve önerdiğimiz desteklerden. Ancak balı da aşırıya kaçmadan tüketmesini öneriyorum. Spor yapmaya devam ediyor olması çok önemli. Ancak özellikle ruhun ve bedenin beslenmesinde müziği çok fazla ön plana almış durumda. Orhan Gencebay’ın daha sık sağlık kontrollerinden geçmesi ve sağlığını korumak anlamında vücut detoksuna önem vermesi sağlanabilir. Özellikle düzenli terapilerle kontrollerini yıllık olarak yaptırması ve buna göre de eksik olan vitamin ve mineral takviyelerinin planlanmasını tavsiye ediyorum. Çünkü sağlıklı yaşlanmaya dair desteklerini daha erken dönemde ve düzenli alması, sanatçımızın çok daha uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürmesine yardımcı olacaktır.

    Yazının devamı...

    Bilinçsiz vitamin kullanımına dikkat


    GIDA TAKVİYESİ ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

    Gıda takviyesi alacağımız zaman öncelikle 6 ana unsura dikkat etmemiz gerekiyor. Bunlar; kullanım dozajı, ürünün nasıl alınması gerektiği, ne kadar ve ne süreyle kullanılacağı, ürün etiketinin iyi okunması, aldığımız ürünlerin etkileşimleri ile kimlerin nerede ve nasıl kullanılacağıdır. Bu etkenlere dikkat edilmediği zaman şifa niyetine aldığınız takviyeler, size ciddi sağlık sorunları olarak geri dönebiliyor.

     



    EN SIK KULLANILAN GIDA TAKVİYELERİ

    Magnezyum: Magnezyum eksikliği, geçmeyen ağrılara, dikkat eksikliğine, kronik yorgunluğa, kas kramplarına, halsizliğe ve kabızlık gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Çünkü vücudumuzda aklınıza gelen her mekanizmada magnezyum görevli ürünlerden birisi. Şu anda piyasada satılan 8 tür magnezyum bulunuyor. Ancak magnezyum, bilinçsiz kullanıldığı zaman sağlığınıza zarar verebilecek ürünlerden biri olduğu için doktora danışarak kullanılması çok daha sağlıklı olacaktır. Magnezyum kullanım dozajı, erişkin erkeklerde ortalama 4 bin miligram, kadınlarda da 3 bin 200 miligram olarak öneriliyor.


    Magnezyum sitrat: Kabızlık sorununda çok sık kullanılır. En güvenilir formdur. Hiçbir ilaçla etkileşime girmemesinin yanı sıra bağımlılık da yapmaz. Düzenli ve aynı saatte içilmelidir.

    Magnezyum Glisinat: Baş ağrıları ve migren ağrılarında kullanılır. Günde 1 tane almanız yeterli olacaktır.

    Magnezyum Malat: Kronik ağrılara iyi gelen en güvenilir magnezyumdur. Enerji de verir.

    Magnezyum Taurat: Migrende etkilidir ama kalp içinde çok fayda sağlar. Kalp krizi geçirme riski olanların bu ürünü kullanmalarını öneririm.

    Magnezyum Sülfat: Cildimize iyi gelen ve ayak bakımında kullanılan epson tuzu olarak da bilinir.

    Magnezyum Oksit: Mide ekşimesine, kabızlığa ve şişkinliğe iyi gelir.

    Magnezyum Treonat: Zihin sağlığı için çok önemlidir. Demansa girmeyi engeller. Dikkati arttırır.

    Magnezyum Klorür: Magnezyum eksikliğinde rahatlıkla tercih edilebilir. Damar yolu kullanımlarında da etkilidir.

    DEPRESYON İLAÇLARIYLA BİRLİKTE D VİTAMİNİ ALMAYIN
    D vitamini: Yağda çözülen ve vücudun tüm fonksiyonlarının devam etmesi için önemli olan vitaminlerden biridir. K vitamini, D vitamininin emilimini arttırdığı için birlikte kullanılması faydalıdır. Sabahları aç karnına içerseniz emilim çok daha etkili olur. Ancak D vitamini, fazla kullanıldığında toksik hale gelerek, zarar verici olabilir. Bu nedenle kontrollü kullanılmalıdır. Haftalık 50 bin internasyonel üniteyi geçmemek ve 12 hafta kullanıp, 1 ay ara vermek gerekir. Özellikle depresyon ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarla etkileşime geçtiği için birlikte kullanılmamalıdır. Kronik hastalıkları olanların da D vitaminini doktor kontrolünde kullanması sağlıkları açısından önemlidir.

    KULLANIMI HASTALIKLARA GÖRE DEĞİŞİYOR
    OMEGA 3: Yağların enerji olarak kullanılmasını sağlayan ana madde, omega 3’tür. Beynin, kasların ve kemiklerin sağlıklı gelişmesinde önemli bir rol oynar. Boy uzamasında çok etkilidir. Alfalinolenik Asit (ALA), Eikosapentaenoik Asit (EPA) ve Dokosaheksaenoik Asit (DHA) olmak üzere 3 tipi bulunur. Normalde vücudumuzda bulunmaz. Derin deniz balıklarında da bolca omega 3 vardır. EPA, özellikle kalp sağlığı için faydalıdır. DHA, hücrelerin gençleşmesine destek sağlar. EPA ve DHA ise birlikte beyin gelişimi açısından önemlidir. Somon, uskumru ve hamsi, tam omega 3 kaynaklarıdır. Kullanım dozajı ise günde 3 gram olarak önerilmektedir. Ancak omega 3’ün kullanımı hastalıklara göre değişkenlik gösterir. Kalp hastaları ve tansiyon hastaları kan sulandırıcı kullanırken, bir de bunun üzerine EPA alırlarsa, bir an da kanama risklerini artırırlar. O nedenle kontrollü kullanılması gerekir. DHA, özellikle soyada, keten tohumunda ve cevizde bulunur. Erken menopoz ve hücresel gençleşmede çok etkili. DHA ve EPA aynı ürün içinde kullanacaksanız EPA oranı yüksek olan tercih edilmelidir. DHA, çok fazla aldığımızda ise saç dökülmesine, akne oluşumuna neden olmasının yanı sıra LDL kolesterol seviyesini artırabilir. Ayrıca kan sulandırıcı haplarla kullanılmamasını yanı sıra eğer Covid-19 geçirdiyseniz ve akciğerde tutulum olduysa kullanmamanızı öneririm. Çünkü akciğerdeki sorunu tetikleyebiliyor.



