Mehmet Nuri Yılmaz Yazarın Tüm Yazıları

Miraç Kandili münasebetiyle

1dk okuma

BUGÜN mübarek Miraç Kandili’ni bir kere daha idrak etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Hicretten yaklaşık 1.5 yıl önce böyle bir Recep ayının 27’nci gecesi Sevgili Peygamberimiz, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürülmüştür.

Oradan da hiçbir insana nasip olmayacak bir şekilde zaman ve mekán mefhumları aşılarak göklere yükseltilmiş, pek çok manevi makam ve mevkiler kendisine gösterilmiş, varlık ufuklarının üstüne çıkarılarak yüce Allah’ın huzuruna varmıştır. Gecenin çok kısa bir anında iki safhada cereyan eden bu manevi yolculuğa İsra ve Miraç mucizesi, bu geceye de Miraç Kandili diyoruz.

* * *

Yolculuğun birinci safhası İsra Suresi’nin ilk ayetinde şöyle anlatılır:

"Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu, o işitir ve görür."

İkinci safha ise Miraç (göğe yükselme) şeklinde tezahür eder. Bu husus da Necm Suresi 1-18 ayetlerde şöyle ifade edilmektedir.

"Batmakta olan yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmamış ve azmamıştır. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak bildirilen vahiyden başka değildir. Ona çok üstün güce sahip olan (Cebrail) öğretmiştir. En yüksek ufukta iken doğruluvermiş, sonra yaklaşmış ve inmiştir. Araları iki yay mesafesi kadar, belki daha da yakın oldu. Allah, o anda kuluna vahyedeceğini etti.

Muhammed’in gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı. Ey inkárcılar! O’nun gördüğü şey hakkında kendisiyle tartışır mısınız? Andolsun ki Muhammed onu bir kez daha inerken görmüştü; Sidretü’l Münteha’nın (sınırın sonu) yanında. Onun yanında da Cennet-ül Meva vardı. O anda Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. Muhammed’in gözü ne kaydı, ne şaştı. Andolsun ki Rabb’inin varlığının en büyük delillerinden bir kısmını gördü."

Bu ayetlerde geçen zamirlerin kimi gösterdiği bir sırdır ve sır olarak kalacaktır. Bu ayetten Cibril’in de bu yolculukta Peygamberimize refakat ettiği anlaşılmaktadır. Cibril’in Miraç’ta Hz. Peygamber’le belli bir yere kadar, örneğin son sınır olan Sidretü’l Münteha’ya kadar birlikte olduğunu, fakat bir noktadan sonra, "Ben buradan öteye geçemem, geçersem yanarım" diyerek Hz. Peygamber’den ayrıldığını ve burada Peygamber’in tek başına ilahi huzura kabul edildiğini hadis kaynaklarından öğrenmiş oluyoruz.

Peygamberimizin Miraç’ta Allah’ı görüp görmediği hususuna gelince; Miraç’la ilgili ayetlerin hiçbirisinde Allah’ın görülmesinden söz edilmemektedir. Kur’an, Allah’ın gözle görülemeyeceğini En’am Suresi ayet 103’te açıkça beyan eder: "Gözler O’nu idrak ve ihata edemez. O gözleri ihata eder (kuşatır)."

Bununla birlikte erken dönemde bu konu tartışılmaya başlanmıştır. İbn-i Abbas başta olmak üzere bazı sahabiler En’am Suresi’nde "Allah’ın görülemeyeceği" şeklindeki ayetin genel bir kural olduğunu, Miraç’ta Hz. Muhammed’e istisnai bir ihsanda bulunulduğunu söylemişlerdir. Ancak bu "görme"nin fiziki olmayıp Allah’ın bahşettiği bir kudretle gerçekleştiği söylenmiştir. Mevláná diyor ki: "Müşahede başka bir gözle vaki oluyor. İnsan bir yere varıyor ki o anda göze muhtaç olmadan dostu görebilir."

