• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Uygulamada okumaya devam et.

    Bugün 70 yaşına basan usta sanatçı Bülent Ortaçgil, sanat hayatının 50’nci yılını yeni şarkılarla kutlayacak

    Güliz Arslan
    Abone Ol

    Beş yıl önceydi. İlk albümü ‘Benimle Oynar Mısın?’ın 41 yıl sonra yeniden plak olarak yayımlanması vesilesiyle Bozburun’daki evine misafir olmuştuk. Ege’nin kıyısındaki hayatının ritmini konuşurken hayranlarını üzecek açıklamayı yapmıştı: “Artık şarkı yazamıyorum. Yaşlanıyorum. Fikirlerim orijinalliğini kaybediyor. İştahım azalıyor. Zamanla yaşamak karşısında mağlup oluyorsun. Eskiden isyan ettiğim hiçbir şeye artık isyan etmiyorum. Hayat benden şaşkınlık hissini aldı. Bunlar kötü hisler şarkı yazmak için. İnadına, ‘Ben dünyayı değiştireceğim, görürsünüz şimdi’ demek lazım. Şimdiye kadar yaptıklarımla yarışabilir kalitede bir iş yaparsam yayımlarım, yoksa yayımlamam artık.” Ne mutlu ki sevindirici haberi vermek de bize kısmet oldu; Bülent Ortaçgil 10 yıl aradan sonra yeni şarkılar yapıyor! Sanat hayatının 50’nci yılı için dört yeni şarkı ve bir dizi etkinlik hazırlıyor. Bugün 70 yaşına basan Ortaçgil’le ilk kutlamayı biz yaptık...

    * Beş yıl önceki  röportajımızda, “Artık şarkı yazamıyorum, yaşlanıyorum, fikirlerim orijinalliğini kaybediyor. Musluk gibi düşün, her zaman gürül gürül akacak diye bir şey yok. Biterse de, ‘Bitti arkadaş’ diyebilmek lazım” demiştiniz. Şimdi ufukta yeni şarkılar göründü. “Yeniden başladı arkadaş” mı diyorsunuz?

    Öyle çok büyük bir iştahla diyemiyorum. Sadece 50’nci yıl adına bir şey yayımlayayım diye sorumlu hissediyorum kendimi. O yüzden neler yazabildiğime tekrar bir bakıyorum. Kendimi yeniden denemek istiyorum açıkçası (gülüyor).

    * 50 yıllık başarılı bir kariyeri geride bırakmış Bülent Ortaçgil kendini denemek mi istiyor?

    Tabii. Çünkü şimdiye kadar yaptıklarımla hep övündüm. Şarkılarımı hep sevdim, arkalarında durdum. Sayısal mukayeselere hiç girmedim, “Şu kadar sattım, şu kadar çaldım, şu kadar kazandım” demedim. O nedenle müzik hayatımdan memnunum. Bu memnuniyeti sürdürmek isterim. Görünen o ki sürdürebileceğim. Yazdığım yeni şarkılardan da memnunum.

    * En son 10 yıl önce yeni bir Bülent Ortaçgil şarkısı dinlemiştik. Sıkı bir dinleyiciniz olarak kendi adıma yeni şarkılar için çok heyecanlıyım. Siz neler hissediyorsunuz?

    Valla ben biraz karışığım. Hem heyecanlıyım hem de kendime, “Bu işin içinden nasıl çıkacağım” diye soruyorum. Yeni şarkılar fena değil gibi görünüyor. Bir-iki arkadaşım da dinleyince beğendi. Tek kaygım; kendimi ikna edebilecek miyim? Kendimle uğraşım bitmiyor. Bir de yaşlandıkça başka engeller çıkıyor önüme. Daha kabullenici oluyorum mesela. Daha kabullenici oldukça da insanlara hiçbir şey söylemek istemiyorum. Buna rağmen işte 50’nci yıl için dört şarkı hazırladım. İkisi büyük ölçüde bitti. Diğer ikisinin üzerinde çalışıyorum hâlâ.