    GÜNLÜK C VİTAMİNİ İHTİYACI NE KADARDIR?

    C Vitamini: COVID-19 salgını ile birlikte en çok kullanılan vitaminlerden biri olma özelliğini taşıyan C vitaminini vücutta üretilmediği için dışarıdan almamız gerekiyor. C vitamininde günlük ihtiyaç ise 3 gram olarak öneriliyor. Tükettiğimiz meyve ve sebzelerden C vitamini alıyoruz ancak bu ihtiyacımız olanı asla karşılamıyor. Bu nedenle takviye olarak da alınması gerekiyor. C vitamini damar yoluyla da alınabiliyor. Özellikle yurt dışından getirilen C vitaminleri doktor kontrolünde kullanıldığında güzel sonuçlar veriyor. İhtiyacınız olan C vitamini dozunu evinizde yapacağınız bir testle de belirleyebilirsiniz. Suda eriyen C vitaminlerini alın ve bir bardak suyun içen 2 gram olacak şekilde eritin. Her 15 dakikada bir, 2 gram için. İshal olduğunuzda durun ve doza bakın. Bu sizin ihtiyacınız olan dozu verecektir. Erişkinler, 3000 miligram C vitaminin güvenle kullanabilir, fazla alındığında sadece ishal yapar. Ancak hamileyseniz toplamda 2000 miligramı aşmamanız gerekiyor. Bazı ilaçlar, C vitamini eksikliği yaratır. Mesela doğum kontrol ilacı kullanıyorsanız, C vitamini dozunu artırmalısınız. Aspirin kullanıyorsanız da C vitaminini daha az almalısınız. Mide ilaçları ve idrar söktüren ilaçlarda C vitamini emilimini azaltıyor. C vitamini ayrıca bitkilerle de etkileşiyor. Örneğin bol üzüm tüketiyorsanız, C vitamini almayın. Üzüm ile birlikte portakal, kivi, limon gibi meyveleri de yemeyin. Hepsi birlikte kan basıncını olumsuz yönde etkileyecektir. C vitamini ile birlikte bol su tüketmekte faydalı olacaktır.

    Yazının devamı...

    Güneş yanığı tatil keyfinizi kaçırmasın

    Aylardır beklediğiniz tatil keyfinizin kaçmaması için öncelikle güneş yanığı olmamaya dikkat etmeniz gerekiyor. Güneşten korunmak içinse elimizdeki en etkili silahımız güneş koruyucu kremler. Ancak her krem cildinize uygun olmayabilir. Bu nedenle güneş koruyucunuzu nasıl seçmeniz gerektiğini ve nasıl kullanacağınızı bilmeniz oldukça önemli. Aksi taktirde lekelerle kaplanmış ve sağlığını kaybetmiş bir cilt ile tatilden dönmeniz kaçınılmaz olabilir.


    GÜNEŞ YANIĞI NASIL OLUR?

    Güneşin ultraviyole ışınları maalesef ki, cildimizin en büyük düşmanıdır. Güneş ışınlarının en etkili olduğu saatler 11.00 ile 15.00’tir ki, bu saatlerde güneşlenmek oldukça tehlikelidir. Özellikle öğle saatlerinde koruyucu sürmeden güneşe çıktığınız zaman ise güneş yanığına maruz kalabilirsiniz. Genelde insanlar, 1 saat güneşlendiklerinde yanmadıklarını düşünerek, daha fazla güneşte kalıyor. Bu da aslında güneş yanığının oluşmasının en önemli nedenlerinden biri. Çünkü yanma etkisi, 2 veya 4 saat sonra ortaya çıkar. Eğer bir de güneş koruma kullanmazsanız, 2 saat sonra ikinci derece yanığa kadar gelen sonuçla karşı karşıya kalabilirsiniz.

     GÜNEŞ YANIĞI OLDUĞUNUZU NASIL ANLARSINIZ?

    Güneş yanığı olduğunuzda cildinizde kızarıklık, ağrı ve şişlik meydana gelir. Bu belirtiler de güneşlenmenizin üstünden 4 veya 5 saat geçtikten sonra ortaya çıkar. Daha sonraki, süreçte cilt gerilir ve soyulmaya başlar. Özellikle çok hızlı yanan kişilerde soyulma daha hızlı olur. Eğer soyulmaya başladığınız aşamada güneşlenmeye devam ederseniz de bölgesel yanıklar daha da netleşir. İşte bu durum da güneş lekelerinin kalıcı hale gelmesinin en önemli nedenidir. Güneş yanığı çok yoğun olduğu zamanlar da cildiniz su toplamaya da başlayabilir. Böyle bir durum olduğu zaman ise mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. Çünkü o yanıklara artık pansuman yapılması gerekir. Aksi halde cildinizde ciddi izler kalabilir.


