• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Bu gerekçeli karar tepemin tasını attırdı

    Öfke doluyum.

    Sinirden köpürmüş vaziyetteyim.

    Elim ayağım tutmuyor.



    O derece yani.

    *

    Pınar Gültekin davasında verilen gerekçeli karardan söz ediyorum.

    *

    Gerekçeli kararı okurken...

    En çok sinirlendiğim bölüm şurasıydı:

    *

    “Sanığın profesyonel bir sağlık personeli olmadığı da gözetildiğinde maktulün boğazını ölümü gerçekleştirecek nitelikte kırık oluşmasına neden olacak kadar sıktıktan sonra maktulün henüz ölmemiş olduğunu bilemeyebileceği...”

    *

    Ne demek istiyorlar bu cümlelerle?

    Şunu demek istiyorlar:

    *

    Katilimiz, Pınar’ın boğazını sıktı.

    Hem de kuvvetlice sıktı.

    O kadar sıktı ki Pınar’ın boğazında kırık bile oluştu.

    Katilimiz de Pınar’ı öldü sandı.

    Eh yavrucak, profesyonel bir sağlık personeli değil ki!

    Nereden bilsin ölmediğini...

    Öldü sandı.

    Dolayısıyla canlı canlı yakmış sayılmaz.

    *

    Öfkem tepemdeyken...

    Bir de şu kısmı okudum:

    *

    “Sanığın maktule yönelik yakma fiilini gerçekleştirmekteki amacının eziyet çektirmeye yönelik olmayıp maktulü cesedini yok ederek yakalanmaktan kurtulma ve suç delillerini yok etmeye yönelik olduğu gözetildiğinde...”

    *

    Bu bölümde de şunu söylemek istiyor sayın mahkememiz:

    *

    Bakmayın siz katilimizin Pınar’ı diri diri yaktığına...

    Öldüğünü bilmiyordu ki çocukcağız!

    Ayrıca katilimiz, Pınar’ı yakıp da keyif mi aldı sanıyorsunuz?

    Katilimizin amacı, keyif almak değildi.

    Delilleri yok etmeye çalışıyordu yavrucak.

    Zevkine yakmadı yani.

    *

    Bu ne abi?

    Bu ne?

    Bu nasıl gerekçe?

    Bu nasıl karar?

    *

    Pınar’a karşı...

    Zerre kadar merhamet yok, milim empati yok, dirhem anlayış yok.

    *

    Ama katile karşı...

    Merhamet gani... Empati en üst seviyede... Anlayış göz yaşartıyor.

    *

    Böyle gerekçeli karar mı olur Allah’ınızı severseniz?

    Yahu katilin bile aklına, “Evet, yaktım. Ama hiç zevk almadım yakarken” demek gelmemiştir.

    *

    Bir mahkeme...

    “Yaktı ama hele bir sorun niye yaktı?” yaklaşımıyla yaklaşır mı olaya?

    *

    Bak, yine sinirlendim.

    Elim ayağıma dolanmaya başladı.

    Daha fazla devam edemeyeceğim.

    İLHAN KESİCİ’DEN SIRADAN BİR CHP’Lİ TAVRI BEKLENİR Mİ

    İLHAN Kesici, nevi şahsına mahsus bir siyasetçidir.

    *

    Doğu’yu da bilir, Batı’yı da bilir. Uluslararası toplantıların gözdesidir. Yakın tarihe düşkündür. Bir ara tenise merak sarmıştır. Anadolu’nun en nadide türkülerini, kafasını gözünü yarmadan okumasını becerir. Kültürler arası yolculuk yapmayı sever. Rahman Suresi’ni iyi kıraat edenleri takip eder. Kürtçe öğrenme hevesine kapılır. Batı’da çıkan kitapları hemen edinir.

    *

    Yani demem o ki...



    İlhan Kesici’den sıradan ve klasik bir CHP’li milletvekili tavrını sergilemesini beklememek gerekir.

    *

    İlhan Kesici’nin İsmailağa Cemaati’nin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun cenazesine katılmasını, cenazede Cübbeli Ahmet’le selamlaşmasını yadırgayanlara sesleniyorum:

    *

    Kesici, klasik CHP’li bir milletvekili değildir.

    CHP içindeki bir tattır, bir dokudur, bir renktir.

    *

    Olaya böyle bakarsanız...

    Belki biraz yatışmanız mümkün olabilir.

    Aksi takdirde...

    Evrenin yapısı yatışır, sizin yatışmanız mümkün olmaz.

    İDAM


    İDAM cezasına karşıyım.

    “İdam” kelimesini duyunca...

    Yüzümü ekşitirim.

    *

    Fakat idam konusu, güzelim Marmaris’imizin ormanlarını yakan o uğursuz adam için telaffuz edildiğinde...

    Yüzümü hiç ekşitmedim.

    *

    Hatta kayıtsız bir tebessümle karşıladım.

    MUSTAFA SARIGÜL’ÜN ATİNA ÇIKARMASI

    BAKTI TikTok şakalarıyla çıkış yapamıyor, tam randıman alamıyor.

    O da tuttu Atina’nın göbeğinde Türk bayrağıyla gösterisini yaptı.

    Dün Yunanistan’da resmen Sarıgül rüzgârı esti.

    *

    Yunan basını da yakın takibe aldı Sarıgül’ü.



    Yunan medyası, Sarıgül haberleriyle dolup taştı.

    Kısacası Sarıgül, Atina’yı sarstı.

    Ama bakalım bizim buraları sarsabilecek mi?

    Yoksa millet yine TikTok şakası muamelesi mi yapacak?

    *

    Ama yine de hakkını teslim etmek lazım:

    Atina’da Meclis binası önünde Türk bayrağıyla gösteri yapmak, öyle hemen yabana atılacak bir iş değil.