    * Yeni şarkı yazarken, ‘Benimle Oynar Mısın’ın, ‘Yüzünü Dökme Küçük Kız’ın, ‘Eylül Akşamı’nın, ‘Bu Su Hiç Durmaz’ın başarısı rahat bırakıyor mu?

    Yeni şarkılar önce eskilerle boy ölçüşüyor, onlarla kavgasını yapıyor, doğru. Ama şu da var: Bazı şarkılarım benim boyutuma göre fazla popüler oldu. Ben öyle olsun istemedim açıkçası. Bir-iki filmde kullanılınca, Müslüm Baba (Gürses) falan seslendirince iş çok büyüdü. İşte o popülerlik beni çok etkilemiyor.

    Çok bilgim yoktu ama aşk vardı

    * Hiç o şarkıların ve Bülent Ortaçgil isminin gölgesi olmadan, tazecik bir hevesle şarkı yazma hissini özlüyor musunuz?

    Doğrusu bazen özlüyorum. Taze olmayı özlüyorum daha doğrusu (gülüyor). O ilk günlerin heyecanını arıyorum. O zamanlar çok bilgim yoktu ama aşk vardı. Coşku vardı. Şimdi coşku taşımıyor yaptığım şeyler. Daha cahildim ama daha cüretkârdım. Bütün cahiller öyle oluyor galiba! Şimdi çok daha temkinliyim. Bir şey söyleyeceğim zaman kılı kırk yarıyorum. Eskiden bir satırda söylediğim şeyi anlatmak için şimdi sayfalar yazmam gerekiyor. Yeni yazdığım şarkılardan biri, bu yaşımdaki halimle, ilk şarkılarımı yazdığım yıllardaki halim arasında geçen bir konuşmayı içerecek, daha bitirmedim. O şarkıda genç Ortaçgil’in yaşlı Ortaçgil’e söyleyeceği ilk şey, “Çok laf ediyorsun” olabilir!

    * Bu yaşınızdaki haliniz genç Ortaçgil’e ne söyler?

    “Çok cahilsin birader” diyebilir. Notayla çalmayı, müziğin teknolojisiyle ilgilenmeyi çok küçümsemişiz o zamanlar. Müzikte bilmek hiç bitmiyor. Ama şöyle de bir şey var; sadece bilmekle de müzik yapılmıyor. Başka şeyler de gerekiyor. Gençken o başka şeyler çok fazla oluyor. Yaş almaya başlayınca onlar azalıyor, bilgiyle yapmaya çalışıyorsun.

    Yazmak için başımı alıp gittim

    * Şeytan gelse, bugünkü bilginizi ve tecrübenizi o ilk günlerin coşkusuyla takas etmek istese... Kabul eder misiniz?

    Etmem. Çünkü o denge yaşla kendini buluyor. Hayatın akışı çok saçma değil bu konuda. Tazeyken düşündüklerimle, 70’ime geldim, şimdi düşündüklerim aynı değil. Aynıysa zaten hiç yaşamamışsın demektir. O yüzden şeytanla öyle bir anlaşma yapmak istemem doğrusu.

    * Nasıl hikâyeler anlatıyorsunuz bu yeni şarkılarda?

    Hikâye anlatmıyorum pek aslında. Sorular sormayı seviyorum. “Halat mı yoksa pamuk ipliği mi hayat” gibi sözler var içinde. Belirsiz bir birinci tekil şahsın şarkıları bunlar. Yalnız biraz öğüt var şu ana kadar yazdıklarımda. Açıkçası onun dozunu biraz azaltmak istiyorum.

    * O bilge adam halini sevmiyorsunuz...

    Sevmiyorum. Çünkü bir şeyler öğrendikçe daha fazlasını bilmediğimi anladım hayatta. Dolayısıyla o bilgeliğin afra tafrası hiç yok bende. Öyle kendimi yüceltmek falan... Hiç ona kapılmadım. Tam aksine, limonun suyunu eze eze çıkarır gibi nasıl kendimden daha iyi bir ben çıkarırım diye düşünürüm.

