AKP, hac ve umreyie rant kapısı yaptı...

Umre'ye gidenlerin sayısı 20 bin kişiye yükseldi.

UMRE'ye bu yıl gidenlerin sayısı 200 bin kişiyi buldu, bu nedenle 'rekabet' büyüyünce hac ve umre ziyaretleri 'tarikat, cemaat ve şeyh' gruplarına iyice açıldı.

Bakanlar Kurulu karar almasına karşın Kültür ve Turim Bakanlığı'nın dayatması sonucunda hac ve umreye yolcu götürecek acentalarda aranan koşullar değiştirildi.

Dün bu konuda birçok mesaj aldık. Bunlardan birini örnek olarak yayınlıyoruz:

"Biz aşağıda ismi ve imzası bulunan Seyahat Acentaları olarak, yıllardan beri ülkemizi tanıtarak dünyanın her yerinden turist getirmek suretiyle memleketimize döviz kazandıran kuruluşlarız. Türkiye’ye gelen 20 milyon turist ve 18,5 milyar dolar döviz girdisi bizlerin faaliyeti sonucu gerçekleşmiştir.

Bakanlar Kurulu, 1989 senesinde almış olduğu kararla Türkiye’de hac organizasyonunu Diyanet İşleri Başkanlığı yanı sıra bir önceki yıl yurtdışından en az 1.000.000.- $ döviz getiren (A) grubu seyahat acentalarına da, getirdiği döviz miktarına göre kota tahsis etmek suretiyle vermiştir.

1989 dan 2000 yılına kadar Türkiye’de hac organizasyonu ile ilgili seyahat acentaları kurumsallaşmış ve bugün Türkiye’ye en çok turist getiren şirketler kendi hac departmanlarını oluşturmuşlardır. Bunun neticesi olarak Türkiye, İslam ülkeleri arasında hac organizasyonunda her yıl Suudi Arabistan tarafından en başarılı ülke olarak seçilmektedir.

2000 yılında Bakanlar Kurulu'nca alınan bir kararla, Diyanet ve Acenta ayırımı yapılmaksızın hac organizasyonu serbest rekabete açılmıştır. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye’deki yapılanması en ücra köy ve kasabalara kadar uzandığından, elindeki bu gücü kullanarak, tüm müftülük ve camilerde yaptığı propaganda neticesinde Hacı adaylarının kaydederek Seyahat Acentalarını devre dışı bırakmaya çalışmıştır. Bu sistem 2005 yılına kadar devam etmiştir.

Bu süreç içerisinde serbest rekabet esaslarına göre hacıların kayıt edilmesi, emekli imam veya görevdeki din adamları, cemaatler, tarikatlar eliyle yapılmakta ve hacı adaylarını, insan onuruna yakışmayacak şekilde kelle başı pazarlıklar yapmak suretiyle üzerlerinden haksız kazanç elde edilmekteydi.

Bu arada parasını ödediği halde hacca götürülmeyen veya bu sene kota doldu gelecek sene götürürüz kısmetin yokmuş gibi kandırılan hacı adayları veya Suudi Arabistan’a götürülüp taahhüt edilen yerlerde konaklattırılmayan, hatta caddelerde terk edilen hacılar da olmuştur. İşin vahametini gören ilgili kurumların girişimleri sonucu 2005 yılında çıkarılan yeni bir kararname ile hac kayıt sistemi tekrar, kota esasına dayalı olarak Merkezi Kayıt şeklinde değiştirilmiştir. Yeni sistemde her acentaya belirli bir kota verilerek hacıların direk kaydının yapılması sağlanmış ve böylece çeşitli hacı simsarları, cemaatler ve tarikatlar devre dışı bırakılmıştır.

Dolayısıyla, Suudi Arabistan tarafından Türkiye’ye tanınan Hac kotasının %60’lık kısmı Diyanet İşleri Başkanlığı, %40’lık kısmı da seyahat acentaları tarafından organize edilmeye başlanmıştır. Bu sistemle acentaları daha da organize olarak, yemek, servis, hediyelik eşya ve kayıp bürolarının açılması gibi hacı adayının menfaatine yönelik müşterek organizasyonlara girmek suretiyle hizmet kalitesini en üst seviyeye yükselterek, hacıların memnuniyetini büyük ölçüde arttırmışlardır.

Ancak, 2005 yılında Bakanlar Kurulu Kararı değiştirilmediği halde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın dayatması doğrultusunda daha önce kriterlerden biri olan, en az 1.000.000.- $ döviz getirme esası kaldırılarak yerine, “2 sene umre veya 1 sene hac organizasyonu yapmış olmayı” kriter olarak koymak suretiyle serbest rekabete açmıştır. Bu sistemle de eskiden olduğu gibi tekrar, cemaat ve Şeyhlere prim vermişlerdir. Bu kararla AKP’li bakan giderayak sistemi kendi tabanından olan emekli imam ve umre acentalarına teslim etmiştir. İşin vahameti ve tehlikenin boyutunu, geçmiş senelerden bilen insanlar olarak da, bu sene hacca gidecek insanların mağdur olacağını düşünerek sizlerin ve kamuoyunun dikkatini çekmek istiyoruz. Olayı incelemenizi ve kamuoyunu bilgilendirmenizi istirham ederiz.

R. Şamil YAŞACAN ve bir grup seyahat acentası sahibi

(0242-312 22 02/0532-471 30 30)

Bir mizah yazarından 'ulusa' sesleniş!..

YAZARLIĞINDA 27, çizerliğinde 29 yılı geri bırakan Cihan Demirci, Başbakan'ın fıkralarını kitaplaştırmış... "Ancak" diyor: "Böylesine yoğun bir baskı altında yaşadığım dönem hiç olmamıştı. 22 yıldır kitap yayınlıyorum, 22 yılda 32 kitabım yayınlandı. Bu kadar zor yayınlayabildiğim bir kitap hiç olmadı."

Çalıştığı yayınevinin, kendilerince haklı nedenlerle, hazırladığı 'TRE Garantili Fıkralar' kitabını basmak istemediğini, kitabın avukatlarda gezindiğini, baskı aşamasında da kalakaldığını, sonunda Turkuaz Kitaplığı'nca yayınlanabildiğini anlatan Demirci, Yıldırım Akbulut için bile onlarca fıkra kitabı çıktığını, Başbakan Erdoğan için 5. yılda ilk kez çıktığını ama "Yaratılan korku ve baskı ortamının buna engel olduğunu" söyledi.

Demirci şöyle konuştu:

"Görülmemiş düzeyde dinci-faşizan bir baskı altındayız. Böylesi ortamda 1.5 yıl uğraştıktan sonra 'RTE Garantili Fıkralar' kitabını yayınlayabildim. Medyamız ne kadar haber yapacak, ne kadar yer verecek, toplum ne kadar sahip çıkacak onu da bilemiyorum. Bu kitap şimdilerde unuttuğumuz ve ancak davalarla anımsadığımız mizahın o benzersiz 'muhalif' gücü adına ve güzel günlere olan (ampulsüz günlere!) özlemle yazıldı. Korkmadan okuyalım, bu kitaba sahip çıkalım, ürkerek, tırsarak yaşarsak, zaten sahibi olamadığımız(!) bu zavallı ülke hepten elimizden gidecek. Halkımdan ses bekliyorum!

Bu fıkraları kendimi tatmin için yazmadım. Sadece piknik kıvamında mitingler düzenlemekle bir ülke kurtulmaz; Anıtkabir'e yürümekle de... Daha fazla cesaret için kolları sıvamanın zamanı geldi de geçiyor..." damdakimizahci.blogspot.com

GÜNÜN SÖZÜ

"AKP, PKK ile mücadele edemez, ederse iktidar olamaz."

(YP Genel Başkanı Sadettin Tantan)

Biliyor musunuz

ESKİ İstanbul Milletvekili Zeki Eroğlu'nun, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'e gönderdiği bir açık mektupta, DSP'nin CHP listelerinden göstereceği milletvekili adayları arasında daha önce parlamenterlik ve bakanlık yapmış kimseler yerine, örgüt yöneticilerinin bulunmasını istediğini...

- DP'den; Siirt Valiliği döneminde Türkiye'de ilk defa kadınlara yönelik kapsamlı eğitim ve modernleşme projesi ile 10 bin kadını bu süreçten geçiren, 40 bin çocuğun okula gitmesini ve 5 bin nikâhsız çiftin nikâhlarının, 25 bin kayıtdışı nüfusun kayda geçirilmesinde öncülük eden Osman Acar ile yöresinde havaalanı, üniversite, ağaçlandırma konularında çalışmalarıyla dikkat çeken E. Albay İsmail Özdilek'in Afyon'dan; akaryakıt kaçakçılığı mücadelesi sonucu MHP'lilerin geçen dönem Iğdır Valiliği'nden aldırdıkları, Mehmet Ağar'ın Erzurum Valiliği sırasında Vali Yardımcılığı görevinde bulunan Merkez Valisi Mustafa Tümer'in Sivas'tan... YTP'den 1961-62'de Sağlık Bakanlığı, daha sonra aynı partinin Genel Başkanlığını yapan Dr. Yusuf Azizoğlu'nun yeğeni Dr. Feyzi Lütfi Azizoğlu'nun 'bir Kürt aydını olarak' Diyarbakır'dan; DYP Şişli İlçe Başkan Yardımcısı mali müşavir Arzu Yükselen'in İstanbul 2. bölgeden... Eski TRT spikeri ve Kartopu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Cahit Maaç'ın Ankara 2. bölgeden... DP adayı olarak Siirt'ten aday olan Orhan Kiverlioğlu Aksoy'un "Erdoğan'ı, hakkın, doğrunun ve mertliğin meydanına, Siirt'te bekliyorum" dediğini...

