GeriÖzlen Çopuroğlu Anlaşılmanın dayanılmaz hafifliği
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anlaşılmanın dayanılmaz hafifliği

Dünya üzerinde en güzel duygu, sevilmek ve anlaşılmak. Anlaşıldığını anlamak, hissetmek ve yaşamak...

En güzel duygu bu dünyada, sevilmek ve anlaşılmak...

Anlaşıldığını anlamak, hissetmek, yaşamak.

Aklınızdan geçirdiğiniz gibi anlaşılmak, düşündüğünüz gibi, tam da hissettiğiniz gibi.

Leb demeden leblebiyi karşınızdaki anlar gibi.

O kadar iyi tanır ki sizi, bilir yüreğin bütün ihtiyaçlarını.

Bitkiler gibiyiz hepimiz, hepimizin bakım kılavuzu ayrı, kimimiz güneş, kimimiz bol su, kimimiz serin, kimimiz sıcak.

Ama günün sonunda hepimize iyi gelen, dilimizi bilen, konuşan, istediğimiz ilgi ve şefkati bulduğumuz anlar vardır.

İçimizden geldiği gibi anlaşıldığımızı anladığımız zaman, küçüçük çocuklar gibi sokuluruz o kol altına, büzülürüz orda, iyi hissederiz.

Anlaşılmamak hatta en kötüsüde yanlış anlaşılmak varki bir de, o da bu dünyadaki en kötü histir bence. Önce üzülür, sonra üzülmezsiniz bile artık. Herşey olması gerektiği gibidir belkide.

Ne de olsa yaş kemale erdikçe öncelikler derinleşir, kemikleşir, koruma kalkanlarınız sertleşir, ruhunuz en hassas ayarında olsada.

Benim deneyimim, “anlaşılmak oldu”.

5 mart sabahı oğlumu kucağıma almama dakikalar kala benden önce hastaneye gidip beni bekleyen dostlarımla doldu taştı odamda, kalbimde.

Herbirinin elleri ellerimde girip çıktım ameliyathaneden.

Kızım heyecanla beklerken, en güçlü zincirle kenetlenmişti etrafı aile ve dostlardan oluşan.

Tam ağlayacakken güldürdüler, tam hıçkıracakken kahkaha atar oldum sayelerinde.

O yaşattıkları tatlı heyecan ve keyifle o kadar hüzünden uzaklaştım ki, eli elimde eşimle, fotoğrafçımız Şengül Pallı ile ve sevgili doktorum Bülent Urman ve ekibi ile girdiğimde ameliyathaneye, öyle güzel ve keyifli, tatlı bir heyecanla bekleyişimin ilk saniyelerinde sordu epidural ekibi ve doktorum, “Hadi bakalım hangi şarkı ile gelsin Ali’cik?” Sen seç bugün şarkıyı...

Hiç düşünmeden, Madonna Hang Up olsun dedim, elim ayağım ritim tutarken ve şarkı mırıldanırken anlamadım bile ne epidurali, ne bebişin geldiğini.

E ne zamana başlıyorlar dediğimde eşime gülerek, başlamak mı? Dedi. Geldi bile...

Tam o sırada yaka iğnesi gibi kondu Ali’cik boynuma...

Hoş geldi, sefalar getirdi, miss gibi süt kokan kokusuyla evimizin hali değişti.

Eşim dediki “şimdi tamamlandık, bir tek kızımız değil, bizde tamamlandık...”

Oğlumu ilk kucağına alan ablası oldu.

Öpüp, koklayıp teşekkür etti dolu dolu...

“Anne ilk kez öz kardeşim oldu” dedi...

Yıllardır arkadaşlarımızın doğan çocuklarına istinaden siz kardeşsiniz telkinlerime en güzel cevabı yine verdi bana hiç beklemediğim bir anda.

İlk doğumumda, bu doğumumda tüm keyfiyle, iyilik temennileri ile, tüm sevdiklerimle sarıp sarmalandığım, elleri ile yaptıkları şerbetlerin su gibi aktığı, kurabiyelerin, çikolataların keyifle tadıldığı sabahtan, gecelere kadar gülen yüzlerle tamamladım ben doğum hikayemi, yine bir dolu güzel anılarla, dostlar dostlar dedim.

Annemin kaybından sonra bir kez daha anladım ki, dost dediğin sadece kötü günde olmuyor. Yanında dostlar her anını yaşıyor iyi günde de, kötü günde de kol kola, kalp kalbe oluyor.

Yaka iğnemide çok sevdim, alıştık birbirimize, kokumuza...
Bahar saklambaç oynayıp kendini gösterirken ara ara, bende uyanış diyorum, en iyi dileklerimi yolluyorum sana, bana, ona...

Özlen ben ‘uyanış’ta...

False