• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • İzmirli avukat ABD’de hakim adayı


    * İzmirlisiniz, Amerika'ya gelişiniz nasıl oldu?
    İzmir Bornova doğumluyum. Karşıyakalıyım. Annem Eser Sütçüoğlu ve ve babam Cem Sarınoğlu her ikisi de Nazilli asıllı ve doktor. Ege Üniversitesi’nde tanışıp evlenmişler. Ben 3 yaşındayken babam Tennessee Üniversitesi’nden bir teklif almış ve Memphis’e taşınmışız. Sonrasında ise Tarım Bakanlığı’na bağlı bir departmandan Amerika’nın tıbbi anlamda yetersiz olduğu bölgelerde doktorluk yapması teklif edildi. O da kabul etti ve bu yörelerde uzun yıllar kadın doğum doktoru olarak çalıştı. O kasabada yaşayan neredeyse tüm çocukların doğumunu babam gerçekleştirdi. Çünkü tek kadın doğum doktoru babamdı.
    * Amerika’da büyümüşsünüz ama Türkçeniz gayet iyi...
    Annem Türkçeyi iyi öğrenmemiz konusunda çok kararlıydı. Bizi her yaz tatilinde Türkiye’ye gönderirdi. Üniversiteye kadar olan tüm yazlarımı Kuşadası’nda geçirdim.
    * Amerika’da avukatlık oldukça uzun bir eğitim gerektiriyor değil mi?
    Amerikan Hukuk Sistemi’nde üniversite bitirdikten sonra hukuk okunabiliyor. Ben Georgetown Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudum, üzerine daha çok uzay araştırmaları yapan kurumlarla çalıştım. Sonrasında hukuk okumaya karar verdim ve avukat oldum. Bitirince Birleşmiş Milletler’in bir programına katılarak Kamboçya’ya gittim. Bu dönemde kriminal suçlarla ilgilenmek istediğimi farkettim ve Ağır Ceza olaylarıyla çalışmaya başladım.
    * Şu anda çalıştığınız alanı anlatır mısınız?
    Memphis’de 7 yıldır Public Defender yani kamu avukatı olarak çalışıyorum. DNA eşleştirme, adli tıp, balistik gibi alanları yönetiyorum. Her bir cinayet, ağır saldırı davasını mahkeme aşamasına kadar kendim de takip ediyorum. Psikolojik olarak zor denebilir fakat ben bunu içselleştirmeden yapabilmeyi başarabiliyorum. O anlamda işimi çok severek yapıyorum. Biz buna dekompartmantalization diyoruz. O travma ve şiddeti asla iş dışında düşünmüyorum, dışarıda bırakıyorum. Eşim avukat olmadığı için çok memnunum.
    * Bundan sonraki hedefiniz nedir?
    Memphis şehrinin en büyük bölgesel yetki alanı olan Shelby’nin özellikle kadına şiddet ve ev içi şiddet konularıyla ilgilenen ceza mahkemelerinin en yetkili hakimi olmak için seçime giriyorum. Bu konuda çok uzun yıllardır çalışıyorum. Avukatlık dönemimde yüzlerce davam olurdu. Her gün bu konuda onlarca dava mahkemeye taşınıyor. Çok yaygın maalesef.
    * Amerika’da da aile içi şiddet bu derece yaygın mı?
    Çok yaygın ve Memphis özellikle bunun çok yaşandığı bir yer. Burada birçok aile fakirlik sınırında yaşıyor. Ama şunu da belirtmeliyim ki bu şiddet olayları hemen her sosyo-ekonomik düzeydeki insanlarda görülebiliyor. Tabi alkol, uyuşturucu, akıl sağlığı ya da öfke kontrolü sorunu olan kişilerde şiddete daha çok rastlıyoruz.
    * Nasıl bir seçim olacak?
    Burada hakimler seçimle belirleniyor. 4 Ağustos’da yapılacak seçimlerle Shelby Bölgesi’nin hakimi olmak için yarışacağım. 6 aday olarak yarışıyoruz. Geçen hafta tüm belediye başkanlarımızın desteklerini aldım. Açık bir oylama ile seçim olacak. 8 yıllık bir görev birimi. Seçilirsem çok detaylı bir program gerçekleştireceğim. Özellikle travma mağdurlarına yönelik programlar düşünüyorum. Ayrıca öfke kontrolü konusunda da bazı yeni programlar yapmak istiyorum. Fakirliğin yanısıra, şiddet yaşadığımız bölgenin en büyük sorunlarından.
    * Türk kültüründen geliyor olmanızın size nasıl etkileri olmuş olabilir?
    Türkiye’de geçirdiğim zaman beni kültürüme çok yakınlaştırdı. Hem Amerika hem de Türk kültürüme yakın olmam benim empati yeteneğimi artırdı. Kendimden farklı insanları da anlamaya çalışıyorum. Amerika’da iyi bir hayatım oldu, ben şimdi bu imkanlara sahip olmayan insanlar için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bu da Türkiye’den sahip olduğum kültürel farklılık sayesinde oldu.
    * Sanıyorum bu alanda ilerleyen az sayıda Türk asıllı Amerikalı var. Sizi Türkiye’den nasıl takip edebilirler?
    Bu yıl Amerika’da seçimlere girecek 3. Türk asıllı adayım. Seçilirsem bugüne kadar ki 13. Türk asıllı kamu görevlisi olacağım. Bu sayının çoğalmasını umuyorum. Beni web sayfamdan takip edebilirler. https://www.voteshelbycountyjudge.com