- MHP'den; İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü, Fonlar Müdürü Benhur Köyce'nin Ankara 1. bölgeden; Başbakanlık Müşaviri ve Türk Dünyası Danışmanı Sait Yusuf'un İstanbul 3. bölgeden, eski milli hakem Kadir Tozlu'nun Mersin'den... MELİKGAZİ Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç'ın kardeşi, KİPTAŞ'ın tüm daire kuralarını 'tarafsızca' çeken Laleli 10. Noteri Develi'li İsmet Büyükkılıç ile İstanbul 2. bölgeden, PROF. Sulhi Dönmezer'in damadı avukat Orhan Çakıroğlu'nun MHP İstanbul 1. bölgeden aday olduğunu...

- BBP'den; eğitimci Aytekin Kulmaç ile Alperen Ocakları Bölge Başkanı Nuri Çayır'ın Sivas'tan adaylıklarını ilan ettiklerini...

- CHP İstanbul'dan; eski Maliye Müfettişi ve yeminli mali müşavir, Düzgün TV yönetim kurulu üyesi Mustafa Pamukoğlu'nun 1. bölgeden; kendisini 'Aydınlık Türkiye'nin genç ve çağdaş yüzü' olarak tanıtan Y. Mimar Gülay Yedekçi Arslan'ın 2. bölgeden, emekli öğretmen İbrahim Gül ile Baykal'ın Avcılar'daki Sanica adlı firmasının açılışını yaptığı, eski Beylikdüzü Belediye Başkan adayı Ali Fatinoğlu'nun 3. bölgeden; Atatürkçü Düşünce Öğrenci toplulukları üyesi genç Ümit Orkun Uğraş'ın İzmir'den; Bafralı öğretmen Hayriye Yılmaz'ın Samsun'dan aday adayı olduklarını... Baykal'ın katılmadığı CHP İstanbul örgütünün Cevahir Otel'deki örgüt yemeğinde, en çok konuşulan konunun İl Başkanlığı'ndan istifa eden Şinasi Öktem'in, İstanbul'dan mı, Gümüşhane'den mi aday olup olmayacağının bahis konusu olduğunu... CHP İstanbul'dan bölgeler itibarıyla (1=136, 2=58, 3=142 ve üç bölge için başvuran 17) toplam 353 aday adayının başvurduğunu...

Telekom'u boykot

TÜRK Telekom, telefon ücretlerini tüketici yararına değiştirmeyeceği, indirim adı altında yapılan zamları geri almadığı ve tarifeleri yeniden gözden geçirmediği sürece ev telefonlarını kullanmıyoruz. (Cem Yılmaz'ın da haberi olsun!)

Zeynep Ediz ALANTUĞ

Sezer gibi bir aday

"BEN Özcan Yonuk. Seçimlerde DYP ile ANAVATAN'ın, CHP ile DSP'nin birlikteliğine çok sevindim. Şimdi sıra MHP'nin kendisine yakın bulduğu bir partiyle işbirliğinde bulunması. Birlikten dirlik doğar sözünü hiç unutmamak gerekiyor. Seçimden sonra en önemli konu cumhurbaşkanlığı seçimi. Parlamento dışından, Sayın Ahmet Necdet Sezer gibi beyefendi bir hukuk adamı üzerinde anlaşmalarını ve bu ismi şimdiden kamuoyuna açıklamalarını, ülkemizin bütünlüğü için çok önemli buluyorum."

'Zihni Sinir'

ATATÜRK, 100 yıl önceden bugünleri görüyor. İktidar sahibi olanlar gaflet içinde olabilir, diyor. Şimdikiler ise 3 ay sonrasını göremiyor... Susuz yaz alarmı yazın veriliyor. Manavgat'ın suyu İsraillilere satılırken, Fırat ve Dicle'nin suyu güldür güldür boşa akarken; Zihni Sinir Projeleri gibi kurna kullanın, halı yıkamayın, su kullanmayın diyecekler ama dilleri varmıyor.

Hiçbir durumda faydaları olmayan, üstelik zararları hepimizce malum bu siyasetçilerden tamamen kurtulmak lazım...

C.TEKELİ

İSKİ, suda 'bol bol kullan ve daha az öde' politikasını hala değiştirmeyecek mi?

İSKİ sayfasını incelerken tesadüfen karşılaştığım ve şok olduğum bir İski politikasının nedenini anlamakta büyük zorluk çekiyorum. Yaklaşık 5-6 aydır işyerlerine farklı bir su fiyatı politikası uygululuyor. Normal vatandaş fazla su kullanımı gerçekleştirmeyi başladığı andan itibaren su fiyatı 2 misline çıkarken ,iş yerleri için ise fiyatı yarıya düşüyor. İstanbul'da yaşanan su sıkıntısında artık suyun insanların yaşamını idame ettirebilmeleri için önemli olduğu noktada ve vatandaşları su tasarrufuna çağırdıkları bu günlerde, işyerlerine uygulanan 'bol bol kullan ve daha az öde' politikası çok yanlış. Bununla ne amaçlanıyor, su neden umarsızca pazarlanıyor?

Umarım İSKİ bunun için geçerli bir cevap verebilir yada yarın öbür gün İstanbul'da yaşanacak sıkıntıların sorumluluğunu üstlenebilir.

Fırat GENÇ

Bence Baykal, Erdoğan'ı Meclis'te bitirdi

İÇİNDE bulunduğumuz dönem çok kritik bir dönemdir. Yakında yapıolacak seçim ülkemizin bir yol kavşağı olacaktır. Ya AKP iktıdara gelecek,ülke yeniden karanlığa ve karmaşaya bürünecek ya da CHP iktidara gelecek ülke nefes alacak. CHP'nin başkanına her yönden haklı haksız eleştiriler yapılıyor. Bunların tartışılacağı ortam bugünler değil. Biz partiye oy veriyoruz. Baykal'a değil. Ayrıca Baykal'ın bu dönemde mecliste olması çok yararlı olmuştur. Tayyip Erdoğon'la ancak Baykal başa edebilirdi.

Öyle de oldu, bence Baykal RTE'yi mecliste bitirdi. Halk miting meydanlarında herkese gereken mesajları verdi. Bu arada CHP ve onun başkanı Baykal'a da gereken uyarılarda bulundu. Eğer bu mesajlar doğru algılandıysa Baykal bir dönem daha partinin başında kalabilir, yoksa hep birlikte onu oradan indirecek yine bu halk olacaktır.

Ünsal ÇALIŞKAN-Emekli bir eğitimci

Balkan kökenli insanlarımızı milletvekili görmek istiyoruz

BUGÜN itibarıyle Rumeli, Balkan ve Trakyalıların siyasette yaya kaldığını görüyoruz.

Siyasi Partilerin genel merkezlerini ve liderlerini ziyaret eden kendini de Rumeli, Balkan ve Trakyalı olarak tanıtan milletvekili aday adayları çok iyi ağırlandılar, çay kahve içip bol bol nasihat aldılar. Oyları da 'çantada keklik' görüldüğü için güzelce uğurlandılar.

Gördüğümüz tabloda nasıl olsa bunların oylarını alırız diye düşünen liderler Rumeli Türklerini iyi ağırlasalar da siyasete pek bir yüz vermediler. Umudunu kaybeden Rumeli, Balkan ve Trakyalı adaylar şimdi ne yaparız diye devamlı görüşüyorlar.

Halbuki cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa büyük bir örgütlenmeye giden Rumeli, Balkan ve Trakya insanı listelerde en doğal hakkı olarak kendi hemşerilerini görmek istiyor. Aksi halde adaylarını görmedikleri partileri desteklemeyeceklerinide alenen beyan ediyorlar.

Özellikle Trakya başta olmak üzere İstanbul, İzmir, Bursa, Kocaeli, Sakarya, Adana, Ankara, Manisa, Samsun gibi illerde kökleri bu yöreye dayanan adayları görmek istiyoruz.

Eğer aday yoksa siyasetçiyi de görmek istemiyoruz.

Bundan böyle Ankara siyasetinde 'Rumeli rüzgarı' istiyoruz ve bu da insanlarımızın hakkıdır diye düşünüyoruz.

Cumhuriyete, Atatürk ilkelerine bağlı millet ve devlet sevdalısı bu insanların siyasette var olma talepleri görmezden gelinemez.

Kimsenin Rumeli, Balkan ve Trakyalıyım diyenlere ithal aday dayatmaya hakkı yok. Ancak kimse de seçimden seçime ortaya çıkıp da kendini 'hemşeri' diye yutturmaya kalkmasın, seçimde Rumeliliği hatırlayanlara da hayır diyoruz.

