GeriÖzlen Çopuroğlu Baba Olmak ya da Olmamak...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Baba Olmak ya da Olmamak...

Baba Olmak ya da Olmamak...
Abone Olgoogle-news

Beni tanıyan herkes annemle ilişkimi ve anne özlemimi bilir, hatta siz beni en iyi anlayanlardansınız en gerçek haliyle. En derinden, en içten, en yoğun duygularla dillendirmişimdir hep iç sesimi.

Beni tanıyan herkes annemle ilişkimi ve anne özlemimi bilir, hatta siz beni en iyi anlayanlardansınız en gerçek haliyle.

En derinden, en içten, en yoğun duygularla dillendirmişimdir hep iç sesimi.

En derin yaralarımı saransa kızımın babası, iyi ki ve iyi ki babamızsın dediğim yol arkadaşım, sevgili eşimdir...

Ben bu kez Babalar Günü'nde bir babanın, kaybettiği babası ardından kendi oğullarına yazdığı duyguları paylaşmak istedim sizinle yine en gerçek, en saf haliyle.

Hep biz anneler ve çocukları mıdır hayattaki tek değer?

Bazı şanslı çocukların, hem yaşarken hem de ardından ebediyen gurur duyacakları babaları vardır kalplerinde yaşattıkları...

Bir baba için en büyük gurur bu olsa gerek 'çocuğu tarafından gurur duyulan bir baba olmak, anılmak ve hatırlanmak'

Bütün babaların Babalar Günü'nü kutlarım.

Özlen ben kızımın annesi, annesinin kızı....

Baba Olmak ya da Olmamak...

Özlenen Babamdan Sevgili Oğullarıma

Vakitsiz kaybettim seni babam; yaşım vardı ama kafa olarak bugünkü halimden eser yoktu. Kör bir bıçak, ham bir meyve idim. İhtiraslarım ve hırslarımın hep aklıma galip geldiği günlerdi. Sarsılmıştım ama yine de farkına varamamştım yokluğunun, önemini anlayamamıştım; ta ki kaybımızın ilk yıl dönümünde, tam da o günde ilk aslanımın doğuşuna kadar.

Yaşımın 32'ye dayandığı günlerdi, hayat yeniden başlamıştı; babacığımın ruhu oğlumun bedeninde can bulmuştu. Öbür dünyadan gelen değişim rüzgarları benliğimin etrafında olanca şiddetiyle esip, onarılamaz bir şekilde onu tarumar etmeye çalışıyordu. Peki o zamanlar çok akıllı zannettiğim benliğim ne diyordu? 'Yel kayadan toz alır'. Süreç başlamıştı, benim kuvvetimin benliğimle uğraşmaya yetmeyeceği aşikardı, fakat o ufacık gönül gözümüzün kudreti öteki dünyadan geliyordu besbelli.

Yumurcak "agu" değil, benim rüzgarıma dağ dayanamaz diye haykırıyordu adeta benliğime. Birlikte geçirdiğimiz her an, kazançtı benim adıma. Kendimi arıyordum aramasına ama bir türlü bulamıyordum.

Ufak aslanım ıngalayarak ağlıyordu sabır diye, benliğim o da neymiş diye gülüyordu o bilenememiş bıçak olduğum günlerimde. Zaman bizim için yaşanacak değil kaybedilemeyecek bir olguydu, fakat bilmiyordu ki cancağazımızın duruşu sert, aldığı kararlar katiydi. Senelerce sabırla, anlayışla uğraştı benimle ve onunla. Artık "agu" demeyi bırakmıştı biz hergün kuvvet kaybederken, canımın içi büyüyor, kuvvetleniyor, cabbarlaşıyordu. Zafer kazandı demek bana düşmez ama en azından yenilmedi bize.

Zaman böyle akıp giderken, yolda bir hazine daha bulduk 3 yıl sonra. Ailemiz gün geçtikçe serpiliyor, genişliyor, gönül olarak zenginleşiyordu. Şükretmeyi bilmeyen benliğimden artık eser yoktu, sabrı da öğrenmişti biraz biraz. Herkesin sevgi, saygı ve hoşgörüsüne ihtiyacı vardı çekirdek ailemizin, fakat kimseye de ihtiyacımız yoktu artık.

Çocukları alıp oyun parkına götürüyorum son zamanlarda. Ufaklığım Memo abisinin elinden tutar, ilk göz ağrım Tuğram benim elimi yakalar, peki ben ne yaparım dostlar biliyor musunuz? Gökyüzünden babacığımın eline yapışırım. Dördümüz bir oluruz, ben yanı başımda babamı görürüm, yavrularım da benim dilimden onu dinlerler. Babacığımla ben cocukları ayrı gözlemleriz , akıllı bir şeyler söyledikleri zaman içimizi tatlı bir huzur kaplar. Top oynar, salıncağa biner, kum havuzunda oynar beraberce güler eğleniriz. Derken hava kararır, eve dönüş zamanı gelmiştir. Hep beraber evin kapısına kadar yürürüz el ele. Minik Memo'mun en büyük zevki zili abisinden önce çalabilmektir. Zili çalar, çocuklar ve ben eve gireriz ama babacığımız gökyüzünde yatmayı sever.

Tuğrul Gültekin

False