Mustafa Bahçeci

Mustafa Bahçeci

canayla@gmail.com

İleri yaşta annelik: Biyoloji geri çekilirken teknoloji nasıl öne çıktı?

Bir zamanlar 35 yaş üstü gebelikler tıp literatüründe “ileri yaş gebeliği” olarak tanımlanır ve istisnai kabul edilirdi. Bugün ise özellikle büyük şehirlerde bu durum giderek yeni norm haline geliyor. Avrupa’da, ABD’de, Japonya’da ve Güney Kore’de ilk doğum yaşı sürekli yükseliyor. Türkiye’de de benzer bir tablo var. Otuz yaş artık “erken”, kırk yaş ise “olağanüstü” kabul edilmiyor. Son yirmi yılda 40 yaş üzeri doğum oranları dikkat çekici biçimde arttı.

Haberin Devamı

Peki bu nasıl mümkün oldu?

İnsan biyolojisi mi değişti?

Hayır.

Aslında değişen şey biyolojinin kendisi değil; biyolojinin etrafına kurulan teknoloji, sosyal yapı ve modern yaşam biçimi.

Çünkü insan ömrü uzadı ama yumurtalık biyolojisi aynı hızda değişmedi.

Kadın bedeni tarih boyunca yaklaşık aynı üreme takvimine sahipti. Bir kız çocuğu doğduğunda yumurtalıklarında yaklaşık 1-2 milyon oosit bulunur. Bu sayı ergenlikte 300-400 bine düşer. Üreme hayatı boyunca bunların yalnızca birkaç yüzü ovulasyona ulaşır. Geri kalanlar yıllar içinde kaybolur. Araştırmalar, kadınların 30 yaşında doğuştaki yumurta rezervlerinin yaklaşık yüzde 12’sini, 40 yaşında ise yalnızca yüzde 3’ünü taşıdığını gösteriyor.

Yani doğa insan türünü uzun bir menopoz sonrası yaşam için programladı; uzun fertilite için değil.

Haberin Devamı

Ancak modern toplum biyolojik takvimi dramatik biçimde değiştirdi.

Eskiden insanlar daha erken evleniyor, daha erken çocuk sahibi oluyor ve yaşam süresi daha kısa oluyordu. Bugün ise tablo tamamen farklı. Üniversite eğitimi uzadı. Kariyer planları önceliklendi. Kent yaşamı pahalılaştı. İnsanlar daha geç evlenmeye başladı. Partner bulma yaşı yükseldi. İkinci evlilikler arttı. Kadınlar ekonomik ve sosyal olarak çok daha bağımsız hale geldi.

Bütün bunlar annelik yaşını ileri itti.

Ama biyoloji bu sosyolojik dönüşüme tam uyum sağlayamadı.

İşte tam burada yardımcı üreme teknolojileri devreye girdi.

Bugün ileri yaşta anneliği mümkün kılan üç temel teknoloji var: tüp bebek (IVF), yumurta dondurma ve bazı ülkelerde uygulanan donör yumurta programları.

İleri yaşta annelik: Biyoloji geri çekilirken teknoloji nasıl öne çıktı

Önce IVF geldi.

1978’de dünyaya gelen ilk tüp bebek Louise Brown yalnızca tıbbi değil, kültürel bir kırılmaydı. Çünkü ilk kez insan üremesi tamamen doğal süreçten ayrılarak laboratuvar ortamına taşınmıştı. Sonraki yıllarda embriyo kültürü, mikroenjeksiyon (ICSI), blastosist transferi, embriyo dondurma ve genetik tarama teknikleri başarı oranlarını artırdı.

Haberin Devamı

Ancak burada toplumun sık yaptığı büyük bir yanlış var:

IVF yaşlanmayı durdurmaz.

Tüp bebek teknolojisi yumurtayı gençleştirmez, kromozomal yaşlanmayı geri çevirmez ve biyolojik saati durdurmaz. Sadece mevcut biyolojik potansiyelin daha verimli kullanılmasını sağlar.

Çünkü kadın yaşlandıkça temel problem yalnızca yumurta sayısının azalması değildir; yumurtaların genetik kalitesi de bozulur.

İleri yaşta en büyük sorunlardan biri anöploidi, yani embriyodaki kromozom bozukluklarıdır. Yaş ilerledikçe düşük oranları yükselir, embriyo gelişimi zorlaşır ve canlı doğum ihtimali belirgin biçimde azalır. Özellikle 43-44 yaş sonrasında kadının kendi yumurtalarıyla gebelik şansı dramatik biçimde düşer.

Haberin Devamı

İşte bu nedenle son yılların en önemli teknolojik devrimlerinden biri yumurta dondurma oldu.

Özellikle vitrification adı verilen hızlı dondurma tekniklerinin gelişmesiyle birlikte yumurta hücrelerinin çözülme sonrası hayatta kalma oranları ciddi biçimde arttı. Bu teknoloji kadınlara ilk kez “biyolojik zamanı kısmen erteleme” olanağı sundu.

Buradaki temel mantık şudur:

Kadının yaşı değil, yumurtasının yaşı belirleyicidir.

Bir kadın 35 yaşında yumurtalarını dondurup 45 yaşında kullanırsa, biyolojik olarak hâlâ 35 yaşındaki yumurtalarıyla gebelik denemektedir.