Siyasi liderler bu görüşlere değer versinler Rumeli, Balkan ve Trakya insanının dip dalgasını sezemezlerse onları büyük bir hüsran bekliyor

Yavuz ERDEM-AVCILAR

ABD, AB ve İsrail,'in kullandıkları silahlar etnik ve dini ayrımcılıktır

CUMHURİYET mitingleri başladığından beri yerli ya da yabancı gazeteleri takip ediyorsanız, bizleri nasıl ayırmaya çalıştıklarını görürsünüz. Daha ilk mitingten itibaren 'Laik-Dinci' kamplaşması dediler. Olmadı. Dinci-Ordu karşılaştırması uğruna ‘Ne Şeriat Ne Darbe’ sloganı buldular. Fazla tutmadı. Bu defa İngiliz, Amerikan, Arap gazetelerinin yazarları sıraya girdi; Demokrasi mi-laiklik mi, modernite mi-gelenek mi, islamizm mi-laiklik mi?

Demokrasi mi, baskı mı?

Kafamızın karışması ve sağlıklı düşünemez hale gelmemiz için her yol mübah.

Yetmezse Türkiye-AB Karma Parlamentosu Eş Başkanı Joost Lagendijk imdada yetişir;

"Eğer laik partiler iktidarda kalsaydı, AB müzakerelerinin başlaması imkansız olurdu."

Bu kadar yeter!

Hangi müzakereden söz ediyor acaba, şu askıya alınanlar olmasın?

Halk bu mitingleri sağlıklı, adaletli, bağımsız bir yaşam özlemini göstermek ve bu yolda inançlı ve kararlı olduğunu belirtmek için yollara döküldü. Bu inanca karşı olan içimizdeki ve dışımızdaki sömürücü güçler sapla samanı karıştırmamız için var güçleriyle uğraşıyorlar.

Nitekim sonunda terörü de kullanarak, içimize korku salıyorlar.

Niyetleri aklımızı adaletli kullanmamızı, barışçıl fikirlerimizi, haklı isteklerimizi unutturmak ve saptırmak. Kendimizi kaptırarak bu tuzaklara düşmeyelim.

Türkiye’yi ve Ortadoğu'yu bölmek ve sömürgeleştirmek isteyen ABD, AB ve İsrail'in kullandıkları silahlar etnik ve dini ayrımcılıktır.

Mücevher DOĞAN-BRÜKSEL

Hac ve umre gezilerinde Kültür ve Turizm Bakanlığın

BİZ aşağıda ismi ve imzası bulunan Seyahat Acentaları olarak, yıllardan beri ülkemizi tanıtarak dünyanın her yerinden turist getirmek suretiyle memleketimize döviz kazandıran kuruluşlarız. Türkiye’ye gelen 20 milyon turist ve 18,5 milyar dolar döviz girdisi bizlerin faaliyeti sonucu gerçekleşmiştir.

Bakanlar Kurulu, 1989 senesinde almış olduğu kararla Türkiye’de hac organizasyonunu Diyanet İşleri Başkanlığı yanı sıra bir önceki yıl yurtdışından en az 1.000.000.- $ döviz getiren (A) grubu seyahat acentalarına da, getirdiği döviz miktarına göre kota tahsis etmek suretiyle vermiştir.

1989 dan 2000 yılına kadar Türkiye’de hac organizasyonu ile ilgili seyahat acentaları kurumsallaşmış ve bugün Türkiye’ye en çok turist getiren şirketler kendi hac departmanlarını oluşturmuşlardır. Bunun neticesi olarak Türkiye, İslam ülkeleri arasında hac organizasyonunda her yıl Suudi Arabistan tarafından en başarılı ülke olarak seçilmektedir.

2000 yılında Bakanlar Kurulu'nca alınan bir kararla, Diyanet ve Acenta ayırımı yapılmaksızın hac organizasyonu serbest rekabete açılmıştır. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye’deki yapılanması en ücra köy ve kasabalara kadar uzandığından, elindeki bu gücü kullanarak, tüm müftülük ve camilerde yaptığı propaganda neticesinde Hacı adaylarının kaydederek Seyahat Acentalarını devre dışı bırakmaya çalışmıştır. Bu sistem 2005 yılına kadar devam etmiştir.

Bu süreç içerisinde serbest rekabet esaslarına göre hacıların kayıt edilmesi, emekli imam veya görevdeki din adamları, cemaatler, tarikatlar eliyle yapılmakta ve hacı adaylarını, insan onuruna yakışmayacak şekilde kelle başı pazarlıklar yapmak suretiyle üzerlerinden haksız kazanç elde edilmekteydi.

Bu arada parasını ödediği halde hacca götürülmeyen veya bu sene kota doldu gelecek sene götürürüz kısmetin yokmuş gibi kandırılan hacı adayları veya Suudi Arabistan’a götürülüp taahhüt edilen yerlerde konaklattırılmayan, hatta caddelerde terk edilen hacılar da olmuştur. İşin vahametini gören ilgili kurumların girişimleri sonucu 2005 yılında çıkarılan yeni bir kararname ile hac kayıt sistemi tekrar, kota esasına dayalı olarak Merkezi Kayıt şeklinde değiştirilmiştir. Yeni sistemde her acentaya belirli bir kota verilerek hacıların direk kaydının yapılması sağlanmış ve böylece çeşitli hacı simsarları, cemaatler ve tarikatlar devre dışı bırakılmıştır.

Dolayısıyla, Suudi Arabistan tarafından Türkiye’ye tanınan Hac kotasının %60’lık kısmı Diyanet İşleri Başkanlığı, %40’lık kısmı da seyahat acentaları tarafından organize edilmeye başlanmıştır. Bu sistemle acentaları daha da organize olarak, yemek, servis, hediyelik eşya ve kayıp bürolarının açılması gibi hacı adayının menfaatine yönelik müşterek organizasyonlara girmek suretiyle hizmet kalitesini en üst seviyeye yükselterek, hacıların memnuniyetini büyük ölçüde arttırmışlardır.

Ancak, 2005 yılında Bakanlar Kurulu Kararı değiştirilmediği halde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın dayatması doğrultusunda daha önce kriterlerden biri olan, en az 1.000.000.- $ döviz getirme esası kaldırılarak yerine, “2 sene umre veya 1 sene hac organizasyonu yapmış olmayı” kriter olarak koymak suretiyle serbest rekabete açmıştır. Bu sistemle de eskiden olduğu gibi tekrar, cemaat ve Şeyhlere prim vermişlerdir. Bu kararla AKP’li bakan giderayak sistemi kendi tabanından olan emekli imam ve umre acentalarına teslim etmiştir. İşin vahameti ve tehlikenin boyutunu, geçmiş senelerden bilen insanlar olarak da, bu sene hacca gidecek insanların mağdur olacağını düşünerek sizlerin ve kamuoyunun dikkatini çekmek istiyoruz. Olayı incelemenizi ve kamuoyunu bilgilendirmenizi istirham ederiz.

R. Şamil YAŞACAN ve bir grup seyahat acentası sahibi

(0242-312 22 02/0532-471 30 30)

İlhan Kesici, dinazorları cebinden çıkarır

SÜTUNUNUZDA yer verdiğiniz, ismini ve mail adresini veremeyen Dr. E.Ü. kimdir acaba? Baykal'ın omuzuna tünemiş dinazorların yakını mı acaba? Dr. titirli kişiler biraz ileri görüşlü olmalıdır .

Yıllardır her konuda gerçekleri dile getiren yurtsever Sn. İlhan Kesici ile ne alıp veremediği var?

Sn. Kesici, tünemiş dinazorların hepsini on defa cebinden çıkarır.

Oral ANTMEN-SAMSUN

X

Türkiye’ye balayına gelen Rus çifti soyup soğana çevirdiler

İstanbul Havalimanı’na gitmek üzere dün 14.00 sıralarında HAVABÜS’e bindim. Tam bu sırada şoförler vardiya değişikliği yaptılar.

İnen şoför, binen şoföre dedi ki: “Otobüste hırsızlık oldu, Rusya’dan balayına gelen genç çiftin, bir durakta iki Suriyeli tarafından valizleri ve çantaları çalınmış.” Tabii biz sonra haberdar olduk. Emin olun hallerini benim gibi çok kişi izledi. Hırsızlara lanet yağdırdım. Bir şey yapamadım, sizin kanalınızla sayın Turizm Bakanı’na iletmek istiyorum. Böyle bir balayından sonra acılar içinde ülkelerine dönen gençler, Türkiye için neler söylemişlerdir! Gerçekten olacak şey değil. Otobüsteki kameralardan belki bulunurlar. Yakalandıklarında Türkiye’de bir saat bile bırakılmamalılar. M.E.

GÜNÜN SÖZÜ

“İnsanı anlamak hayatı anlamaktır.

Ne derler? Bir eğik baş boyunduruktan ağırdır boynunuza.”

“Anlamak için beklemek lazım.” (Harman söz)

AKARCA VE İASOS’U UNUTMA

İZMİR

Yazının Devamını Oku

En iyisi okumamak mı?

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yaklaşık 6 ay önce formasyon kaldırıldı. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk daha önceki bir konuşmasında bizlere “Siz formasyon almayın, biz size atanınca vereceğiz” demişti. Ama verdiği sözü hâlâ yerine getirmedi.

Bu yıl KPSS sınavına hazırlanıyoruz ama sonumuz meçhul. Uygulamanın nasıl yapılacağı hâlâ belli değil. Gece gündüz bunu düşünmek psikolojimizi bozuyor.

Gelecek kaygısı çok kötü. Formasyon hakkım olduğu için fen-edebiyat fakültesini tercih ettim ama elimden alındı.

Şimdi öğretmen olabilecek miyim bilmiyorum.

