GeriYıldız Dilek Ertürk Bin aynalı oda
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bin aynalı oda

İşte değişim kilidini açacak anahtar kelimeler: Farkındalık ve istek.

Hayat seninle başlar ve senin yansıman sana geri döner

Tek bir hayatımız ve bu hayata açılan en az bin penceremiz var. İçinde bulunduğumuz durumu değerlendirme biçimimiz, çevremizdeki uyarıcılara dayalı olarak yapmış olduğumuz yorumlara verdiğimiz anlamlar, bize çevremizden geri yansımakta.

Diğerleriyle karşılıklı ilişkilerimizde, onlardan aldığımız tepkilere göre, duygu, düşünce veya davranışlarımızın başkalarında nasıl şekillenerek, bize geri yansıdığını görmekteyiz. Başkaları sanki bize ayna tutmakta. Onlardan gelen geri bildirimlerden beslenerek, var olmayı veya yok olmayı seçmekteyiz...

*****

Çok uzaklarda bir yerlerde, içinde bin aynanın olduğu bir oda olan bir tapınak varmış. Bir gün, nasıl olmuşsa, bir köpek tapınakta kaybolmuş ve bu odaya gelmiş. Kendinden bin tane birden görünce düşmanı zannettiği görüntülere karşı havlamaya başlamış. Bu havlamalar ve diş göstermeler kendisine bin katı geri dönüyormuş. Köpek daha da saldırganlaşmış. Gittikçe kontrolden çıkmış ve sonunda, öfkeden oracıkta ölüvermiş.

Bir süre sonra başka bir köpek daha tapınakta kaybolmuş ve aynı aynalı odaya gelmiş. Bu köpek de diğeri gibi etrafının bin tane köpekle çevrili olduğunu sanmış. Sevinç içinde onlara doğru kuyruğunu sallamış ve bu ona bin adet neşeli kuyruk sallaması olarak geri dönmüş.

Köpek mutlu ve cesur bir şekilde tapınaktan çıkış yolunu bulmuş.

Tapınağın girişinde şöyle bir yazı varmış,

"Sakın aldanmayın! Gördüğünüz görüntüler, sadece ve sadece sizin aynadaki yansımanızdır. Aynı şekilde; hayatta başınıza gelen bütün olaylar size tutulmuş aynalardır. Onlarda sadece kendinizi, kendi duygu ve düşüncelerinizi görürsünüz..."

Yaşadığımız sorunlar geniş ölçüde gerçekliğin yanlış varsayımları ve değerlendirmeleri sonucu elimizde kalanlardır.

Davranışlarımıza yol açan düşünce içerikleri, dün, bugün ve gelecek ile ilgili yaşantılarımızı, beklentilerimizi içeren yorumlara, verdiğimiz anlamlara dayanmakta. Aslında doğrudan olayların ve yaşananların kendisinden değil, bunların algılanma ve değerlendirilme biçiminden kaynaklanan, iz düşümü yansımalar gerçekliğine ulaşmaktayız.

Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız davranışlarımızı oluşturmakta. Duygular, düşüncelerin gerisinde yer alan enerji kürecikleri gibi yoğunlaşmakta. Böylece o düşüncenin veya durumun hayatımız üzerindeki etkisi daha da belirginleşmekte. Çevremizdeki diğer insanlar, bizim düşüncelerimizden yansıyan davranışlarımızdan etkilenerek, duygularımızı bize geri yansıtmakta. Eğer düşüncelerimizi değiştirebilir ve kontrol altına alabilirsek, davranışlarımıza şekil vermemiz ve değiştirmemiz de mümkün olmakta.

İşte değişim kilidini açacak anahtar kelimeler: Farkındalık ve istek.

*****

İlgi isteriz ama kimseye ilgi göstermeyiz. Oysa ilgilenme, insanların bizi nasıl algıladığının doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkmakta.

Carnegie, “Başkaları ile ilgilenirsen iki ay içinde birçok dost kazanabilirsin; başkalarının seninle ilgilenmesini beklersen, iki yılda bile tek bir dost kazanamazsın” demekte.

Eğer hayatta başımıza gelen bütün olaylar, bize tutulmuş aynaların yansımaları ise, o yansımalarda sadece kendimizi, kendi duygu ve düşüncelerimizi görmekteyiz…

Kimse bizimle ilgilenmiyorsa, soralım bakalım kendimize “Ben kaç kişiyle gerçekten ilgileniyor, onları önemsiyorum? Bana yansıyanlar sevimli görüntüler mi, yoksa öfkeli kızgın ve küskün görüntüler mi?”

“Ayna ayna söyle bana Var mı bu dünya da benden daha güzeli, daha iyisi daha mükemmeli? Beni gerçekten seviyorlar mı?”

“Sende güzelsin ve mükemmelsin ancak, vardır elbet senden daha iyi yansıyanı” der ayna ve sorar:

“Peki ya sen?”

“Sen kendinden başkalarını gerçekten seviyor, önemsiyor musun? ”

Bakın bakalım aynalarınıza size ne cevap verecekler :)

Güler yüzlü, gerçekçi aynaların hepimize geri yansıması dileğiyle… 

False