Paylaş
Geçen yazımda bahsettiğim Cevizdibi kanyonu sayesinde adından daha çok söz ettirmeye başlayan memleketim, doğaseverlerin radarına daha sık takılmaya başladı.
Yakakent sadece yurt içi değil yurt dışından da pek çok turistin dikkatini çekiyor. Biz çocukken bisikletlleriyle kasabamıza gelen turistlere çok şaşırıdık. Almanya'dan, Fransa'dan Hollanda'dan kalkıp da buraları nasıl buldular, ne işler var burada diye....

O zamanlar çok sessiz sakın bir yerdi, böyle tek tük gelen turistler dışında yabancı kimseleri görmezdik ama özellikle pandemiden sonra deli bir kalabalık olmaya başladı.
Kışları hâlâ çok sakin ama yazları özellikle sahil yolunda adım atacak yer bulamadığımız için kalabalıklar biz yerli halkını huzursuz ediyor, arabalarımızı bile park edecek yer bulmakta zorlanıyoruz.
Evimizin önündeki sahil kesiminde sıra sıra karavanlar dolu oluyor. Yine hem yurt dışından hem de farklı farklı şehirlerden gelen yabancılar aylarca orada yaşıyor, yazın tadını çıkarıyorlar. Karavan ücreti de ödemedikleri için tam olarak ekmek elden su gölden tatili diyebiliriz.
Yazın bu kadar kalabalık bir yer olmasına rağmen ilçemizde toplu taşıma yok. İstediğin yere ya yürüyeceksin ya bisikletle gideceksin. Bir de minik bir taksi durağımız var ama ilçe içinde pek kullanılmıyor daha çok ilçeler arası ihtiyaç halinde tercih ediliyor.
Yakakent’in içi zaten yürüyerek ya da bisikletle çok rahat gezilecek bir yer çünkü dümdüz. Ancak köylerini ya da çevresini gezmek isteyenler için araba şart.
İşte bugün benim Yakakent’te en sevdiğim yer olan Çamgölü’nden bahsedeceğim size…
Adından da anlaşılacağı gibi burası çam ormanları ile kaplı müthiş bir yer.

Bu yazıyı yazarken bile o enfes çam kokusu geliyor burnuma.
Çocukken bu kadar sık gitmezdik Çamgölü’ne. Yakakent'e 7 km bir mesafede ama ayda yılda bir pikniğe giidilirdi eskden. Bir de okulın düzenlediği gezilerle gelirdik. Ya da bir misafir geldiğinde onları getirirken nemalanırdık bu güzellikten…
Şimdilerde ise fırsat buldukça gidiyorum buraya. Şöyle bir havasını içine çekip geleyim diye sebepsiz gittiğim çoktur.

Bu arada aslında buranın eski adı mal gölü, çünkü önceden buranın Zirfan Suyu denilen bölgesinde küçük bir göl varmış. Büyükbaş hayvanlar buraya gelip gölün içinde yıkanırlarmış. İşte o yüzden adı Mal Gölü'ymüş.
İsminin değişme hikayesi ne kadar doğru bilemiyorum ama çocukken bize şu şekilde anlatıldı:
İsmet İnönü’nin başbakan olduğu dönemlerde yurt içi gezilerinden birinde yolu buraya düşüyor.
Tarihi kaynaklara baktığımda İnönü'nun 1935 yılında Samsun ve Sinop gezileri bulunuyor. Büyük ihtimalle bu tarihlerde Samsun’dan Sinop’a geçerken yolu buradan geçiyor.
İsmet Paşa, gördüğü yeri çok beğeniyor ve ‘Buranın adı ne’ diye soruyor. Mal Gölü cevabını alınca da ‘Bu kadar güzel bir yerin adı nasıl Mal Gölü olur, burası olsa olsa Çam Gölü olur diyor. Bu hikâyeyi duyan yöre halkı da artık oraya Çam Gölü demeye başlıyor.