Bu noktada Hz. Aişe "Peygamber, Allah’ı gördü mü?" sorusuna şu cevabı vermiştir. "Her kim, Muhammed Rabbı’nı gördü derse yalan söylemiş olur." Hz. Aişe bu sözlerine delil olarak da yine En’am Suresi’nin 103. Ayet’ini göstermiştir.

Bu görüşlerin herhangi birini kabul veya reddetme durumunda değiliz. Doğrusunu Allah bilir. Bizim bilmemiz gereken, Hz. Peygamber Miraç’ta Allah’a doğru yükselmiş ve ona en yakın noktada bulunmuştur.

Miracın, ruhsal bir yolculuk mu, yoksa ruh-beden beraberliğinde gerçekleşmiş bir yükseliş mi olduğu hususu tartışılmıştır. Hz. Aişe, "Miraç vakasının bedenle bir alakası yoktur, tamamen ruhsal bir olaydır. Hz. Peygamber’in bedeni yatağından hiç ayrılmamıştır" demiştir. Bu görüşü benimseyenler İsra Suresi’nin 60. ayetindeki "sana gösterdiğimiz rüya" şeklindeki ifadeye dayanmaktadırlar. Bu görüş Miraç mucizesinin değerini ve önemini azaltmaz. Çünkü gerçek rüya, uyanıklık halinden çok daha büyük bir boyuttur. Hele peygamberlerin rüyaları vahiy olarak kabul edilmiştir.

* * *

Hamidullah,
bu mucizenin tamamen ruhsal ve manevi olduğunu vurgular ve şöyle der: "Miraç asla bir coğrafi ve turistik seyahat gibi ele alınamaz."

İslam alimlerinin büyük çoğunluğu ise Miracı Hz. Peygamber’in hem bedeniyle, hem de ruhuyla uyanıkken yaşadığı bir olay olarak kabul etmişlerdir.

Şüphesiz Miraç, Hz. Peygamber’in en büyük mucizesidir. Bunu akılla izah etmeye kalkışmak mümkün değildir. Bu bir iman meselesidir. Miraç hadisesi bizler için çok önemli işaret ve mesajlar ihtiva etmektedir. Bu gece İsra Suresi’nin tamamını mealinden okumanızı tavsiye ediyorum.

Miraç Kandili’niz kutlu olsun.

SORALIM ÖĞRENELİM

Kuraklık ve su sıkıntısı nedeniyle suyu tasarruflu kullanmamız gerekiyor. Abdest alırken de su tasarrufu sağlanamaz mı? Mesela her organımızı birer defa yıkasak olmaz mı?

Mustafa GÜNGÖR/ANKARA

Dinimiz israfı yasaklamıştır. Akan nehrin kenarında bile bulunsak, abdest alırken suyu israf etmememiz emredilmiştir. Kaldı ki kuraklık nedeniyle daha da dikkatli olmamız gerekir. Suyun kıtlaştığı böyle dönemlerde abdest alırken abdest organlarımızı birer defa yıkamak yeterlidir. Esasen abdest organlarını bir defa yıkamak farzdır. İkincisi, üçüncüsü sünnettir.

Gusül abdesti alırken içinde namaz abdesti de almamız gerekiyor mu? Almazsak, gusül abdestiyle namaz kılabilir miyiz?

Sait SÖĞÜT/ANKARA

Elbette kılabilirsiniz. Çünkü boy abdesti almakla abdest organları da haliyle yıkanmış olmaktadır. Boy abdesti aldıktan sonra artık namaz abdesti almaya gerek yoktur. Yalnız, boy abdesti almadan önce namaz abdesti almak sünnet kabul edilmiştir.

Namazda niyet ederken "Niyet ettim Allah rızası için" diyoruz. Başka bir Tanrı’ya yönelmediğimize göre neden böyle diyoruz? Bu yanlış değil mi?

Sacit SAĞTÜRK/İZMİR

Niyet, insanın içinden yapacağı şeye karar vermesidir. Bunu dil ile söylemeye gerek yoktur. Ancak halkımız niyetini diliyle de ifade etmektedir. Namaza niyet ederken "Allah rızası için" de denilebilir "Senin rızan için" de. Her ikisinin söylenmesinde de bir sakınca yoktur.