    *

    Gerçi Sarıgül, binanın tam önünde değil epey ilerisinde ve biraz da kıyı kıyı giderek yaptı gösterisini ama olsun.

    Bunun için de yürek lazım.

    *

    Son tahlilde...

    Her yürek, ille de mangal gibi olacak diye bir koşul yok.

    Yazının devamı...

    Hiç bilmeyenler için İsmailağa Cemaati

    - Kendine özgü bir cemaattir. Hiçbir cemaate benzemez.

    *

    - Şekle, kıyafete özel önem verirler ve bu konuda bir hayli katıdırlar. Hiç taviz vermezler.

    *

    - Sakal, cübbe, çarşaf... Bunları şart koşarlar.



    *

    - Kadınların sosyal hayatta yer almaması görüşünü benimserler.

    *

    - On yıllardır vardırlar ve bilhassa Fatih’in Çarşamba semtine damga vurmuşlardır.

    *

    - Cemaat’e giren, yeni bir hayat tarzını benimsemiş olur. Bu açıdan çok radikal bir karardır Cemaat’e girmek.

    *

    - Kendi sistemleri içinde talebe yetiştirmeye çalışırlar.

    *

    - Tabii ki bir cemaat hiyerarşisi vardır. Ama bu hiyerarşi çok gevşektir ve çok belirsizdir.

    *

    - Disiplinli ve katı bir kurumsal yapıları yoktur. Cemaat’e girip çıkmak hayli kolaydır. Gidene neden gittin, gelene neden geldin demezler.

    *

    - Yetiştirdikleri kişilerin eliyle devleti ele geçirmek gibi bir hedefleri yoktur. Hiçbir zaman böyle bir amaç gütmemişlerdir.

    *

    - Siyasetten tek istedikleri, kendi özgürlükleridir. AP’den de, ANAP’tan da, DYP’den de, Özal’dan da, Erbakan’dan da hep bunu istemişlerdir.

    *

    - Gizli saklı işler yapmazlar, entrika çevirmezler, kimselerin bilmediği bir ajandaları yoktur.

    *

    - Sızma yapmazlar. Nasıl yapsınlar? Kılık kıyafetleri nedeniyle mensubiyetlerini hep belli ederler.

    *

    - Mensuplarının büyük kısmı küçük esnaftır. Bu açıdan bir küçük esnaf hareketidir.

    *

    - Hiç umulmadık anda, hiç umulmadık kişilerden saygı görürler.

    *



    - Cemaatin en tanınmış ismi: Cübbeli Ahmet’tir.

    *

    - Hadi daha anlaşılır kılalım: Amişler var ya. Onları aklınıza getirin. Benzetmek gibi olmasın ama birazcık Amişlere benzerler.

    İNSAN KARMAKARIŞIKTIR

    ETRAFIMDAKİLERE bakıyorum:

    Tanıdıkları hakkında tek cümlelik hükümler vermeye bayılıyorlar.

    *

    Mesela şu tür hükümler:

    *

    - Eda çok sosyal bir insandır.

    - Murat tam bir centilmendir.

    - Meral iyi kalplidir.

    - Ali gaddardır.

    - Cem tilki gibi kurnazdır.

    - Zeynep saf kızdır.

    *

    Oysa... Oysa... Oysa...

    Şöyle bir baktığınızda hemen fark edersiniz:

    *

    Sosyal Eda’nın bazen kendi dünyasına çekilip süper asosyal bir insan olmayı tercih ettiğini... Centilmen Murat’ın bazen bir kadın karşısında fena halde kabalaştığını... İyi kalpli Meral’in bazen vicdansızca davranışlar sergilediğini... Gaddar Ali’nin bazen başkalarının başına gelen bir felaket karşısında sessizce gözyaşı döktüğünü... Tilki Cem’in bazen kolayca sazana getirildiğini... Saf Zeynep’in bazen herkesi ayakta uyuttuğunu...

    *

    Biliyorum.

    Herkesin bildiği bir şey bu.

    Ama yine de hatırlatmak ihtiyacı hissettim:

    *

    İnsan denilen varlık, tek bir hüküm cümleciğinin içine sığmaz. İnsan karışıktır. Hatta karmakarışıktır.

    *

    Ne demiş ta İsa’dan önce yaşamış Romalı bir ozan:

    *

    “Ben bir insanım ve insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir.”

    NÂZIM HİKMET’İN KİTABI ÇIKMAYAN SEVGİLİSİ KALDI MI

    PİRAYE’nin kitabını yaptılar.



    Münevver’in de kitabı çıktı.

    Vera’dan da kitap çıkardılar.

    *

    Offf sayamayacağım daha fazla.

    *

    En son elime bir kitap geçti.

    Kitabın adı: “Nüzhet/Nâzım Hikmet’in ‘Minnacık’ Kadını”

    *

    Bu önü alınamayan bir şey.

    Nâzım Hikmet’in selam verdiği her kadın için bir kitap çıkarmadan durmayacaklar sanırım.

    PINAR GÜLTEKİN KENDİNİ NASIL SAVUNACAK

    PINAR Gültekin’in canını alan katilin avukatı, Pınar Gültekin’e yönelik çok ağır suçlamalarda bulunuyor.

    *

    Pınar Gültekin...



    Güya şantaj yapmış, para sızdırmış, adamı uyutup mahrem görüntülerini çektirmiş, adamın peşini bırakmamış falan.

    *

    Sayın avukatın bu iddialarıyla ilgili olarak mikrofonlarımızı Pınar Hanım’a uzatmak istiyoruz.

    *

    Fakat o da ne?

    Pınar Hanım yok.

    Ölmüş. Öldürülmüş.

    Hem de canavarca hislerle...

    *

    Keşke müvekkili katletmeseydi de...

    Pınar Gültekin de bu ağır suçlamalar karşısında kendini savunabilseydi.