Çamgölü’nün tanıtım broşürlerinde “Ormanla denizin iç içe olduğu bir doğa harikası” yazar hep.
Çam ağaçlarının denizle kucaklaştığı bu nokta, maviyle yeşilin buluştuğu en güzel noktalardan birisi çünkü…
Samsun – Sinop karayolu üzerinde, ilçe merkezine yaklaşık 7 kilometre uzaklıkta bulunan Çamgölü mevkii, doğal plajları, temiz denizi ve çam ağaçlarıyla kaplı tepeleriyle eşsiz bir doğal güzelliğe sahip.
Mesire alanı diye geçer kaynaklarda ama çok daha fazlası var burada.
Ben çocukken Orman işletmesine ait ahşaptan çok güzel bir oteli vardı. Düğünler, özel geceler, etkinlikler yapılırdı.
Yine aynı ormanın içinde küçük küçük ahşap evler vardı. Bize çocukken onların içi oyuncaklarla dolu derlerdi ama içine girmek yasaktı. O zamanlar yasak dinliyordum, hiç zorlamadım içini göreceğim diye ama hep merak ettim.
Biraz daha büyüdükçe öğrendik ki orman görevlileri ve aileleri kalıyormuş o evlerde. Yani oyuncak falan yokmuş, kandırmışlar bizi...
Bir de o küçük evlerin tam karşısında çok büyük iki katlı terkedilmiş ahşap bina vardı.

Her zaman çok gizemli gelmişti bana bu ev. Bazı pencereleri kırık, içindeki merdivenleri bazı bölümleri parçalanmış, korku filmlerindeki evler gibi... Ama o kadar seviyordum ki burayı içine girip keşfetmekten alıkoyamazdım kendimi.
Ne zaman orada bir düğüne, etkinliğe ya da pikniğe gitsem yanımda yaşıtlarımdan kim varsa onu da alıp giderdim bu evin önüne. Yanımdaki korkup girmek istemezdi genelde ama ben bir şekilde ikna ederdim.
"Ben bu evin her köşesini avucumun içi gibi biliyorum. Sadece merdivenlerde dikkatli olacağız. 6. basamaktan sonra iki basamak yok orayı trabzanlara tutunarak hoplayacağız, gerisi kolay" diye zorla sokardım içeri. Yalnız girmekten korktuğum için değil, bu güzelliğe arkadaşlarım da tanık olsun diye :)
O yıllara ait bir fotoğrafı yok elimde ama son hali bu şekilde perili köşkün...
Tabii ki en son gittiğimde de girdim içine, nasıl böyle güzel bir yapı bu halde olur ve yıllardır boş durur hala aklım almıyor.

Bahsettiğim içi oyuncak dolu evler ise benim çocukluğumda böyle görünüyorlardı.
Fotoğraf: Samsun Valiliği
Sonradan böyle boyadılar ve eski halinden eser kalmadı. Onun ahşap rengi kalması lazımdı kesinlikle...

Eski halinin tadı bambaşkaydı tabii, daha otantikti daha gerçekti ama burası hala beni etkiliyor ve orada kendimi çok huzurlu hissediyorum, evet perili köşke rağmen :)
Ormanın içi ayrı güzel, ağaç evler ayrı, çam ağaçlarının arasından görünen denizin dalgaları, uçsuz bucaksız gökyüzü ayrı…
Çoğunlukla piknik alanı olarak bilinen ve hep bu amaçla ziyaret edilen Çam Gölü'nde de son yıllarda bir hareketlilik oldu, tıpkı Yakakent'in içinde olduğu gibi...
Çam Gölü sahilinde kamp yerleri ve pansiyonlar bulunuyor, bu yıl ayrıca yeni bir otel de açıldı sahil kesimine.
Bu yaz 18–20 Temmuz 2025 tarihleri arasında “Çadırını ya da karavanını al ve bizimle bu huzur dolu üç günde buluş!” sloganı ile bir etkinlik yapıldı. Çok istesem de ben iznimi bu tarihe denk getiremedim ve katılamadım bu en sevdiğim yerdeki kamp macerasına. İnşallah böyle etkinliklerin devamı gelir ve ben de katılırım. Artık burası doğa severlerin radarına girmiş durumda, kolay kolay da çıkmaz...
Son olarak Çam Gölü'nden Sinop'a doğru ilerlerken üzerinden geçilen şu yola bir göz atmanızı istiyorum.
İstanbul'dan Samsun'a birkaç farklı yoldan gidiliyor ama ben sırf bu yoldan geçmek için hep Kastamonu taraftan gelmeyi ve dönmeyi tercih ediyorum.
Sizce de çok haklı bir sebebim yok mu?
Sırf bu yoldan geçmek için yollara düşülmez mi?
Paylaş