    * Bozburunlu mu peki bu yeni şarkılar?

    Müzik olarak İstanbul’da doğdular. Söz taslaklarını yazmak için başka yerlere gittim. Rutinin dışına çıkmak istedim. Çok mutlu bir adamım. Evde çok sıkı bir düzenimiz var. Bizi bozacak birtakım şeylerden etkilenmemenin yolunu öğrenmiş durumdayız artık. Ama mutlulukla da bir şey yazılmıyor, üretilmiyor tabii ki. Ben de yazmak için başımı alıp gittim.

    Yayımlanmamış radyo kayıtları çıktı

    * Bozburun’dan başka bir sığınağınız mı var?

    Evet. Bu yeni şarkılar üzerinde çalışırken Ağva’ya, Kerpe’ye gittim. Otel odalarında yazdım.

    * Ne zaman kavuşacağız bu şarkılara?

    2021’de kavuşacaksınız herhalde. 50’nci yıl için bir de kutlama yapacağız. O kutlamanın içinde bu dört şarkı olacak.

    * Başka sürprizler de var mı acaba?

    1969’da TRT Radyoları’nda beni kaydeden Ümit Tunçağ’da sekiz-dokuz şarkılık bir kayıt vardı. Ümit onu bana verdi. İçinde şimdiye kadar hiç yayımlanmamış, benim bile unuttuğum üç-dört şarkı yanında ‘Anlamsız’, ‘Yüzünü Dökme Küçük Kız’, ‘Şık Latife’ ve bir de İngilizce bir şarkı var. En acemi ama en coşkulu olduğum dönemin kaydı diyebilirim. Onu arşivciler için yayımlayacağım. Bir de arkadaşlarla toplanıp bir program yapacağız. Sadece bir konserle değil, bir süreç içinde kutlayalım istiyoruz. Bunun bir de videosu olacak. 50’nci yıl konserinde 50 yıldır beraber çaldığım, çalıştığım insanlarla çalmak isterim.

    * Bir Bülent Ortaçgil yılı geliyor yani...

    50 yıl böyle bir dünyada ciddi bir zaman. Bir şekilde kutlamak gerekiyor.

    Zor zamanlarda daha suskun oluyorum

    * ‘Kent ozanı’ diyorlar ya size, sizin son yeni şarkıyı yaptığınızdan, 2010’dan bu yana kent, kent insanı epey değişti...
    Ülkemizin gittiği yoldan hoşnut değilim açıkçası. Ne kentinin, ne ekonomisinin, ne politikasının, ne sanatının... Şehirlerden, pislikten, açlıktan rahatsızım. Bozburun’un bir köşesinde oturmuş, gardımı almış, “Aman ne yaparsanız yapın, lütfen bana dokunmayın” demeyi tercih ediyorum hâlâ. Hiçbir zaman fikir önderi olmaya soyunmadım. Hiç de sevmiyorum öyle şeyleri. Ama şunu söyleyebilirim; birlikte yaşama kültürümüz zaten yoktu, şimdi giderek de ayrışmaya başladık.

    * Zor zamanlar sanatsal üretimi tetikler derler. Türkiye’nin, dünyanın içinden geçtiği dönem de etkili oldu mu yeniden üretime geçmenizde?
    Bende öyle olmuyor. Zor zamanlarda daha suskun oluyorum. Ben yaşama keyfini duymak istiyorum. Son beş-on yılda söylediğim şeylerin boşlukta kaybolduğunu hissetmeye başladım. Kimi insan böyle olduğunda daha da hırslanır. Ben öyle değilim.

    Mühendislik yapmaya devam etseydim, hastanede biterdi hayatım

    * Meslekte 50 yıl... Bugünden dönüp geriye bakınca ne geçiyor içinizden?

