GeriYıldız Dilek Ertürk Sözde değil, özde ahlak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sözde değil, özde ahlak

Ahlak bir kere yok olursa yerine konması zor olan bir değerdir. Ya vardır, ya yoktur. Ünlü filozofların da dediği gibi mutlaktır.

…Eski zamanlarda bir gün su, ateş ve ahlak askere gitmeye karar vermişler. Bir gün tatbikatta birbirlerini kaybetteklerinde nasıl bulacaklarını sormuşlar.

Bunun üzerine; Ateş, ‘Nerede bir duman görürseniz, beni orada bulabilirsiniz, oraya gelin’ demiş.

Su ise‘Nerede bir şırıltı duyarsanız, oraya gelin, beni orada bulabilirsiziniz’ demiş.

Ahlak ise ‘BENİ BİR KERE KAYBEDERSENIZ, BİR DAHA BULAMAZSINIZ BOŞUNA ARAMAYIN’ demiş.

***

Ahlak bir kere yok olursa yerine konması zor olan bir değerdir. Ya vardır, ya yoktur. Ünlü filozofların da dediği gibi mutlaktır.

Genel anlamda ahlak, ‘Toplumda kabul edilen ortak davranışların tümüdür’ şeklinde tanımlanabilir. Davranışımızı, uydurmamız gereken kurallar bütünü olan ahlak, aynı zamanda bir felsefi, eleştirel düşünce biçimidir.

Ahlak gelişiminde, toplumsallaşmanın önemli bir rolü vardır. Bu toplumsallaşma süreci içinde çocuk; toplum kurallarını, iyi ve kötüyü öğrenmektedir. 

Çocuğun ahlak gelişimi, dışsal ve içsel süreçlerden etkilenirken, çocuğun ailesi, toplumsallaşma sürecini hızlandırmaktadır. Ahlaki düşüncelerin gelişimi, başkalarına nasıl davranacağımızı tayin etmekte, köklü tutumlarımızın oluşumunda önemli bir rol oynamaktadır. 

Ana-babanın kuralları çocuğa öğretme biçimi, çocuk tarafından bu kuralların nasıl içselleştirildiği, bir iç kontrol sistemi olarak değerlendireceğimiz ahlaki gelişimi etkilemektedir. 

***

Araştırmalar, çocuğun iyi ve kötüyü toplumsal bağlam içinde öğrenirken, bu öğrenmenin cezalandırma sistemleri üzerine kurulmasının ve fiziksel ceza odaklı bir öğretiye dayanmasının, ahlaki ilkeleri içselleştirmesine yetmediğini ortaya koymaktadır.

İçselleştirme dediğimiz süreç, çocuğun ancak bu ilkeleri yapması ve yapmaması, gerekli olan değerleri benimseyerek öğrenmesinin etkisini vurgulamaktadır.

Eğer çocuk kendini zarar verdiği durumun, nesnenin, kişinin yerine koymayı öğrenirse, bu bir içeselleştirme süreciyle kendine mâl ettiği bir ahlaki düşünce içeriği geliştirmesine neden olmaktadır.

Nerede yanlış yaptığını, çocuğun kendisinin fark ederek öğrenmesini sağlayan, empatik bir içselleştirme süreci, benimseme ile iç kontrolü artırmaktadır. Cezalandırma ise, çocuğun daha zayıf bir içselleştirme süreciyle, ahlaki değerlerin ancak dış gözetleyici/denetleyici varken uyulması gereken kurallar olduğu inancını taşımasına yol açmaktadır.

Fiziksel olarak ceza verilen eğitimle, çocuk fiziksel cezalandırıcı ortamdan çıktığında, kimse onu görmediğinde, olumsuz davranışı yapmaya devam etmektedir. Eğer fiziksel ceza verilirse, çocuk zaten suçunun karşılığını ödemiş olduğunu düşünerek, kızgınlık hissetmektedir. Kendi yaptığının yanlış olduğunu düşüneceğine, kendisine ceza verenleri suçlamaya başlamaktadır. 

***

Kendini bir başkasının yerine koyarak, farkettirme yolu ile empati duygusu gelişen çocuk, ahlaki değerleri içselleştirerek, bir başkasının durumunu anlamak, yolunda bir düşünce ve duygu gelişimi sağlayabilmektedir. Çocuğun yaşı büyüdükçe, yapılan davranışın arkasındaki niyet fark edilmeye ve ahlaki değerlendirme, niyet çerçevesinde gelişmeye devam etmektedir. İyi kötü değerler, yasak ve ödülden, kişinin niyetine, duruma göre değerlendirilmesi gerektiği düşüncesine dönüşmektedir.

