GeriSerap Duygulu Corona günlükleri / Evde yaşam
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Corona günlükleri / Evde yaşam

Corona günlükleri / Evde yaşam

Malum haftalardır önce Çin’de ortaya çıkan, sonrasında da tüm dünyayı etkisi altına alan corona virüs tehdidi nedeniyle zorunlu çalışanlar hariç, hepimiz evlerimize kapandık. Virüs tehdidi hastalık olmaktan çıkıp bütün dünyayı kapsayan bir salgına dönüşünce olayın ne kadar ciddi olduğuna dönük açıklamalarıyla bilim kurulu üyelerini ve yetkilileri dinleyerek önerilen tüm önlemleri almaya başladık.

Görülen o ki bu süreç uzun bir süre devam edecek. Çok önemli sağlık veya gıda ihtiyaçları dışında dışarı çıkamayacağımız bu dönemde elbette ki hepimiz son derece olumsuz etkilendik ve ne yapacağımızı bilemez duruma geldik.

İşte bu dönemde konunun çok farklı boyutları olması sebebiyle ben de her boyutunu ayrı ayrı ele aldığım bir yazı dizisi hazırlamak istedim. Evde yaşam, evde eğitim, aile içi iletişim, eşler arasında iletişim, çocuklarla iletişim, evde psikolojimiz gibi farklı yönlerini yazacağım bu yazı dizisinin ilki evde yaşam olarak bu okuduğunuz yazıdır. Madem haftalarca evdeyiz, her hafta bir boyutu ele aldığım yazılarımla bu dönemi birlikte atlatalım istiyorum.

Evde yaşam dediğimizde, aslında hayatımızın her döneminde içinde ve iletişimde bulunduğumuz aile bireyleriyle olan ilişkilerimizden ve ev hayatımızdan bahsediyorum tabii ki. Ancak bu salgın sürecinde evdeki yaşam da değişime uğramış durumda. Normal şartlar altında hem evde hem sosyal ortamlarda zaman geçiren bizler artık sadece evdeyiz ve sürekli birbirimizle beraberiz. Bu süreç daha önceki süreçlerden bu anlamda farklılık gösteriyor. Artık dışardaki ortamlardan beslenemediğimize göre ve sadece birbirimizle zaman geçirmek zorunda olduğumuz için bir süre sonra tükenmiş ve tüketmiş hissedebiliriz. O nedenle bu zorunlu evde kalma durumu kendimizi kısıtlanmış, engellenmiş hissettirecek ve bu da en hafif ifadeyle gerginleşmemize yol açacaktır. Öfkelenmek, evin içinde ne yapacağımızı bilememek de diğer eşlik eden duygular olarak düşünülebilir.

Yeni alışkanlıklar edinmek uyumu kolaylaştırır

Öncelikle olağan dışı bir dönemden geçiyoruz ve olağan tepkiler vermeyi beklemek mümkün değil. O nedenle yaşadığımız her duyguyu doğal ve bu sürece uygun olarak düşünmek gerek. Yaşadığımız duygu durumu nedeniyle öfkelenmek, huzursuz ve gergin hissetmek doğal ama bu duyguda takılıp kalmak sorun yaratacaktır. Artık bir uyum sürecinde olmamız ve bu günün getirdiği bu şartlarla başa çıkma becerileri geliştirmemiz gerekiyor. Bunun için de farklı eylemlere yönelmek lazım. Normal şartlardaki ev düzenini esnetmek ve yeni alışkanlıklar geliştirmek bu süreçteki uyumu kolaylaştıracak önemli bir adımdır.

Paylaşımlı olmalı, birbirimize şefkatle yaklaşmalıyoz

Diğer herkesle beraber yaşadığımız bu süreçte eski alışkanlıklara ve ev düzenine sıkı sıkı bağlı kalmak hayatı çekilmez hale getirebilir ve ilişkileri bozabilir. Her zamanki titizlikten vazgeçmek, ev işlerini evdeki diğer bireylerle bölüşmek, kendimize özel zamanlar ve alanlar yaratmak çok yararlı olur. Evdeki her insanın yapacak işleri, kendisini oyalayacak uğraşları olmalıdır. Evde sadece kadının iş yaptığı, diğerlerine hizmet edip evi silip süpürdüğü bir ev hayatı herkesin hayatını ve ilişkilerini cehenneme çevirmeye hizmet etmekten başka bir işe yaramaz. Aynı evde, aynı süreçte beraber yaşamak demek, ortak duyguda ve eylemde buluşabilmeyi gerektirir. Unutmayalım ki toplumsal bir travma yaşıyoruz. Hatta global bir travmanın tam ortasındayız. Dini, milliyeti, cinsiyeti, yaşı, eğitimi, geliri ne olursa olsun herkesin tehdit altında hissettiği ve gerçekten de tehdit altında olduğu çok boyutlu bir travmada bireysel olarak tek başına savaşmak daha yorucudur. Tam da bu süreçte duygusal olarak birbirimizle daha çok yardımlaşmalı, paylaşımcı olmalı ve birbirimize şefkatle yaklaşmamız gerekiyor. Bu kadar fiziksel yakınlık bir süre sonra aile içindeki bireylerin birbirleri üzerinde kontrol etme duygusu geliştirmelerine ve aşırı müdahaleci olmalarına yol açabilir. Dolayısıyla evde kaldığımız bu günlerde birbirimize ve kendimize ‘kendi kendine kalma’ fırsatı vermek gerekir. Bu fırsatı da kendinize ve yıkamaktan harap olmuş ellerinize bakım yapmak, sevdiğiniz bir uğraşla zaman geçirmek, bir müzik aleti çalmak veya bir dil öğrenmeye çalışmak, kitap okumak, yeni tarifler denemek, arkadaşlarınızla online görüşme yapmak, online eğitimlere katılmak, el becerileri isteyen, dikiş, örgü, boyama vb. gibi etkinliklerle değerlendirmek psikolojik olarak beslenmenizi sağlayacak çok yararlı çalışmalardır. Herkesin kendisine ait bu şekilde zamanları olmalıdır.