    Öyle değil mi avukat efendi?

    Yazının devamı...

    Cinci kadın Roger Stone kuralına uymuş

    Başkan adaylarına seçim kazandıran adam.

    Nixon’la çalışmış, Reagan’la çalışmış, hatta en son Trump’la bile çalışmış.

    *

    Roger Stone, ilkesiz iblisin teki.

    Rakiplere belden aşağı saldırma konusunda uzman. Yalan haberleri yayma konusunda kimse eline su dökemiyor. Utanma, arlanma diye bir şey yok adamda. “Kazanmak için her şey mubah” ilkesizliğinin yürüyen nişanesi.

    *

    Bir dizi kuralı var alçak Roger Stone’un.

    En birincisi şu:

    “Şöhret sahibi olmamaktansa, kötü şöhretli olmak tercih edilir.”

    *

    Denk geldiniz mi bilmiyorum.

    Cin çıkaracağım diye ekrana çıkmış bir kadın peyda oldu.

    *

    Ekranda “Donaaatttt” falan diye belertilmiş gözlerle cin çıkarma seansı yapıyordu.

    İzlerken başkası adına utanmak duygusuna öyle bir kapılıyordunuz ki...

    Sonuna kadar izlemeniz mümkün olamıyordu.

    *

    Hah!

    İşte bu cinci kadın...

    Kendisiyle ilgili tüm kafa bulmalardan sonra, tüm aşağılamalardan sonra, tüm dalga geçmelerden sonra, tüm yadırgamalardan sonra...

    Yeniden seyirci karşısına geçip aşırı özgüvenli bir gülümseme eşliğinde şu açıklamayı yaptı:

    *

    “Çok memnunum. Adımı herkes duydu. Reklamın iyisi kötü olmaz. Benden söz edenlere teşekkür ederim.”

    *

    “Şöhret sahibi olmamaktansa, kötü şöhretli olmak tercih edilir” diyen ilkesiz iblis Roger Stone, bu cinci hanımı yanına asistan olarak almalı.

    ŞÖHRETİN DÖRT AŞAMASI

    MADEM söz Roger Stone’dan açıldı, oradan devam edelim:

    Roger Stone, ilkesiz bir iblis ama tabii ki çok zeki bir adam.


    *

    Bazen çok etkili, çok eğlenceli, çok tumturaklı saptamalar yapıyor.

    Mesela “şöhretin aşamaları” konusunda söyledikleri, tam da bu cinsten.

    *

    “Şöhretin dört aşaması vardır” diyor Roger Stone.

    Ve devam ediyor:

    *

    - BİRİNCİ AŞAMA: Kim bu Roger Stone aşaması. (Şöhretin en başında değişik yerlerde bu soru sorulmaya başlar. Sağdan soldan sürekli bunu duyarsınız. Kim bu Ece Soylu? Kim bu Mert Kaplan? Bu, şöhretin büyüyeceğinin ilk işaretidir.)

    *

    - İKİNCİ AŞAMA: Bana Roger Stone’u bulun aşaması. (Şöhretin bu aşamasında herkes senin peşindedir. Filmlerde hep seni oynatmak isterler. Sahneye hep seni çıkarmak isterler. Hep seninle röportaj yapmak isterler.)

    *

    - ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Bana Roger Stone tipi birini bulun aşaması. (Şöhretin zirve noktası burasıdır. Herkes senin peşindedir. Sana ulaşamayanlar ise senin gibi birini bulmak ister. “İlber Hoca gibi bir isim bulalım, onunla röportaj yapalım” gibi bir şey.)

    *

    - DÖRDÜNCÜ AŞAMA: Kim bu Roger Stone aşaması. (Aha! Tekrar başa döndük. Demode olmuşsun, unutulmuşsun, arayanın, soranın kalmamış. Adın geçtiğinde “O kimdi ya?” falan deniyor. Şöhretin en trajik aşaması budur. Etrafta çok var bunlardan.)

    ‘BU DİYARDAN ÇEKİP GİDECEĞİM’ DESEYDİ

    ÇAPA Tıp Fakültesi’ni birincilikle bitirmiş genç doktorumuz, mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada şöyle demiş:

    *

    “Hem bu deveyi güdeceğiz hem de bu diyardan gitmeyeceğiz.”

    *

    Sadece iktidara yakın kesimlerin övgüsüne neden oldu genç doktorumuzun bu çıkışı.

    *

    Oysa...

    “Bu deveyi de gütmeyeceğim, bu diyardan çekip gideceğim” deseydi...

    Sözcü gazetesine manşet olur, Halk TV’de de Bülent Arınç muamelesi görürdü.

    *

    Bu bir hastalıktır.

    “Gidenleri ve gitmek isteyenleri, kalanlara ve kalmak isteyenlere tercih eden bir karanlığa âşık olmak” diye tanımlanabilecek bir hastalık.

    ÇOK BELLİ EDİYORLAR

    MARMARİS’teki orman yangınına bir tane bile helikopter müdahale etmese ya da yangına karşı bir tane bile uçak uçmasa...

    Acayip mutlu olacak tipler var.

    *

    Yangın çıktığında...

    Ellerini ovuşturup bekliyorlar:

    “Ey Tanrım! ‘Nerede uçaklar? Nerede helikopterler?’ diyebileceğimiz bir ortam nasip eyle bize” diye.

    *

    Kural hiç değişmez:

    Samimiyetsizlik de samimiyet de karşı tarafa çarpan etkisiyle yansır.

    *

    Oysa samimiyetsizliklerini bu kadar fazla belli etmeseler...

    Belki de amaçlarına biraz daha yaklaşmış olacaklar.

    BEYAZ TÜRK PARTİSİ

    GAZETECİ Murat Sabuncu, İYİ Parti’nin gitgide daha fazla Beyaz Türk partisi olduğunu, AK Parti’den çok CHP’den oy aldığını yazmış.