    Yazının devamı...

    ABD’de Smyrna isimli şehirler


    “Tarihi İncil dönemlerinde Aziz Paul’ün seyahati sırasında Smyrna Kilisesi son derece güzel işler gerçekleştiriyordu. O nedenle bizim kasabamız da adını buradan aldı. Hatta kasabamızın sembollerinden biri olan iç savaş kahramanı Sam Davis’in atalarının da Akdeniz’den geldiğine inanıyoruz. Smyrna’da 1850 civarlarında Avrupalı ve Akdenizli etkisi var. Hatta Nashville’de Atina’daki Parthenon replikası inşa edilmiş.”
    Şehir, 1869’da Amerikan iç savaşı sırasında kurulmuş. Smyrna ismini ise Türkiye’de bulunan 7 kiliselerde geçen Smyrna Kilisesi’ndan almış. Ege Bölgesi, Hıristiyanlığın ilk kiliseleri olarak bilinen, İncil’de adı geçen 7 kiliseye ev sahipliği yapıyor. Erken Hıristiyanlık döneminin yedi büyük kilisesi olan bu kiliseler simgesel bir öneme sahip.
    Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde 37 adet Smyrna isimli şehir var. Çoğu 19. yüzyılda Avrupa’dan, özellikle Akdeniz’den gelen göçmenler tarafından kurulmuş. Osmanlı tarihine bakıldığında özellikle 19. yüzyılda Amerika’ya büyük bir göç dalgası dikkate çarpıyor. Doç. Dr. Cemal Avcı’nın Amerika’ya Osmanlı Göçleri adlı çalışmasında bu dönemde hem müslüman hem de gayri müslim birçok Osmanlı’nın göç ettiği, bu göçler sonrasında Anadolu’daki gayri müslim sayısında azalma olduğu görülüyor. Her ne kadar Smyrna isimli şehirler 7 kiliseler ile bağlantılansa da diğer kilise isimleri Smyrna kadar yaygın değil. Anlaşılan o ki, Anadolu’dan Yeni Dünya’ya göç edenler geldikleri toprakları ve İzmir’i unutamamış ve kurdukları şehirlere Smyrna adını vererek anılarını yaşatmış.

    Yazının devamı...