Lütfen bize yardım edin, sesimizi duyun!   Emin DURANGÜNÜN SÖZÜ

“DÜŞÜNMEYEN insan, düşünenlerin biyolojik-animal robotudur. Onun için vicdan zihinde oluşur.”

Prof. Dr. Niyazi KAHVECİ

MUTASYONA BİR ÖNERİ

PANDEMİ

Yazının Devamını Oku

WhatsApp’ta gözden kaçanlar

WhatsApp’ın kullanıcılarına yönelik ‘zorunlu güncelleme’ kararının ardından alternatif mesajlaşma uygulamalarına ilgi arttı.

WhatsApp’ın dayatmasına karşı bir toplumsal tavır oluştu ve sosyal medyada #WhatsAppSiliyoruz etiketiyle paylaşımlar yapıldı. Bir günde 100 binden fazla paylaşım yapılan harekete Selçuk Bayraktar da BiP, Telegram ve Signal uygulamalarını kullandığını belirten bir tweet’le destek oldu.

WhatsApp’ın güncellenen koşullarını ve gizlilik ilkesini 8 Şubat’a kadar onaylamayan kullanıcılar uygulamayı kullanamayacak. Veri güvenliğine dair sert yaptırımlar içeren yasal düzenlemelere sahip AB ülkeleri bu düzenleme kapsamında değil. Devletimizin bu konuyla ilgili nasıl bir tutum sergileyeceğini merak ediyoruz.

Fakat bu tartışmalar olurken çok önemli bir detayı atlıyoruz. WhatsApp’ın kararı, yeni bir uygulama değil. WhatsApp 2016 yılından beri kullanıcı verilerinin neredeyse tamamını grup şirketleri ile paylaşıyor. Yeni sözleşme aslında verilerinizin Facebook ile paylaşılmasını ‘reddetme hakkınızı’ elinizden alıyor.

Kişisel verilerin korunmasıyla ilgili güçlü yasalar çıkmış olsa da toplumsal olarak yeterli bilinç seviyesine ulaştığımız söylenemez.

Bu konuyu da ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olarak’ ele almış durumdayız. Sadece bir mesajlaşma uygulamasını değiştirerek interneti ve kişisel verilerimizi daha güvenli hale getiremeyiz.

Yine de bu tartışmaların gizlilik, dijital mahremiyet gibi önemli konuları ıskalamadan, interneti daha bilinçli ve gerekli önlemleri de alarak kullandığımız bir döneme geçişe katkısı olur umarız.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Aşı gelecek de ne kadar hazırlıklıyız

2020 Mart’tan beri etkisini sürdüren COVID-19 salgınının yarattığı koşullar, sağlık sistemimizdeki eksiklik ve sorunları gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor.

Aşılama konusunda yetkilendirilmesi beklenen aile sağlığı merkezlerinin (ASM) önemli bir kısmında aile hekimi ve hemşire eksiklikleri bulunuyor. Salgın sürecinde kullanıma uygun giriş-çıkış kapı sistemleri ve bekleme salonu bulunmazsa ne yapacağız? CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, sürecin etkin ve sorumsuz yürütülmesi için hangi çalışmaların yürütüldüğünü bakanlığa soruyor:

“COVID-19 aşısının uygulama takvimi ve yöntemi belirlenmiş midir? Türkiye’de ASM’lerin sayısını kaçtır? Kaç sağlık personeli görev yapmaktadır? Buralarda muhafaza edilebilecek aşı dozu sayılarını illere göre açıklar mısınız? Sorunların giderilmesi için hangi çalışmalar yürütülüyor?”
GÜNÜN SÖZÜ

“İLKER Başbuğ, Can Ataklı ve Fikri Sağlar hakkında aynı eylem nedeniyle 81 ilde ayrı ayrı suç duyurusunda bulunmanın anlamı ne olabilir ki? Bu savcılıklardan bir kısmı ortada suç yoktur diye takipsizlik kararı verse, bir kısmı ortada suç vardır diye dava açsa, bir kısmı suç şu illerde işlenmiştir diye başvuruyu karşılıklı olarak birbirlerine yollasalar ne olacak? Bir mizah hikâyesi olur mu?”   Av. Erdem AKYÜZ

‘ANADOLU’DA BİR KIZIM VAR’ İÇİN ÇYDD’Yİ UNUTMA

PROF. Dr. Türkan Saylan’ın en büyük eseri olan ve bugüne değin, çoğunluğu kız çocuklarımız olmak üzere on binlerce çocuğumuza el veren Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, gerek ekonomik kriz, gerekse COVID-19 nedeniyle cenaze ve kutlamalardan elde ettiği bağış gelirlerini elde edememekte, zor günler yaşamaktadır.

ÇYDD’nin “Anadolu’da bir kızım var” kampanyası var. ‘EGITIM’ yazıp 4622’ye göndererek 10 TL bağışlanıyor. “Bizi sadece çağdaş eğitim ve bilinçlenme kurtaracak. Karanlığa kızmak yerine bir mum da biz yakalım.”

Ne dersiniz?

Yazının Devamını Oku

Sayıştay iyi ki var

‘Sayıştay’ın 2019 yılı raporundaki verilere göre ‘stoklarda nohut varken, Türkiye’nin neden nohut ithal edildiğini’ sorguladığımız basın açıklamamıza, TMO’dan gelen yanıtta TMO’nun hiçbir zaman nohut ithal etmediği belirtiliyor” diyor Niğde milletvekili Ömer Fethi Gürer...

Kelime oyunu yapan TMO’nun, bir taraftan nohut ithal etmediğini, diğer yandan özel sektörün nohut ithal ettiğini belirtiyor. Burada sorgulanan konunun, nohudun TMO’ya da özel sektör tarafından ithal edilmesi değil, stoklarda çok miktarda nohut varken ithal edilmesi olduğunu belirten Gürer şöyle devam ediyor:

“TMO şayet bir açıklama yapma gereği hissediyorsa bu yıl üreticiden ne kadar buğday alındığını, üreticiden alınan buğdayın kaç liradan alındığını, 2020 yılında ithal edilen buğdayın miktarı ve yapılan ithalat neticesinde yurtdışına ne kadar döviz ödendiğini açıklasın.”

Türkiye’de çok miktarda nohut stoku varken, yurtdışından nohut ithal edilmesinin yarattığı sorunların Sayıştay denetçileri tarafından belirlendiği raporda çok ilginç ‘vakalar’ anlatılıyor.

Türkiye’de yaşanan durumunu önergeleriyle parlamentoya taşıyan Gürer, “Üreticinin mağdur olması ve ürünün değerini bulmaması; ziyan olmaması ve TMO’nun da zarar görmemesi bakımından önem arz etmektedir” dedikten sonra bir öneride bulunuyor:

“Türkiye’nin yıllık ihtiyacının yarısı kadar nohut stoku bulunması, fire ve kısmi bozulmalar bakımından depolama ve muhafazasının da hububata göre daha zor olduğu dikkate alınarak, nohut stoklarının bir an önce satılarak azaltılması ile önümüzdeki dönemde alternatif ürün desteği sağlanması konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde girişimde bulunulması.”GÜNÜN SÖZÜ

“ÜLKEMİZDE aşılama işlemi kağnı hızı ile devam edemez. İnsanlık olarak ‘Aşı bizim hakkımız’ dememiz gerekiyor.”

Doç. Dr. Emrah ALTINDİŞ

(Mikrobiyoloji uzmanı, İzmir Ege Tıp Mezunu, Amerika’da kendi laboratuvarında çalışıyor. Kendisini FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında dinledik, çok etkin ve yetkin bulduk.)

Yazının Devamını Oku

İki gün dolmadan taburcu olmuşlar

‘Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, Yeşilköy Havalimanı’nda pist yerine yapılan hastanede yatarak tedavi gören hasta sayısını ve yurtdışı kaynaklı hastaları sorduk.

Bakan, cevabında “Bu iki yeni hastanede 235 bin hasta bakıldı” demiş. Yani bakanın açıkladığı sayılar ile İstanbul’a düşen COVID hasta sayısının 3 katını, sadece 7 ayda bu hastane bakmış oluyor.

Bu arada diğer İstanbul hastaneleri de yatmış. Yalan ile bir tarafını örtse, öbür tarafı açık kalıyor.

Cevabında verdiği sayı hasta mı, vaka mı?

Bu hastane açılalı 7 ay oldu. 7 ay 210 gün eder. 1000 yataklı iki hastanede hastalar ikinci günleri dolmadan iyileşip taburcu olmuşlar.

Bu yüzden Sn. Sağlık Bakanı bana laf yetiştireceğine, millete aşı yetiştirsin lütfen!”

Bu sözler Ordu milletvekili Mustafa Adıgüzel’e ait.

Bu işte bir karışıklık var ama doğrular nasıl ortaya çıkacak!

TÜRK HALKBİLİMCİ-PİYANİST HALUK TARCAN’I KAYBETTİK

Yazının Devamını Oku

Bu yağmur da kurtarmaz!

Dünya ve Türkiye çok sıkıntılı, krizli bir süreçten geçiyor. Salgın yetmiyormuş gibi, Türkiye bir kuraklık tehdidi altında, tehlike giderek ciddileşiyor.

Baraj ve göletlerdeki su düzeyleri kritik seviyeyi çoktan aştı. TEM üzerinden geçerken Büyükçekmece ve Küçükçekmece göllerindeki su seviyesinin ne kadar çekildiğini gördüğümüzde ürperiyoruz.