    *

    Bingo! Tam isabet!

    *

    İYİ Parti, son zamanlarda...

    - Seküler hayat tarzının...

    - Abdülhamid karşıtlığının...

    - Çankaya’nın, Şişli’nin, Beşiktaş’ın, İzmir’in...

    - Sosyal medya muhalifliğinin...

    - Cici beylerin, cici hanımların...

    Başkenti olmaya doğru koşar adımlarla ilerliyor.

    *

    Buna mukabil...

    CHP ise...

    Seçmenlerini İYİ Parti’ye kaptırıyor.

    *

    İşin daha da tuhafı...

    Ali Babacan bile...

    Gözünü CHP’nin seküler oylarına dikmiş durumda.

    *

    AK Parti var ya AK Parti...

    “Rakiplerim iyi ki bunlar” diye duayı hiç eksik etmemeli.

    Yazının devamı...

    Pınar Gültekin için adalet istiyoruz

    Cemal Metin Avcı denilen katil...

    - Önce döverek bayılttı Pınar’ı.

    - Sonra boğmaya çalıştı.



    - Ardından diri diri yaktı.

    - Varile koyduğu cesedin üzerine beton döktü.

    27 yaşındaki gencecik Pınar, işte böyle zalimce bir cinayete kurban gitti.

    *

    Sonuç?

    Mahkeme, canavar katile “haksız tahrik indirimi” uyguladı.

    Böylece...

    Ağırlaştırılmış müebbet cezası, 23 yıla indirildi.

    *

    Haklı ya da haksız, hangi tahrik söz konusu olursa olsun...

    Bu zalime, bu caniye, bu vahşiye verilen bu ceza, kamu vicdanında asla kabul görmeyecektir.

    *

    Mahkemenin verdiği karar, hukuki sürecin işlediğini gösteriyor.

    Adaletin tecelli ettiğini göstermiyor.

    Pınar Gültekin için adalet istiyoruz.

    'SEN' DİYENE 'SEN' DEYİN

    İSTER devlet dairesinde ister poliste ister belediye binasında ister doktor odasında...

    O anda otoriteyi temsil eden kişi, size “siz” demek yerine “sen” diyorsa...

    Kendisine asla “siz” diye karşılık vermeyin.

    *

    Mütekabiliyet şartının en geçerli, en haklı, en gerekli olduğu alandır:

    Size “sen” diyene “sen” denmelidir.

    MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ

    GÖRÜŞLERİNİ benimsemem. Sümer tarihinden çıkardığı sonuçlara itirazım var.



    Fakat aslanlar gibi 109 yaşına gelmiş olmasını, büyük bir hürmetle selamlıyorum.

    *

    Hayata olan tutkusu, hiç kaybetmediği mizah duygusu, ömrü boyunca sergilediği muazzam direnç...

    Hepsini göz önünde bulundurarak...

    Nice yaşlara Muazzez Hanım diyorum.

    SAVAŞIN GÖBEĞİNDE VERİLEN BOL TASARIMLI POZLAR

    ZELENSKİ çiftinin bir kredisi vardı benim gözümde.

    Kaçmadılar, mücadeleyi bırakmadılar, direndiler, vatanseverce bir tutum takındılar.



    Fakat kendilerine açılan kredi, gitgide tükeniyor mu ne?

    *

    İşte bakın:

    Zelenski’nin eşi, bir İngiliz gazetesine poz vermiş.

    Sığınakta bir dekor oluşturmuşlar. Şık bir tulum giyilmiş. Arkadaki perdeyle tulumun uyumlu olmasına dikkat edilmiş. Doğallığın zerresi bile yok. Tasarlamışlar resmen. Dizayn etmişler. Tek kaygıları olmuş: Alabildiğine şık olsun.

    *

    Bombalar altındasın, binlerce kayıp vermişsin, vatandaşlarının yarısı sürgüne gitmiş, yaralar taptaze, ölümlerin acısı yüreklerde... Ve sen sığınakta şıklık peşindesin.

    Çok yadırgadım çok.

    BİR KAFE MÜDAVİMİ OLARAK ÖĞRENDİĞİM ŞEYLER

    - Menü çok geniş olmayacak.

    - Aşırı ilgi ile aşırı ilgisizlik arasındaki kıvam tutturulacak.

    - Kahveye özel önem verilecek.

    - İyi bir fırınla fark yaratılacak.

    - Mekânda rahatlık esas olacak.

    - Bilgisayarıyla çalışmak isteyenlere alanlar oluşturulacak.

    - Müdavimler özel hissettirilecek.

    BU EVLİLİK TUTAR

    MÜGE Anlı, bir polis müdürüyle evleneceğini açıklamış.



    *

    “Cuk” diye buna denir. Uyum budur. Bir yastıkta kocama garantisi, ancak böyle sağlama alınır. Aynı dalga boyunda mesleklerin buluşması tam da budur.

    *

    Mutluluklar Müge Anlı.

    'RAYDAN ÇIKANLAR' FİLMİNİN YERLİ VERSİYONU

    DÜN Hürriyet’te bir haber vardı:

    *

    “VIP Özlem’in aşk tuzağı” başlığıyla yayınlanan bu habere göre...



    Özlem Hanım, arkadaşlık sitelerinde verdiği ilanlarla erkeklerle tanışıyor. Sonra da tanıştığı adamların evine gidiyor. Bu arada adresi de erkek arkadaşına söylüyor. Evde buluşma gerçekleştikten bir süre sonra “erkek arkadaş”, elindeki bıçakla daireyi basıyor. “Sen benim kız arkadaşımla ne yapıyorsun?” diye şaşkınlık içindeki adamı önce darp ediyor, ardından da soyuyor.

    *

    Haberi okuyunca...

