GeriSerap Duygulu Corona sen mi büyüksün ben mi?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Corona sen mi büyüksün ben mi?

Corona sen mi büyüksün ben mi?
Abone Olgoogle-news

Malum, aylardır başa çıkmaya çalıştığımız bir virüs ve buna bağlı bir salgın süreci yaşıyoruz. Zaman zaman, evlerimize kapandık, günlerce, haftalarca karantinada kaldık. Bir yandan kendi sağlığımız için endişelenirken bir yandan sevdiklerimizi korumak için çabaladık. Göremediğimiz, nereden ve kimin tarafından geleceğini bilemediğimiz bir tehditle, minicik bir virüsle savaşmaya çalıştık.

Bu durum sadece ülkemize ya da belirli bir şehre ait bir endişe değil, bütün dünyanın aynı anda mücadele ettiği bir küresel salgına dönüştü. Günün 24 saati her an her dakika corona hakkındaki haberlere maruz kaldık. Artık her günkü vaka sayılarını, iyileşen ya da ne yazık ki hayatını kaybeden insanların sayılarını takip ediyoruz.

Bütün çabamız bir an önce ‘normal’ yaşantılarımıza, eski hayatlarımıza dönmek ve her şeyin kaldığı yerden devam etmesine dair umudumuzu korumak. Ancak görünen o ki, normal kavramı da değişti ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Örneğin artık ‘sosyal mesafe, dezenfektan, hijyen’  kavramlarına aşina olduk, maskeler evden çıkarken çantamız, telefonumuz, kimliğimiz kadar elzem bir hale geldi. Hem toplum olarak hem de ayrı ayrı bireyler olarak bu süreci atlatmaya ve önlemler çerçevesinde var olmaya çalışıyoruz. Bu süreçte Dünya Sağlık Örgütü’nün, ülkemizdeki uzmanların, ilgili ve yetkili kurumların ve kişilerin açıklamalarını takip ediyoruz. Kontrollü olarak ve özellikle sosyal mesafelere dikkat ederek olabildiği kadar ‘normal’ bir şekilde hayatlarımızı sürdürmeye gayret ediyoruz. Karantina süresindeki katı kurallar yavaş yavaş gevşetilince ve seyahat kısıtlamaları da kalkınca gördük ki bazılarımız bütün önlemleri bir kenara atıp sanki hiç virüs tehdidi yokmuş, sanki hiç haftalarca karantinada kalmamışız, sanki her şey eski haline dönmüş gibi tamamen normale dönmüşler. Ve yine kurallara dikkat eden, önlemleri harfiyen uygulayan bazılarımız ise bunlara dikkat etmeyen herkesi sorumluluk taşımamakla, dikkatsiz ve özensiz davranmakla, cahillikle, umursamazlıkla suçlamaya başlamış. Evet, bir kesim böyle olabilir ama herkesi aynı şekilde değerlendirmek çok da doğru olmayabilir. Neden mi?

Psikolojide ‘savunma mekanizmaları’ olarak bilinen bir kavram var. Buna göre kişiler, kendilerinde eksiklik ya da yetersizlik olarak gördükleri alanlardaki bu zayıflıklarını başka bir alandaki güçlü tutumları ile kapatmaya, doldurmaya çalışırlar ve bu şekilde de var olan kaygılarını yöneterek bir takım endişelerinden kurtulmaya çabalarlar.

-Bastırma

-İnkar (Yadsıma)

- Yansıtma

- Ödünleme

- Çarpıtma

- Gerileme

-Yer/Yön Değiştirme

-Karşıt tepki kurma

-Bahane Bulma / Mantığa bürünme

- Yüceltme

-Özdeşim Kurma

-Düş Kurma

Yukarıda gördüğünüz gibi temelde sık kullandığımız 12 savunma mekanizması vardır. Her birini uzun uzun yazmayacağım ama konumuzla ilgili olduğunu düşündüğüm ve bazı insanların neden önlemlere dikkat etmediğini açıklayan birkaç savunma mekanizmasına değineceğim.