     GÜNEŞ KORUYUCU KREMLERDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Güneşten korunmanın en iyi yolu güneş kremi kullanmaktır. Doğal olmayan hiçbir şeyi önermiyorum ama güneş koruyucu kremi kullanmamız gerçekten şart. Ayrıca bu kremleri sadece yazın değil, kışın da kullanmamız gerekiyor. Eğer kuru bir cildiniz varsa nemlendirici özelliği yoğun su bazlı, yağlı bir cildiniz varsa yağ bazlı, karma ciltler de her ikisini içeren güneş kremlerini kullanmaları gerekiyor. Güneş kremlerinde diğer önemli bir konu da kremin koruma özelliği olması. Bunu da biz SPF değerinden anlayabiliyoruz. Eğer kremde SPF 30 yazıyorsa, bu sizi yüzde 93 oranında koruyor demektir. Çocuklarda 30 faktör yeterli olacaktır. Yetişkinler ise ciltlerine 50, vücutlarına 30-40 faktör kullanabilirler.


    GÜNEŞ KORUYUCU KREM NASIL KULLANILMALI?

    Güneş koruyucu kremler, güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce yüze sürülmelidir. Boynunuzdan başlayarak, yüzünüze doğru hafif masaj yapar gibi sürün ve kremin cilt tarafından emilmiş olmasına özen gösterin. Yaz döneminde günde 3 kez güneş kreminizi kullanın. Güneşlenmeye çıktıysanız da 2 saatte bir kreminizi tazelemeyi ihmal etmeyin.

     


    CİLT SAĞLIĞINIZI DOĞAL MASKELERLE KORUYUN
    Güneş kremi kullandığımız dönemlerde cildin beslenmesine de dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle vitamin ve mineral eksikliğiniz olmamasına özen göstermelisiniz. Yazın ayrıca bol bol su tüketmeli ve bunu soda ile desteklemelisiniz. Akşamüzeri evinize girdiğinizde ve yatmadan önce cildinizi sodalı su ile temizlemeniz de cildinize ihtiyacı olan mineral desteğini almasına yardımcı olur.


    SALATALIK MASKESİ

    Orta boy salatalığın yarısını alıp, kabuklarını soyun ve rendeleyin. İçine 1 yemek kaşığı mümkünse ev yapımı yoğurt, 1 yemek kaşığı yulaf ezmesi, 1 tatlı kaşığı bal ekleyin ve iyice karıştırın. Daha sonra karışımı cildinize maske şeklinde sürün. Sonrasında soyduğunuz salatalık kabuklarını maskenin üzerine yerleştirin. 20-30 dakika bekleyin ve bol su ile yıkayın. Bu maske, cildimizin nemlenmesini sağlayarak, kaybettiği mineralleri almasını sağlayacaktır. Ayrıca detoks etkisi yaratarak, cildinizin daha sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır.


    DETOKS MASKESİ

    Yaz döneminde haftada bir cildiniz için detoks yapmamız çok faydalı olacaktır. En doğal detoks ürünü kahvedir. İçtiğimiz Türk ve filtre kahvelerin telvelerini gün içinde biriktirin. Bunu hafta bir hafif nemlendirip, cildinizi tamamen kapatacak şekilde sürüp, 20 dakika bekleyin. Daha sonra bol su ile yıkayın.

    DOĞAL BAKIM MASKESİ

    Muzu ince ince dilimleyin. Daha sonra yumurtanın akı ile birlikte 1 tatlı kaşığı zeytinyağını hafif beyazlaşıncaya kadar karıştırın. Bu karışımın içine muzları ekleyin ve karıştırmaya devam edin. Muzlar, iyice karıştıktan sonra cildinize maske şeklinde uygulayın. 20-30 dakika beklettikten sonra cildinizi yıkayın. Bu maske, cildin kolajen ve kök hücre sentezini arttırarak, daha bakımlı görünmesine yardımcı olur.

    Yazının devamı...

    Güzelleşirken sağlığınızdan olmayın

     

     

    Gündelik hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yer alan kozmetik ürünlerin içeriğinde bulunan sentetik ve toksik maddeler, maalesef ki sağlığımızı çok ciddi şekilde tehdit ediyor. Hemen hemen her yerde satılan makyaj malzemeleri ve cilt bakım ürünlerinin içinde bulunan zararlı kimyasallar, cilt yoluyla, oral yolla ya da solunum yoluyla vücudumuza nüfuz ettiğinde ciltte tahriş, alerji, iltihaplanma, akne gibi sorunlara neden olabildiği gibi kanser oluşumuna da yol açabiliyor. Sinir sistemini de olumsuz etkileyen bu toksik maddeler, üreme sistemini de bozuyor. Endokrin sistemini olumsuz etkileyen kimyasallar ise maalesef ki, şampuanlar, saç şekillendiricileri, jöleler, briyantinler, saç spreyleri, tıraş ürünleri, güneş koruyucuları, losyonlar, parfümler ve cilt bakım ürünlerinin içinde bulunuyor.
    ERKEN MENOPOZA NEDEN OLUYOR

    Piyasada satılan kozmetik ürünlerin birçoğu sağlığımız için tehlikeli olan sentetik ve toksik maddeleri barındırıyor. Bu toksik maddelere uzun süre maruz kalan kişiler ise gelecekte erken menopoz, cinsel isteksizlik, çocuk sahibi olamama gibi üreme sorunlarıyla karşılaşıyor. Özellikle hamilelerde toksik maddelerin etkileri, bebekte gelişim anamolilikleri veya genetik mutasyonlar şeklinde ortaya çıkıyor. Tüm bunların yanı sıra kozmetik ürünlerden vücudumuza giren kimyasalların Alzheimer ve demansa neden olup olmadıklarının incelendiği çok ciddi bilimsel yayımlar var. Mesela, 2017 yılında yapılan bir çalışmada yoğun makyaj yapan kadınlar ve yapmayan kadınlar araştırıldı. Çalışma sonucunda yoğun makyaj yapanların daha erken yaşta emeklilik istedikleri, daha fazla sağlık problemleriyle karşılaştıkları ve daha fazla unutkanlık yaşadıkları gözlendi.



    KİMYASALLARA NASIL MARUZ KALIYORUZ?