    Bu tam da ‘Raydan Çıkanlar’ filminde anlatılan dümen, dedim.

    O filmde de tıpkı buna benzer bir sahtekârlığın öyküsü anlatılıyordu.

    *

    Raydan çıkanlara sesleniyorum:

    Mümkünse raydan çıkmayın. Hadi çıktınız diyelim, dümene gelmeyin.

    HİÇBİR ANLAM İFADE ETMEYEN CÜMLELER 

    - Ben başbakan olacağım.

    - Erken seçim yok.

    - Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu.

    Yazının devamı...

    Sosyal medya hesaplarınızı hemen şimdi kapatmanız için 10 argüman

    Bir bakayım dedim.

    Bir başladım okumaya.

    Kafamı kaldırdığımda kitap bitmişti.

    *

    Kitap diyor ki....



    Özgür iradenizi kaybetmemek için... Günümüz çılgınlığına direnmek için... Hakikatin altının oyulmasına dur demek için... Söylediklerinizin anlamsızlaşmaması için... Empati kapasitenizi yok etmemek için... Mutsuz olmamak için... Ekonomik itibarınızı korumak için... Siyasetin imkânsız hale gelmemesi için... Ruhunuzdan nefret edilmemesi için...

    Hemen şimdi sosyal medya hesaplarınızı kapatın.

    *

    Bunların her birini tek tek, uzun uzun açıklıyor kitap.

    *

    Sosyal medyanın başat unsurlarını ise şöyle sayıyor kitap:

    *

    Davranışları belirleyen algoritmalar, robot hesaplar, yapay zekâlar, ajanlar, sahte yorumcular, sahte arkadaşlar, sahte takipçiler, sahte yazarlar, otomatikleştirilmiş dolandırıcı tuzakları...

    *

    Öyle ikna ediciydi ki kitap...

    Gazetecilik yapmasam ve takipçi sayım biraz fazla olmasa...

    Sosyal medya hesaplarımın tümüne “Bay bay” derdim.

    SELAMİ ŞAHİN’İN BABALAR KLASMANINA YÜKSELMESİ LAZIM

    MÜSLÜM Baba... Tamam. Orhan Baba... Tamam. Neşet Baba... Tamam. Ferdi Baba... Tamam.

    Tüm bu isimler, Türkiye’nin “babalar klasmanı”nın herkes tarafından benimsenen temsilcileri.

    *

    Ama “babalar klasmanı”nın kapısı sımsıkı kapalı değil.



    Oraya başka bazı isimler de eklenebilir.

    Mesela: Selami Şahin.

    *

    Bizim Zeynep Bilgehan’ın dün Hürriyet’te yaptığı Selami Şahin röportajını okuyunca karar verdim buna.

    *

    Her şeyden önce Selami Şahin, şeker gibi bir adam.

    Sıfır kompleks... Tevazu sahibi... Süper babacan...

    *

    Üstelik hepimizin marş gibi ezberlediği muhteşem eserlerin sahibi.

    “Gitme Sana Muhtacım” da onun, “Seninle Başım Dertte” de onun.

    “Alışmak Sevmekten Zor” da onun, “Gözler Kalbin Aynasıdır” da onun.

    “Senin Olmaya Geldim” de onun, “Sen Sus Gözlerin Konuşsun” da onun.

    *

    Zaten kendisine öyle diyenler var ama ben çoğunluk tarafından tescillenmesini istiyorum:

    Selami Şahin, artık babalar liginde yer almalı ve “Selami Baba” diye anılmalı.

    Arz ve teklif ederim.

    BIDEN’IN BİSİKLETTEN DÜŞMEMESİ HABERDİR

    BIDEN, bisikletten düşmüş.



    Üstelik tam da seyahatini tamamlayıp bisikletten inerken...

    Biden dediğin adam, boşlukla tokalaşan bir adam.

    *

    Boşlukla tokalaşan birinin...

    Bisikletten düşmesinin değil, bisikletten düşmemesinin haber değeri vardır.

    ARTIK DEMODE OLAN ŞEYLER



    - Facebook. O kadar demode ki “Facebook demode” demek bile demode.

    *



    - Köpük banyosu, jakuzi falan... Offf... Çok demode.

    *


    - Savaşlarda tank kullanmak. SİHA’lar çıktıktan sonra feci demode.

    *


    - James Bond. Serinin son filmini izlerken resmen esnedim abi.

    *



    - Ekrem İmamoğlu. Nedendir bilinmez herkes Mansur Yavaş diyor.

    *



    - Avokado... Bir gıda maddesi, bu kadar mı hızlı demode olur arkadaş.

    TOO MUCH HAREKETİ’NE TAM DESTEK VERİYORUM

    ÇAĞIMIZ her şeyin ama her şeyin abartıldığı bir çağ.

    Kararında durulmuyor.

    Üzerine üzerine gidiliyor.

    *

    Mesela “me too” hareketi...

    Mesela “veganlık” olayı...

    Mesela “bedenle barışık olma” dalgası...

    Mesela “sürdürülebilirlik” mevzusu...

    *

    İlk başladıklarında heyecan vericiydiler. Bayağı bir benimsemiştim. Konusu geçtiğinde yüzümde bir gülümseme beliriyordu.

    Ama sonradan öyle abartıldı ki...

    “Yeter artık” duygusunun oluşması kaçınılmaz oldu.

    *

    Yeni işittim.

    Meğer Batı’da da benim gibi düşünenler varmış.

    Ve onlar “Too much” diye bir hareket başlatmışlar.

    *

    Buradan kendilerine sesleniyorum:

    *

    Beni de üye yazın. Beni de üye yazın.

    Yazının devamı...

    Konfor alanlarını terk etme çağrısı

    “Bu iktidar gitsin de gitsin” diye düşünüyorsun.

    İktidarın gitmeyebileceği seçeneğine zerre kadar prim vermek istemiyorsun.

