GeriNuran ÇAKMAKÇI Annen neyse sen de onun gibisin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Annen neyse sen de onun gibisin

Özgecan’ın vahşeti karşısında hepimizin içi sızlıyor, canı acıyor ya... Bu çocukları yetiştiren de anne babalar değil mi?

“Annen neyse, sen de annenin kopyasısın” sözlerini ilk Byron Norton’don duymuştum. Özellikle kız çocuklarının annenin davranış özelliklerini taşıdığını her konuşmamızda sık sık yinelemişti. 50’sine merdiven dayayan biri olarak şimdi kendime bakıyorum, gün geçtikçe anneme benziyor, Norton’a hak veriyorum.

Türkiye’de Byron Norton’la yakın çalışan psikolog Nilüfer Devecigil de aynı düşüncede. Yani annemiz küçükken bize ne yapıyorsa, biz de çocuklarımıza aynısını yapıyoruz. Eğitimmiş, meslekmiş, okumaymış pek de önemli değil, arada bir annemiz içimizden çıkıyor. Hayret etsek de, kızsak da kendinize bir uzaktan bakın, Byron Norton’a hak vereceksiniz. Norton, daha da ileri giderek, “En az beş nesil bu böyle devam eder” diyor.

Annemiz etkili de babamız etkili değil mi? Bakın Özgecan’ın vahşetini yapan katile… Katilin annesi bile “İşin içinde baba varsa, tamamdır. Oğlum şiddetle büyüdü, şaşırmadım” diyor.

Yani ebeveyn olarak yaptıklarımız, ettiklerimiz gözümüz gibi koruduğumuz çocuklarımızın gelecekte davranış şekli olarak kopyalanıyor.

Babamız anamıza şiddet uyguluyorsa biz de çocuğumuza o da olmadı eşimize aynı şeyi yapıyoruz. Birer küçük kopyayız.. Babamız anamıza saygı duyuyorsa, evde şiddet olmuyorsa bizim çocuklarımız da gelecekte pek bu yönteme başvurmuyor, istisnalar hariç.

Eee şimdi bütün bunları biliyoruz da, niye bazı şeylere şaşırıyoruz.. “Kızını dövmeyen dizini döver” sözlerini kim söylüyor? Bize ait değil mi?
Oğlumu yemek konusunda yıllarca çok zorladım, yemeyen bir çocuk damgasını vurmuştum, etrafımdakileri, özellikle eşimin söylediklerini takmadım. Doktorları dinlemedim, musluk kenarında, cam önünde, elimde tabakla maalesef dolaştım. Şimdi geriye bakıyorum da hata yapmışım. Ama annemi taklit etmişim. Ben de küçükken pek yemek yemeyi sevmeyen biriymişim, demek ki bana yapılanı oğluma yapmışım. (Laf aramızda bu arada keşke şimdi yemekle arası olmayan biri olsaymışım ya...)

Özgecan’ın vahşeti karşısında hepimizin içi sızlıyor, canı acıyor ya... Bu çocukları yetiştiren de anne babalar değil mi? Şiddetle terbiye etme bizim kültürümüzde yok mu? Peki ama anne babalık anlayışı nasıl değişecek? Yurt dışında çocuğunuza elinizi kaldırdığınız anda, sözle bile şiddet uyguladığınızda konu komşu ya sizi uyarır, ya da anında polise haber verir. Yani siz kendi çocuğunuza eziyet ediyorsanız anında devlet harekete geçer. Ya bizde ne oluyor?

Çengelköy’de eşi tarafından 50 parçaya bölünerek öldürülen Kübra K.’nın çığlıklarına “karı koca arasına girilmez, her zamanki gibi kavga ediyorlardır” diyen komşular gibi sessiz kalan binlerce insan aslında yaşanan her şiddeti onaylamıyor mu?

Otobüste, sokakta elle, sözle tacize tanıklık eden onlarca kişi “o da mini ya da dar giymeseydi” diye bu tacizi görmezlikten gelmiyor mu?
Byron Norton diyor ya, “annemizin kopyasıyız” haklı... Bizler nesilden nesile “kimsenin evinin içine karışmayalım, aile içinde herşey olur, kol kırılır yen içinde kalır” diye yetiştirilmedik mi?

Zararın neresinden dönersek kardır, anne babalarımızın kötü yönlerinden sıyrılalım, sıyrılmaya çalışalım. İyi yönlerini alalım. Çevremizde şiddet gören her kim olursa olsun müdahale etmesek de polise bildirelim. Bu konuda çaba harcayalım.

Biz çaba harcamazsak, bir gün bu caniler, bizim en yakınlarımıza kadar gelebilir, kendimizle olmasa da Allah korusun ama çocuklarımızla karşılaşabilir. Seyirci kalmayalım.

False