    Çeşme Savaşı Rusya için bir dönüm noktasıdır


    * Çeşme Deniz Savaşı neden önemli?
    - Çeşme Deniz Savaşı aydınlanma döneminin en önemli olaylarından... Çünkü 2’nci Katerina’nın 36 yıl iktidarda kalmasının bir etkeni. Batı’da Büyük Petro diye bilinen Deli Petro’nun sıcak sulara inme vasiyeti Çeşme ile sonuçlanan baskınla yerine getirilmiş. Kadınlar için eğitim ve yaşam koşullarını fevkalade geliştirmiş, sanatla oluşturduğu koleksiyonlar sayesinde ve Voltaire, Diderot gibi düşünürlerle yakın ilişki tesis ederek tarihe damga vurmuş. Çeşme Savaşı sonrası Saint Petersburg’da Çeşme adına cami, kilise, saray, obelisk, Çeşme kolonu gibi birçok anı abidesi yaptırmış. Peterhof Sarayı’nın giriş resepsiyon holünün adı Çeşme Holü’dür. Çeşme yazı takımı, Çeşme iskemlesi gibi birçok özel ad verilmiş eşyalar mevcut. Çeşme her bakımdan Rusya için bir dönüm noktası olmuş. Kültür turizmi açısından bu konuya ait gerekli önemin verilmesiyle önemli atılım yapılabilir. Amiral Nelson ve Trafalgar Savaşı, Napolyon ve Waterloo Savaşı her sene savaşmış tarafları bir araya getiren vesileler olmuş. Komşu iki ülke yüzyıl önce dayanışmayla Türkiye’nin bağımsızlık savaşını kazanmasına ve topraklarından işgal kuvvetlerinin atılmasına kadar giden yolu birlikte belirlemişler. Bugün de Cumhuriyet tarihinin en önemli yatırımı Rusya ile müştereken gerçekleşmektedir.

    * Bu konuda bir sergi hazırlıyorsunuz değil mi?
    - Bahar aylarında hazırladığım sergi Çeşme’nin efsane üç amiralinin ve özellikle Mezzomorto Hüseyin Paşa’nın unutulan, iyi bilinmeyen, yeterince takdir edilmemiş hayatını da yansıtacak. 2006’da Çeşme Kalesi’nde hazırladığım 1770 Çeşme Savaşı’nı anlatan daimî sergi kısmen Cezayirli Gazi Hasan Paşa’yı anlatıyordu. Türk deniz tarihinin başlangıcı kabul edilen Çeşme Koyun Adaları deniz savaşından zaferle çıkan Çaka Bey üzerine yayınladığımız kitapla kaptan-i deryalarımızın efsane üç ismini de gündeme getirmiş olacağız. 1694-95 Venediklilerin Sakız Adası’nı işgali ve terk edişi, 1701 basımı Türkçe&İngilizce tercümeler yapılarak deniz tarihimize katkıda bulunacağız. İkinci kitap ise Mezzomorto Hüseyin Paşa hakkındaki akademik bir yayından alınarak İngilizce ve Türkçe yayınlanacak. Sergiyi İzmir’de gerçekleştireceğim. Sergide Osmanlı Venedik kadırga ve kalyon maketleri, sualtından çıkartılmış Venedik arabalı bronz top kopyaları, sualtı arkeoloji görüntüleri, uzmanlardan anlatımlar olarak ekrandan sunumlar, eski gravürler, Venedik ve Sakız Adası haritalarıyla resimler yer alacak.

    * Türkiye Sualtı Araştırmaları Vakfı olarak neler yapıyorsunuz?
    - Tina Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı Başkanı ve 20 seneye yakın da Texas A&M Üniversitesi INA Institute of Nautical Archaeology Enstitüsü Direktörü’yüm. Akademisyenlerin faaliyetlerine destek oluyor, uluslararası yıllık yayınımızla Türkiye’nin sualtı arkeoloji zenginliğini ve yapılan çalışmaları yansıtıyoruz. Dünyanın bilinen en eski batıkları karasularımızda olduğundan sualtı arkeolojisinin temel ilkeleri Türkiye’de belirlenerek bu bilime yön verildi. Sergilenmekte olan en eski gemi yine Beşiktaş Deniz Müzesi’nde bulunan kadırgadır. Verilen öğrenci bursları, kurulan üniversiteler arası ilişki işbirliklerine katkı, konferanslar, yapılan kazı yardımları ile 20 yılı aşkın sürede vakfımız önemli faaliyetlerde bulundu.
    * Sivil toplum konusundaki çalışmalarınız da kayda değer...
    - Geçtiğimiz yılın son aylarında uluslararası Gusi Barış Ödülü, Rotary Bölge Kültür Ödülü, Rotary İzmir Kulübü Hizmet Ödülleri ile taltif edilmem gurur kaynağım oldu. Homeros farkındalığı fikriyle bir yıl önce yaptığım girişimim beklentilerime cevap verdiği için de çok mutluyum. Geride iz bırakmak için yapılan hizmetlerin ödüllendirilmesi daha büyük bir şevk ve heyecanla yeni atılımlara yönlenmemi sağlıyor.

