• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Duyum nedir nasıl alınır?

    Önce dikkat çekme hastalığına yakalanmış bir gazeteci yazdı:

     

    “Duyumlar alıyorum. Siyasi suikastlar olabilir.”

    *

    Ardından CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’dan benzer bir açıklama geldi:



    *

    “Duyumlar var. Siyasi suikastlar olabilir.”

    *

    Baktım, İYİ Parti’nin önemli ismi Koray Aydın aynı şeyi söylemiş:



    *

    “Duyumlar aldık. Siyasi suikastlar olabilir.”

    *

    Allah korusun, bir siyasi suikast olsa...

    “Biz demiştik” diyecekler.

    *

    Ama ya olmazsa?

    *

    Hiç kimse kendilerine:

    “Siyasi suikast duyumu almıştın... E hani siyasi suikast?” diye soramayacak.

    *

    Kimse soramayacak çünkü...

    Böyle bir soru çok tuhaf kaçacak.

    *

    Kimse soramayacak çünkü...

    Olası suikastlar için bir zaman aralığı verilmiş değil.

    *

    Kimse soramayacak çünkü...

    “Duyum dedik. İlle de olacak demedik” tarzı bir cevap gelecek.

    *

    Bunların hepsi bir tarafa... Ben asıl işin “duyum” tarafına kafayı takmış durumdayım.

    Duyum aldıklarını söyleyenler, “duyum”u nasıl alıyorlar acaba?

    *

    - Seslerini ve kimliklerini değiştirmiş birilerinden, “Üç vakte kadar siyasi suikast olabilir” diye telefon mu alıyorlar?

    *

    - “Sayın Yetkili. Her an siyasi suikastlar olabilir. İmza: Bir dost” türü isimsiz mektuplar mı alıyorlar?

    *

    - Etraflarındaki üç-beş istihbarat meraklısı tipten, “Havada siyasi cinayet kokusu var sayın genel başkanım” türü istihbarat analizler mi alıyorlar?

    *

    Yoksa çok daha “ciddi bir kaynak”tan mı alıyorlar duyumu?

    *

    İyi ama o zaman da...

    Kemal Bey ya da Koray Bey’in bu kaynağı ilgili mercilere bildirmeleri gerekmez mi?

    *

    Yani olay, baştan sona şöyle gelişse:

    - Duyumun kaynağı, ilgili mercilere bildirilse...

    - İlgili merciler duyumun kaynağını bulup “Sen nereden biliyorsun aslanım, siyasi suikast olacağını?” diye sorsalar...

    - Konu gerçekten de ciddiyse önleyici tedbir alsalar...

    - Konu ciddi değilse duyumun kaynağının FETÖ’cü olup olmadığını inceleseler...

    Çok daha iyi bir şey yapılmış olmaz mı?

    TAMER KARADAĞLI OLAYI POLİTİK BİR OLAY DEĞİLDİR


    OLAYIN sadece kendisine baktığımızda ne görüyoruz?

    Şunu görüyoruz:

    *

    Tamer Karadağlı’nın olağanüstü kabalığını, çocuksu sabırsızlığını, lüzumsuz gayretkeşliğini, antipatik mimiklerini...



    *

    Nihal Yalçın’ın da vasat mı vasat ödül konuşmasını ve sonuna sıkıştırdığı klişe mi klişe sloganını...

    *

    Ortada politika molitika yok.

    Taraf olacak, taraf tutacak bir durum da yok.

    *

    En fazla...

    - Tamer Karadağlı’ya: “Adamın şu yaptıklarına bak ya. Amma da acayip” denir.

    - Nihal Yalçın’a da: “Ne kadar da vasat konuştu. Amma da klişe” denir.

    Budur. Bu kadardır. Ötesi yoktur.

    *

    Ama her şeyi politize etmeye meraklı sosyal medya ortamı, bu basit kabalıktan ve bu vasat konuşmadan muhteşem bir politik sonuç çıkarmayı başardı.

    Nihal’in bölücülüğü, Tamer’in vatanseverliği üzerinden dönüyor tüm geyikler.

    Pervin Buldan, Canan Kaftancıoğlu falan tarafını seçmiş.

    Geri kalanlar da “Onlar Nihalciyse biz Tamerciyiz” havasındalar.

    *

    Böyle yapıyorlar, sonra da “Yaşanmaz bu ülkede” diyorlar.

    Bu ülkede yaşanmazsa sırf bunlar yüzünden yaşanmaz.

    STOCKHOLM NERE BİZİM HATAY NERE


    STOCKHOLM sendromu diye bir şey var.

    Biliyoruz.

    *

    Meğer Hatay sendromu diye bir şey de varmış.



    Öğrenmiş bulunmaktayız.

    *

    17 yaşındaki genç bir kadının...

    Elinde satırla kendisini kovalayan, yakaladığında satırla kendisine acımasızca vuran adama nasıl da ölümüne sahip çıktığını gördünüz mü?

    *

    Satırlı canavarı içeri tıkmak istiyorlar...

    Genç kadın, “Onu içeri tıkmayın” diye kendisini yerden yere atıyor.

    *

    Satırlı katil adayına hak ettiği türden bir ceza vermek istiyorlar...

    Genç kadın, “Serbest bırakın onu” diye samimi bir şekilde gözyaşı döküyor.

    *

    Satırlı adamı toplumdan tecrit etmek istiyorlar...

    Genç kadın, “Bırakın onu. O benim” diye feryat figan.

    *

    Düşünün:

    Bu satırlı adamı, tavla oynayan beş kişi etkisiz hale getirseydi...

    Belki de bu genç kadın, o beş kişiye “Size ne kardeşim? Sevgilim değil mi? Sever de keser de” diyecekti.

    *

    Celladına âşık olmuş bir millet, nasıl iflah olmazsa...

    Celladına âşık olmuş bireyler de iflah olmazlar.

    Diğer Yeni Yazılar

    BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİNİZ

    Neden gelecek kripto paralarda? Bitcoin dünyasına adım atmak için hala geç değil…
    Esnek ve hibrit çalışma düzeninde, ideal bir çalışma ortamı nasıl olmalıdır?
    2021 Black Friday indirimlerinde bu detayları kaçırma!
    Yılbaşı hediyelerine birlikte karar verelim mi?
    Erken rezervasyon nedir? Avantajlı tatil yapmak için erken rezervasyon ne zaman ve nasıl yapılır?

    Yazarın Diğer Yazıları

    1. Psikolojik yönüyle mobbing
    2. Korona günlerinde sıkılan çocuklar
    3. Çocuk ve gençlerde öfke kontrolü
    4. Pandemi günlerinde ders çalışamayan çocuklar
    5. Koronavirüs ile mücadelede psikoloji: Kaygı, korku, panik atak
    6. Anne babanın kişiliği çocukları nasıl etkiliyor?
    7. Çocuklarınızı tenkit etmeyin
    8. Çocuklarımızın ders dinlemesini nasıl sağlarız?
    9. Gençlerde sigara bağımlılığının önlenmesi
    10. Gençleri ders konusunda nasıl motive ederiz?