    En küçük bir iktidar övgüsüne bile tahammülün yok.

    Bırak övgüyü, ortadan konuşana bile kulaklarını kapatmışsın.

    *

    O zaman ne yapıyorsun?

    Sadece senin gibi düşünenlere, sadece senin gibi konuşanlara, sadece senin gibi hissedenlere kulak veriyorsun.

    Gerisini zerre kadar hesaba katmıyorsun.

    *

    İşte dostum...

    Senin içine girdiğin alan, senin konfor alanındır.

    *

    Bu konforlu alanın sonuna kadar tadını çıkar.

    Ama şunu unutma ki:

    Bu konforlu alan...

    Senin toplumla ilgili, siyasetle ilgili, seçimle ilgili verdiğin tüm hükümleri, fena halde boşa çıkarabilir.

    *

    Diyelim ki iktidar yanlısısın.

    *

    “Bu iktidar gitmesin de gitmesin” diye düşünüyorsun.

    İktidarın gidebileceği seçeneğine zerre kadar prim vermek istemiyorsun.

    En küçük bir iktidar eleştirisine bile tahammülün yok.

    Bırak eleştiriyi, ortadan konuşana bile kulaklarını kapatmışsın.

    *

    O zaman ne yapıyorsun?

    Sadece senin gibi düşünenlere, sadece senin gibi konuşanlara, sadece senin gibi hissedenlere kulak veriyorsun.

    Gerisini zerre kadar hesaba katmıyorsun.

    *

    İşte dostum...

    Senin içine girdiğin alan, senin konfor alanındır.

    *

    Bu konforlu alanın sonuna kadar tadını çıkar.

    Ama şunu unutma ki:

    Bu konforlu alan...

    Senin toplumla ilgili, siyasetle ilgili, seçimle ilgili verdiğin tüm hükümleri, fena halde boşa çıkarabilir.

    *

    Konforlu alanlarına çekilenlere sesleniyorum:

    *

    Hayal dünyasından gerçek dünyaya geçmek istiyorsanız...

    Arada sırada da olsa konfor alanlarınızı terk etmeniz ve rahatınızı bozmanız şart.

    GENÇLERE TAVSİYELER



    - Bulaşmayın bitcoin denilen illete. Hiç itimat telkin etmiyor ponzin.

    *

    - Şehir sıcaktan yanarken Boğaz’da montla oturuluyor. Unutma.



    - Maharet kitap okumakta değil, okunacak kitabı seçmektedir.



    - İşin sonunu hep hesaba katın. Zelenski durumuna düşmeyin.

    - Altı kişi yemekte buluşunca, “Altılı Masa” esprisi yapmayın. Komik değil.



    - Babalar Günü’nde babanıza kulaklık hediye edin. Çok makbule geçer.

    HALK TV’DE BÜLENT ARINÇ ÖVGÜSÜNE DENK GELDİM

    KANALLAR arasında zıplayıp duruyordum.

    Halk TV’de durdum.

    *

    Baktım, kanalın daimi yorumcularından biri Bülent Arınç’ı övmekle meşguldü.

    *

    Azıcık kulak kabarttım.



    - “Bülent Arınç, önemli bir siyasetçidir” diyordu.

    - “Onun sözlerine dikkat etmek gerekir” diyordu.

    - “Arınç’ın bir karşılığı vardır” diyordu.

    *

    Güldüm.

    Nasıl gülmeyeyim?

    Bülent Arınç bile “Çok da inandırıcı olmaz” diye düşünür ve kendisiyle ilgili böyle cümleler kurmaya pek yanaşmaz.

    *

    Gülümsemeyi kestikten sonra kendi kendime şu soruyu sordum:

    *

    “Şu an içinde bulunduğumuz gezegende yapılabilecek en zorlu iş nedir?”

    *

    Cevabı hiç düşünmeden verdim:

    *

    “Bülent Arınç’ı muhalif kitlelere benimsetmek işidir.”

    *

    Ve son hükmüm şu oldu:

    *

    Bülent Arınç, iktidar partisini tamamen terk etse...

    Bırakın bir tuğla götürmeyi, tuğladan bir toz tanesi bile götüremez.

    BİZİM DE SİYAHİLERİMİZ OLSAYDI NASIL OLURDU?

    SİYAHİLERİ çok seviyoruz, değil mi? Hemen kaynaşıveriyoruz kendileriyle.

    Ve hiç anlam veremiyoruz siyahi düşmanlığına.

    *

    Peki ya yüzde 30’umuz siyahi olsaydı? Nasıl olurdu?



    Aramızda fazla sayıda siyahi yokken siyahileri sevmek kolay.

    Peki ya çok sayıda siyahiyle bir arada yaşasaydık yine de sever miydik siyahileri?

    *

    Ku Klux Klan diye bir örgüt çıkmaz mıydı bizden? Siyahilere merhamet gösterenler, “Zenci dostu” diye aşağılanmaz mıydı bizde de? Hiçbir ayrımcılık yapılmayacağı hususunda garanti verebilir miyiz?

    *

    Somalili bir kadının Ankara’da açtığı restorana karşı sergilenen hırtlığın görüntülerini izleyince aklıma geldi bunlar. Şöyle dedim: “Bu kadar az siyahimiz varken böyle yapıyorsak...”

    İBRETLİK 3 BELGESEL



    1. 1994: Meksika siyasetinin en karmaşık, en berbat, en tatsız yılı 1994 yılıdır. 1994 yılında Meksika’da yaşananları anlatan “1994” adlı belgeseli mutlaka izleyin. Hiçbir heyecanlı entrika dizisinden alamayacağınız keyfi alacağınıza bahse girerim. Ben izledim, sekiz aksiyon filmi izlemiş gibi oldum.




