Bülbüller

Her zaman yanı başımda olan, ben nereye o oraya, güzel arkadaşım ses… Yoğun bir hassasiyetim var “ses” olgusuna, müziksiz bir gün susuz kalmak gibi, sesi güzel insanla sohbet bir başka tatlı, su kadar ihtiyaç hissi güzel sesler.

Haberin Devamı

Çoğu insan sanattan anlamadığını dile getirir, çünkü hiçbirimiz anlayamayız, sadece hissedebiliriz, varlığından keyif alırız müzik gibi. Dışarıda yürürken kulaklığımın şarjı biter veya kaybolursa, telefonu kulağıma dayayıp dinlemeye devam ediyorum sanki telde konuşuyor gibi, o derece bir bağımlılık benimki. .

Dün, Dünya Kadınlar Gününe özel bir çalma listesi yaptım. O kadar duygu dolu parçalar seçtim ki dinlerken kalbime bir şeyler oluyor. Sadece Türkiye’ye değil, dünyaya ait seslerden oluşturduğum seçkideki parçalar, engellere rağmen var olabilmiş, bazen hak ettikleri müzikal kaliteyle işlenmeseler de, gürültüye rağmen farkedilmiş ve fark edilmeye devam eden kadınlara ait. Onların kendilerine has yaşamlarından akan duygularıyla giydirdikleri sesler gayet şık ve etkileyici.

Her dinlediğimde ‘bu ses bir insandan nasıl çıkar’ dediğim ses Selda Bağcan ile liste başlıyor. Bir akşam Los Angeles’ın en havalı yerlerinden birinde çalan müziğin tınısının yavaş yavaş form değiştirmesiyle kendimi İstanbul’da hissettim. Yanımdaki arkadaşlarımdan Türk olana ‘sanki birazdan Türkçe bir şarkı çalacak gibi değil mi?’ diye sormamla Acid Pauli yorumuyla Selda Bağcan’ın “Katip Arzuhalim” çalmaya başladı. Sonra hem DJ kabinindeki kalabalık hem de pistteki insanlar öyle kendilerinden geçtiler ki… Şarkı bittiğinde kulüpteki rutin tekrar normale döndü, sigara içenler sigaralarını yaktılar, ihtiyaçlarını fark edip yürümeye başladılar falan, sanki dev bir dalga geldi herkesi metrelerce yükseltti, tarifsiz duygular yaşattı ve gitti. Gecenin birkaç dev dalgasından biriydi “Katip Arzuhalim”. Bu yüzden listenin başına bu yapıtı koyuyorum. Aynı sanatçıdan “Gesi Bağları”, “Çemberimde Gül Oya”, “Öyle Bir Yerdeyim Ki” yapıtlarıyla devam ediyor listem. Bu parçalar ve dahası, bugün birçok müzik yapımcısı tarafından yeniden yorumlandı.

Sen gül ol da, uğruna ötmeyen bülbül utansın. -Mevlana

Çağdaş sanatta tarihten meşhur yapıtların tekrar yorumlanmasına sanat gözüyle bakamıyorum. Büyük etkiler yaratmış eserler bugünün insanı tarafından üzerine yapılan mini bir dokunuşla sanat diye koyuluyor önümüze. Müzikte öyle değil, şarkıların güncellenmesi güzel birşey. Hem genellikle bir müzik yapıtı birden fazla elden çıkar ve bu aşamada vokal olması gerektiğinden çok farklı işlenebilir, vokal ziyan da edilebilir. Ziyan edilse de o vokal bir gün bir yerlerde öyle bir işlenir ki, bir anda baş yapıta dönüşebilir. Selda Bağcan’ın dünyaya verdiği yoğun duygu yüklü tohumları, bir çok coğrafyada çağdaş yorumlarla büyüyor, çok güzel şekilleniyor.

