GeriPemra Uğural Babalar anlayışı nerede kaybediyorlar da, anneler arayıp bulamıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Babalar anlayışı nerede kaybediyorlar da, anneler arayıp bulamıyor

Parkta çocuğunun peşinden koşmadan duramayan anne, sana sesleniyorum. Aynı bankta oturuyoruz, ama galiba sen oturamıyorsun.

NY Times’ın aile blogu Motherlode’da muhteşem bir makaleye rastladım. Konumuzla direk olarak ilgisi olmasa da, bana başka açılardan bir şeyleri anlatabilme adına ilham verdi Laurie Kilmartin. Bakın bizim kendini çocuğu olunca harab eden anne ile ne yapacağını bilemeyen yabana atılmış koca mevzusu nerelere bağlanacak? Babalar anlayışı nerede kaybediyorlar da, anneler arayıp bulamıyor?

Parkta çocuğunun peşinden koşmadan duramayan anne, sana sesleniyorum. Aynı bankta oturuyoruz, ama galiba sen oturamıyorsun. Bi dur lütfen...Biliyorum iyi niyetinden yapıyorsun, iyi bir anne olmaya çalışıyorsun ama problem bu zaten. Ben de bir anneyim, 4 yaşındaki oğlumla birlikte aynı parkta bulunmaktayım. Ama ben burada anneliğe biraz ara verdim. Parkta sapasağlam bir kapı var, yerler yumuşak asfalt ve her şey çocuk dostu. Telefonuma odaklanıp, e-maillerime giremeyeceksem, 1-2 tweet atamayacaksam öleyim daha iyi. İlgisizliğim ihmalimden değil. Çocuğum düşer de canı acırsa, banktan fırlayıp yanına gidecek ikinci kişiyim. ( Birincisi omzuma vurup, şu bacağı kanayan sizin oğlunuz değil mi diye haber verecek olan kişi) O ana kadar, bankımda oturmuş e-maillerime cevap yazıyor, işlerimi bitiriyorum. Her çocuğun ağladığında kum havuzuna koşarak gitmen beni feci rahatsız ediyor. Parkta oyun oynarken sana ne ihtiyacı olabilir ki? Benim oğlumda ‘Kendin hallet, meşgulum’ dediğimde işe yarıyor da seninkinde neden yaramıyor? Bunu şımarıklık olarak nitelendiriyorum. Lütfen bir yetişkin gibi hadi gel banka otur. Bak ne güzel, cennetteyiz, değil mi?’

Bu sahne size hiç de yabancı değil, değil mi? Genele vurduğumuzda Türk kadınları olarak anaç bir yapımız vardır. Bunu bazen çocuklarımıza o kadar fazla gösteririz ki, bir erkeğin annesinden gördüklerini karısından bekleme rutini buradan gelir zaten. Avrupa’da 3 çocuk sahibi bir anne için hayat fazla değişmezken, bizde 1 çocukla hayat bambaşka olabiliyor. Cümleler başka kuruluyor, beden dili değişiyor, kanatlar açılıyor ve her sorunu anne çözüyor. Avrupalı için bebeklikten yapılan kısa vadeli, fedakarlık isteyen yatırımlar; uzun vadede çocuğun ve ebeveynlerin programlı, istikrarlı ve en önemlisi huzurlu olmasına sebep oluyor.

Akşam işten eve gelen koca kapıdan telefonla konuşarak girer ve kapıyı kapar. Anne hışımla salona gelir:

- Şıııııışttt. Ses çıkarma, şu telefonu da balkonda konuş, zor uyuttum zaten, uyanivericek şimdi. Canım çıktı valla.

Avrupalı için bebek yemek yerken de, uyurken de, emeklerken de evde hayat aynen devam eder. Onlar bebeğin hayatına değil, bebek onların hayatına uymalı gözü ile bakarlar. Varsın televizyonun sesi açık olsun, varsın içeridekiler yüksek sesle konuşsunlar, evdeki bütün telefonlar bir anda çalıversin. Sesli ortamda uyumaya alışsın ki, büyüdüğünde de her şartta uykuya dalabilsin düşüncesi hakimdir.

Bebek her ağladığında istediği yapıldığını görürse, bunu içgüdüsel olarak sürekli uygular. Ağlıyor diye bebeği kucağa almayı çok seven bir toplumuz. ‘Yeter ki ağlama, gel’..... ‘Bu koltuk çok sıkıcı, kucak istiyorum o zaman ağlayayım’ mekanizması mükemmel çalışır bebeklerde.

- Ömer al şunu kucağına da bir yemeğimi yiyeyim. Sonra ben alırım sen yersin.’

- Napim sofrada oturtamıyorum, arkasından gidip yedirince yiyor en azından. Bir şey de yediği yok, aç kalacak sonra.

Avrupalı bir anne, genele vurduğumuzda mama sandalyesinde hırçınlık çıkartan, yemeğini beğenmeyen bebeğini anında oradan kaldırır ve yemek faslını bitirir. Bebeğin 1 saat aç kalsa ölmeyeceğini bilir. Nasılsa artık dayanamayacağı bir safhaya geldiğinde neyi nerede bulursa yiyeceğini akıl eder. Bekleme süresince içi rahatsız olmaz mı? Sevmez mi çocuğunu da bu işkenceyle boğuşur? 1 hafta ızdıraplı geçebilir, ama daha sonra herkes için huzur dolu sofralarda sabrının karşılığını görür.

Sevgili anneler... Çocuğumuzu en ufak bir üzüntüden, sıkıntıdan koruma iç güdümüz çok fazla biliyorum. Ama her şeylerine müdahele ederek onlara iyilik etmiş olmuyoruz. Günü kurtarmak adına kolaya kaçarak aslında çok daha zor yıllara kapı açmış oluyoruz. Çorabına kum girdi diye ağlıyorsa, bırakın kendi cebelleşsin. Biliyorum elinizde değil, ama bunu kendi yapabildiğini görmeniz inanın daha güzel. Gerçekten size ihtiyacı olduğu anda yanında olduğunuzu hissetirmeniz yeterli. Oturun banka, alın gazetenizi keyifle okuyun.

Sevgili babalar... Koruma içgüdüsü çok yüksek olan bir annelik kültüründen geliyoruz. Anlamaya çalışın. Bunu kendi annelerinizden hatırlayacaksınızdır. Kumanda annede gibi gözükse de arasıra düğmelerine basın. Avrupalı anne neden bu kadar rahattır? Kocaları da böyle bir aile prensibinden gelmiştir çünkü. Her ağladığında bebeğini kucak delisi yapan eşinizi eteklerinden çekin. Fikrinizi beyan edin. Düzenli bir aile hayatı için yatırımları beraber yapın. Çocuk bebekken ağlasın; büyüyünce ağlayıp durmasından iyidir. O gün gerekirse yemek masasından siz indirip ağlatın. Bir anne kendince en iyiyi yapmaya çalışır, ama her zaman ne yapacağını bilemeyebilir. Işık tutun, en azından deneyin.

İhtiyaç duyulan destek ve anlayışı hangi çekmeceye sakladıysanız oradan çıkartın.

False