    Kozmetik ürünlerdeki kimyasallara şüphesiz ki, deri yoluyla maruz kalıyoruz ama saç spreyleri gibi ürünler sayesinde solunum yoluyla da bu maddeleri vücudumuza alabiliyoruz. Cilde sürülen pudralardan da çok ciddi maruziyet oluyor. Mesela ruj gibi ürünler de oral yolla maruziyete yol açıyor. İyi bir ruj kullanmıyorsanız, bilin ki oldukça fazla olumsuz faktöre maruz kalıyorsunuz. Tabii bu olumsuzlukların oranı ürünün cilde ne kadar sürüldüğü, ne kadar süre cilde temas ettiği ve ne sıklıkla kullanıldığına göre değişiyor. Mesela yüzünde 18 saat makyaj tutan ve bunu her gün tekrarlayan bir kişinin olumsuz faktörlerden fazla etkilenmesi kaçınılmaz oluyor.

    .


    SAĞLIĞIMIZA ZARAR VEREN MADDELER
    Paraben: Cilt tarafından çok çabuk emilen parabenin meme ve karaciğer kanserine neden olduğuna dair çok ciddi araştırmalar var. Bunun yanı sıra hormonların bozulmasına da yol açıyor. Bilimsel çalışmalar, östrojen hormonunu taklit edebildiğini göstermiş ki, bu da östrojene bağlı kanser gelişme riskini artırdığı anlamına geliyor. Ergenlik döneminde parabene maruz kalındığı zaman ise adet döneminin kısalması, erken adet görme, erken menopoz ve üreme fonksiyonlarının bozulması gibi sorunların ortaya çıktığını görüyoruz. Ayrıca gebelik sürecinde parabene maruz kalınması bebeği de olumsuz etkiliyor.

    Ftalatlar: Kozmetik malzemeyi yumuşatmak için kullanılan ftalatlar, vücut tarafından hızlı şekilde emilip, stres yaratıyor, vücudunuzda iltihap varmış gibi sıkıntılar ile gelişim bozukluklarına neden oluyor. Ayrıca üreme sistemini de olumsuz etkiliyor. Avrupa Birliğine bağlı ülkelerde kozmetik ürünlerde ftalat kullanımı yasaklandı ancak bizim ülkemizde hala kullanılıyor.

    Polietilen Glikoller: Makyaj malzemelerini inceltmek ve yumuşatmak amacıyla kullanılan maddedir. Özellikle nemlendiricilerin içinde oldukça fazla bulunur. Üreme fonksiyonlarında olumsuzluklar yaratan bu maddenin kanserojen etkileri de fazladır.

    Boya maddeleri: Her türlü kozmetiğin içinde boya maddesi var. Özellikle saç boyalarında bulunan kimyasalların çok olumsuz etkileri olduğunu söyleyebiliriz.

    Bisfenol A: Ürünleri koydukları kapların içinde bulunuyor. Özellikle bir ürünün çözünürlüğü yoğunsa, bu madde çok daha fazla vücuda girebiliyor. Obeziteye, rahim duvarı büyümesine ve prostat kanserine yol açıyor.

    Triklosan: Triod hormonu benzeri etki eden maddelerdir. Günümüzde Haşimato tiroidi, hipotiroid ve tiroid bezinin az çalışması gibi rahatsızlıklar çok sık görülüyor. Bunlara neden olan bir faktör de triklosanlardır.


    VÜCUTTAN TOKSİKLERİ ATAN FORMÜL

    Makyaj yapmak zorunda olanlara sağlıklarını koruyabilmeleri için haftada bir kere zeolit ve bentonit kili kullanmalarını öneriyorum. Bu iki ürünü eczanelerde bulabilirsiniz. Zeoliti içiyoruz, toz halinde satılan bentoniti de hafif bir su ile kil haline getirip, haftada bir yüzümüze maske şeklinde sürerek kullanıyoruz. 30 dakika bekliyoruz ve sonra yıkıyoruz. Böylelikle vücudumuza aldığımız toksinleri atabiliyoruz.


    BUNLARA DİKKAT

    *Kozmetik ürün satın almadan önce Sağlık Bakanlığının yayımladığı Yasaklı Kozmetik Ürünler Listesine bakın.

    *Tıbbi İlaç ve Cihaz Kurumu’nun yayımladığı Kozmetik Ürünlerde Güvenlik Değerlendirmesi’ne ait kılavuzu inceleyin. Kozmetik ürünlerinizi bu kılavuza göre satın alın.
    *Alacağınız ürünlerin etiketini okuyun ve ürün içeriğini satıcıdan talep edin. Ucuz ve üzerinde içeriği yazmayan ürünlerden uzak durun.

    *Gece yatarken ve gündüz uyandığınızda mutlaka cildinizi temizleyin. Kullanacağınız ürünü temiz cilde uygulayın.

    Yazının devamı...

    Mucize mineral iyotun yararları

    Vücudumuzun işleyiş mekanizmalarının devamlılığı açısından en önemli mineraller arasında yer alan iyotun sağlığa faydaları her zaman merak edilen konulardan biri olmuş ve kullanımı da birçok tartışmaya yol açmıştır. Maalesef ki, toplumumuzda da iyot, kulaktan dolma ve yanlış bilgiler doğrultusunda kullanılmakta ya da zararlı olduğu düşüncesiyle uzak durulmaktadır. Ayrıca iyot eksikliği, ülkemiz de dahil olmak üzere dünyada sıklıkla görülen bir durumdur. Bu nedenle ben de bugün iyot konusunu tüm yönleriyle ele almak istedim. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, iyot ile ilgili araştırmalar 100 yıldır yapılmaktadır ve elde edilen bulgular da iyotun insan sağlığına oldukça faydalı olduğunu göstermektedir. Şimdi gelelim iyotun ne olduğuna, faydalarına, nasıl alınması gerektiğine ve iyot eksikliğinin nasıl anlaşılacağına... Hazırsanız başlayalım...


