GeriSerap Melek Kılıç Prensini bekleyen prenseslerin sendromu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Prensini bekleyen prenseslerin sendromu

Prensini bekleyen prenseslerin sendromu
Abone Olgoogle-news

Bu çaba üzerine hayatı şekillendirmek ne kadar sağlıklı?

İnsanın varoluşundan bu yana üzerine yüklenen bazı roller ve kendisinden beklenen sorumluluklar vardır. Bu roller ve sorumluluklar zaman zaman toplumsal baskılar ile biçim değiştirip travmatikleşerek mutsuzluğa sürükleyen bir hal alabilir. Örneğin kadın, doğumuyla birlikte anaç duyguları ve bilinçdışından taşıp günlük yaşamını etkisi altına alan annelik içgüdüsü ile iyi bir anne olma, çocuk doğurma, onları sağlıklı bir şekilde büyütme, yeni çocuklar dünyaya getirme, dirlik ve düzen sağlama, kadın olma, ortak yaşam alanında temizlik ve hijyeni sağlama gibi birçok sorumlulukla dünyaya gelir. Bu sorumluluklara her geçen gün yenileri eklenir. Kısaca şunu söylemek mümkün; “Kadın; güzel, çekici, iyi bir anne, iyi bir ev kadını ve iyi bir eş olmakla yükümlüdür. Her ne kadar bu rollerin üzerimizde yarattığı baskı ve olumsuz ruh hali bizi yorsa da bir taraftan bu yükümlülükleri üstlenmeye gönüllü bir tutum sergileyerek, aslında toplumsal açıdan kendimizi bu karmaşanın içine iteriz.”

KADIN OLMAK ZOR

Kadın cephesinde bunlar yaşanırken, peki ya erkek cephesinde neler oluyor? Evet, birçoğunuzu duyar gibiyim, "Kadın olmak zor. Hem iyi bir anne olmak, hem ev işlerine yetişmek hem güzelliğini korumaya çalışmak hem eşini memnun etmeye çalışmak, bu arada fırsat bulursan kendin için bir şeyler yapmak... Biz kadınların işi gerçekten zor!”

Prensini bekleyen prenseslerin sendromu

PEKİ, YA ERKEK OLMAK?

Acaba erkeklerin sorumlulukları, edinilmiş rolleri, hem bizim hem de toplumun onlardan beklentileri, acaba onlara neler hissettiriyor? Şöyle bir bakalım, babamızdan, eşimizden, oğlumuzdan neler beklemişiz ve onlar üzerinden geleceğe dair ne tür planlar yapıyoruz?

Öncelikle eşimizin güçlü kuvvetli, bizi her koşulda her türlü kötülükten korumasını isteriz, iyi bir baba olsun, çocuklarına ve ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirsin, karnımızı tok, sırtımızı pek tutsun isteriz, çocuklarımızın ihtiyaçlarını gönüllülükle karşılasın, gecesini gündüzüne katıp bize ve çocuklarımıza iyi birer gelecek oluştursun isteriz. Bunu yaparken de bizi ihmal etmesin, onca işin içinde bize zaman ayırsın, bizi bolca sevsin, şımartsın, sevgi sözcüklerini esirgemesin, mutlu etmek için çaba göstersin, özel günlerimizi unutmasın, beğendiğimiz şeyleri aklında tutsun ve ummadığımız zamanlarda hooop sürpriz olarak karşımıza çıkarsın isteriz. Oğlumuz büyüyünce annesini unutmasın isteriz, hatta kız arkadaşlarından ve eşinden bile öncelikli olmak isteriz. Bize karşı vefa borçlarını akıllarında tutsunlar, annelerini her daim sevsin, saysınlar isteriz. Bu da yetmez bonkör olsunlar isteriz. Neden mi? Neden şu; “Güçlü, zengin, kendine güvenen, korkmayan erkek bonkör olur” gibi otomatik bir yargı işleriz zihnimizde... 

Prensini bekleyen prenseslerin sendromu

SARAYLARDA YAŞAMAK HEPİMİZİN HAYALİ AMA…

TV programları, sosyal medya ve peri masalı gibi görünen evlilik öykülerini dinledikçe bonkör olma durumunu olağan bulmaya başlarız. Peki, neden isteriz bunu? Çünkü sırça köşkümüzden uzattığımız Rapunzel saçlarımıza tutunarak tırmandıkları kalemizde yıllar boyu bu günü beklemişizdir. Bekâretin saklanma nedeni de bundandır. Prensimiz beyaz atıyla gelip bizi alıp götürüversin isteriz kendi sarayına, prensesi olalım, aşkımızı tüm dünyaya duyuralım isteriz. Peki, ya sırma saçlarımızdan tutunup sırça köşkümüze tırmanmaya çalışan bu delikanlı, beyaz atı olmayan, bizi saraylarda yaşatmayacak, prensesi değil de sadece sevgilisi yapacak sıradan bir adamsa? Hele bir de beyaz atını, sırça köşkünü herkesten esirgeyen bir adamsa bu delikanlı, o zaman ne yaparız? Tabii ki filmi başa sararız, çünkü hepimizin hayallerinde bir gün prenses olmak ve saraylarda yaşamak vardır. Kimin prensesi olacağımız ve nasıl bir sarayda yaşayacağımız ise bize kalmıştır.

KENDİNİZE BUNLARI SORUN

Kendimize sormamız gereken en önemli sorular şunlar olmalı:

  1. ‘Prens’ veya ‘prenses’ gibi hissetmeye çalışmak ve bu çaba üzerine hayatımızı şekillendirmek ne kadar sağlıklı?
  2. Herkesin ‘prenses’ olması veya bir ‘prens’ bulması ne kadar olağan bir hayal?
  3. Ve en önemli soru; ‘prenses’ veya ‘prens’ olduğumuza kim nasıl karar vermeli?

Prens aramayan ve prenses olmaya çalışmayan, sadece kendi yazdığımız yaşam öykümüzde başrolde olabilmeyi başaran bireyler olabilmek umuduyla…

Psikoterapist ve Pedagog
S. Melek Çavuş Kılıç

False