GeriNuran ÇAKMAKÇI Asla yapmam dediğim şey ve inatlaşma
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Asla yapmam dediğim şey ve inatlaşma

Hayatta çocukla birlikte aldığım en büyük derslerden biri de 'onunla inatlaşmama' oldu.

40’lı yaşları aşıp, ergen bir oğla sahip bir annenin hayattan çıkaracağı çok dersler var. Daha anne olmadan önce, hatta genç kızlığımda esnekliği az olan, kendi doğruları ve kuralları olan biriydim. Sonra evlilik biraz ama asıl beni değiştiren çocuk oldu. O değişmez kurallardan da, doğrulardan da zaman zaman vazgeçtim. Çünkü, çocuk insanı esnekleştiriyor ve hayata hazırlıyor. Bu süre içinde aldığım en büyük ders “Asla yapmam” dediğim birçok şeyi yapmak oldu. İstediğim kişilerle görüşmeyi ve evime davet etmeyi hayat prensibi olarak alırken, oğlumun sevdiği ama benim de pek hoşlanmadığım birçok aileyi ağırlamak zorunda kaldım. Onu mutlu etmek ve hoşça vakit geçirmek adına pek de tarzım olmayan annelerle çay sohbetlerinde bulundum, onların eğlencelerine katıldım. Bazı kurallarımı tamamen kaldırdım, bazılarını eğdim, büktüm. Genç bir kızken, ya da çocuğum olmadan annelerine kapris yapan çocuklara ne cezalar vereceğimi düşünüp, ailelerini kınarken, onların içinde kendimi bulunca aklıma ne ceza, ne de bağırıp çağırma geldi.

Bütün bunları yaparken etrafta bağırıp, çağırıp, mızmızlanan çocuk yetiştirmemeye, sokak ortasında çaresiz anne olmamaya özen gösterdim. Oyuncakçılarda çocuğu kollarından çekip çıkarmamak için küçük yaştan itibaren onu bu konuda terbiye ettim. İstediklerini ağlayarak değil, konuşarak anlatmasını öğrettim. Uçakta, toplu taşıtlarda çevreye rahatsızlık vermemesi için tedbirimi önceden aldım. Çantama makyaj malzemeleri yerine onun hoşlanacağı oyuncakları, ya da uçaktaki basınçta etkilenmemesi için biberonunu, sonrasında çikletini hazır tuttum. Misafirliğe gittiğinde merakına yenik düşüp, etrafı karıştırmaması, başkasının eşyasını almaması konusunda verdiğim terbiye işe yaradı. Onu oyalayacak her türlü materyali yanımda hazır bulundurdum. Ama, arkadaşlarına ve onun ailelerine karşı hoşuma gitmese de, pek tipim olmasa da her seferinde pes ettim. Onlarla birlikte seyahatlere katılmak zorunda kaldım, hafta sonlarını birlikte geçirdim, onların evine gittim, onları evimde ağırladım.

Hayatta çocukla birlikte aldığım en büyük derslerden biri de “onunla inatlaşmama” oldu. Oğlumun kendini farketmesi, benlik kavramanın gelişmeye başlamasıyla kendi yemeğini yemekte diretmesi, kendi seçtiklerini giymesi ve ona göre davranmasıyla aramızdaki inatlaşma başladığı anda ufak ufak hissettim. Ama sonrasında bütün inatlaşmalarda kazanan o olunca onunla inatlaşmamayı öğrendim.

Onun kişilik gelişiminin bir parçası olan seçim hakkı ve benlik kavramına zarar vermemeyi ve en önemlisi ona saygı duymayı öğrendim. Zamanla onun inadını kırmak için ne kadar sinirlenip, ona duygusal sömürü yapmaya başladığımı anladığım anda vazgeçtim. Onun inadına direnç göstermek yerine, iletişim kurmayı tercih ettim.

Eskiden sabırsız, tez canlıydım, çocuk bana daha sabırlı, hoşgörülü ve olumlu olmayı öğretti. Onun ısrarlı davranışlarını birlikte çözmeyi tercih ettik. Yapmak ya da yapmamak istediklerini uygun bir dille anlatmayı kavradı. Aramızda ne geçerse geçsin sonunda onunla konuşup, dokunup, sarılmayı ihmal etmedim.

Size de önerim bu. Kızsanız da, bağırsanız da, hata yapsanız da sakinleştikten sonra onu karşınıza alıp, hata yaptıysanız onu da paylaşıp, o hata yaptıysa onu uygun dille aktarıp, yeter ki konuşun. Ama mutlaka dokunun ve sarılın. Göreceksiniz çok ama çok işe yarayacak. 

False