Bu süreç ister 3 hafta sürsün, ister 3 ay mutlaka bitecek. Geçmişte de benzer salgınlar, kıtlıklar, savaşlar, doğal afetler ve yıkımlar olmuş, gelecekte de olacak. Ancak insanlar bu süreçleri ayrışarak değil, paylaşarak dayanışma içinde aşmışlar. Biz de öyle yapacağız, birbirimizle dayanışma içinde birbirimize hayatı daraltarak değil, hayat katarak aşacağız.

Paylaşmak ve dayanışma içinde olmak derken de sanki kıtlık varmış gibi eve ihtiyacımız olandan daha fazla gıda yığarak, bütün ilaçları eve toplayarak, ‘her şeyi almalıyım ve başkaları almadan ben almalıyım’ diyerek değil, ‘tıpkı benim gibi başkalarının da bu malzemelere ihtiyacı var’ diyerek, düşünerek, vicdanlı davranarak aşacağız bu günleri.

Başkaları önemli, çünkü eğer önemli olmasalardı bugün evlerimizde konfor içinde ve sevdiklerimizle beraber oturuyorken bu kadar bunalmaz, sıkılmazdık. O başkaları ile sosyalleşemediğimiz için, arkadaşlarımızla, dostlarımızla görüşemediğimiz için, dışarı çıkıp bir kahve içimlik sohbet edemediğimiz için bu kadar mutsuz ve gerginiz. O başkaları olmadan, dünya üzerindeki her şeye sahip olsak da aslında bir ‘hiç’iz. Umarım bu süreç birbirimiz için ne kadar önemli ve değerli olduğumuzu anlamamız için önemli bir ders olur.

Ve ek olarak belki de en önemli noktayı da fark etmiş olduğumuzu umuyorum.

Sağlıklı bir şekilde evimizdeyken, her işimizi başkalarına ihtiyaç duymadan yapabiliyorken, günlerce hatta haftalarca evden çıkma imkanı olmayan engellileri ve onlara bakım veren yakınlarını anlamış olmalıyız. Bu süreç bizim başkalarıyla daha fazla empati yapmamıza, doğaya, canlılara, çevremize ve birbirimize verdiğimiz zararın büyüklüğünü anlamamıza yardımcı olmuştur sanırım.

Doğa kendisinden aldığımız ne varsa misliyle bizden geri alıyor
 

Şu an hepimiz, nereden ve kimden geleceğini bilemediğimiz minicik bir canlının bizi evlerimize hapsetmesiyle hayatın, sağlığın, birlikte olmanın, dışarı çıkabilmenin, arkadaşlığın ne kadar önemli olduğunu anlamış bulunuyoruz. Ancak buradan dersler de çıkarmamız lazım. Doğa kendisinden aldığımız ne varsa misliyle bizden geri alıyor. Bize verdiği mesaj ‘ayak altından çekilin ve ben kendimi iyileştireyim’ mesajıdır.

Evlere kapandığımız bu birkaç haftalık süreçte bakın neler oldu:

  • İstanbul ve Ankara'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle alınan önlemler, hava kirliliğini yüzde 41 azalttı.
  • Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Kuzey İtalya’daki Po Vadisi üzerinde yapılan tarama sonucunda elektrik santralları, araba ve fabrikalar tarafından yayılan ve zehirleyici olan nitrojen dioksit (NO2) gazı emisyonlarında gözle görülür bir düşüş yaşandığı bilgisine ulaştı.
  • Bursa'da hava kirliliği yılbaşından bu yana yüzde 80 azaldı.
  • Çin’de salgının etkisiyle hava kirliliği azaldı; 'on binlerce insanın hayatı kurtuldu.'

Bir musibet bin nasihatten iyidir derler. Olumsuz bir nedenle evlere kapandığımız bu günlerden, olumlu sonuçlar ve kazanımlar elde ederek çıkacağız umuduyla bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

False