    Çok şanslı hissediyorum. Çok sevdiğim bir işle geçiniyorum. Eğer mühendislik yapmaya devam etseydim hastanede biterdi hayatım. Müzikle uğraşmanın, sevdiğim işi yaparak Türkiye gibi bir ülkede yaşayabilmenin mutluluğu her şeyden daha üstün geliyor bana. Bunun büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Benim becerimin de payı var. Ve tabii ısrarımın. Aklımdaki neyse onu yaptım ben, hiçbir zaman vazgeçmedim. O da katır inadımdan gelen bir şey. İyi ki vazgeçmemişim. Bir şekilde çok güzel geçti hayatım. Süründüm, parasızlık çektim falan diyemem. Çektiysem bile ben paranın peşinde değildim zaten. Müzikal hayatımdan dolayı son derece mutluyum. Türkiye’de çok az mutlu insan vardır, ben onlardan biriyim.

    * Mühendisliği bırakıp tamamen müzikle ilgilenmeye 37 yaşında başlamıştınız. Daha erken başlasaydım nasıl olurdu diye düşünür müsünüz hiç?

    Onu düşünürüm. Gençlik sonrası, orta yaşa giderkenki heyecanı müzisyen olarak kullanamadım. Oradan bir defo olabilir. Daha fazla şarkı üretebilirdim. Üretmedim, üretemedim. Çünkü başka şeyler yapmak zorundaydım. Ama böyle olmasaydı da nasıl bir kariyerim olurdu bilmiyorum. Hayatın şakası yok, her şeyi yaptırabilir insana. Müziğim değişebilirdi, başka şeylerin peşinden gidebilirdim; paraya ihtiyacı var insanın, o zamanlar evliydim, çoluk çocuk... Türkiye’de birçok yetenekli insan bu handikaplarla uğraşamadığı için sanatla ilgilenemiyor. Galiba bir meslek sahibi olmanın avantajını yaşadım orada. Müziği bulaştırmadım para işine.

    Pop müzik biraz yavan kalmaya başladı

    * “Müziğimin o dönemki Türkiye’nin müzikal beğenisi için bir şey ifade etmediğini biliyordum, o yüzden de bir beklentim yoktu” demiştiniz o ilk yılları anlatırken. Bugünkü Türkiye’nin müzikal beğenisi için ne söylersiniz?

    Bazı sevdiğim çocuklar, gruplar falan var. Grup işini iyi becermeye başladı bizim gençlerimiz. İyi çalıyorlar. Söyledikleri şeyleri tam anlamasam da... Türkiye’nin müzikal beğenisinin teknolojik açıdan çok ilerlediğini de söyleyebilirim. İnsanların gustosu teknolojiye çok yatkın zaten. Ama dinleyici hâlâ çok tutucu. Aradan 50 yıl geçti, hâlâ memur gibi konserlerde ‘Şık Latife’ söylüyorum. İnsanlar onu biliyor, onu yaşatmak istiyor. Ama ben ona pek pabuç bırakmadım. Hep yeni bir şeyler yaptım. Aralıklı da olsa, az da olsa...

    * Kızıyorsunuz konserlerde hep aynı şarkıları istediklerinde...

    Kızıyorum, “50 yıl önce yaptım, dinleseydin” diyorum (gülüyor).

    * Rap furyasına ne diyorsunuz?

    Bana sempatik gelmiyor ama insanlar seviyor. Bir müzik türünün insanların sevmesiyle ana akım olmasından haz duyarım. Çünkü o canlılık olduğu zaman sağdaki, soldaki ıvır ve zıvır da dinleniyor. Eksiden Türk pop müziği bu görevi görüyordu. Artık o biraz yavan kalmaya başladı. Şimdi rap o görevi üstleniyor gibi görünüyor. Bir kere Ezhel’i izledim. Çok beğendim tabii ki. Sahnedeki duruşunu özellikle, çünkü söylediği şeyleri anlamadım. Ama dinleyen herkes ezbere biliyordu. Rap’in uzun bir süre ana akım olacağını sanmıyorum ama müzik piyasasının ana akımlara ihtiyacı var. O nedenle tebrik ederim hepsini. Daha iyi yapsınlar, daha çok satsınlar.

