Paylaş
Ben müze gezmeyi pek sevmem daha doğrusu müzede saatlerce vakit geçirmeyi sevmem ama Volendam’a adımımı atar atmaz Volendam müzesini görünce ayaklarım beni ister istemez oraya götürdü.

İçeride biraz dolaştıktan sonra kendimi bir an önce sahile atmak istedim çünkü ben deniz aşığıyım. Eğer yakınımdan iyot kokusu geliyorsa kapalı yerler basıyor beni.
Hemen müzeden attım kendimi Volendam’ın sokaklarına…

Hani Zaandam’dan aldığım lila renkli şemsiyem vardı ya Allah sizi inandırsın İstanbul’a dönene kadar bir daha kullanmak nasip olmadı, Volendam sokaklarında yağmurda salına salına gezerim diye almıştım halbuki ama yağmur yerine acı acı esen rüzgâr yaladı suratımı.
Meğer burası kasım-mart ayları arasında yoğun esen rüzgarları ile meşhurmuş.

Sahile indiğinizde o soğuğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz ama ortamın renkleri, ışıltısı yüzünüzü kesen soğuğu unutturuyor.
Volendam’da hediyelik eşya dükkanları, peynir fabrikası, fotoğrafçılar, kafeler, çeşit çeşit deniz ürünlerinin bulunduğu restoranların içinde kaybolacak ve girdiğiniz yerden uzun süre çıkamayacaksınız. Hepsi de cıvıl cıvıl, hangisinde oturup çay kahve içeceğinize hangisinde yiyeceğinize karar vermek oldukça zor.
Ben tabii ki en çok hediyelik eşya dükkanlarında vakit geçirdim. Valize yerleştirirken fark ettim ki 5 kupa 6 magnet almışım, sadece Volendam’dan aldıklarım bunlar.

Dükkanların arasında gezerken mutlaka peynir üretim çiftliği olan Cheese Factory’ye de uğrayın, o enfes peynirlerin tadına bakın.
Gelelim yemeklerine…
“Hollanda’nın ünlü Haring balığı, karışık deniz ürünleri veya kibbeling yemeden dönmeyin.” cümleleri kulaklarımda çınlarken balıkçı kasabasına gelmişken denizden çıkan bir şey yemeden dönmek olmazdı.
Kibelling, tartar sosla verilen, İngilizlerin fish and chipsine benziyor bu arada.
Buradan otele geçip sonra tekrar dışarı çıkacağım için bir cesaret siparişimi verdim.
Gerçekten çok lezzetli deniz ürünleri var, yediğime ve sonraki mide bulantıma değdi yani…

Volendam’da her sene 20 Temmuz-20 Ağustos arasında yapılan Peynir Festivali yapılıyormuş. Bu tarihlerde Hollanda’ya giderseniz buraya gidin bence, ben olsam mutlaka giderdim 😊
Sözün özü ne zaman giderseniz gidin rüzgârı arkanıza alın ve Volendam’ın sokaklarında kaybolun.
Deniz, iyot kokusu, rüzgâr kelimeleri bir araya gelince aklıma birden Rüzgâr şiiri geldi.
Okumayı öğrendiğimde ezberlediğim ilk şiir Cahit Külebi’nin bu şiiriydi çünkü…
Ben ilkokul bire giderken ablam üçüncü sınıftaydı. Onun kitabında görmüş, okumuş ve çok beğenmiştim bu şiiri.
Sadece iki kıtasını ama…Bu dizeleri defalarca okuduğum için ezberleyivermiştim.
O zaman veda yazımı bu şiirler bitireyim.
Evet evet, bana ayrılan sürenin sonuna geldik ve bu nedenle sizlere bu güzel şiirler veda ediyorum.
RÜZGÂR
Şimdi bir rüzgâr geçti buradan
Koştum ama yetişemedim.
Nerelerde gezmiş tozmuş
Öğrenemedim.
Besbelli denizden çıkıp
Kıyılar boyunca gitmiştir.
Tuz kokusu, katran kokusu, ter kokusu
Yüreğini allak bullak etmiştir.
Sonra başlamış tırmanmaya dağlara doğru
Bulutları koyun gibi gütmüştür,
Okşayıp otları yaylalarda
Büyütmüştür.
Köylere de uğradıysa eğer
Islak, karanlık odalarda beşik sallamıştır
Güneş altında çalışanlara
İmdat eylemiştir.
Sonra başlayıp alçalmaya ovalara doğru,
Haşhaş tarlalarında eflatun, pembe, beyaz,
Kıraçlarda mavi dikenler...
Toz toprak gözlerine gitmiştir.
Kentlere de uğramış ki yanımdan geçti,
Haşhaş çiçeğine benzer kızlar görmüştür.
Bir gülüş, bir tel saç, allık pudra
Alıp gitmiştir.
Şimdi bir rüzgâr geçti buradan
Koştum ama yetişemedim.
Soraydım söylerdi herhalde
Soramadım.
Paylaş