Özellikle, 17 milyonu taşımakta yetersiz kalan İstanbul’un büyük tehlike altında olduğu bilinmeli. Gerçekten işin şakası yok. İstanbul ve Trakya’yı birlikte sayarsanız, 18 milyonu aşkın nüfus özellikle tarım için büyük ‘korku’ da yaratıyor.

ISTRANCA, MADEN, RES

Trakya’nın elindeki Istranca suları bu vatandaşlara sorulmadan İstanbul’a aktarıldı, “Bu sular ‘Kanal İstanbul’ civarında yapılacak rezidansların ihtiyacını karşılamaz” diyor uzmanlar.

Bizler doğayı, çevreyi, ormanları, yeşil alanları yok ettik. 1. sınıf tarım alanlarını rant uğruna bir avuç müteahhide teslim ettik. (Kimlerin tarlaları ele geçirdikleri ayrı bir yazı konusu. Hele Istranca ormanlarına tecavüz edenler, RES tahsislerini ellerinde toplayan ve şimdi de pazarlayanlar başka bir yazının konusu.)

İşin garibi, bunu, doğa ve çevrenin korunması bir Anayasal zorunluluk olduğu halde kamu resmi makamlar yapıyor, sağlıksız kentleşmeye izin veriyor. Şimdi hesapsız-kitapsız, ‘Kanal İstanbul’ gibi düşünceleri bırakın. Su meselesini çözmek için “deniz suyundan tatlı su temin edecek projenin” üzerinde yoğunlaşın.

Bu konuda Allah’ın bir lütfu olarak, dünyanın tuz miktarı en az olan bir Karadenizimiz mevcut... Ben bu projeyi İsrail’de gördüm. Ortadoğu’da Arap ülkeleri su diye inlerken, İsrail denizden elde ettiği içilebilir tatlı su sayesinde, yemyeşil parklar, ormanlar, tarım alanları yaratmış. Hiç sıkıntısı yok.

Özal

Yazının Devamını Oku

Yerli rakı azalıyor, ithal viski artıyor

Yeni yıla günler kala gazete ve TV’lerde peş peşe kaçak alkol kullanımından ölümler, kaçak içki imalathaneleri ve ele geçirilen kaçak içki haberleri çıkıyor. İdeolojik nedenlerle de sık sık gündeme getiren alkol konusunu 54. Hükümet döneminin Turizm Bakanı Bahattin Yücel başka bir açıdan ele aldı. “Alkol deyip geçmeyelim” diyen Yücel’in turizmgazetesi’ndeki yazısında şöyle deniyor:

“Son yıllarda kamuoyunda tartışılmayan, daha doğrusu iktidar dışındaki siyasal partilerin tabu gibi değerlendirerek, gündemlerine almadıkları bir sorun yaşanıyor. Kaçak içki olayı niye tartışılmıyor. 

2008-2020 yılları arasındaki 12 yılda alkollü içeceklerde vergiler arttırılarak uygulanan, yasakçı yaklaşım ve muhalefet partilerinin bu konuda tavır almayışları, yalnız ölümlerinin nedeni değil. Başka boyutları da var.

İslami duyarlılık üzerinden sürdürülen ideolojik yaklaşım, 2.5 milyar lira tutarında vergi kaybına da neden oluyor. Ayrıca yerli üreticileri zorlayan aşırı vergi yükü, yabancı ürünlerin ithalatında artışlara ve giderek pazarı yabancı üreticilerin ellerine geçirmelerine uygun ortamı hazırlıyor.

ALKOL DEYİP GEÇMEYELİM

Öncelikle ithalatın tırmanışı açısından bakıldığında, sayılar çok çarpıcı görünüyor. İthalat artarken kayıt içi rakı üretimi önemli ölçüde düşüyor. 2008’de 45 milyon litreden, 2019’de 27 milyon litreye inerek, neredeyse yarı yarıya azalıyor. 

İthalat 2008-2019’da 3.5 milyon litreden 9.5 milyon litreye çıkarak, yüzde 300 arttı. Türkiye’de üretimi olmayan viski ithalatı, 2008 yılında 1.6 milyon litreden, 2019 yılında 10 milyon litreye çıkarak yaklaşık 6 kat arttı.

İthal votka 2008’de 1.5 milyon litreden, 2019 yılında 3 milyon litreye çıkarak, 2 kat artıyor. Bu durumda vergi kayıpları yanında, bağcılık ve anason üretimi de düşmekte, yıllarca bu alanda ekim yapılan kırsal kesimin gelirleri de azalıyor.

Özellikle ithal edilen etil alkolün 3 kat artması, merdiven altı üretimde anason esansından yararlanılması gibi etkenler, ulusal ekonomiye zarar veriyor. Bu tablodan ortaya çıkan vergi kaybı yılda 2.5 milyar TL‘ye ulaşmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Kolektif suçun bedeli ağır olur

Ne diyelim... Yaşanabilecek bir İstanbul için yapılabilecek tek şey kaldı elimizde!

Anlatalım.

Geçmişte İstanbul’a kar yağmıyor diye şikâyet ediyorduk. Kardan vazgeçtik, artık yağmur bile yağmıyor.

Ne yazık ki görülmemiş, büyük bir kuraklık yaşıyoruz. Gerekli tedbirleri hızla alamazsak korkarım ki yakın bir gelecekte çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.

26 Ocak 2012’de yine sizin köşenizde İstanbul’un sorunlarını ayrıntılarıyla açıklamıştım.

İstanbul’u aşırı beton yığınları ve yoğun insan kalabalıklarıyla büyük bir ısı adasına dönüştürdük.

Ne yazık ki yağmur bulutları İstanbul’a giremiyor artık. Bunu herkesin görmesi lazım.

İstanbul’un bozulan ekosistemini bir nebze de olsa düzeltebilmemiz için yapabilecek tek şey kaldı elimizde.

Su havzalarında bugüne kadar boş kalabilmiş topraklarda yeni ormanlar kurmak.

Yazının Devamını Oku

Veysel Eroğlu anlatıyor: İstanbul’un su sorununu nasıl çözdük!

Su ve kuraklık üzerine görüş belirten uzmanlara yerimizin imkânı ölçüsünde yer vermeye çalışıyoruz. Kuraklık konusunda neredeyse iki yıla yakındır yazılar yazıyor, uyarılar yapıyoruz. Tarlaya, bahçeye, derelere ve Ergene’ye bakınca, Istrancaların suyunun nasıl ‘boca’ edildiğini gördükçe büyük bir felaketle karşılaşacağımızı kestirebiliyorduk. Su, toprak ve ormancı hocalarımızı sık sık dinliyorduk. Bu arada Kenan Mortan gibi iklim dengesizliğine küresel ısınma gözüyle bakan bilim yazarlarına da söz veriyoruz.

Şimdi sırada Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nda...

Prof. Dr. Nurettin Sözen’den sonra Tayyip Erdoğan’ın İTÜ ekibinden İSKİ’nin başına gelen Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Afyon -bir kez de İzmir- milletvekili olarak geçen döneme kadar sırasıyla eski İSKİ, DSİ ile Orman ve Su İşleri bakanlıklarında bulundu. Bu köşenin tüm hacminin 1.5 misli uzunluğunda ‘cevap’ gönderdi. (Yazının tümü Eroğlu’nun sitesinden okunabilir.)

Köşemizde ‘Ergun Göknel açıklıyor: Kuraklığı karşı acil önlem’ başlıklı yazıda Göknel, Eroğlu’nun İstanbul’un 2071’e kadar su sıkıntısı olmayacağını söylediğini hatırlatıyor. Eroğlu da, Göknel’in tarihindeki en büyük susuzluğu yaşayan İstanbul’u Kerbela’ya döndüren kişi olduğunu iddia ediyor.

Prof. Eroğlu, halkın bidon ve kovalarla tanker yolu gözlediğini, İstanbul’a tankerle su taşındığını, kentin çöp dağlarından geçilmediğini, hava kirliliğinden gözün gözü görmediğini, 1993’te metan gazından Ümraniye Hekimbaşı çöplüğünün patladığını, 40 gecekonduyu yuttuğunu ve 38 kişinin öldüğünü, Haliç’te hiçbir canlının yaşamadığı belirtiliyor.

“O dönem İstanbul’un nüfusu 6.5 milyondu ve İSKİ şehre su veremiyordu. Yalova’dan tankerlerle su taşınıyor, ‘yağmur bombası’ projesi gündeme getiriliyor, gereken verim alınmıyor, bomba İSKİ tarafından deneniyor, Batılı şirketler İSKİ’yi parasal olarak sağıyorlar!

ERDOĞAN’LI YILLAR

İstanbul’un susuzluk, çöp dağları ve hava kirliliği ile mücadele ettiği yıllarda, Tayyip Erdoğan 27 Mart 1994’te İBB Başkanı oluyor; kendisi de İSKİ’nin başına getiriliyor. “Yoğun çalışmalar sonunda, 1 Ocak 1995 saat 08.59’da su kesintisine son verileceğini ilan ettik. İlk olarak şebekeleri yeniledik ve 7 dereden 7 tepeye suyu iletmek için çalışmalara başladık. 1995’te Istranca’nın sularını 7 barajla çözdük, İstanbulluların hizmetine sunduk; yani yıllık 235 milyon metreküp suyu şehre getirdik. İSKİ ayrıca 1996’da Şile Keson kuyularını ve 1998’de de Sazlıdere Barajı’nı hizmete alarak yıllık 85 milyon metreküp suyu daha devreye almıştır. 1994’ten 2019’a kadar 25 yılda İstanbul’a muazzam içme suyu yatırımları yapılmıştır. Bu dönemde İSKİ 600 adet tesisi İstanbul’un hizmetine sunmuştur.”