    Yazının devamı...

    İzmirli çiftçi kızı ABD’de senatör adayı

    · İzmir Zeytinalanı’nda nasıl bir hayatın vardı? Oradayken neler yaşadın?

    - Çok büyük bir Boşnak sülalesinde büyüdüm. Sofralarımız hep uzun uzun masalara kurulurdu dedemin asmalı avlusunda. Babamın annesi ve babası Boşnakça konuşurdu. Kocaman bir tarlanın tepesinde eski Rum evinde büyüdük. Elektrik, su yoktu. Kuyudan su taşır, gaz lambasıyla ders çalışırdık. Mutfağımız, çardağımız ve tuvaletimiz hep dışarıdaydı. Kendimi bildim bileli 3 çocuğun en büyüğü olarak hep sorumluluk, çok çalışma ve disiplinle hareket ettim. Annemle babam evde olmadığında hem bağdan, bahçeden, hayvanlardan, hem de kardeşlerimden ben sorumluydum.

    BAMYA İŞİNİ HİÇ SEVMEZDİM · Çiftlikte ne gibi işler yapılıyordu?

    - Çiftçiliğin her türlüsü; buğday, saman, meyve, sebze, süt, peynir, tereyağı, salça... Hepsini yaptık. Çiftlikte iş bitmez, babaannem geç kalkanı hiç sevmezdi. “Melekler rızık dağıtır ama güneş doğduktan sonra uyananlara kalmaz” derdi. Sabahın köründen gece karanlığına kadar hiç durmadan çalışırdık. Ben bamya işini sevmezdim. Eldiven de giysen, uzun kolluyla da çalışsan deli gibi kaşındırır insanı. Koyunlar, keçiler, tavuklar, inekler, atlar, toplanması gereken meyve-sebzeler, pazara götürülecek ürün, pazardan toplanacak boş kasalar derken 1 dakika dahi boş duramazsın. Ama yaşamın en sade, en sağlıklı, en güzel, en hasıdır çiftçi olmak. O zamanlarda sürekli iş var diye yakınırken şimdi geriye dönüp baktığımda ne şanslı olduğumu düşünüyorum. İyi ki çiftçiymiş ailem. İyi ki çok çalışmayı erken öğrenmişim.

    · Nasıl bir ailede büyüdün?

    - Hem annem, hem de babam çok çalışkandır. Onların birbirlerine olan sevgisi ve birbirlerine verdikleri destek herkese örnek olacak bir durumdu. Babam ve annem her zaman çok azimli, vizyonu yüksek ve çocuklarını okutmak için her şeyi yapmış insanlar. Annem ve biz çocuklar her gün hiç durmadan çalışıp babamıza yüzde 100 destek verdik. O da ilerici vizyonuyla ve tutumlu harcamalarıyla birikimlerimizi kereste, odun ve kömür ticaretine dönüştürdü. Hatta siyasete bile girdi. Çok başarılı bir liderdir. Annem ailesine çok bağlı bir aile mühendisi. Zeytinalanı’nda Bükülmezleri bilmeyen yoktur. Her bir amcam ve halam çalışkan, zeki, başarılı insanlardır. Bizim de kömür ve kereste dükkânımız tam da Zeytinalanı yolu üzerindeydi. Babam olmadığı zaman annem ve ben, sonra da kardeşlerim müşterilerimize kömür, odun ve kereste yükler, satardık. Kardeşlerim Gülden, Gündüz ve ben eğitimlerimizi başarıyla tamamladık.