İlki inkar/yadsıma mekanizması: Bu savunmayı kullanan kişi ortamdaki tehlike ya da tehditle baş etmekte çok zorlanırsa, var olan tehlikeyi yok sayarak ya da inkar ederek bir tür mücadele yöntemi geliştirir. Aslında yapılan şey, bütün kanıtlara rağmen var olan şeyin doğru olmadığında ısrar etmektir. Bu mekanizma ‘savunmanın aşırı hali’ olarak da tanımlanabilir. Pandemi sürecinde de kişiler, virüsün gerçek olmadığını ya da çok abartıldığını söyleyerek tehlikeyi hafife almakta ya da böyle bir tehlike olmadığını söylemektedirler.

İkincisi mantığa bürüme mekanizması: Bu savunmada da kişi yaptığı davranışları mantıksal bir temele dayandırmaya çalışır. Corona tehlikesine karşı maske takmamasını, sosyal mesafelere dikkat etmemesini ‘virüs bana bir şey yapmaz, benim bağışıklık sistemim güçlü, yaşım genç, bunlar komplo teorisi’ gibi söylemlerle savunur. Bu şekilde var olan tehdidi neden önemsemediğini kendince mantıksal sebeplerle açıklayarak yaşadığı kaygıyla başa çıkmaya çalışmaktadır.

Üçüncüsü düş kurma mekanizması: Kişinin karşılanmayan isteklerini veya ihtiyaçlarını hayal kurarak gidermeye çalışmasıdır. Yaşadığımız pandemi sürecinde birey, eskisi gibi yaşayamamasının verdiği öfke, engellenmişlik hissi, belirsizlik ve korku duygularını, geçmişteki güvenli günleri hayal ederek yönetmeye uğraşır. Geçmiş günlere dönmüş gibi kendisini kaygıya sürükleyen olay ya da durum hiç yokmuş gibi davranır.

Kısaca açıklamaya çalıştığım bu tip savunma mekanizmalarıyla aslında birey doğal bir savunma geliştirerek var olan sorunla başa çıkmaya çalışır. Yöntem yanlış olsa da verilen tepki organizmanın psikolojik olarak hayatta kalmak için verdiği doğal bir tepki olarak görülmelidir. Amacın, virüse efelenmek olmadığını, bu kişilerin corona virüse meydan okumadığını sadece süreci psikolojik olarak normalleştirmeye çalıştıklarını belirtmek isterim.

Elbette ki zaman zaman bilinçsizce davranan bireyler var ve olacaktır da ancak herkesi aynı kategoride değerlendirmek, suçlayıcı ve üst perdeden bakan bir tutum sergilemek de doğru değil. Her insanın farklı karakteri olduğu gibi, farklı psikolojik ve biyolojik yapılara sahip olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bazı insanların yaşadıkları yoğun kaygıyı ve ortamdaki tehdidi, onu küçülterek, önemsemeyerek ya da yok sayarak yönetmeye çalışabileceklerini bilmemizde fayda var. Bu süreçte en çok ihtiyacımız olan biraz daha anlayış, duygudaşlık ve yaşanılan ortak kaygıda birbirimize destek olmak. Bunu da ancak farklı tutum ve davranışlara biraz daha anlayışla yaklaşarak yapabiliriz. İnsanların psikolojik sağlamlık derecesini, yaşadıkları kaygı düzeyini ve bu kaygıyla nasıl baş edebildiklerini bilemeyiz. Sorumsuz, saygısız, dikkatsiz diye yargılamadan, ötekileştirmeden, ayıplamadan önce belki konuşmak, destek olmak, sakin ve daha güvenli bir yaşam biçimi üzerine bilgi alışverişi yapmak yoğun kaygı yaşayan bireyler için daha iyi gelebilir.

Birlikte etkilendiğimiz bu süreci, yine birlikte atlatacağız. Umarım ki eksilmeden, el birliğiyle ve birbirimizle…

False