    İYOT NEDİR

    İyot, her hücremiz için gerekli olan ve vücudumuz tarafından üretilmeyen bir mineraldir. Aslında bulabileceğiniz en ucuz ve iyi antioksidan olduğunu da söyleyebilirim. Bakteri ve virüsler, iyot bakımından zengin ortamlarda barınamazlar. Çünkü iyot, hastalığa sebep olan patojenlerle savaşır. Bu nedenle vücutta iyi bakterileri de öldüren antibiyotikler yerine iyi bakterileri öldürmeyen iyotu tercih etmek gerekir. Ayrıca patojenler, antibiyotiklere karşı direnç geliştirebilir ama hiçbir mikroorganizma, iyota direnç geliştiremez. Dolayısıyla iyot, tüm bu özellikleriyle vücudu korur ve antioksidanları aktif hale getirerek, kanser gibi daha birçok ciddi hastalığa karşı savaşır. İyot eksikliği ise ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirir.


    HANGİ HASTALIKLARA İYİ GELİR

    Antibakteriyel bir etkiye sahip olan iyot, virüslerin ve parazitlerin yok edilmesinde oldukça etkilidir. Mesela ağızdan iyot kullanımında parazitlerin çok çabuk gittiği gözlenmiştir. Ayrıca mantarlar üzerinde oldukça etkilidir. Özellikle ayak ve vajinal mantarlarda iyot kullanımı oldukça faydalıdır. Anti kanser özelliği vardır. Radyasyonun vücuttan atılmasını sağlar. Bir film çektirdiğiniz ya da tomografiye girdiğinizde radyasyon alırsınız. Eğer bu radyasyonu vücudunuzdan atmak istiyorsanız, iyot kullanmanız çok büyük fayda sağlayacaktır. İşlemi yaptırdıktan sonraki 10 gün boyunca zeolit ve yüzde 2’lik iyottan günde 5 damla olacak şekilde kullanabilirsiniz. Bunların yanı sıra alerjik astımda, kalp damar tıkanıklığında, daha önce stent taktırmış hastalarda, memede fibrokistlerin azaltılmasında, kanser tedavisine ve akciğerle ilgili hastalıklara da iyi gelir. Migren, hipertansiyon, enfeksiyon hastalıklarında, karaciğer rahatsızlıklarında, yumurtalıkların aşırı çalışmasında, ağızda oluşan hastalıklarda ve tiroid ile ilgili sorunlarda aktif olarak kullanıldığında etkilidir. İyot, iyi bir akne yok edicisi olmasının yanı sıra vücutta bulunan toksik maddelerin atılmasına da yardımcı olur. Özellikle gribal enfeksiyonlarda iyotun çok faydalı olduğu gözlenmiş.

    GEBELİKTE EKSİKLİĞİNE DİKKAT

    İyot eksikliği, gebelik sürecinde oldukça fazla dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü gebelerde iyot eksikliği çok fazla görülür ve bu durum da çocukta gelişim patolojilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle gebelerde iyot eksikliği çok iyi kontrol edilmeli ve mutlaka iyot takviyesi kullanılmalıdır.


    İYOT NASIL KULLANILIR

    İyot, piyasada lugol solüsyon olarak satılıyor. Bunların da yüzde 2’lik ve yüzde 5’lik formları var. Yüzde 2’likte 2 gram iyot, 4 gram potasyum iyodür ve 92 ml su bulunuyor. Yüzde 5’liğin içinde ise 5 gram iyot, 10 gram potasyum iyodür ve 92 ml su var. Yüzde 2’lik formdakinden suyun içine 1 damla damlattığınızda 2 buçuk miligram, yüzde 5’lik iyottan 1 damla kullandığınızda 6,25 miligram iyot almış oluyorsunuz. Bu oranlara göre alacağınız iyotu hesaplayabilirsiniz. Hiçbir sağlık sorununuz yoksa günde 3 damla kullanmanız faydalı olabilir. Ancak iyot kullanımı oranı altta yatan hastalığa göre değişebilir. Bu nedenle hekiminizin kontrolünde kullanmanız daha doğru olacaktır.

    .İYOT EKSİKLİĞİ NASIL ANLAŞILIR

    İyot eksikliği olup olmadığı yapılan idrar testiyle anlaşılmaktadır. İdrarda alt değer, 70 ila 80’in altında çıkarsa, iyot kullanılmasını öneriyorum. Yüzde 2’lik iyottan günde ortalama 3-4 damla şeklinde kullanabilirsiniz. Eğer idrar testinde değeriniz 120’nin üstünde çıkarsa, o zaman kullanmanıza gerek kalmayacaktır.


     İYOTLU TUZLAR FAYDA SAĞLAR MI?

    İyotlu tuzların içerisindeki iyot miktarı çok azdır ve vücudun ihtiyacı olan oranı karşılaması mümkün değildir. Bu tuzlarda çok az iyotun yanında sadece sodyum ve potasyum bulunur. Eğer ihtiyacımız olan iyotu, iyotlu tuzdan almaya çalışırsak, o zaman tansiyon hastası olabiliriz. Çünkü bu tuzlardan çok ciddi oranda sodyum alırız. Ben her zaman Himalaya, kaya ve deniz tuzu kullanımını öneriyorum. Çünkü bunların içinde 82 ayrı mineral var.

    Yazının devamı...