    2. DEMOKRASİNİN SINIRI: Çok sevdiğim bir devlet adamı vardı. Adı: Lula! Brezilya’nın eski devlet başkanı... Karizmatik, eğlenceli, sarkastik bir adam Lula... İşte onun yükselişini ve düşüşünü anlatıyor bu belgesel. “Kuş Uçuşu” adlı banal dizi yerine buna takılın. İnanın bu daha heyecanlı.



    3. İKİ KATALONYA: Avrupa’nın göbeğinde İspanya’da teröre başvurmayan bir ayrılıkçılık hare ketine karşı bile nasıl tavizsiz bir tutum sergilendiğini gösteren bir belgesel bu. Barselona görüntüleri eşliğinde izleyin görün: Siyasi tutukluları, siyasi sürgünleri... Olay 2017’de geçiyor. Eski değil yani. 

    Yazının devamı...

    Bülent Arınç’ın trajedisi

    İktidara vurdu, muhalefete göz kırptı.

    *

    Sonuç şu:

    *

    - AK Parti tabanından kendisine yönelmiş olan tepkinin dozu daha da arttı.



    *

    - Kemal Kılıçdaroğlu hariç hiçbir muhalifin sempatisini kazanamadı.

    *

    - Ne sempatisi! Muhalif kesimdeki Arınç antipatisi daha da arttı.

    *

    Bakın, işte bu kozmik bir trajedidir.

    KELEBEK PARTİSİNDE MIRILDANDIKLARIM

    - Şu parti kelebeği gibi ortada dolaşan hanımefendi amma da Melis Sezen’e benziyor yahu.

    *

    - Aha! Muazzez Ersoy da burada. Dur, dur. Hemen yanına gidip bağlılıklarımı bildireyim.



    *

    - Aha, hayranı olduğum Hasan Can Kaya da burada. Kendisiyle bir fotoğraf çektirsem mi acaba?

    *

    - Vay vay vay! Nazan Şoray Hanımefendi de gelmişler. Biraz mavra yapıp Türkan Hanım’a selam söylesem mi?

    *

    - Demet Şener gerginliği var üzerimde... Acaba aleyhinde bir şeyler yazmış mıydım? Aman Tanrım!

    *

    - Bu gördüğüm şahıs ünlü biri... Ama adını çıkaramadım. Kimdi bu ya? Kimdi? Kimdi? Offff.

    *

    - Buray’ın sahnesi mükemmelmiş. Coşturuyor vallahi.

    *

    - Eyvah! Az kalsın Su Soley’in uzun, upuzun pelerinine basacaktım. OMG!

    *

    - Saat 22.00 olmuş... Benim hemen uzamam lazım.

    *

    - Bunca insan bu kadar uzun zaman hiç yorulmadan nasıl ayakta durabiliyor? Galiba ben çaptan düştüm.

    YANİ ADAY BELLİ Mİ?

    CUMHURBAŞKANI Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’na, “Aday mısın, değil misin? Açıkla” dedi.

    *

    Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yanıt geldi:

    “Televizyonda benimle tartışırsan açıklarım.”

    *

    Önce şunu belirteyim:

    Laf yarıştırma açısından bakacak olursak...

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun cevabı, hiç fena cevap değil.

    Kendince bir çıkış bulabilmiş.

    *

    Fakat bu çıkışın çok önemli bir problemi var.

    “Yani aday belli, öyle mi?” diye bir soruyu akla getiriyor.

    *

    Verilen cevap, akla bu soruyu getirmese...

    Kemal Kılıçdaroğlu’na 10 üzerinden 10 puan verebilirdim.

    KENDİSİ GELMEDEN RÜZGÂRI GELEN SANATÇI

    GEÇENLERDE televizyon binasında bizim her zaman makyaj yaptırdığımız bölüme gittim.

    Bir de baktım ki...

    Aynanın etrafı süslenmiş, varaklar konmuş, tüller uzatılmış, janjanlar eklenmiş.


    Bir tek Swarovski eksik.

    Şaşaalı bir hale gelmiş yani bizim makyaj bölümü.

    *

    Hemen bizim makyaj uzmanımız Buket’e sordum:

    “Hayrola? Bülent Ersoy herhangi bir programa konuk mu oluyor?”

    Bingo!

    Evet, Bülent Ersoy konuk oluyormuş.

    *

    Kendisi gelmeden rüzgârı gelen sanatçıdır Bülent Ersoy.

    Artı, rüzgârından geldiğini belli eden sanatçıdır Bülent Ersoy.

    HOŞUMA GİTMEDİ

    ARTIK Norveçliler kimlik kartıyla Türkiye’ye gelebileceklermiş.

    *

    Türkler ise Norveç’e vizeyle gitmeye devam edeceklermiş.

    *

    Turizm murizm... Anlıyorum. Ama yine de hiç hoşuma gitmedi bu durum. Gururum incindi.

    EMRAH SERBES

    HİÇBİR şey olmamış gibi yeni kitabını yazıp piyasaya sürmüş.



    Yeni kitap da eski serinin devamı niteliğinde.

    “Behzat Ç” romanı yazmış yani.

    *

    Millet de tepki gösteriyor haklı olarak: “Hiçbir şey olmamış gibi aynen devam mı yani?” deniliyor.

    *

    Oysa “Bende roman yazmaya yüz bırakmayan hatalarım” diye bir roman yazsaydı...

    Bu kadar tepki almazdı.

    ZELENSKİ

    - Eskisi kadar prim yapmıyor.



    - Biden bile görünce yüzünü ekşitiyor.

    - Haki tişörtüne destan yazan kalmadı.

    - Batı medyası eskisi gibi yüz vermiyor.

    *

    Yakında, hem de çok yakında...

    Herkes kendini kurtarırsa...

    Ve olan da buna olursa hiç şaşırmayacağım.

    EN ÇOK BEĞENDİĞİM DEMİREL AFORİZMALARI


    - Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz.