    BOŞANMIŞ VE ÇOCUKLU KADIN OLMAK · Tüm bu güzel çocukluğa rağmen erkenden evlenme kararı vermenin ardında yatan ne?

    - Hep farklıydım. İçinde bulunduğum o güzel koşulların ötesindeydi hem yüreğim, hem de aklım. Özgür, bağımsız, idealleri koşulların çok ötesinde bir çocuktum. Öyle olunca da aile ya da toplum baskısı diye nitelendirdiğim her koşulun ötesine geçtim. Uymadı bana. Çok erken evlendim ve dünyanın en harika çocuğu bana nasip oldu. İlk evliliğim boşanmayla sonuçlandığında hem toplumu, hem inanç sistemini, hem de kendimin bu sistemde nerede durduğumu daha iyi anladım. Çok şanslıydım. Annem oğluma bakmak için elinden geleni yaptı. Babam hoşnutsuzluğunu her zaman dile getirse de her zaman elimden tuttu, destek oldu, gurur duydu. Böylece üniversite sınavlarına tekrar hazırlanıp Uludağ Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde buldum kendimi. Çalışarak okuduğum çok güzel bir 5 yıl geçirdim Bursa’da. 2001’de mezun oldum. Eğitimim, tecrübem, azmim, umutlarım hep Bursa’da oluştu.

    · Boşanmış hem de çocuklu bir kadın olarak hayata devam etmek zor oldu mu?

    - Türkiye’de kadın olmak zor. Eğitimli de olsanız, boşanmış ve çocuğu olan bir kadın olmak zor. Baktım ki istediğim işi bulmak, o işte yükselmek, kendi ayaklarım üzerinde güçlü durabilmek için İngilizce öğrenmem şart. Tam da yüreğimin kırıldığı zamanlarda bir film izledim, Erin Brockovich. Julia Roberts bir hukuk firmasında yardımcı olarak çalışıyor. 3 tane çocuğu var, ama komşusu olan becerikli, işi gücü yerinde ve çok yakışıklı bir adam, ona aşık oluyor. O film hayatımı değiştirdi, insanların bir kadına boşanmış, boşanmamış, çocuklu demeden sadece insan olarak bakması, erkeklerin toplum baskısıyla değil, yüreklerinin sesiyle karar verebilmesi beni etkiledi.

    İNGİLİZCE BİLMEDEN 2 ÜNİVERSİTE · Amerika’ya gelmek nasıl gerçekleşti? İlk başta nasıl bir hayat kurdun?

    - Oğlumu, ailemi, arkadaşlarımı ve sevdiğim her şeyi Türkiye’de bırakmış olmak çok zordu. Tüm birikimlerimi koydum, annem bileziklerini bozdu ve ben ABD’nin Kentucky eyaletine geldim. Buraya geldiğimde aslında hiç İngilizce bilmediğimi fark ettim, çünkü konuşma dili çok farklı. Yine de umutsuzluğa hiç yer bırakmadım. Odama, “Türkiye’de istenmediğini unutma. Oğlun ve kendin için yeni bir hayat kurmak zorundasın” yazan bir poster astım. İnsanın başka alternatifi olmayınca kendine yeni hayat kurması daha bir mümkün sanki. Geriye bakıp, “Gel beni al” diyebileceğin birilerinin olmaması bazen iyi bir şey. Sadece ileriye bakıyorsun. Mecbursun. Ben de öyle yaptım. Her gün, her gece, Türkçeyi kenara koydum. Dersler, kitaplar, müzikler, filmler, diziler, konuşma, dinleme, yazma dilim hep İngilizce oldu. Ama sonra anladım ki bu 6 ayda olacak iş değil. O dönemde bana yardımcı olan birçok kişinin de yardımıyla çalışma iznimi aldım, farklı işlerde çalışmaya başladım. Bursa’dan yönetici olarak gelmişsin, üniversite bitirmişsin, şusun, busun, hiç fark etmez. Dil olmayınca bir bebek gibi hayatı yeniden öğrenmek, en alttan başlamak zorundasın. Ama zaten gemileri yakmışım. Geride bıraktığım hiçbir şey geleceğime hitap etmiyor, davetiye bile göndermiyor. Kalbin kırıldıktan sonra zaten beynin oraya tekrar gidemiyor. Önce bir yoğurtçuda, sonra KFC’de çalıştım. İkinci üniversiteye başlayıp politika ve psikoloji okudum. Ama sonlarına doğru kadın hakları üzerine çalışan hocalarımın tavsiyesiyle hukuk doktorasıyla ilgilenmeye başladım. 