BÜYÜK MELEN PROJESİ

Yazının Devamını Oku

En büyük sorun: Küresel ısınma

12 Aralık, Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasının 5. yıldönümüydü. Nobel İktisat Ödülü sahibi Paul Krugman, “Tüm dünya sorunları bir yana, iklim dengesizliği bir yana” diyor son kitabında. Danimarka bu sözlerin yerindeliğini doğrularcasına örnek bir karar alıyor. Buna göre, bu ülke Kuzey Denizi’ndeki tüm petrol ve doğalgaz aramalarını durduruyor. Kısacası, altın yumurtlayan tavuğunu kesmeye karar veriyor. Bununla kalmıyor, aynı hafta yeni bir iklim yasası benimsiyor. ‘2050’de İklim İklim’ hedefiyle bu alanda ‘örnek’ bir dünya lideri olmayı amaçlıyor.

Bütün bu örnek kararlar, kuşkusuz mikro küçük dünyayı ve birey davranışlarını da etkiliyor. Aynı ülkede, Taastrup’ta 7 bin metrekarelik ve 14 katlı dikey tarlalar üstüne kurulu, ülkenin en büyük dikey tarım girişimi için ‘start’ düğmesine basılıyor. Girişimin özelliği şu: Pestisit ve haşere ilacı kullanılmayacak ve yüzde 95 su tasarrufu sağlayacak.

Bu küçücük örnek bile küresel ısınmaya karşı önlem alınabileceğini gösteriyor.

ABD’nin yeni başkanı Biden’ın ‘Yeşil Yeni Düzen’ (Green New Deal) programı bu anlamda çok umut verici. Yaklaşık 1.5 trilyon dolarlık bir harcamayla yenilenebilir enerji için teşvik programı benimseniyor. Etkisi, sanayinin yeşil endüstriye yönelmesi halinde ritmini bozmadan yaşamayı anlaması olacak. Evet, kapitalizm küresel ısınmaya ‘dur’ diyecek yenilenebilir enerjinin öncelikle ‘rüştünü ispatlaması’nı istiyor/bekliyor. Bunu Yeşil Yeni Düzen ile anlaması söz konusu. Bunlar işin umut veren gelişmeleri...

Ama geçen hafta 11 bin bilim insanının imzasını taşıyan yeni bildirgesi yok oluşumuzun hızlandığı sinyalini veren ‘olumsuz’ bir çığlıktı.

BM raporuna göre, küresel ısınma sürüyor ve bunu azaltmak için en zengin yüzde 1’in karbon salınımını azaltması şart. Çünkü onlar sadece dünyanın yüzde 1’i olarak, en yoksul yüzde 50’nin yol açtığı karbon emisyonunun 2 katını harcıyor. BM Genel Sekreteri A. Guterres’in tüm dünya ülkelerine ‘iklim olağanüstü hali ilan etme’ çağrısı yapması çok anlamlı.

Bakınız: Son 6 yılın rekor düzeydeki kış sıcakları, 2020’de yine ‘egale’ edilecek.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 2021 ajandasında yer alan 13 fotoğraftan 6’sının doğa ve iklim tahribatını görüntülemesi zaten her şeyi anlatmıyor mu?     

Paris İklim Anlaşması’nı parlamentosunda onaylamayan 7 dünya ülkesinden birinin Türkiye olması insanın içini acıtıyor, söylenecek söz bırakmıyor.         

Yazının Devamını Oku

Anıl Çeçen’den ilginç bir yazı: ‘Nahçıvan koridoru’

Kafkasya haritasına bakalım. Türkiye Akdeniz’e ve Avrupa’ya doğru kurulurken, diğer Türk devleti olarak Azerbaycan da hem Asya kıtasına hem de Hazar Denizi’ne dönük olarak kurulmuş. Böylece Kafkasya haritasında iki Türk devleti ayrı ayrı kurulurken bunların birleşmesini önlemek üzere çeşitli senaryolar öne çıkarılmış. Sırf bu amaçla Azerilerin çoğunlukta bulunduğu bölgelere, Ermeni ve Gürcü asıllı nüfuslar getirilerek doğu ve batı Kafkas Türk devletlerinin birleşmesine set çekilmiş.

Akıl ve sağduyu çizgisinde bir yeni yapılanma her zaman bekleniyor. Bunun için de ilk atılacak adım Nahçıvan koridorunun açılması olacak. Yüz yıl önce harita üzerinde yapılmış olan hatanın düzeltilmesiyle, Nahçıvan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile sınır komşusu olması sağlanacak ve Nahçıvan bu hali ile öncelikle Türkiye ile Azerbaycan arasında köprü konumuna gelecek. Nahçıvan köprü konumu ile Türkiye üzerinden Avrupa’ya, Azerbaycan üzerinden de Asya’ya bağlanacaktır.

Nahçıvan koridorunun açılmasıyla birlikte Hazar bölgesi ve Kafkasya ülkeleri yeni İpek Yolu üzerinden doğu-batı trafiğinin tam ortalarında yeniden Hazar’ın merkezi konuma gelmesini sağlayabilecektir. Rusya ve Türkiye’nin bu çizgide ortak hareket etmesi de aynı zamanda İngiltere ve Çin arasında yeni oluşturulan İpek Yolu güzergâhında Hazar bölgesini tekrar öne çıkaracaktır.

Bu doğrultuda günümüzde Kafkasya için ilk atılacak adım olarak Nahçıvan koridorunun İpek Yolu ile birlikte geçişe açılması, dünya barışı açısından son derece acildir.

GÜNÜN SÖZÜ
“BUGÜN Özgür Özel’i (yani beni) bertaraf ederseniz, geriye binlerce Özgür Özel gelmektedir, haberiniz olsun.” Özgür ÖZEL

HAYDİ ‘ASKIDA AŞI’YA

ANKARA’nın ve Hacettepe’nin önemli ve saygın doktorlarından Prof. Dr. Siber Göksel (emekli) aşı konusunda ilginç bir öneride bulunuyor:

“Gücü yeten vatandaşlar ‘gönüllü’ olmak kaydıyla çift kişilik aşı ücreti ödesinler. Aşının biri aşı ücretini ödeyene, diğeri de ücret veremeyen vatandaşa yapılsın. Bu grubun dışında kalanların aşı parasını da devlet üstlensin. Yani ‘askıda aşı’ sistemini geliştirelim. Böylece aşının getirilmesi hızlanmış ve ülkemizde insan ölümleri azaltılmış olur.”

Yazının Devamını Oku

Kuraklığa karşı acil önlem!

Eski İSKİ Genel Müdürü, mühendis Ergun Göknel’in dün yer verdiğimiz, ‘Suda durum gerçekten vahim. Bizi felaket bekliyor’ başlıklı yazısı kuraklık konusunda her şeyi ortaya koyuyordu.

Göknel acil olarak ne gibi önlemler alınması gerektiğini de kaleme almış. Diyor ki:

Hiç gecikmeden, hemen, bir saniye sonra İstanbul’da su kısıntısına gidilmelidir. İlk aşamada günde 3 milyon yerine 1.5 milyon su verilmelidir.

Her türlü şekilde halkın su tasarrufu yapması sağlanmalı ve bu konuda halk bilgilendirilmelidir. Bu amaçla her türlü yayın organında bilgilendirici ve su tasarrufuna yönlendirici yayın yapılmalıdır, ilanlarla su tasarrufu teşvik edilmelidir. Billboard’lar başta olmak üzere toplu taşıma araçları ilanlarla donatılmalıdır. Hastane, okul gibi tüm kamu kuruluşlarında su kaybına sebep olabilecek arızalar tespit edilerek acilen tamir edilmelidir. Bahçe sulama, araç yıkama, sokak yıkama gibi faaliyetler yasaklanmalı ve yapanlar ağır para cezası ile cezalandırılmalıdır.

YAĞMUR BOMBASI

Su sıkıntısını gidermek için kısa vadede ne yapılabilir?

Çok acil hareket edilirse Şubat ve Mart 2021 aylarında İstanbul’da yağmur bombası (cloud seeding) uygulanabilir. Acilen bir ihale açılıp sonuçlandırılır ve bu işlemi yürütecek ekibin ve uçakların İstanbul’a gelmesi, burada da onlara yardımcı olacak teknik ekibin oluşturulması sağlanabilir.

Bu vesile ile de bir hatırlatma yapmak isterim: Eski Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu 2017 yılı sonlarından itibaren devamlı olarak İstanbul’un 2071 yılına kadar su sıkıntısı olmayacağını söylemiştir. Bu sözlerini de kendisine hatırlatmak gerekir diye düşünüyorum.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Eski İSKİ Genel Müdürü uyarıyor: Suda durum gerçekten vahim

İstanbul’da ve çevresinde hüküm süren kuraklık konusunda sık sık yazdığınız yazıları büyük ilgiyle okumakta ve faydalanmaktayım. Aşağıda yazdıklarımın da faydası olacağını ümit ederim.

