Vesime Itır Demir

Vesime Itır Demir

demiritir@gmail.com

Yeni Seslerin Buluşma Noktası: ODAK 2025

Genç sanatçılara ve yeni seslere alan açmayı önceliklendiren Decollage Art Space’in buluşma alanı olarak kurguladığı geleneksel sergi serisi “ODAK 2025”, bu yıl “Yansıma” kavramı etrafında şekilleniyor. 13 Ocak–1 Mart 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek sergi, farklı anlatı biçimleri, malzemeler ve görsel dillerle üreten 33 sanatçının yansıma kavramına getirdiği çok katmanlı yaklaşımları bir araya getiriyor. Sergi kapsamında Mira Sert, Cenk Macar, Şevval Erdoğan ve Yusuf Murat ile sohbet ettik.

Haberin Devamı

Üretim sürecinizde düşünce ile madde, niyet ile rastlantı arasındaki gerilimi nasıl deneyimliyorsunuz?

Mira Sert: Üretim sürecimde düşünce ile madde, niyet ile rastlantı arasında dengeli bir harmoni kurmak benim için temel bir mesele. Niyeti soyut bir başlangıç noktası olarak ele aldığımda, onun somutlaşma aşamasında rastlantısallığın ortaya çıkması bana yabancı gelmiyor; aksine sürecin doğal bir parçası hâline geliyor. Planlı bir yapının içinde beliren rastlantısallık, yaşamın kendisindeki gelgitler ve zıtlıklarla paralel ilerliyor. Bu karşıtlıklar, varoluşun içinde sürekli dans eden bir sarkaç gibi düşünülebilir. Eğer varoluşu bir piramit olarak ele alırsak, tepesindeki sarkaç ancak doğru enerjiyle harekete geçer. Üretimde benim rolüm bu enerjiyi başlatmak; sonrasında sürecin kendi dinamikleri, yani rastlantı, yönünü ve ritmini bulur.

Haberin Devamı

Cenk Macar: Tesadüflerle karşılaşmayı, onları yönlendirici birer unsur olarak kabul etmeyi seviyorum. Çoğu zaman bilinçaltımda dolaşan imgelerin yüzeye çıkmasına izin veriyorum. Eğer bir referansla çalışıyorsam, ona uzun süre bağlı kalmaktansa, kısa bir temas kurmayı tercih ediyorum. Ardından zihnimde bir bir müzik başlıyor. O noktada bakmaktan çok hissetmeye geçiyorum. İş, bu duygusal eşikten sonra kendiliğinden akmaya başlıyor. Müdahalelerim bilinçli olmaktan ziyade içgüdüseldir. Duygunun dağılmaması için süreci tek bir solukta tamamlamaya çalışıyorum. Çünkü benim için üretim, düşüncenin değil hâlin resmedildiği bir anın kaydıdır.

Şevval Erdoğan: Çoğunlukla bir niyetle yola çıkıyorum ama malzemenin bana verdiği tepkiler ve çıkardığı zorluklarla bu amaç üretim aşamasına uygun şekilde dönüşüyor. Rastlantısal durumlar tam bu noktadan sonra devreye giriyor. Rastlantı, benim için işimin düşünsel derinliğini açılan ve
ardında ne olduğunu bilmediğim bir kapı gibi. Çünkü anlatmak istediğim hikâyenin derinliği genelde kontrol edemediğim anlar sayesinde yeni bir yol aramama sebep oluyor ve yaratıcı süreçler doğuruyor. Ve bir iş üretim sürecine başladığımda kafamda her seferinde aynı motivasyon, aynı hikâye hatta aynı dertle otursam bile bu gerilim sayesinde her seferinde birbirinden farklı üretimler yapabiliyorum.

Haberin Devamı

Yusuf Murat: Çoğu zaman kurguladığım hikâyeden bir an, bir sahne fikriyle başlıyorum. Gerçi ne kadar hikâyeleri yazılı olarak veya henüz yazıya bile dökülmemiş ham bir şekilde aklımda da olsa kâğıt üstünde eskiz aşamasından itibaren bambaşka bir yola sürükleniyor. Bu yüzden niyetle mücadele etmektense hata ve rastlantıları kabul edip, kendimi ikisi arasında bir yerde dengelemeye çalışıyorum. Kurmak istediğim atmosfer de ağır bir şekilde kendiliğinden beliriveriyor gibi.

Yeni Seslerin Buluşma Noktası: ODAK 2025

Sergide yer alan işinizde kullandığınız malzeme ve teknikler, “dönüştürme” eylemiyle nasıl ilişki kuruyor?