    İngilizce bilmeden önce ikinci, sonra üçüncü üniversite... Hem de hukuk fakültesine girmen ve başarıyla bitirmen takdire şayan. O dönemler nasıl geçti?

    - LSAT hayatımın en zorlayıcı sınavıydı. Çünkü dili hala çok iyi bilmiyorum. Bu arada çok şükür oğlum da ABD’ye gelmişti. Hem anne, hem öğrenci olmak zorluydu ama oğlumun burada olması en harika durumdu. Onu okula bırakıyorum, sonra çok sevdiğim arkadaşım Filiz’in evine gidip LSAT’a çalışıyorum. Hemen her gün ağlıyorum. Çünkü çok zor. Soruları hep yanlış yapıyorum, çünkü dilin detaylarını kavrayamıyorum. Ama başka alternatif yok! Kendime acımaya zaman da yok. Hem benim, hem de oğlumun geleceği benim ellerimde. Sonunda başardım ve iki hukuk doktora programından kabul aldım. ABD’de hukuk fakültesi liseden sonra gidilecek bir okul değil. Önce 4 yıllık fakülte okuyup LSAT’i geçip sonra da çok detaylı bir ikna dosyası gönderiyorsunuz. Okullar öyle seçiyor istedikleri adayları. Kabul mektubunu aldıktan sonra yarım saat ağladığımı hatırlıyorum. Sonra hukuk doktorası da çok uzun ve zorlu bir süreç. Üç ayrı sözlüğümle herkes günde 9 saat çalışırken ben 17-18 saat çalışmak zorunda kalıyordum. Oğlum da var. Onu o zamanlar ihmal ettiğimin de farkındayım ve o hep acıdır içimde. Bir Türk annesi olarak bizim kendimizden beklentilerimiz diğer annelerden çok daha fazla. Öyleyiz işte. Keşke daha iyi yönetebilseydim o dönemi diye düşünüyorum ama o günler için elimden gelenin en iyisini yaptım. Mezun olduktan sonra tıbbi yasa ve hükümlülük üzerine ders vererek bir yerel kolejde dekan oldum.

    SENATÖR SEÇİLMEK İÇİN ÇALIŞIYORUM · Şu anda hangi alanda avukatlık yapıyorsun?

    - Butik bir avukatlık firmamız var. İsmi Bükülmez Legal PLLC. Çalışma alanlarımız evlilik, nişanlılık, yatırım, iş-öğrenci-çalışma vizeleri, vatandaşlık gibi aklınıza göçmenlikle gelebilecek her konu ve jüri davaları, araç-iş kazaları, tıbbi uygulama hataları gibi olaylar sonucunda ABD’de oluşan tüm yaralanmalar. Müvekkillerimi özenle seçiyorum. Hukuk sistemine ve kurallarımıza saygı gösteren, bizimle takım ruhu anlayışı içinde çalışan harika müvekkillerimiz var. Onlar bizden, biz onlardan çok memnunuz. ABD bir hukuk devleti ve ben de işimi çok büyük bir aşk ve minnetle yapıyorum. Bu ülke bana çok şey verdi. Burada sağlıklı ve mutlu olmak zaten gerekli zenginliktir.

    · Avukat olarak çalışırken politikaya girmeye nasıl karar verdin? Kentucky’den senatör adayı olarak gösterilmen nasıl gerçekleşti?