    Sağlıklı kilo vermenin sırları

    ZAYIFLAMADA KAKA TRANSFERİ

    Yaz mevsimi yaklaşıyor. Birçok kişi, fazla kilolarından kurtulmak için şimdilerde sık sık zayıflama yöntemlerini araştırıyor ve şok diyetler gibi yanlış uygulamalarla kilo vermeye çalışıyor. Ancak şunu belirtmeliyim ki, sağlıklı zayıflamanın yolu dönemsel değil, zaman içinde kilo vermeyi hedeflemekten geçiyor. Peki “Neden zayıflayamıyoruz?”, “Sağlıklı kilo nasıl verilir?”, “Günümüzde hangi zayıflama yöntemleri kullanılıyor?”, “Zayıflamaya çalışırken sık yapılan hatalar neler?” Gelin bugün hep birlikte sağlıklı kilo vermenin ve zayıf kalabilmenin yöntemlerine dair bir yol haritası çizelim. Ama öncesinde sizlere son yedi yıldır uygulanan ve başarılı sonuçlar elde edilen kaka transferi ile zayıflama yönteminden biraz bahsetmek istiyorum.

    SONUÇLARIYLA YÜZ GÜLDÜRÜYOR

    Kaka transferinin son yıllarda kalıcı zayıflamaya yönelik atılan adımların en önemlisi olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki, artık İtalya’da kaka bankaları kurulmaya başlandı bile. Birçok yöntemi deneyerek kilo veremeyen kişilerin başvurduğu kaka transferi, sonuçlarıyla da yüz güldürüyor. Ancak bu tedaviye başlanmadan önce tabii ki bazı hazırlıklar da yapılması gerekiyor. İlk olarak hastaların bağırsak duvarını onaracak destek tedaviler uygulanıyor. Bu süreç, iki ya da üç hafta sürebiliyor. Daha sonra kişinin ailesine bakılıyor ve eğer zayıf bir insan varsa o kişinin mikrobiyata (Kaka) analizi inceleniyor ve sağlıklı bakteriler araştırılıyor. Sonrasında kişiye ailesindeki insandan alınan kaka, belirli aşamalarda ortalama sekiz ile 16 seans arasında olacak şekilde transfer ediliyor. Transfer işlemi de kolonoskopi veya ufak kateterle içeriye girilerek gerçekleştiriliyor. Yöntemdeki ana amaç, zayıf insandaki iyi bakterileri alıp, bağırsağı bozulmuş kişiye vermek ve orada sağlıklı bakterileri oluşturmak. Tedavinin süresi kişiye göre değişiklik gösterse de ortalama üç ay sürüyor. Yöntemi bu kadar çekici kılan şey ise, sonuçların oldukça başarılı olması.

    NEDEN ZAYIFLAYAMIYORUZ

    “Hiçbir şey yemiyorum, ama kilo alıyorum?”, “Diyetle kilo veriyorum ama sonra daha fazla kilo alıyorum” diyenlerdensiniz, öncelikle bunun birçok nedeni olduğunu söyleyebilirim. Gelin bu nedenlerin başlıcalarını birlikte inceleyelim.

    Metabolik hastalıklar: Tiroid, böbrek, karaciğer ile ilgili hastalıklar, metabolik dengeyi bozabilir. Böyle bir durumun olup olmadığı incelenmelidir. Bunun yanı sıra eğer fast food tarzı besleniyor ve şekerli ya da paketli gıdalar tüketiyorsanız, o zaman vücudunuza bolca toksik madde alıyorsunuz demektir. Bu durum da kilo vermemizi engelleyebilir. Yapacağınız üç, beş ve yedi günlük detokslar yardımıyla vücudunuzu toksik maddelerden arındırabilir, kilo vermeye başlayabilirsiniz. Ancak detoks yaparken çok dikkatli olunmalıdır. Bu nedenle doktor kontrolünde detoks yapmanızı öneririm.

    Kabızlık: Kabızlık sorunu da kilo vermenizi engeller. Biz bu durumda lavman yaparak, hastanın kilo vermesini sağlıyoruz.

    Psikolojik sorunlar: Kişi, bilinçaltında kilo veremeyeceğine inanırsa veya kilolu olmadığını düşünüyorsa o zaman bilinçaltı yağ metabolizmasını olumsuz etkileyebiliyor. Zayıflamada sorun yaşayan hastalara biz psikoterapi uygulayarak bu sorunu ortadan kaldırıyoruz.
    Yeme bağımlılığı: Sıkıntılı dönemlerinde yeme bağımlılığına yakalanan kişilere yönelik bir tedavi yöntemi geliştirilmediği sürece, istediği kadar diyet yapsın ya da farklı bir zayıflama yöntemi kullanılsın, maalesef başarılı olmuyor. Özellikle gece yeme bağımlılığı, zayıflamada en önemli problemlerden biri. Eğer böyle bir sorun yaşıyorsanız, bir kaseye üç kaşık yoğurt, bir tatlı kaşığı tarçın, bir çay kaşığı kırmızı acı biber ve bir limonun suyunu ekleyip, karıştırın. Gece bir şeyler yemek istediğinizde bu karışımı tüketin. Bu karışım, gece yağ yakmanıza yardımcı olacağı gibi tok kalmanızı da sağlayacaktır.


    ZAYIF KALMAK İÇİN NELER YAPMALIYIZ

    “Dikkat ettiğim zaman zayıflıyorum. Fakat sonra hızlıca geri kilo alabiliyorum” cümlesini kuranlardansanız o zaman bu bölüm sizin için. Eğer böyle bir durum ile karşılaşıyorsanız, yapmanız gereken en önemli şey, zayıfladıktan sonra mutlaka bağırsak duvarınızı tedavi ettirmek. Bunu yapabilmek için de öncelikli olarak zayıflama döneminde yaptığınız diyetten meyveyi çıkarmalısınız. Meyvelerde bulunan fruktoz, bağırsak duvarının onarımını bozduğu için hızlı kilo aldırıyor. Bunun için 1,5-2 ay meyvesiz bir dönem geçirmelisiniz. Zayıflamanız bittikten sonra da bir biotin, iki glutamin ve üç riboz almanız gerekiyor. Bunlar bağırsak duvarımızın ihtiyacı olan şeyler. Bu ürünleri ortama iki ay kadar kullanmalısınız. İki ay sonra da omega-3 desteği alıp, altı ayda probiyotik kullandığınızda bağırsaklarınız sağlıklı kalacaktır. Sonrasında da dengeli beslenmeyi sürdürmeniz gerekiyor.