Mira Sert: Sergide yer alan üretimlerimin kökeninde aydınlanma ve kolektif uyanış fikri bulunuyor. Kurguladığım anlatılarda birey, kendi içsel parlamasına izin verdiğinde, bilinçsizce başkalarını da harekete geçiren bir figüre dönüşüyor; bu etki, rüzgârın yüzlerce yaprağı sürüklemesine benzer bir yayılım yaratıyor. Bu işte kullandığım malzeme ve teknikler, “dönüştürme” eylemini hem fiziksel hem algısal düzeyde görünür kılıyor. Sihirli bir kutu metaforu içinde yoğunlaşmış enerji, özünde ne kadar derin ve sınırsız bir potansiyel barındırdığını açığa çıkarıyor. Aynalar aracılığıyla, izleyicinin konumuna bağlı olarak sürekli değişen bir ara mekân kurguladım. İzleyicinin yansımaları, mekânı her karşılaşmada dönüştürerek yeniden tanımlar; hiçbir an bir öncekine birebir benzemez. Bu dönüşüm, mekânın fiziksel sınırlarındanbağımsız olarak, ara mekân ihtiyacına odaklanır. Farklı bakış açılarıyla ortaya çıkan yansımalar, sonsuz olasılık fikrini mekânın algısal sınırsızlığı üzerinden görünür kılar.

Haberin Devamı

Cenk Macar: Bu işte yola çıkarken toprağa baktım. O toprağın içinde can bulan hatıraları düşündüm; soluk, melankolik ve artık geride kalmış hatıraları. Zamanla silinmiş izleri… O an, orada olması gerekenleri hayal ettim. Resmin yalnızca var olması değil, yaşaması gerekiyordu. Yaşamalı ve aynı zamanda ölebilmeliydi — bir gün mutlaka hatıraya karışacağını bilerek izlenmeliydi. Bu nedenle malzeme ve teknik seçimlerimi kalıcılıktan çok dönüşüm fikri belirledi. Süreç içinde değişebilen, zamanla başka bir hâle evrilebilen bir eser yaratmak istedim. Benim için bu çalışma, yalnızca bir imge değil; doğan, solan ve bellekte yaşamaya devam eden bir varlık olarak şekillendi.

Haberin Devamı

Şevval Erdoğan: Kullandığım malzemeler; özellikle yarı geçirgen, esnek ya da yansıtıcı yüzeyler sabit bir durumu göstermekten ziyade değişebilen, dönüşebilen durumları anlatmayı sağlıyor. Sanatsal bir üretimin mesajının kullanıldığı malzemeyle oldukça güçlendirilebileceğine inananlardanım. Bu sebeple bir üretim aşamasında hikâyenin nasıl anlatılacağından çok neyle anlatılacağı benim için hep daha büyük bir gerilim konusu olmuştur. Sanat üretimlerimde çok boyutluluğa ve duyuyla deneyimlenebilirliğe çok önem veriyorum. Çünkü üretimlerimin büyük çoğunluğunda benden daha büyük ve gerçek bir derdin kederine izleyiciyi ortak etmeyi deniyorum. Sergide yer alan işimde de malzeme, queer kimliğin, bedenin ve aidiyetin zamana yayılan ve zamanla değişen hâllerini gösteren bir aracı.

Haberin Devamı

Yusuf Murat: Basit ve olabildiğince az malzeme kullanıyorum. Eskiz için bir kalem, mürekkep aşaması için bir kalem, bir tane de silgi. Zaten renklerin ya da diğer malzemelerin gerektirdiği hâkimiyet işin içine girseydi istediğim etkiyi elde edemezdim. Bu yüzden siyah bir mürekkeple kapanıp verdiğim mücadele epey tatmin ediyor. Dönüştürme aşamasıysa o minik nokta ve çizgilerin yavaş yavaş istediğim duyguya eşlik etmesiyle oluşuyor. Bir de boyun ağrım da başlıyorsa, “tamam” diyorum “bu kadar odaklanabildiysem doğru sulardayım.”

Yeni Seslerin Buluşma Noktası: ODAK 2025

Tanıdık ya da geleneksel bir tekniği irrasyonel bir anlatı alanına taşıma fikri sizin pratiğinizde nasıl şekilleniyor?

