GeriVesime Itır Demir Ormanları ve hayvanları sanat eseri olarak geçmişte kalan bir anıya dönüştürmeden harekete geçin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ormanları ve hayvanları sanat eseri olarak geçmişte kalan bir anıya dönüştürmeden harekete geçin

Ormanları ve hayvanları sanat eseri olarak geçmişte kalan bir anıya dönüştürmeden harekete geçin

"Dünya, herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlar, fakat herkesin hırsını karşılamaya yetecek olanı değil." der Mahathma Gandhi.

Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olduğu tahmin edilen dünyamızın, ortalama 80 yıl ömrü olan insana kıyasla çok daha bilge, görmüş geçirmiş ve hala çözemediğimiz birçok yaşam deneyimine sahip olduğu ortada. Tarihini bilmediğimiz ve tarifini yapamadığımız sonsuz genişliğe sahip olan evrendeki varlığıyla, tüm yaşamsal ihtiyaçlarımızın kaynağını sağlayan bir doğaya sahiptir dünya. Yeryüzündeki tüm canlıları kucaklayan cömert doğanın bize sunduklarını, tüketim üzerine kurulu yaşam rutinlerine kurban etmek tüm canlıları geri dönmesi çok zor olan çıkmaz yollara sürükler. Bu yaşam rutinlerinin baş sorumlusu olarak insan, hırsına yenik düşerse doğaya karşı suç işlemek gibi büyük bir hata yapar. “Doğaya karşı işlenen bir suçun öcü, insan adaletinden daha zorlu olur” derken Dostoyevski belki de tam da bundan bahsetmek istemişti.

Yüzyıllar öncesinde bestelenip tarihe geçmiş olan klasik müzik bestelerinin bazıları yine doğadan esinlenmişti. Beethoven’ın Pastoral Senfonisi’ni dinlerken doğayla etkileşime gireriz örneğin. Rüzgarın hışırdattığı yaprakların güneş ışığıyla farklı yeşil tonlara girdiğini görür, bir nehrin coşkulu akışıyla serinlettiği taşlara çarparken yarattığı sesi duyarız. Henüz yağmış yağmurla ıslanan toprağın ayak tabanlarımızdaki yumuşaklığının kokusunu alır, hayvanların kendi sesleriyle anlattığı kadim bilgilerin dünyasına gireriz. Vivaldi’nin “Dört Mevsim” konçertosunun “İlkbahar” girişiyle karnımızda kelebeklerin uçuşmaya başladığını hissederken, “Kış”ta uzun karanlık gecelerin hüznünü hatırlarız.

Resim sanatının tarihinde ise doğanın yeri bambaşkadır. Doğanın renkleri, dokusu, ışığı, çok sayıda yaşam türüne sahiplik ediyor oluşu, sanatçılara her zaman ilham olmuştur. Bu sanatçılardan biri olan Fransa doğumlu Rosa Bonheur doğaya ve hayvanlara tutkuyla bağlı olan sanatçılardan biriydi. Doğayı izleyerek ve ondan esinlenerek yaptığı gerçekçi resimlerinde, hayvanlar ve onların doğal yaşam alanı olan ormanlar vardır. 1893 yılında yaptığı “Ormanda Geyikler” adlı resminde arka plandaki sonsuz ormanın önünde huzurla duran iki geyik görürüz. Bu geyiklerden biri ayakta yüzü bize dönük dururken diğeri yeşilliğin üzerinde uyur. 1868 yılında yaptığı “Fundalıkta Dişi Geyik ve Yavrusu” isimli resim ise anne geyikle yavru geyiğin, yuvaları olan ormanda oturuyor olmalarının verdiği mutluluğu çok net hissettiren bir resimdir. Bu resimlere dikkatli bakıldığında, sanatçının çok geniş bir skalada renkleri kullandığını görürüz. Her detayda farklı bir ton bulunabilir. Rosa Bonheur’un özenli ve titiz çalışmış olmasının yanında bu resim, tam da kendisine ilham olan doğanın bir başarısıdır. Gözlem yapan sanatçı, doğanın kendisine sunduğu renkleri, tonları, ışığı, gölgeyi ve dokuyu tuvaline taşır. Bizim üç boyutlu yaşam alanımızda gördüğümüz mucizevi her detay, resim gibi iki boyutlu bir yüzeyde daha çok dikkat çeker. Doğadan esinlenerek üretimlerini yapmış olan tüm sanatçıların eserleri aslında bizim tam da içinde bulunduğumuz dünyadır. Yapılan resimlerde kendi yansımanızı görebilirsiniz. Bestelenen pastoral müziklerde kendi sesinizi duyabilirsiniz. Bir ağaca dokunduğunuzda o ağacı tüm hücrelerinizde hissedebilirsiniz. Ormanın derinliklerinde aldığınız kokular size çok tanıdık gelebilir, daha önce orada yıllarınızı geçirdiğinizi düşünebilirsiniz.

Kaçınılmaz son olarak iklim değişikliğinin neden olduğu doğal afetler sadece insanları değil tüm canlıları ve bitkileri yok ediyor. Peki, bilimsel yöntemlerin ve uygulamaların yanında elimizden gelen alternatif eylemler nelerdir? Öncelikli olarak, kurtaramadığımız kendi neslimize rağmen bizden sonraki nesilleri bilinçlendirmeye ciddi şekilde zaman ayırmaktır. Hem teoride hem de pratikte bilimin desteğini almak önemlidir. Buna ek olarak, şehirde yaşayan çocuklarınızı mümkün olduğunca sık doğayla buluşturmalısınız. Olması gereken sıklıkta doğayla etkileşime geçemeyen çocuklarınıza ise özellikle görsel sanatlar alanından faydalanarak doğayla ilgili hatırlatmalarda bulunabilirsiniz. Çocuğunuzun tanımadığı hayvanları, daha önce görmediği bitkileri, deneyimlemediği doğa renklerini tarihe geçmiş sanatçıların resimleriyle inceleyebilirsiniz. İnsan olarak bizim de yaşam alanımızın temelde doğa olduğunu, insanın doğaya sahip çıkmasının ve onu korumasının önemi üzerinde durabilirsiniz. Tüm hayvanlarla ve tüm bitkilerle iyi bir ilişki içinde olmamızın önemini her zaman hatırlayın. Bize büyük gibi görünen fakat tükenen kaynaklarıyla zamanla hiçbirimize yetmeyecek olan dünyada tüm canlılarla ve renklerle uyum ve barış içinde yaşanabileceğini unutmayın.

 

 

False