Arının evini yıkan, balın tatlılığıdır. -Nizami

Ve Neşe Karaböcek... Aslında hepsi bir numara benim için, ondan bu sıralamanın hiç bir önemi yok. “Yalı Yalı” şarkısının benim için yeri çok ayrı, çünkü babamın memleketi Çayeli… Ben de oralı sayılırım, eşsiz yerlerdir oralar, giden bilir. Bir akşam sanat haftası için arkadaşlarımla gittiğim Miami’de, tarzını çok beğendiğim Edition Hotel’in kulübündeydik ve başladı bu şarkı… Tam da DJ’in yanındaki masadaydık, dedim ‘bu benim köyümün şarkısı’... Tabiki de bilmiyordu DJ, Çayeli’nin bir köy olduğunu, tatlı bir diyalog oldu. O dönem hiçbir party bu şarkı çalmadan bitmiyordu. Yine bir gün Los Angeles’da lokal müzik yapımcılarıyla bir müzik stüdyosundaydım. Türk olduğumu söyleyince hemen açtılar bu parçayı ve büyük bir bilgisayar ekranında Neşe Karaböcek videosu önünde üç Amerikalıyı tapma emojisi yaparken izledim. Sonra içlerinden biri gidip ekranı öptü. Karaböcek bölümü İntizar, Artık Sevmeyeceğim yapıtlarıyla devam eder ancak Selda Bağcan gibi, bu sesler yeni dans, elektronik ve rap müzik için çok kıymetli saf vokaller. Karaböcek’in Modern Talking yorumuyla “Akşamlar”, “Soundcloud”da rastladığım “Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş” için yapılan yorumlar arasında ‘Yalı Yalı’ o kadar çok yorumlanmış ki, biri ismiyle fark bile yaratmış: “Yalıyı unut”.

Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese? -Mevlana

İlham veren seslerin belki de en duygu yüklüsü Bergen... Onun hikayesini ben çok geç duydum. Duyar duymaz portresini resmettim. Bir çok eserim gibi o da çalındı. Şu anda Amerika’nın bir yerlerinde. İnşallah güvenli ellerdedir Acıların Kadını Bergen Portrem. Sagopa Kajmer, Bergen’in “Sen Affetsen Ben Affetmem” adlı yapıtını çok da güzel yorumlamış.

Haberin Devamı

Ve Nükhet Duru… Şu yeryüzünde “sevda” sözcüğünü en iyi söyleyendir belki de. İkinci de Ceylan Ertem olabilir, bu ikilinin seslendirdiği en güncel “Sevda” listemde. Nükhet Duru’nun “Ben Sana Vurgunum” vokalleriyle yapılan “Often” parçasında, The Weeknd, Duru Hanımefendiyle resmen bir düet yapmış. Bu cevheri keşfetmesi çok güzel, ancak sesi duru kullansaydı daha iyi olurdu parça. Bu haliyle onun güzelliğinden az yararlanılmış.
Safiye Ayla’nın “Ben Seni Ellerin Olsun Diye Mi Sevdim?” muazzam bir parça. 2012’de ​Safiye Ayla, Selda Bağcan ile Times’ın “Dünya Müziğinde Yaşayan Efsane ve Tarihi Kadın Şarkıcılar” listesine tüm dünyadan 81 sanatçı arasındaydı.

Bağı bülbül süsler, üzümü kargalar yer. -Nizami

Sezen Aksu’nun çok yapıtı var bu listeye girecek. En güncel olanı Tarkan ile düeti “Ceylan”ı tercih ettim. Bu şarkı ilk çıktığı zamanlarda bir gün Amerika’da yanıma para almadan yürüyüşe çıkmıştım. Kahveciye girip bana bir siyah filtre kahve verirse karşılığında ona çok iyi bir şarkı verebileceğimi söyledim. Bana kahveyi verdi ben de şarkıyı yazdım ona verdim. Kahkahalarla kabul etti, yani para versem bu kadar mutlu edemezdim onu. Akşam arkadaşıma olayı anlattığımda “ben istesem asla ücretsiz kahve vermezdi” dedi. “Çünkü sende böyle bir şarkı yok, bende var” dedim. Sezen Aksu’nun sanatçı imajının bende ayrı bir yeri var. Bu kadar kitleleri derinden etkileyen müziği, güzelliği, “cool” duruşu varken hiç bir zaman eline bir ürün tutup reklam objesi olmamış bir sanatçı o... Sanatını bu duruşuyla çok iyi korudu, kendini pazarlama dünyasına asla malzeme yapmadı. Bu ona çok başka bir saygınlık kazandırdı. “Ceylan” dan hemen sonra beni benden alan parçalardan biri; Discolog yorumuyla “Bu Gece” gelsin.

Ey Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. -Atatürk

Biz Türklerin hayatında Sezen Aksu ve Ajda olmasaydı hayatımızda birçok özel an olmamıştı. Sayısız an var Ajda müziğiyle dalıp gittiğim veya arkadaşlarımla onun sesine bağıra bağıra eşlik ettiğimiz… Çok isterdim onu Hollywood Bowl’da izlemek.

Listeye Azerbaycan’ın popüler sesi Roya’nın “Sene Göre” adlı şarkısıyla devam ediyorum. O şarkıya, hikayesiyle birlikte dinlediğim an hayran kalmıştım. Hikayesine gelince, çok varlıklı bir Azeri bey bir Türk kızına aşık olmuş. Ama çok büyük aşık olmuş, kavuşamadığı aşkını düşünmeden tek anı yokmuş. Bu şarkıyı yazmış, bestelemiş ve Roya’ya söyletmiş. Ajda ile tanıştığımda ona bu şarkıyı dinletmiştim. Hemen ertesi gün şarkının haklarını almıştı. O gün bu gündür bekliyorum “Sene Göre”nin Ajda yorumunu, çok ama çok merak ediyorum.