Mira Sert: Hikâyesi ve tarihi olan her şey ilgimi çekiyor; özellikle farklı anlatılar arasında bağlar kurmayı ve bu ilişkiler üzerine düşünmeyi önemsiyorum. Kendi hikâyemi akıtırken, fikir çoğu zaman var olmak istediği somut formuyla zihnimde beliriyor ve çözünme sürecinde kendine ait bir mitoloji oluşturmaya başlıyor. Bu mitolojinin inşa aşamasında malzemeye, tanımı ya da yerleşik anlamları üzerinden değil, onda neyi açığa çıkarmak istediğim üzerinden yaklaşıyorum. Tanıdık ya da geleneksel bir teknikle çalışsam da çalışmasam da, bakış açımı bilinçli olarak canlı tutuyor; kendimi sınırların dışında konumlandırarak tanıdık olanı dönüştürüyor ve irrasyonel bir anlatı
alanına taşıyorum.

Cenk Macar: Pratiğimin içinde ilkel, primitif bir yön olduğunu söyleyebilirim. Benim için her şey boya olabilir; her şey bir yüzeye dönüşebilir. Malzeme ya da zemin seçimlerimi bilinçli tercihler olarak görmüyorum. Duygusal hâlin içine girdiğim anda, yüzeyi ve yüzeyde belirecek renkleri bilinçaltım seçiyor; bu sürece müdahale etmiyorum. Çalışmaya taslakla başlamıyorum, akışın beni yönlendirmesine izin vererek kendimi kontrol etmemeye çalışıyorum. Çünkü kontrol arttıkça duygunun zayıfladığına inanıyorum. Üretim süreci benim için rasyonel bir inşa değil, anlık bir tepki hâlidir. Duygudan çıktığım an, işin tamamlandığına inanıyorum. Bu durum, kahkaha atmak gibi: birkaç saniyelik yoğun bir tepki ortaya çıkar ve ardından kendiliğinden sona erer; nötr bir hâle geçilir. Resim yapmak bu yüzden benim için anlık bir reaksiyon diyebilirim. Bu nedenle boya, fırça ya da herhangi bir resim tekniğini bilinçli bir araç olarak kullanmıyorum. Teknikten söz etmekte zorlanmam da buradan geliyor. Benim için resim, öğrenilmiş yöntemlerin değil; kontrolsüz bir iç dürtünün yüzeyde bıraktığı izdir.

Şevval Erdoğan: Benim sanat anlatımda en doğal ve gelişi güzel haliyle var olan ve genelde normatif beklentilerin dışına çıkan özneler bulunuyor. Günlük hayat pratiğimize devam ederken aslında her gün karşılaştığımız ve farkına varmadığımız mücadelelerle izleyicileri bir araya getirmeye çalışıyorum. Bunu yaparken de izleyicinin aşina olduğu geleneksel ortamlar, alışıldık malzemeler, yine izleyicinin alışıldık olduğu üzere dokunup, müdahale ederek durumu deneyimleme gibi detaylara önem veriyorum. Sanat üretimlerinin en geleneksel ve tanıdık şeyleri anlatır haliyle bile birçok izleyici tarafından anlaşılmasının ve en önemlisi anlaşılmak istenmesinin zor olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple sanat üretimimdeki derdimin geleneksellikle beraber dönüşüp tamamen deneyimlenebilir bir ürüne dönüşmesine müsaade ediyorum.

Yusuf Murat: Geleneksel bir teknikle çalışıyorum ama anlatının kendisi rasyonel değil. Hikâyeyi bozmak, tersine çevirmek ya da anlamını kaydırmak hoşuma gidiyor. İlk bakışta ne kadar tanıdık görünse de biraz durunca garip ve rahatsız edici hâli ortaya çıkıyor. Ben o anı seviyorum.

Yeni Seslerin Buluşma Noktası: ODAK 2025

İşinizde sökme, yeniden kurma ya da parçalama gibi süreçler varsa, bunlar kavramsal olarak neye karşılık geliyor?

Mira Sert: Üretim sürecimde düşünce ve eylemi birlikte ilerletmeyi tercih ediyorum. Planlı bir yapının içinde rastlantısallığa alan açmak, öngörülemeyen ama üretimi zenginleştiren olumlu sonuçlar doğurabiliyor. Sanat pratiğimde deneysellik, bu alanı mümkün kılan temel bir unsur. Bu nedenle üretim sırasında sökme, yeniden kurma ve parçalama eylemleri benim için yalnızca teknik müdahaleler değil; sürecin doğal bir parçası. Denerken bozmak, tekrar boyamak ve farklı olasılıkları sınamak, işin kendi potansiyelini açığa çıkarıyor. Bir şeyi bozmayı göze almak ise cesaret
gerektiriyor ve benim pratiğimde yaratımın ayrılmaz bir bileşeni olarak konumlanıyor.

