GeriÖmür Kurt Kaygı da tıpkı koronavirüs gibi bulaşıcı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kaygı da tıpkı koronavirüs gibi bulaşıcı

Kaygı da tıpkı koronavirüs gibi bulaşıcı
Abone Olgoogle-news

Dünyada, koronavirüs psikolojisiyle ilgili yazılmış ilk kitap olma özelliği taşıyan “Kaygı Psikolojisini Yönetebilmek” kitabının yazarları Psikolog Kunter Kurt ve Cevher Sönmez ile hem kaygıyı hem de bu süreçle nasıl başa çıkabileceğimizi konuştuk.

Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Dünyada koronavirüs salgını psikolojisiyle ilgili çıkan ilk kitap olma özelliğini taşıyan bu eserimizi Çin’in Wuhan kentinden yayılan koronavirüs salgınının tüm dünyayı etkileyeceğini öngörerek ülkemizde de bu salgının bizi olumsuz yönde etkileyeceğini düşündük ve ‘tanımsız duygular’ dediğimiz duyguların hayatımızı etkilemeye başladığını gördük. Kaygı, korku, endişe gibi duygu yönetimi; hijyen ve fiziki mesafe kuralına dikkat etmek, maskeli ve mesafeli yaşamaya uyum sürecini kolaylaştırabilmek adına bu kitabı yazmaya karar verdik.

           Kaygı da tıpkı koronavirüs gibi bulaşıcı

Neler var kitapta?

Olağanüstü durumlarda olumsuz duyguları nasıl yöneteceğimizi, duygusal değil de duygulu olabilmek için hangi teknik ve metotları uygulayacağımızı, kaygımızı ve korkumuzu nasıl yöneteceğimizi, tanımsız duygularla nasıl baş edeceğimizi anlatan teknikler var. 

Koronavirüs hepimizde önce korku, sonra da kaygı yarattı. Bu ikisini nasıl tanımlamak gerekiyor? Korkularımızı ve kaygılarımızı nasıl yönetebiliriz?

Evirilen dünyada değişim ve dönüşüm kaçınılmazdır. Yeni dünya düzeninde, ‘maskeli ve mesafeli yaşam’ düzenine tüm dünyadaki insanlar gibi bizler de uyumlanıp süreci yöneteceğiz. Burada korku, kaygı ve endişenin tam olarak anlamlarını açıklayalım… Korku, hayatta kalma içgüdüsüdür ve anlıktır; endişe, düşüncedir ve bugüne aittir. Kaygı ise duygudur ve üstelik geleceğe ait bir duygudur ve bulaşıcıdır. Bizi olumsuz yönde etkileyen bu sürecin doğru yönetilebilmesi için ‘uyku hijyenine’ dikkat etmemiz gerekiyor. Bağışıklık sistemimizi en üst düzeyde tutabilmek adına 23.00-03.00 saatleri arasında salgılanan melatonin hormonunu salgılatmak çok önemli. Bu sayede duygularımızı denetleyebiliriz. ‘Düşünsel modifikasyon’ yöntemiyle olayı daha doğru çerçevede değerlendirerek kaygılarımızı yönetebiliriz. Olaylara vermiş olduğumuz tepkilerin duygusal değil; duygulu olması için duygusal modifikasyon tekniğinden yararlanmamız gerekir.

Nedir duygusal modifikasyon?

Aslında bunu üçe ayırmak lazım. Duygusal, düşünsel ve davranışsal modifikasyon olarak… Düşünsel modifikasyon; zaman, geçmiş, şu an ve geleceği içerir. Geçmişte iyi veya kötü hatıralarımız vardır, gelecekten ise ümitlerimiz ve beklentilerimiz. Yani geçmiş ve gelecek çokluktur, an ise tekliktir, farkında olmaktır. Tüm çözümler andadır. Etki düşüncemizin, tepki bilinçaltımızın bize verdiği karşılıktır. Eğer bir konuda çabalamanıza rağmen istediğiniz sonucu elde edemiyorsanız, başarısızlığın nedeni sarf ettiğimiz cümleler olabilir: “Her şey kötüye gidiyor!”, “Asla başaramayacağım!”, “Çıkış yolu göremiyorum!”, “Ne yapacağımı bilemiyorum!”, “Durum, umutsuz!”, “Karmakarışık oldum!”, “Ben bittim!”, “Artık ölmek istiyorum!” vb. Bu cümleleri kullanan insanlar, problemlerini çözemezler ve bir kısırdöngünün içinde debelenip dururlar. Duygusal modifikasyon ise duygularımızla ilgili. Biyolojik bir güç, psikolojik bir güce dönüştü ve o psikolojik güç insanları etkilemeye başladı. Endişeyi, kaygıyı, korkuyu, paniği, telaşı beraberinde getirdi. “Panik olduk!” sözü neredeyse moda olacak! Bu duygular normal, çünkü yaşamsal faaliyetlerimizi tehdit eden her olay, psikolojimizi doğrudan etkileyebilir. Bizi etkisi altına alan negatif duyguları doğru yorumlayıp değiştirdiğimiz andan itibaren kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlamış oluruz.

Davranışsal modifikasyon ise davranışlarımızla ilgilidir. Olağanüstü durumlarda olağanüstü tepkiler vermek normaldir. Bu nedenle sıra dışı yöntemler ve teknikler uygulamak durumunda kalabiliyoruz. Bunlardan biri orman yangınlarında kullanılan ateşi ateşe boğdurma tekniğidir. Ateşin geliş yönüne göre bir hendek kazılır, hendeğin içine bir ateş yakılır. Ve ateş ateşle buluştuğunda oksijen olmadığı için ateş söner. Biz buna ateşi ateşe boğdurma tekniği deriz. Soğuktan donanı buzla ovalamak gibi... Yani çivi çiviyi söker. 

Peki, şu süreçte evde kalmak zorunda olan anne babalara önerileriniz neler? Çocuklar da çok bunaldı. Neler yapmak gerek?

Bu süreçte her gün evin içinde yapılacak olan bir duygu çalışması ve kitap okuma saati, aile içindeki ilişkiyi geliştirir ve virüs salgını döneminde oluşan olumsuz süreci doğru yönetmemizi sağlar. Çocuklarımızın ekran süresini denetim altına almalı, onlarla oyun oynamalı, sohbet etmeli ve gerçekten kaliteli zaman geçirmeliyiz. Bu süreç ailece sosyalleşmek için de gerçekten iyi bir fırsat.

Kunter Kurt ve Cevher Sönmez, Kaygı Psikolojisini Yönetebilmek, Destek Yayınları, 120 sayfa, 20 lira

False