Tabi ki bu empatik süreç, sağlıklı bir ahlak gelişimi için geçerlidir. Toplumun ahlaki gelişimi, o toplumu oluşturan çoğunluğun kişisel gelişimleriyle paralelik göstermektedir. Bazı toplumlarda ahlak, ilkel çocukluk dönemi anlayışında kalırken, bazı toplumlarda ahlaki değerler yasa koyucunun varlığı ile denetlenmekte, biraz da gelişimsel düzey olarak, ileri ahlak seviyesinin var olduğu toplumlara rastlanabilmektedir. Demokrasi, eşitlik, insan hakları ve empatik anlayış, bu toplumlar için geçerli olmaktadır.

***

Bu bağlamda değerlendirdiğimizde, üç gelişim basamağına göre ahlaki gelişimi şu sekilde açıklayabiliriz.

  1. Ahlağın gelişimsel sürecine baktığımızda ilk dönem iyi ve kötü, doğru ve yanlış kavramlarına göre, kurallar kimse görmezse çiğnenebilir, görürse ceza alırsın, anlayışının hakim olduğu bencillik dönemidir. Bu dönemde, saf ve çıkarcı bir anlayışla, ‘Sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşırım’ düncesi ile kurallar, çıkarlar doğrultusunda değişebilmektedir. Her şey karşılıklıdır. ‘Ne kadar verirsem o kadar alırım’ anlayışı, ceza ve ödül paylaşımı ile böylece kazanılmış olur.
  2. İkinci gelişmişlik düzeyinde ise ahlak gelişimi başkalarını memnun etmek ve onlara yardım etmekle kendini göstermeye başlar. İyi çocuk kurallara uyumludur. Normlara uymak; güven, saygı ve önem taşımaya başlamıştır. İyi çocuk olmak, bu dönemde önem kazanmaktadır. Bir yandan da takdir edilme ve onay alma isteği kişiyi yönlendirmektedir. Eğer bir kural varsa bu kurallar ve sosyal düzen eleştirilmeden korunmalıdır. Kurallara uymanın nedeni, toplumsal düzenin korunmasıdır.
  3. Üçüncü ahlaki gelişmişlik boyutu ise daha evrensel bir ahlağın varolduğu, ileri düzey bir ahlak anlayışıdır. Her insan değer verdiği ve saygı duyduğu ahlaki ilkelere kendi seçimiyle uyar. Toplumsal yaşamın ancak birbirinin hakkına saygı ve paylaşımla korunacağına inanır. Kurallara cezadan korktuğu için değil, insani olarak öyle olması gerektiğine inandığı için uyar. Dünyanın her yerinde ve herkese uygulanabilecek, evrensel ilkelere duyarlı bir anlayışa sahiptir. Bu düzeyde hukuk insan için gereklidir, her insan hukuğun önünde eşittir.

***

Bir düşünmek lazım…

Ben hangi ahlaki düzeyde bir toplumda yaşıyorum?

Çocuğuma hangi değerleri, ilkeleri veriyorum?

Bunların ne kadarını benimseterek, empati süreci içinde aktarabiliyorum? 

‘Ahhhh ahlak, vah ahlak’ dediğim bir toplumda mı yaşıyorum? 

Bir sürünün güdümü gibi şiddetle mi denetleniyorum? 

Benim için olan kurallar herkes için geçerli mi? 

Tutarlı ve değerleri yüksek bir toplumda mı yaşıyorum? Yoksa birileri birbirinin sırtını mı kaşıyor? 

Sahip olmadığı değerlere sahipmiş gibi görünüp kendini kabul ettirmeye çalışanlar mı ahlaklı? Elindekilerin kıymetini bilmeyen, hep daha fazlasını isteyen insanlardan oluşan bir toplumda ahlak nerede?

La Fontaine’den bir masalla sözün sonu… ‘Sözde mi özde mi ahlak?’

Nereden akıl etmişse eşeğin biri, aslan postuna bürünmüş. Bürünmüş ya, o günden sonra da kimseler dolaşamaz olmuş çevresinde… Eşek, aslan postuna bürünmekle ne değişecek ki… Her zamanki gibi eşek işte. Ama postu aslan postu ya, görenler tir tir titriyor korkudan.

Bir gün bir aksilik olmuş, bizim sahte aslanın uzun kulakları dışarı fırlamış. Akıllı adamın biri görmüş olanları, işin aslını anlamakta gecikmemiş. Vay sen misin diye, bir güzel dayak atmış eşeğe.

Adamı uzaktan görenler şaşırıp kalmışlar doğrusu… Sanmışlar ki koca bir aslanı döverek götürüyor. ‘Bravo!’ demişler hep bir ağızdan…

Öyledir… Kimi kendi hatalarının kurbanı olur, kimi de bu hatalar üzerine kurar düzenini.

Ahhhhh ahlak ahh… Var mısın, yok musun? Neredesin?

False