    Gitar çalmaya devam edebilmek isterim

    * 70’li yaşlardan ne istiyorsunuz?
    Rahat ve müzik dolu bir hayat isterim. Biraz da sağlık tabii ki. Fiziksel sorunlar çıkmasın da gitar çalabilmeye devam edeyim. Başka ne isterim? Temel meselelerini çözmüş bir ülkede yaşamayı isterim tabii ki. Daha ne isteyeyim!

    Müzikle geçen bir ömür

    20’Lİ YAŞLAR

    Kitap, müzik ve ilk aşklarVaroluşçu, hafif muhalif, politika, felsefe meraklısı yıllarım... Kitap okumak büyük bir zevkti benim için. Müzik dinliyordum fazlasıyla. İlk defa bir-iki aşk yaşamıştım. Onlar etkilemişti beni.

    30’LU YAŞLAR

    Dönüşüm dönemi

    Mühendisliği seçtim, müzik alttan alta devam ediyordu. 30’ların başında Norveç’e gittim. Bir yıl kaldım. Ama kalamadım. Başka bir ülkenin vatandaşı olmak çok genç yaşlarda mümkün belki ama o yaşlarda haddinden fazla Türk olduğumu anladım. Türkiye’ye döndüm. Kendi kendime çalarım diyordum. Ama o da insanın içinde yaraya dönüşüyor. Sabahtan akşama kadar mühendislik yapıyorsun, yetmiyor. 1983’te baba oldum. O zamanki eşimle bir çocuğumuzun olup olmamasına kolay karar veremedik. Çocuğumuz olduktan sonra da ayrıldık. Kızım dört yaşındaydı evleri ayırdığımızda. Zor bir dönemdi.

    40’LI YAŞLAR

    Rota değişikliği

    “Tamam arkadaş, müzik yapacağım, kim dinler, kim dinlemez, hiç önemli değil. Hiçbir şey yapamazsam ders veririm ama müzikle uğraşmış olurum. Çünkü mühendislik yapamıyorum, kafam başka bir yerde” dediğim yıllar. İlk defa bu dönemde, ‘Müzik yapmazsam ruh hastası olacağım, beni iyi bir son beklemiyor’u kendime itiraf edebildim. Ondan sonra iş değişti. Ama yine hem duygusal hem parasal açıdan zorlu bir 10 yıl geçirdim. 

    50’Lİ YAŞLAR 

    Doya doya müzik

    Daha sık çalmaya başladım. Anadolu’da üniversitelerin açılması benim çok işime yaradı. İstanbul, Ankara, İzmir dışındaki yerlerde çalmaya başladım. Bursa ve Eskişehir’e gittik önce. O şehirlerin, üniversitelerin açılmasıyla nasıl değiştiğini, dönüştüğünü bizzat gördüm.

    60’LI YAŞLAR

    Sadece en iyisi

    Topu topu 10 albümüm var. Ortalama beş yılda bir albüm... Batı’da müzik aynı zamanda ciddi bir ekonomik faaliyet. Dolayısıyla oradaki müzisyenlerden sürekli bir şeyler bekleniyor, onlar da zırp pırt bir şeyler üretiyorlar. “Bob Dylan’ın 22’nci albümü çok iyi değil ama 23’üncü iyi” falan denebilyor. Benim öyle değil. Benim yaptığım her şey iyi olmak zorunda ya da ben sadece iyi olduğu zaman yapıyorum, öyle diyeyim.

     

      

    BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİNİZ

    E-Dönüşüm’de 1 Temmuz’a Hazırlanın!
    Alsancak'ta yeni bir İzmir hayatı başlıyor!
    Yüksek ve uzun vadeli kazanç için neden ‘Eurobond’u keşfetmeniz gerekiyor?
    Modern zaman oyuncaklarının 90 yıllık tarihine yolculuk
    Topu aşkla oynayanların ülkesi: Futbol bizimle neden daha güzel?