Listem, Melihat Gülses “Gamzedeyim Deva Bulmam” ve Müzeyyen Senar “Elbet Bir Gün Buluşacağız” ile devam ediyor.

Bu yapıtlar nelere rağmen hayata geliyor? İnsana bahşedilen farklı farklı yetenekler gibi ses de aslında o insanı diğerlerinden farklı veya özel yapmıyor, şanslı yapıyor. Şanslı insanın o yeteneğe olan inancı ve verdiği emek onu özel yapıyor. Sıradışı bir yeteneğe sahip olduğunu fark etmekle ayrıcalıklı bir yaşam hak edildiği düşüncesi üretim için en tehlikeli ruh hali. Zaten o kişinin normali o sesi çıkartmak, ekstra zahmet değil. O yeteneğe hizmet ederken, kendisi olmak veya hayatta kalmak için dışarıya uyum sağlamak gibi çatallar çıkıyor yollarına. Sanatçı, hayatı, canlılığı yücelten sanat ile meşgul iken, ve belki de kendi hayatını bu yola adamışken, tam tersi alanda mesela savaşda, canlılığın aşağılandığı ortamda, sanatçıdan bir durum analizi veya bir görüş ifadesi beklenir ya yeni medya aracılığıyla; toplum onu bir gündem objesi yapmaya çalışır. Aslında sadece onun cevherinin değerini ona hatırlatan, onu seven kişilerin motivasyonuyla üretmeye devam etmesidir ihtiyacı olan. Kendine hizmet etmek ya da “oldum ben” hissiyle, olmuş kişilerin peşine takılıp onlara hizmet etmek ya da onların tekniklerini kullanıp yine onlara hizmet etmek gibi baskın seçenekler saldırır bu hayatlara. Suistimal edilmeden sağlam çıkmak kolay değil.

Ben bir küçük bülbül ile yaşama şansına eriştim. Birimizin aşırı titizliği, diğerinin aşırı pasaklılığı ortak yaşamımızı sonlandırdı ama dolu dolu bir yaşam sürdük birlikte. Aynı evde o müzik yaparken ben resim yapıyordum. Üretmek, yoga yapmak, sağlıklı beslenmek, parka yürümek ve misafir ağırlamakta geçiyordu zamanımız. Hiç zaman kalmıyordu TV izlemeye, kendimizi ekrana teslim etmeye. O bir enstrümanla oynarken sehpadan bir kitap açıp verirdim eline -İngilizce veya Türkçe- hemen çaldığı şeye uydurarak okurdu. Alakasız bir şarkı adı söylerdim anında yorumlardı caz versiyon yaratırdı gayet spontan. Adanmışlığın kanıtıydı bunlar, sürekli bir üretme isteği, içinde bir şeyler rahat bırakmıyor, huzur vermiyor, zihnini ele geçiriyor, huzuru üretince buluyor. Gözlem altında tutulmalı özel yetenekli insanlar. Her an üretim halindeler çünkü. Farkında bile olmayabilirler dışa vurumlarından hangileri birer başyapıt olma niteliğinde? Yoga yaparken bile acayip bir söz veya ritim çıkabiliyordu ondan. Aynı evde yaşarken kameramla üretim hallerinin kayıtlarını aldığım arkadaşım İrem Candar’ın Gezi için söylediği “Göğe Bakalım” ve Teoman ile yaptığı düet “Bana Öyle Bakma” bu listeye girer.

Dünya Kadınlar Gününde dinlediğim şarkılardan oluşturduğum listeme daha çok başyapıt ekleyebilirdim ama bazı parçaları defalarca tekrar tekrar dinlemek gibi pis bir huyum olduğu için liste bu kadarla kaldı. Kendi coğrafyasını piyanoda çok iyi yorumlayan Aziza Mustafa Zadeh performansları ile günü sonlandırdım. Hayranı olduğum kadın piyanistlerden biridir kendileri.

Erkek ya da kadın ikisinin de bildikleri doğrudur; ama kadının tahmin ettiği her şey, erkeğin emin olduğu şeyden daha doğrudur. -Bob Marley

Kadınlar her türlü sanatta erkeklere oranla çok daha iyi olma potansiyeline sahipler ancak yüzyıllardır bir çok yönden suistimal ediliyorlar.

Haberin Devamı

INSTAGRAM

Yazarın Tüm Yazıları