    YARDIMCI ÖNERİLER

    Günlük hayatınızda dikkat edeceğiniz bu dört madde, zayıflamanıza yardımcı olacaktır:
    -Düzenli ve kaliteli uyumaya özen gösterin.
    -Bol bol su tüketin.
    -Ara öğünü kaldırın.
    -Protein ağırlıklı beslenin.

    BUNLARI YAPMAYIN

    Zayıflamaya çalışırken lütfen internette gördüğünüz ve kaynağı belli olmayan şok diyetleri uygulamayın. Çünkü bu tarz diyetler, metabolizmanızın dengesini bozduğu için sonrasında çok daha fazla kilo alırsınız. Zayıflatma haplarından ve çaylarından uzak durun. Bu tarz ürünler hem sağlığınıza zararlı hem de kullanımı bıraktığınız zaman hızlıca kilo almanıza neden olur. Kilo vermekte zorlanıyorsanız en sağlıklısı hekim kontrolünde diyetler yapmaktır. Ayrıca zayıflamak için spor yapmayın. Çünkü spor, zayıflamak için değil, sağlıklı yaşamak ve zayıf kalmak için yapılır. Bu nedenle önce zayıflayın, sonra sporu yaşam tarzınız haline getirin.

    Yazının devamı...

    Mecburi istikamet sağlık turizmi


    -Hizmet ihracatına konu olan sektörler arasında parlayan bir yıldız görünümündeki sağlık turizminden bahseder misiniz?

    Sağlık turizmini; bireylerin koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti almak amacı ile kendi iradesine dayalı yaşadıkları ülke dışına seyahati olarak tanımlayabiliriz. Sağlık turizmi; medikal turizm, termal ve spa turizmi ile yaşlı ve engelsiz turizmi olarak boyutlandırılmaktadır. Küresel sağlık turizmi pazarının hacmi, 100 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir. Önceki yıllarda, insanlar kendi ülkelerinde yararlanamadıkları sağlık hizmetlerini farklı ülkelerde alabilmek için gelişmiş ülkelere doğru seyahat ederken, son yıllarda durum tam tersi yönünde gelişmektedir. Yapılan çalışmalar, sağlık turistlerinin diğer turistlere göre seyahat ettikleri ülkede yedi kat daha fazla harcama yapmakta olduğunu göstermektedir.

    -Sağlık turistlerinin ülke tercihlerini belirleyen etkenler nelerdir? Her sağlık turisti için etkenler aynı mıdır?
    Gelişmekte olan ülkelerin tetikleyici faktörleri, kendi ülkelerinde uzmanlık gerektiren tedavilerin yetersizliği, düşük başarı oranları, anlaşmalı sigorta ya da kurumların noksanlığı iken düşük işlem maliyeti, coğrafi yakınlık, ulaşım kolaylığı, uzmanlık merkezi olması ve sosyo kültürel benzerlikler tercih sebeplerini oluşturmaktadır. Gelişmiş ülke tüketicileri için sağlık turizmini tetikleyici faktörler; yüksek tedavi maliyetleri, sağlık sigortaları kapsamında ilgili tedavilerin olmaması, uzun bekleme süreleri, anlaşmalı kurum ya da sigorta noksanlığı yer alırken, öncelikli tercih sebepleri ise düşük işlem maliyeti, yüksek teknoloji ve alt yapı, coğrafi yakınlık ve ulaşım kolaylılığı ile uzmanlık merkezi olması, geleneksel tedavi yöntemleri, çekici tatil imkânlarıdır.


    ULUSLARARASI İVME KAZANABİLİR

    -Türkiye önemli bir sağlık turizmi destinasyonu olma yolunda ilerlemektedir. Bu bağlamda ülkemizin güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirir misiniz?

    Ülkemiz, sağlık turizmi pazarında kazanan olmak hususunda oldukça güçlü bir konuma sahiptir. Daha uygun maliyetli ve yüksek teknolojilere sahip güçlü sağlık altyapısı ile hizmetlerinin sunulması, bekleme süresinin kısalığı, uluslararası kalite güvencesine sahip merkezlerin ve yetkin beşeri sermayenin varlığı; Türkiye’nin güçlü ve rekabetçi bir sağlık turizmi çekirdek yeteneği oluşturmasında etkili değişkenlerdir. Türkiye, proaktif bir bakış açısıyla, turizm ve sağlık sektörünü birleştirerek, uluslararası arenada sağlık turizminde ivme kazanabilir. 2020 yılında, salgına rağmen Türkiye’yi tercih eden sağlık turistlerinin sayısı 726 bin civarında gerçekleşmiştir. 2021 yılının dokuzuncu ayına kadar ise bu sayı 900 bine ulaşmıştır. Sağlık beşeri sermayesinin ve altyapısının yetkinliği, salgın sürecinde Türkiye’nin sağlık kuruluşlarının kapasite ve nitelikleri açısından iyi durumda olduğunun kanıtlanmış olması, maliyet avantajı ile Türkiye’nin dünya çapında bilinen ve tercih edilen bir turizm merkezi olması güçlü yönlerini oluşturmaktadır. En büyük zayıflıklarımızdan biri tercih edilen tedavilerin katma değerinin düşük olmasıdır. Sağlık turizmi sektöründe küresel olarak ilk 10 ülke arasında yer alan Türkiye’nin hak ettiği konumu elde edebilmesi için doğru adımları atması ve bütünleşik tüm paydaşların yer aldığı bir strateji geliştirilmesi gerekmektedir.

