Paylaş
Bu köy beni yıllardır ‘gel bana gel bana’ diye çağırıyor ama öyle böyle değil...
Sosyal medyada önüme çıkan videolardan bahsetmiyorum ama. Daha sosyal medya ile bu kadar haşır neşir değilken de hep gezilecek yerler listemde vardı ama son zamanlarda olur olmadık yerlerde çok alakasız muhabbetlerin içinden çıkmaya başladı mesela.
‘Sen Giethoorn’a gitmişsindir muhakkak" diyen bir arkadaşıma utanarak ‘hayır’ dedikten sonra artık zamanı geldi sanırım dedim ve Hollanda biletimi alıverdim.

Seneler önce fotoğraflarını görüp âşık olduğum ve bir gün gitmeyi hayal ettiğim Giethoorn’a gittim sonunda!
Köyü gezmek için Hollanda’nın en soğuk haftalarından birini seçmiş olmam asla bu köyü gezerken alacağım keyfi sekteye uğratamazdı. Hem zaten ben soğukta gezmeyi çok severim ki...
Bu köye Amsterdam’dan yaklaşık 2.5 saatlik bir tren yolculuğu ile gidiliyor. Araba kiralayıp da gidilebilir. Eğer tek kişi iseniz aynı gün gidiş dönüş 62 Euro ödeyerek trenle gitmeniz daha mantıklı bir seçenek olur. İstasyonda indikten sonra da bir otobüsle köyün girişine geliyorsunuz.

Baştan söyleyim eğer yürümeyi sevmiyorsanız hiç heves etmeyin siz başka yere gidin.
Otobüsten indikten sonra navigasyon köy merkezini 20 dakika gösteriyor ama inanmayın. Her evi fotoğraflamak için dakikalarca her detayını incelemek isteyeceksiniz ve yolculuğunuz yürüyerek yaklaşık bir saat sürecek. Bir bir evin çatısını 15 dakika izledim her detayını inceledim mesela...
Hani resim derslerinde bacasından yaz kış duman çıkan yanından dere akan, yeşillikler içinde evler çizerdik ya hah işte tam olarak o güzel evler burada ama tek farklı sıradışı çatıları…
Köyün farklı sokakları yok, dümdüz kanal boyunca yürüyecek ve sağlı sollu evleri kuş sesleri eşliğinde hayranlıkla izleyeceksiniz.
Köyü boydan boya gezmek için yürümek istemezseniz kanal turu yapabilirsiniz. Ama bence keyfi yürüyerek çıkıyor. Dönüş yolunda bir kanal turu güzel olur tabii ama tekneler terkedilmiş gibi duruyordu ve etrafta kimseyi göremedim ki iki kelam edip soru soralım.

Azıcık soluklanalım desen tüm kafeler restoranlar kapı duvar. Bir de kapıya ‘İlkbahara kadar kapalıyız yazıları asmışlar.
Hani turistik bir köydü burası. Havalar soğuyunca köyü kapatıyorlarmış resmen.
Evlerin içi, dışı ve ağaçlar Noel yaklaştığı için ışıl ışıl süslenmişti ama bir tane insanoğluna rastlayamadık. Evet evlerin içine de baktım ama tek bir canlı göremedim ilginç bir şekilde.

Köyün içinde araba trafiği yok ama evlerin önünde arabalar var, sanırım sadece eviniz varsa araba ile girebiliyorsunuz bu köye.
Tabii bahar ve yaz aylarında eminm cıvıl cıvıldır ama benim deneyimlediğim köy sessiz, sakin aşırı huzurluydu. Duyduğum tek ses kuş sesleri ve suda yüzen ördeklerin çıkardığı su sesiydi.
Köy, 1230 yılında Akdeniz çevresinden gelen sığınmacılar tarafından kurulmuş. Buraya yerleşen ilk insanlar, tufan sırasında ölen yabani keçilerin boynuzları bulmuşlar ve bölgeye keçi boynuzu anlamına gelen Giethoorn adını vermişler.

Köy, UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yer alıyor. Zaten bu unvanı almış köyler beni acayip cezbediyor ,hemen içine çekiyor.
Köyde yaklaşık 2600 kişi yaşıyormuş. Köyün her yerinde su kanalları olduğu için buraya ‘Hollanda’nın Venedik’i’ ya da ‘Kuzey’in Venedik’i’ de deniyor.
Evler ada ve adacıkların üzerine kurulu bu nedenle yer gök köprü dolu.
Köydeki her eve hayran kalacaksınız ama dediğim gibi asıl çatıları sizi cezbedecek.
Siz de benim gibi masaldan fırlamış gibi görünen evlerin hastasıysanız kesinlikle buraya gitmelisiniz ama sadece ev görmeye gideceğinizi bilin, başka bir şey beklemeyin. Sadece güzel evler, sakinlik, dinginlik ve huzur...

Yaz aylarında festivaller oluyormuş tabii ama ben böyle yerleri insan yokken gezmeyi daha çok seviyorum. Yine gelsem yine kışın gelirim yani.
Hani dedim ya köyde bir tane insan göremedim, açık bir tane oturacak yer bulamadım diye. Artık tabanlarım bana yalvarırken bir köprünün üzerinden geçip çok şirin bir kafe buldum ve içeride bir adam yemek hazırlıyordu. Sevinçle içeriye girip 'Açıksınız değil mi?' diye sordum.

Sevinçle kanal kenarındaki bahçesine girdiğimde üç yurdum insanı sıcacık merhabaları ile karşıladılar. Bir saattir Hollanda’nın bir köyünde yürüyorum ve bir insan sureti aradım ve karşıma Türkler çıktı.
Bu da gelse gelse ancak benim başıma gelirdi herhalde….
Paylaş