Birkaç gün önce de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu deniz suyundan tatlı su temin etmek için temaslara başlandığını ifade edilmişti. Deniz suyunu tuzdan arındırarak içilebilir su temin etmek İstanbul için yıllardır planlanan fakat gerçekleştirilmeyen bir su temin yöntemidir. Bu yöntem orta vadeli bir önlem olarak düşünülebilir. Bu konuda fazla araştırma yapmaya da gerek yoktur; en etkin şekilde uygulayan İsrail’dir. Vakit kaybetmeden İsrail’deki yetkili kurumlarla temasa geçmek yeterlidir.

Ancak günümüzdeki su sıkıntısı son derece vahimdir ve acil önlemler alınmasını gerektirmektedir. Hayret edilecek olan bugüne kadar, tüm sorumluluğa ve yetkiye sahip olan İBB Başkanı ve İSKİ Genel Müdürü tarafından herhangi bir önlemin alınmamış olmasıdır.

BİZİ FELAKET BEKLİYOR

Durum gerçekten vahim!

Çok kısa vadede İstanbulluları büyük bir felaket bekliyor ve de kimsenin farkında olup önlem aldığı yok.

Nedir bu felaket diyeceksiniz. Çok basit: Su bitiyor. Ve hiçbir önlem emaresi yok.

Şimdi önce İstanbul’un su durumuna bakalım.

17 Aralık 2020 saat 09.44 itibariyle İstanbul’a su veren barajların doluluk oranı yüzde 21.94’dür. Barajlarda 190.59 milyon metreküp su vardır. Son üç gündür serpiştiren yağmur doluluk oranını yüzde 0.29 artırmıştır.

Yazının Devamını Oku

‘Aşımız yerli ve millidir’

Çerkezköy, Tekirdağ’ın bir ilçesi. 1970’lere kadar küçük ilçeydi, ulaşımını da Edirne-İstanbul treni ile sağlıyordu. 1974’lerde CHP’nin iktidara gelmesiyle bölge, kalkınmada öncelikli bölge ilan edildi. Yani kumsal arazileri ile geri kalmış Trakya toprağında ‘kalkınmamışlığın’ adı silinecekti.

Adana’dan İstanbul’a gelmiş, oradan da ürettikleri ilaç hammaddelerinin İstanbul’daki tıkanmışlığını ortadan kaldırmak için Çerkezköy’de yatırım yapmaya karar vermiş Koçak ailesi. Uzun ve zorlu çabaları neredeyse 49 yılı aşmış. Uzun süredir görmediğimiz Çerkezköy, 200 bin nüfusu ile Çorlu’nun ‘kardeşi’ olmuş. Bir başka ilçe Kapaklı ile birlikte bu üçgen, Türkiye’nin en önemli sanayi-üretim merkezi durumunda şu anda.

Koçak Farma Yönetim Kurulu Başkanı Ender Koçak’ı önceki akşam bölgeden gazeteci kardeşimiz Hülya Mert ile birlikte ziyaret ettik. Firmanın CEO’su Dr. Hakan Koçak’ın bir başka randevusu vardı, yeğen Cem Koçak da amcası ile birlikte sorularımızı yanıtladı.

Ender Koçak, “Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nde 140 bin metrekare alanda kurulu ve 100 bin metrekare kapalı alana sahip ileri teknoloji donanımlı tesislerimiz Türkiye’nin en büyük ilaç üretim tesisidir” dedi ve noktayı koydu.

Serum üretim tesisleri de İstanbul Ayazağa’da 50 bin metrekare alanda kurulu...

EN ETKİN FİRMA

Koçak Farma, pandemi döneminin en etkin firmalarından bir olmuş: “Sağlık Bakanlığı COVID-19 tedavi algoritmasındaki Favipravir, Hidroksiklorokin Sülfat, Azitromisin, Enoxaparin Sodyum, Dipiridamol, Dekzametazon etken maddeli ürünlerin tamamını yerli olarak üreterek ülkemizin COVID-19 ile mücadelesinde önemli bir destek verdik ve vermeye devam ediyoruz.”

Notlarımızdan özetliyoruz:

Yazının Devamını Oku

‘Çekçiler’ AKP’den müjde bekliyor

Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Tunç ile Çek Yasası Mağdurları Temsilcisi Haydar Zirek’in, Ulusal Kanal’da Şule Perinçek’in sunumuyla canlı yayında yaptıkları oturumda, iktidar ile mağdurlar arasında ortak bir uzlaşı havası vardı sanki. Yayın esnasında dikkat çeken ilk ayrıntı, AKP temsilcisinin ilk defa mağdur olmuş bir kitlenin temsilcisi ile canlı yayında olmasıydı.

İş insanı Haydar Zirek’in konuya hâkimiyeti ve kamuoyunu aydınlatmak için hazırladığı sunum tabloları izleyicilerin dikkatini çekmekle kalmadı, ‘esnaf ahalisi’nin, pandemi dışında neler çektiğini daha iyi anladık. Zirek diyor ki:

“Son dört yılda ödenemeyen çek tutarı 61 milyar 744 milyon TL, ödenmeyen senet tutarı ise 61 milyar 422 milyon TL. Çek borcuna 5 yıl hapis cezası var ama senet borcuna ceza yok. Hapis cezası, Anayasamızın 38. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları’nın ek protokolünün 4. maddesine göre aykırıdır”

Tabii ki adalet bekliyorlar:

“Temennimiz, çeke hapis cezasının kalktığı müjdesinin başkanlığımıza gelmesidir.”

“Ne yapalım, bir kazanın içine koyup da yakalım mı hepsini? Aksine, 250 bin esnafı ekonomiye tekrar kazandıralım, istihdam sağlatalım üretelim.”

Bu konu ‘açlık’ kadar önemlidir.

GÜNÜN SÖZÜ

“YETERİNCE

Yazının Devamını Oku

‘Milli kuraklık merkezi kurulmalı’

Takip edenler bilir: Sıkça yaşadığımız kuraklığa ve bunun sonucu temiz su sıkıntısına dikkat çekiyoruz. Dünyanın üçte ikisi su ama içme, kullanma, tarım ve sanayi için kullanılacak miktar, su varlığının sadece binde 6’sı. Ülkemizde ‘kişi başına düşen 1340 metreküp’ ile su fakiriyiz’. Çorlulu olduğumuz için Trakya’yı çok iyi biliriz. Trakya’da durum daha vahim. Bilim adamları Trakya’nın, suyun ‘mutlak yetersiz’ (absolute scarcity) olduğu bölgeler sınıfına girdiğini söylüyorlar.

Kuraklık yazılarımız üzerine Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Biyosistem Mühendisliği Arazi ve Su kaynakları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halim Orta bir yazı göndermiş. Dostumuz Prof. Dr. Orta, aynı zamanda çiftçi. Yani işin hem bilimsel hem de pratik yanından. Prof. Dr. Orta şöyle diyor:

“Son bir yıllık yağışlara baktığımızda, uzun yıllar ortalamasına göre, Edirne yüzde 50, Kırklareli yüzde 40, Tekirdağ yüzde 35 daha az yağış aldı. Diğer bölgelerde de tablo çok farklı değil. Kuraklık 31 doğal afetin içerisinde en sessiz ve sinsi olanıdır, geldiğinde çaresiz bırakır, ne kadar süreceği belli olmaz.”

SU HAVZALARINI KORUMAZSAK

Su sıkıntısına karşı yapılacak çok şey var.  Prof. Dr. Orta’nın önerileri şöyle:

“Milli kuraklık merkezi kurulmalı, kuraklık sigorta kapsamına alınmalı, su havzaları korunmalı, yerüstü su kaynakları geliştirilmeli, yeraltı suyu beslenmesinden daha fazla tüketilmemeli, atık sular arıtılarak tekrar kullanılmalı, kurağa dayanıklı bitki tür ve çeşitleri geliştirilmeli, çok su kullanan ve kirleten sanayi üretimi azaltılmalı, tarımda suyu etkin kullanan sulama yöntemleri desteklenmeli, şehirlerde su kullanım etiği geliştirilmeli, yerel yönetimler su ücretlerini çok dikkatli bir biçimde belirlemelidir.”

Bunlar arasında yerel yönetimlerin tutumuna işaret eden Prof. Orta, “Su ücretleri mutlaka sosyal adalet kavramı da dikkate alınarak ‘trafik lambası metodu’ ile belirlenmelidir” diyor. Tarifede barem uygulanmasını söylüyor ve örnek veriyor: Şehirde yaşayan 4 kişilik bir aile, ortalama olarak ayda 12-15 metreküp su kullanır. Ücreti makul olmalıdır. (Yeşil ışık) Bu miktarın yüzde 20-30 aşılması halinde aşılan miktara yüzde 100 fark uygulanmalı. (Sarı ışık). Bundan sonra artık savurganlıktır. Uygulanacak fark yüzde 300-500 gibi caydırıcı olmalı (Kırmızı ışık). Trafik lambası metoduyla insanları su kullanımında tasarrufa yöneltilmesi gerektiğini savunuyor ve ekliyor.

“Suyun siyasete malzeme yapılmaması gerekir. Çünkü bol olursa hayat bereket getirir, kıt olursa da felaket...”

Prof. Dr.

Yazının Devamını Oku

İşte kuraklığın haritası

Bilim insanları dünyanın sıcaklığının ortalama 0.9-1 derece arttığını söylüyorlar. Bu çok önemli. İklim değişikliği ve bunun sonucu ‘kuraklık’ ve ‘temiz su kıtlığı’ belki de yüzyılın en büyük sorunlarından biri olma yolunda. Belki de oldu. Bakmayın okyanuslara, denizlere, akarsulara, ırmaklara... Temiz su az. Zaten az bulunan tatlı su kaynaklarını da hırslı ve sınırsız tüketim arzumuz ile kurutuyoruz. Diğer yandan da endüstrileşme yolunda kirleterek var olanı iyice azaltıyoruz.