Cenk Macar: Bu üretimde fiziksel bir sökme ya da yeniden kurma eylemi bulunmasa da iş kendi içinde zamansal bir çözülme fikrini barındırıyor. Eserin ilerleyen süreçte dönüşebilecek olması, parçalanmanın maddi değil, zamansal bir karşılığı olarak düşünülebilir. Bu bağlamda parçalama, üretim anında değil; zaman içinde gerçekleşmesi muhtemel bir sürece işaret eder.

Şevval Erdoğan: Sökme ve parçalama benim için yapıcı ve kafa açıcı haller. Eserimdeki bu aşamalar da bedenin, kimliğin ya da mekânın tek parça ve sabit olmadığı fikrini öne çıkarıyor. Yeniden kurma ise benim için geçici bir düzen önerisinden öte değil. Düzenin değişebileceğinin ve her formda karşımıza çıkabileceğinin hatırlatıcısı. Bu süreçler, “ait olamayan bedenler” için görünür olmanın hem riskini hem de güçlendirici tarafını bir arada anlatabilmemi sağlıyor.

Yusuf Murat: Kullandığım teknik ve malzemeler buna pek uygun değil, zaten bunu istemezdim de. Niyettense o süreçteki hataların ve rastlantıların üzerinden ilerlemek cezbediyor.

Bu sergi özelinde sizi alışılmış üretim rutininizin dışına iten bir an ya da karar oldu mu?

Mira Sert: Rastlantısallığı üretim sürecimde önemli bir yere koysam da bu iş özelinde ölçü ve teknik gereklilikler nedeniyle daha planlı ilerlemem gerekti. Yapım aşamasına geçmeden önce tasarım sürecini bilinçli olarak deneysel tuttum; farklı olasılıkları fikir düzeyinde test ettim. Böylece eylem aşamasında daha net ve kararlı bir üretim süreci izleyebildim. Genel pratiğimde netlik ve belirsizlik çoğu zaman birlikte var olurken, bu sergi özelinde belirsizliği daha çok düşünsel alanda yoğunlaştırıp, uygulamada kontrollü bir yaklaşım benimsedim. Bu yönüyle süreç, alışılmış üretim
rutinimin sınırlarını yeniden düşünmemi sağladı.

Cenk Macar: Bu sergi sürecinde beni alışılmış üretim rutinimin dışına iten belirli bir karşılaşma oldu. Bir sanat projesi kapsamında, daha önce hiç bulunmadığım bir coğrafyaya gitmiştik. Hayatımda ilk kez, doğup büyüdüğüm yerin en uzağına gitmenin duygusunu yaşadım. Akşamüstü vaktiydi. O an karşılaştığım toprak bana tanıdık olmayan bir hâl taşıyordu. Rengi farklıydı; melankolik, bir duyguya sahipti. Toprağa baktığımda, onun bana kendisi hakkında düşündüğüm ve söylemek istediğim her şeyi sessizce anlattığını hissettim. Bu deneyim, toprağı farklı coğrafyalarda yeniden hissetme merakımı artırdı. Aynı malzemenin, bulunduğu yere göre bambaşka bir hafıza ve duygu taşıyabileceği fikri, bu sergideki üretim sürecimin yönünü belirleyen temel eşiklerden biri oldu.

Şevval Erdoğan: Bu sergide, işimi kontrol altında tutma isteğime net bir mesafe koydum. Eserimin izleyiciler tarafından endişesizce dokunularak deneyimlenmesine izin verdiğimde eserimde anlatmak istediğim tüm derdin dönüşüp daha somut bir hal aldığını gördüm. “Görünür olmak” bir anda ve en iyi haliyle zihnimde karşılığını buldu. Bu karar, benim için hem üretim pratiğimi hem de izleyiciyle kurduğum ilişkiyi yeniden düşünmemi sağladı.

Yusuf Murat: Normalde üretimim çizgi öykü ağırlıklı, sayfa bazlı ve hikâyemin akışına bağlı. Ama bu sergi özelindeyse kendimi sadece tek bir an seçmek zorunda bırakmak beni rutinimin dışına itti diyebilirim. Zaten bulunmuş olduğum ilk sergi olması da buna diğer bir örnek.

Yazarın Tüm Yazıları