    *

    - Derin devlet, normal devletin raydan çıkmış halidir.



    *

    - Ege bir Yunan gölü değildir, Ege bir Türk gölü de değildir, binaenaleyh Ege bir göl değildir.

    *

    - Demokrasilerde çareler tükenmez.

    *

    - Yollar yürümekle aşınmaz.

    Yazının devamı...

    Deniz Baykal’dan Aytun Çıray’a

    Deniz Baykal’ın da desteğiyle bu garabet ortadan kalktı.

    *

    Bazıları sırf bu yüzden Deniz Baykal’a öfke kusuyor.

    “Ne güzel yasaklı olacaktı. Senin yüzünden her girdiği seçimi kazandı” diyorlar Baykal’a.

    Hatta bunu diyenlerin başını da pek demokrat geçinen Zülfü Livaneli çekiyor.

    *

    Dün de İYİ Parti Milletvekili Aytun Çıray, tıpkı Baykal’a karşı gösterilen öfkeye benzer bir öfkenin hedefi haline geldi.

    *

    Niye?

    Çünkü Aytun Çıray, şöyle bir açıklama yaptı:

    *

    “Meral Akşener akıllarda tereddüt kalmaması ve seçime girebilseydim kazanırdım diyememesi için, demokrat tavrı nedeniyle Sayın Erdoğan’ın adaylığının önünü açmak için çalışacaktır.”


    *

    Her zaman demiştim, yine diyorum:

    *

    Deniz Baykal, Erdoğan’ın siyasi yasağının sonuçlarının ortadan kaldırılmasına verdiği destekle kişisel siyasi tarihinin en demokrat ve en doğru tavrını ortaya koymuştur.

    *

    Aytun Çıray da hiç aldırmasın gelen tepkilere.

    Demokrat geçinen antidemokratların tepki gösterdikleri o açıklamasını kişisel tarihinin altın levhası olarak duvarına assın.

    BELLA HADİD KALP KALP KALP

    İSTANBUL’da Filistin’e destek vermek kolay.

    Hiçbir bedel ödetilmiyor bunun için.

    *

    Ama küresel sanat, moda, magazin oligarklarının dünyasında Filistin’e en küçük bir destek vermek bile...

    Mangal gibi yürek ister.

    *

    O yürek Bella Hadid’de var.

    Ödeyeceği bedelleri göze alarak her fırsatta Filistin’e destek veren Bella Hadid, en son “Kimsenin güzel Filistin’imizi unutmasına izin vermeyeceğim” diye bir paylaşım yaptı.

    *

    Kalp. Kalp. Kalp. Diyorum. Başka da bir şey demiyorum.

    DOĞAÇLAMA DANS MANİFESTOSU

    HİÇ aldırmayın doğaçlama dans konusunda yukarıdan yukarıdan konuşanlara.

    *

    Sakın etkilenmeyin “Doğaçlama dansa saygı duyacaksınız” diye ayar çekenlerden.

    *

    Zerre kadar takmayın tek kaşını kaldırıp sıkıcı doğaçlama dans vaazları verenlere.

    *

    Doğaçlama dans denilen sanat türünü...

    Saçma bulma, beğenmeme, kökten itiraz etme, dalga geçme, burun kıvırma, sanat olarak kabul etmeme hakkınız vardır.

    Hiç kimse bu hakkı elinizden alamaz.

    *

    Mademki bu sanat sizin için icra ediliyor.

    O zaman...

    Gürül gürül kafa bulun, inatla ve ısrarla saçma bulun, radikal bir şekilde itiraz edin, üstten üstten burun kıvırın.

    *

    Boş verin şu sanat zaptiyelerini.

    Bırakın sıkıcı sıkıcı ahkâm kessinler.

    MUHALİF OLDULAR AMA YİNE DE YARANAMIYORLAR

    ALİ BABACAN: Öteki tarafa geçti. Oranın adamı oldu. Ama bir türlü yaranamıyor. Kafayı çıkardığı anda “Sen daha düne kadar AKP’deydin” diye yiyor sopayı. En sert eleştiriyi yapıyor, yine olmuyor. Ekonomiyle ilgili sözlerine bile kulak asan yok. “AK Parti’yi tırtıkla, yeter, gerisine karışma” deniyor kendisine.

    AHMET DAVUTOĞLU: Muhaliflerin nefret objesi. Sığınmacı denildiğinde akla onun ismi geliyor. Suriye sorunları denildiğinde akla onun ismi geliyor. Babacan’dan daha antipatik bulunuyor. Halk TV’de biraz itibar görüyor, o kadar. Adı geçtiği anda yüzünü buruşturan buruşturana.

    TEMEL KARAMOLLAOĞLU: En eski muhalif o. AK Parti iktidarıyla hiç işi olmadı. Hep ayrı bir partideydi. Buna rağmen ona bile tam olarak itimat edilmiyor. İktidar hinterlandının içinde olarak algılanıyor. “Dışarlıklı” muamelesi görüyor. Katlanılıyor. İdare ediliyor.

    BÜLENT ARINÇ: Muhaliflerin işine yarayacak nutuklar atsa bile olmuyor, olamıyor. “Kral çıplak diyelim” dese bile kabul görmüyor. “İktidara vuruyor, yararlanalım” bile denmiyor. Kapılarından santim girmesine bile tahammül etmiyorlar. İstemiyorlar. Bir türlü şirin olamıyor yani. Ne yapsa nafile.

    ABDULLAH GÜL: Çoktandır sesi çıkmıyor. Köşesine çekilmiş durumda. Etliye sütlüye pek karışmıyor. Fakat buna rağmen ne zaman adı geçse bütün muhaliflerin yüzünde öfke çiçekleri açıyor. O kadar ki... Aday olarak ismini telaffuz eden bile kalmadı.

    Yazının devamı...