Türkiye’de 2019-2023 arasını kapsayan bir ‘Ulusal Su Planı’ hazırlandı. Plana bakıyoruz. Yıllık su tüketimi ‘54 milyar metreküpe’ çıkmış. Bunun yüzde 74’ü tarımda sulama, yüzde 13’ü içme-kullanma, yüzde 7’si de sanayide kullanılıyor. Bunun yüzde 25’i yeraltı sularından, geri kalanı yerüstü kaynaklarından geliyor. Barajlar, nehirler, göller kuruyor. Dolayısıyla yeraltı sularına yöneliş artıyor. Ama o da azalıyor. Su olmayınca tarımda verimlilik, rekolte azalıyor.

Bu da daha az tarım üretimi, gıda demek. Halbuki çağımızda bir ülkenin kendi kendine yetecek gıda üretmesi stratejik bir mesele oldu artık. Maskede, solunum cihazında, aşıda gördük. Neredeyse dünya savaşı çıkacaktı bir maske yüzünden. Gelecekte de kimse kimseye bir avuç buğday vermez. Almanya’dan gazeteci dostumuzla konuşuyorduk. Meğer o her yeri yemyeşil bildiğimiz Almanya da aynı dertten mustaripmiş. Geçen hafta perşembe günü kanallarda ana haberlerden biri kuraklıkmış. Ocak-Mart ayları son yüzyılın en sıcak çeyreğiymiş Almanya’da. Tuna Nehri son 140 yılın en düşük seviyesine inmiş. Almanya’da nehir mavnaları yarım yükle çalışıyormuş su seviyesi düştüğü için. Navluna zam yapmışlar. Gazeteci dostum hafta sonunda bize iki harita gönderdi. Buna benzer haritalar Türkiye’de DSİ’nin de elinde vardır mutlaka.

Biri ‘yeraltı suları’, diğeri ‘toprak nemi haritası’... NASA’nın ‘Measuring Earth’s Surface Mass and Water Changes’ programı çerçevesinde hazırlanmış. Bu çalışmalara bakmak bile yeterli. ‘Grace-Fo’ uydularından gelen verilerle oluşturulan harita apaçık gösteriyor: Avrupa’nın büyük bölümü ile Türkiye’den ‘Trakya ve Anadolu’nun kuzey yarısı’ tehlike altında... Yeraltı suları ve nem azalmış.

Türkiye’de daha önce de kuraklık yaşadık, daha
önce de dönemsel kurak zamanlar yaşandı. Ancak bu defa farklılık gösteriyor. Dolayısıyla bir an önce önlem almalıyız. Suyu tasarruflu kullanmak için seferber olmalıyız. Çünkü su yokluğunun yaşanacağı günler çok da uzakta değil. Çiftçilere ve şehirlerde, kasabalarda yaşayanlara büyük görev düşüyor. Bunu da bir dahaki yazımızda anlatacağız.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Ulus’taki arsa göz kamaştırıyor

Etiler Ulus’ta son derece değerli bir arsa üzerinden büyük pazarlıklar yapılmış. Bu bakımdan siyasetçiler ve imar rantçılarının özel ilgisini çektiğinden ortalık çalkalanıyor.

Dikkatimizi çekti, en az dört CHP’liden dosyayı görmemiz için belgeler gönderildi veya yollandı. Bu değerli arsayı kapmak için ‘siyasiler’ arasında ilginç pazarlıklar yürütülüyormuş. 10 yıllık geçmişi olan arsanın 4 dönüm olduğunu da belirtelim. Beşiktaş Ulus Mahallesi, 1687 ada 193 parselin piyasaya düşmesi, ünlü bir ‘arsa tüccarı’ndan TMSF’ye geçmesi ile olmuş. TMSF de doğallıkla arsayı satmış. Böyle ballı börek arsalara ‘kupon arazi’ deniliyor; Beşiktaş ilçe sınırlarında bu tür arazi pek kalmadı. Bu nedenle ‘yeni gelin’ diyorlar bunlara. ‘Değer’ katılması için imar değişikliği gerekiyor tabii. Proje İBB/İmar’dan kolaylıkla geçmiş; sıra Beşiktaş Meclisi’nde.

Deniliyor ki “Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın belirlediği 11 no’lu gündem ile arazi ‘mutlu sona’ ulaşması için sırasını bekliyor.”

Plan değişiklikleri ile ne gibi ‘kolaylıklar’ sağlandığı, dosya görüşüldüğünde anlaşılacak. Esas teknik kişiler anlar bu gibi projelerin neler getirdiğini.

Elimizdeki belgelerde arsa sahipleri olarak T.A., D.A.Ç., Y.E.Ç. gözüküyor. Onlar da Sebahattin Öztürk’e vekâlet veriyorlar işlemlerin yürütülmesi için. Pek görülmüş iş değil, o yüzden eleştiri okları CHP’yi gündeme getiriyor. Çünkü Öztürk CHP Beşiktaş ve İBB İmar Komisyonları üyesi. Eski ilçe başkanlığı da var. Verilen vekâlet ilginç: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ulaşım, planlama, park bahçeler, deprem, kamulaştırma, İSKİ, İGDAŞ Müdürlükleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu nezdinde Nazım İmar ve Uygulama İmar Planları ve her ölçekte imar planı değişikliği yapmaya, tüm resmi kurumlarda her türlü işlemi yapmaya imzalamaya vekille aramızda vekâlet sözleşmesi kurulduğundan örnek talep etmeye, teslim almaya imzalamaya münferiden yetkili olmak üzere Sebahattin Öztürk’ü tarafımdan vekil tayin ettim. 17.06.2020.” Yani her ortak vekâlet veriyor.

Bu belgeler ortaya saçılınca Canan Kaftancıoğlu, Ekrem İmamoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir tutum içine girecekleri, ‘açıkgöz’ partililer ve müteahhitler tarafından dikkatle izleniyor.

HAK ARARSAN ‘KAPALIYA’ SÜRÜLÜRSÜN

MALTEPE Açık Cezaevi’nde kalan mahkûmlarız. 280 kişiden yaklaşık 180’i salgınla boğuşuyor. Sağlık güvenliğimiz yok, herkes birbirinden çekiniyor. 5 kişilik odada kalanların 3’ü COVID dersem, inanır mısınız? Lütfen inanın, cezaevi bizlere acımıyor, ilgilenmiyor. Ben size ismini söylesem, nereye gideceğimi bilsem... İnsanlar hakkını arayamıyor. Biz de aşıyı bekliyoruz.

SU TASARRUFU YAPILMAZSA KURAKLIKTAN KURTULAMAYIZ

Yazının Devamını Oku

CHP’yi karıştıran ‘sürgün’

Koronavirüse yakalanan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, 108 günlük tedavinin ardından koltuğuna oturur oturmaz ortalığı karıştıran 3 karara imza attı.

Böcek, göreve döndüğünün ilk günü (önceki gün) 20 dakika süreyle oturduğu koltuğunda hemen vekâlet verdiği, ‘hakiki CHP’li’ Mehmet Hacıarifoğlu’ndan vekâleti geri aldı, kendisi hastanedeyken yetkileri tırpanlanan genel sekreter avukat Cansel Çevikol Tuncer’e (Böcek’in Konyaaltı Belediyesi’nde siyaset yaptığı arkadaşı, kendisinden sonra Konyaaltı’na aday yapılmak istendi ancak Kılıçdaroğlu kabul etmedi) yetkilerini iade etti ve son olarak da Kemal Kılıçdaroğlu’na bir darbe indirdi.

Kendisi hastayken, büyükşehiri toparlasın diye Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla Ankara’dan Antalya’ya gönderilen eğitimci Hüseyin Karakuş’u genel sekreter yardımcılığından alan Böcek, böylece genel başkana karşı da kılıçları çekmiş oldu.

Aslında Böcek ile Kılıçdaroğlu arasındaki ilk gerginlik seçimin hemen arkasından yaşanmıştı.

TAMİNCE’NİN AVUKATI

Kılıçdaroğlu, danışmanlığını da yapan ve CHP’de ‘belediyeciliğin kitabını yazan adam’ olarak bilenen Hüseyin Karakuş’u büyükşehire genel sekreter yapmak istedi. Böcek bu teklifi reddetti ve bir dönem işinsanı Fettah Tamince’nin de avukatlığını yapan avukat Cansel Çevikol Tuncer’i genel sekreter olarak atayacağını söyledi.

Tuncer’in memuriyetteki süresi bu görev için yetmeyince, Böcek hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, hem de ‘ata dostum’ dediği Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan yardım istedi. Bu iki desteği yanına alan Böcek’in isteği 6 ay sonra gerçekleşti.

Uzun süredir Antalya Büyükşehir’in mevcut bir bakanın adamları tarafından yönetildiğine dair söylentiler dolaşıyordu. Genel sekreter Tuncer’in de bu kadroya destek olduğu dillerden düşmüyordu. İşte Böcek hastalanınca CHP Genel Merkezi’nin de eline fırsat geçmiş oldu ve Tuncer’in yetkileri tırpanlandı.

Ancak bu durum

Yazının Devamını Oku