GeriSerap Duygulu Kendine yetmek her şeye yetiyor mu?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kendine yetmek her şeye yetiyor mu?

Kendine yetmek her şeye yetiyor mu?

Ülkemizde aylardır corona virüsü fırtınası esiyor. Geçtiğimiz yıl Çin’de ortaya çıkan ve hemen sonrasında da tüm dünyayı etkisi altına alan bir virüs tehdidiyle yaşamaya çalışıyoruz. Evlere kapandık, sonrasında normalleşmeye başladık ama tam her şey yoluna giriyor derken kimilerine göre 2. dalga, kimilerine göre pik noktası olan yeni bir karantina sürecine girdik.

Yaklaşık 10 aydır bir ipte dengede durmaya çalışan akrobatlar gibiyiz. Virüsün hayatımıza girdiği ilk zamanlar hepimiz panik halinde olağan üstü önlemler aldık, evlere haftalarca yetecek gıda stoklayanlar mı ararsınız, sürekli yıkamaktan elleri yara bere olanlar mı ararsınız, her tür tedbiri alıp evlere kapandık kapanmasına da o ilk panik havası geçip virüsü daha yakından tanımaya başlayınca ve Bilim Kurulu sık sık bilgilendirme yapınca virüsle bir arada yaşamaya bir şekilde uyum gösterdik. Nasılsa bir şekilde ilaç ya da aşı gibi bir çözüm bulunacaktı, ya da virüs mutasyona uğrayacaktı, bir biçimde bizler de normal yaşamımıza dönecektik. Yaklaşık olarak bu on ay boyunca zaman zaman söylensek de korksak da elimizden geldiğince dikkatli olmaya çalıştık. Fakat bu ikinci kapanma ve panik durumu tehdidin o kadar da çabuk geçip gitmeyeceğini, hatta daha şiddetli olarak hepimizi etkileyebileceğini göstermiş oldu. Bu süreçte ne yazık ki pek çok sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Türk Tabipleri Birliği verilerine göre ülkemizde salgının başından bu yana 282 sağlık çalışanı Covid-19 sebebiyle hayatını kaybederken Kasım ve Aralık ayında ise 147 sağlık çalışanı vefat etti.  

Psikolojik bariyerlerimiz zayıflamaya başladı

İkinci panik havasıyla ve karantina süreciyle beraber aslında direncimiz biraz daha düştü, zira durum ve yaşadığımız stres giderek kronik hale geldi. Salgının başlarında akut yani ani gelişen bir durum olduğu için yoğun panik havasıyla beraber herkes daha özenli, daha tedbirliydi ancak süreç uzamaya başlayınca ortamdaki bilgi kirliliği de arttı ve özellikle psikolojik bariyerlerimiz zayıflamaya başladı. Salgın hepimizde ciddi bir travma etkisine yol açtı. Stres durumlarında ilk anlarda strese karşı çok yüksek bir direnç geliştiririz ancak eğer stres uzun süreli ve giderek artan boyutta olmaya başlarsa bu artışla doğru orantılı olarak bağışıklık sistemi ve direnç düşer. Psikolojik direncimiz düşerse bağışıklık sistemimiz de çöker ve hastalıklara karşı daha savunmasız hale geliriz. Bu süreçte direncimizi yeniden yükselten ve bizi umutlandıran gelişmeler de olmaya başladı. Aşı ve ilaç çalışmaları hız kazandı, virüsün mutasyona uğrayarak bulaşıcılığının artacağı ama daha hafif etkilerle geçiştirileceği konuşuluyor. Geçmişe baktığınızda insanlık tarihi çok daha yıkıcı sonuçları olan salgınlarla savaşmış ve bir şekilde insanlık kazanmış. Bu salgında da böyle olacak, yine biz kazanacağız. Umudum ve dileğim o ki en az hasarla en az kayıpla atlatalım bu günleri.

Aynı ortamda bir arada olmak aslında ne kadar değerliymiş

Bütün bu on aylık kapanma, normalleşme ve yeniden kapanma süreçlerinde belki de bizi en çok zorlayan konu, sosyal ilişkilerimizi de ertelemek oldu. Halbuki çekirdek ailemizle evlerimizde güven içinde oturabiliriz, eğitimlerimiz ve işlerimizin büyük çoğunluğu evden de yürütülebiliyorken biz her şeyden vazgeçtik ama bir arada olmaktan vazgeçmeyi kabullenemiyoruz. Yan yana gelmek, birbirimize ruhen dokunmak, aynı ortamda bir arada olmak aslında ne kadar değerliymiş. Biz bir arada tamammışız, birlikteyken çoğalırmışız, paylaşınca güzelleşirmişiz bu süreçte gördük.
Tek başına olmak da güzel, kendi kendine yetmek de… Ama gördük ki kendi kendine yetmek her şeye yetmiyormuş, bir diğerine yani ‘öteki’ insana ihtiyacımız varmış. Başkaları olmadan da yaşanırmış evet ama başkaları olmadan çorak bir toprakmışız. Dostlarımız, arkadaşlarımız, komşularımız, akrabalarımız hayatın bin bir rengiymiş, onlar olmayınca soluk bir eski fotoğrafa dönüvermişiz. İş çıkışı, okul çıkışı gitmek için can attığımız evlerimiz bir anda hapishaneye dönebilirmiş, hep aynı yerde, hep aynı işleri yaparak tek başına hayat, çok da yaşanılası değilmiş…

Bu süreç elbet bitecek, biz çok daha güzel günleri göreceğiz. Yine yan yana, can cana olacağız. O zamana kadar sabırla beklerken bence bu süreçten almamız gereken dersleri temize çekmekte fayda var.

Her şeyi yapabiliyor olmak, kendine yetmek güzel ama her şeye yetmiyor.

İnsan insanın yurdudur. Birlikte olunca beslenir, büyütür, korur, gözetir, paylaşır, güler, ağlar, kızar, hüzünlenir, mutlu oluruz.

Jo Coudert’in dediği gibi; ‘İki yarım bir bütünü oluşturmaz, yalnızca iki bütün bir bütünü’ oluşturur…
Diğerleriyle, başkaları ile, ötekilerle beraber olacağımız çok güzel günlere kısa sürede ulaşmak, paylaşmak, çoğalmak dileğiyle…

False