    - Bir arkadaşım beni ABD’de politikaya girmek isteyen kişilere eğitim veren Emerge adlı organizasyona tavsiye etmiş. 6 ay o eğitimi aldım. O programın bir koşulu, önümüzdeki 5 yıl içinde bir şekilde siyasete girmek. Ama ben ihtimal vermiyordum. Geçtiğimiz haftalarda Kentucky Senatosu’ndan gelen bir teklifle kendimi bu seçimin içinde buldum ve Demokrat Parti aday adayı olarak seçimlere girdim, 10 bine 4 bin oyla kazandım. 2 Kasım’da Cumhuriyetçi Parti adayına karşı seçim kampanyasını kazanmam gerekiyor. Senatör olsam da olmasam da ben bu insanlara hizmet etmeye devam edeceğim. Çünkü çok minnettarım. Komşularım, avukat arkadaşlarım, öğrencilerim ve dağcı arkadaşlarımın da desteğiyle çok güzel bir kampanya başlattık. Tutucu olmalarına rağmen bu bölge insanları bana kucak açtı. ABD’yi ne kadar sevdiğimi, bu kültürün ve insanların bana verdiklerinin karşılığında hizmet etmek istediğ

    Yazının devamı...

    Şehirden köye başarı hikayesi

    Gizem’in anlatımıyla, “Kurumsal bir firmaya girip çalışmalıydık diye kodlanmıştık adeta. Çünkü sistem bizi buna mecbur bırakmıştı... Her şey sistemin tam istediği gibi ilerliyordu. Çıkalım diye gayret ettikçe bu çemberden, merkeze daha çok yaklaşıyorduk aslında. Bir yandan borç ödüyor, diğer yandan daha çok borçlanıyorduk... Derken oğlumuzun doğumuna tam bir hafta kala kurumsal hayat ile bağlarımız kopartıldı. İşte tam o gün biz kenara çekildik ve gerçekleşen hayallerimizi izlemeye koyulduk. O gün farkında değildik ama çark bizden yana dönmeye başlamıştı artık. Hep bebeğimizi alışveriş merkezlerinin lunaparklarında büyütmekten korkmuş, memleketimizin toprağına dokunarak büyüsün istemiştik. Hayallerimiz gerçek oluyordu; memleketimize dönüyorduk.”
    Memleketleri olan Kırkağaç, Öveçli Köyü’ne dönerek Karşı Köyden isimli bir gıda firması kuran çift önce çevrelerindekilerin tepkisi ile karşılaşmış.
    Yapamazsınız diyen mi arasınız, gülüp geçen mi? Ama onlar kendilerine inanarak daha da çok çalışmışlar ve Cahit’in gıda mühendisi olmasının da verdiği tecrübeyle zeytin ve zeytinyağının yanında erişte, reçel, pekmez, marmelat, salça ve sirke üretimlerine yoğunlaşmışlar. Bugün 200’den fazla ürün ile özellikle fermente ürünlerde çok iddialılar. Coğrafi işaretli Kırkağaç kavunundan pekmez, reçel ve marmelat ya da kombu çayı gibi arge denemeleri de mevcut.
    Bugün binlerce insan Karşı Köyden’e güveniyor ve gönül rahatlığıyla onların ürünlerini tercih ediyor. Onlar da bu güveni boşa çıkarmamak adına var güçleriyle çalışıyorlar. Hatta şimdi tüm ürünlerin yanısıra çok hassas bir alan olan bebek gıdası sektörüne de girmeye hazırlanıyorlar.
    Karşı Köyden’in ürünlerini tüm satış sitelerinde ya da web sayfalarında bulabilirsiniz. Ama Gizem ve Cahit’in samimi, sıcacık sohbetleri ve genç yaşlarına ragmen sahip oldukları bilgelikleriyle tanışmak isterseniz İzmir-İstanbul Kırkağaç çıkışına birkaç kilometre olan Karşı Köyden’e çay içmeye uğrayın derim.

    Yazının devamı...