    ÇOK SAYIDATEŞVİK VAR

    -Sağlık turizmi sektöründe yer alan paydaşlar için Ticaret Bakanlığı’nın sağladığı teşvikler de gündemi meşgul ediyor, bu teşvikler konusunda bizi aydınlatır mısınız?

    20 Nisan 2022’de “Hizmet İhracatının Tanımlanması, Sınıflandırılması ve Desteklenmesi Hakkında Karar”ı yürürlüğe konulmuştur. Bu karar, döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler ile hizmet ihracatının hukuki çerçevesinin oluşturulmasını, hizmet ihracatımızda sürdürülebilir artışın sağlanması amacıyla ihracata yönelik kurumsal kapasite oluşturulmasına ve kapasitenin güçlendirilmesine, yurt dışı pazarlara erişime, pazarda tutundurmaya ve pazar payım arttırmaya yönelik faaliyetlere ilişkin giderlerin Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’ndan (DFİF) karşılanmasını düzenlemektir. Sağlık turizmi ihracatına yönelik teşvikler hem genişletilmiş hem de yeni teşvikler sektöre sunulmuştur. Ana başlıkları ile sağlık turizmi sektöründe faaliyet gösteren markalara yurt dışında tescil ve koruma, sertifika veya akreditasyona ilişkin pazara giriş belgeleri, acente komisyon, komplikasyon ve seyahat sağlık sigortası, istihdam, hasta yol, reklam, tanıtım ve pazarlama desteği gibi geniş bir yelpazede teşvikler söz konusudur.

    SEYAHAT MOTİVASYONU VE BEKLENTİ DEĞİŞTİ

    -Pandemi süreci küresel anlamda yeni normalin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sağlık turizmi sektöründe pandeminin yarattığı değişimler nelerdir?


    Salgın; sınırların kapanması, ülkeler arasındaki seyahat ve ticaretlerin kısıtlanması, sağlık ve ilgili sektörlerin salgınla mücadeleye odaklanması nedeniyle, küresel sağlık turizmi üzerinde ciddi bir olumsuz etki yaratmıştır. Ayrıca, pandemi, pazar trendleri üzerinde değişikliklere neden olarak talep faktörlerinin şekil değiştirmesine de sebep olmuştur. Sağlık turistlerinin seyahat motivasyonları ve beklentileri değişmiştir. Salgın öncesinde güvenlik; terörden etkilenmemek, güvenli yerlerde olmak biçiminde şekillenirken; salgın sonrasında sağlık güvenliği öncelik haline gelmiştir. Sağlık turizmindeki güvenlik endişesini ortadan kaldırmak için devlet destekli bilgi ve hizmet paylaşımı zaruri görülmektedir. Korunma amaçlı kişilerin evde kalması sonucunda, kilo alma, sigara kullanma, çeşitli davranış bozukluklarının görülmesi, güneş ışığından yeterince faydalanamama söz konusu olmuştur. Kardiyovasküler sistem hastalıkları, kanser, KOAH, obezite gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların görülme sıklığı artmıştır. Salgın sürecinde birçok insanın yaşadığı psikolojik ve zihinsel yorgunluk ile salgınla şekillenen sağlıklı kalma ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik güdü, termal, wellnes ve SPA turizminin de hız kazanacağını göstermektedir.

    İDDİALI ÇEKİRDEK YETENEĞE SAHİP

    -Son olarak Ankara’nın sağlık turizmi pazarındaki konumunu değerlendirir misiniz?
    Ankara, İstanbul ve Antalya; sağlık turizmi sektöründe Türkiye’deki ilk üç şehirdir. Hangi ülkelerin bu üç ili tercih ettiğine bakıldığında, bir konumlandırma stratejisi olmadığı görülmektedir. Oysa, illerin branşlar temelinde konumlandırılması, kritik bir öneme sahiptir. Turistik faaliyetlerle de hizmetin desteklendiği Antalya ve İstanbul illerine nazaran Ankara’nın branş temelinde daha zorlu ve karmaşık tedavi ile operasyonlar için farklı olarak konumlandırılması zaruridir. Yıllar boyunca Ankara, hem yetkin tıp eğitimi, hem de başarılı ve çok sayıdaki kamu, özel, üniversite ve araştırma hastaneleri alt yapısı ile sağlık beşeri sermayesi ve altyapısına ilişkin iddialı bir çekirdek yeteneğe sahiptir. Ankara ekolü tüm bileşenleri ile; özellikle organ nakli, onkoloji, kardiyoloji, yanık tedavisi, nadir hastalıklar gibi birçok farklı tedavi branşı için Ankara’nın rekabetçi avantajını oluşturmaktadır. Ankara medikal sağlık turizmine ilişkin yetkin sağlık altyapısı ve beşeri sermayesinin yanı sıra termal kaynaklara da sahiptir. Ankara’ya gelen sağlık turistlerinin geldiği ilk üç ülke Irak, Azerbeycan ve Libya’dır. Başkente direkt uçuşların artırılmasının gereği açıktır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında, Türkiye ve Ankara sağlık turizmi pazarında önemli bir rekabet avantajına sahiptir. Pandemi dönemi bu rekabet avantajının daha da görünür hale gelmesine fırsat yaratmıştır. Mecburi istikamet sağlık turizmidir, etkin ve etkili bir eylem planı ile tüm paydaşların adanmışlığı ülkemizi ve şehrimizi bu pazarda lider ve öncü konuma getirecektir. Bu noktada, sağlık turizmi hedefi olan sağlık otoritelerinin etkin ve etkili bir pazarlama stratejisi belirlemiş olması, teknolojinin gereği olan özellikle dijital pazarlamayı ağırlıkla, doğru hedef pazara, doğru bir konumlandırma ile gerçekleştirmesi başarıyı mutlak hale getirecektir.

    Yazının devamı...