Fakat burada da büyük bir mit üretildi:

Yumurta dondurma bir garanti değildir.

Başarı; yumurtaların kaç yaşında dondurulduğuna, kaç adet elde edildiğine ve kadının genel üreme biyolojisine bağlıdır. Özellikle 38 yaş sonrası başarı oranları belirgin şekilde düşmektedir. Bazı Batı ülkelerinde büyük şirketlerin çalışanlarına yumurta dondurma desteği sunması ise yeni etik tartışmalar yarattı. Çünkü bu uygulama bazı çevrelerce kadınlara özgürlük sağlayan bir teknoloji olarak görülürken, bazı çevreler tarafından anneliği daha ileri yaşlara erteleyen yeni bir kurumsal baskı biçimi olarak değerlendiriliyor.

Haberin Devamı

Üçüncü ve en güçlü teknoloji ise donör oosit uygulamalarıdır.

Aslında menopoz sonrası gebeliklerin önemli bir bölümü bu yöntem sayesinde mümkün hale gelir. Çünkü menopoz esas olarak yumurtalıkların işlevini kaybetmesidir; rahim ise uygun hormonal destekle belirli ölçüde gebeliği taşıyabilmeye devam eder. Bu nedenle 50 yaş üzeri gebeliklerin önemli kısmında genç donör yumurtaları kullanılmaktadır.

Buradaki temel biyolojik gerçek şudur:

Kadının gebelik taşıma kapasitesi, yumurtalık rezervinden daha uzun süre devam edebilir.

Ancak bu noktada çok önemli bir hukuki ve etik ayrımı da net biçimde belirtmek gerekir. Donör yumurta uygulamaları dünyada bazı ülkelerde yasal çerçevede uygulanırken, Türkiye’nin de içinde bulunduğu birçok ülkede yasaktır. Türkiye’de yürürlükteki yardımcı üreme tedavileri mevzuatı; sperm, yumurta ve embriyo bağışına izin vermemektedir. Benzer yasaklar Avrupa’nın bazı ülkelerinde ve Orta Doğu coğrafyasının önemli bölümünde de bulunmaktadır.

Haberin Devamı

Bu nedenle kamuoyunda sıkça görülen “50 yaşında anne oldu”, “mucize gebelik” ya da “doğa kurallarını yıkan doğum” başlıklı haberlerin önemli bir kısmı, Türkiye’de uygulanabilen standart yardımcı üreme yöntemleriyle değil; farklı ülkelerde, farklı yasal sistemler içinde gerçekleştirilen donasyon programlarıyla ilişkilidir.

Bu ayrımın özellikle bilinmesi gerekir.

Çünkü toplumda oluşan yanlış algılardan biri, modern tüp bebek teknolojisinin her yaşta ve her koşulda kadının kendi yumurtalarıyla gebelik sağlayabildiği düşüncesidir.

Oysa biyoloji hâlâ belirleyici sınırlarını korumaktadır.

Teknoloji bu sınırları esnetebilmekte, geciktirebilmekte veya bazı ülkelerde üçüncü kişi üreme hücreleri kullanılarak aşabilmektedir; ancak her ülkenin etik, kültürel ve hukuki yaklaşımı birbirinden farklıdır.

Üstelik mesele yalnızca gebeliğin oluşması da değildir.

Gebelik aynı zamanda kardiyovasküler sistem, metabolizma, hipertansiyon riski, diyabet, pıhtılaşma sistemi ve obstetrik komplikasyonlarla ilgili büyük bir fizyolojik yüktür. İleri yaş gebeliklerinde preeklampsi, gestasyonel diyabet, erken doğum ve sezaryen oranları belirgin biçimde yükselir.

Dolayısıyla soru artık “Gebelik mümkün mü?” değildir.

Asıl soru şudur:

“Hangi risk düzeyinde mümkün?”

Modern fertilite tıbbı doğanın kurallarını tamamen yıkmadı; onları geciktirdi, manipüle etti ve bazı alanlarda bypass etti.

Bugün bilim insanları yumurta yaşlanmasını yavaşlatacak yeni yöntemler üzerinde çalışıyor. Özellikle kromozomal ayrılma kusurlarını azaltmaya yönelik deneysel çalışmalar dikkat çekiyor. Ancak henüz “yumurtayı gençleştirme” çağında değiliz.

Ama artık kesin olarak “fertiliteyi erteleme” çağındayız.

Belki de bütün bu dönüşümün en önemli sonucu şu:

Annelik giderek yalnızca biyolojik bir kader olmaktan çıkıp planlanan, yönetilen ve teknolojik olarak optimize edilen bir sürece dönüşüyor.

Bu dönüşüm özgürleştirici mi?

Evet.

Ama aynı zamanda yeni baskılar da yaratıyor.

Çünkü teknoloji ilerledikçe toplum kadınlardan artık yalnızca anne olmayı değil; doğru yaşta, doğru kariyer aşamasında, doğru partnerle ve doğru biyolojik stratejiyle anne olmasını bekliyor.

Eskiden biyoloji karar veriyordu.

Şimdi kararın önemli kısmını teknoloji veriyor.

Yazarın Tüm Yazıları