Paylaş
Diyabet ve obezite birlikte ele alındığında, vücudun temel enerji dengesini bozan ve “sessizce ilerleyen” iki durumdan söz ediyoruz. Bu bozulma kadında yumurtlamayı düzenleyen hormonları, yumurta kalitesini ve rahmin embriyoyu kabul etme özelliğini etkileyebilir. Kan şekerinin uzun süre yüksek seyretmesi yumurta çevresindeki sıvının kimyasını değiştirir, oksijensizliğe benzer bir stres yaratır ve bu da yumurtanın olgunlaşmasını olumsuz etkileyebilir. Aynı sorun embriyonun rahme tutunmasında da görülebilir; diyabetik ortamda rahim dokusunun “kabuledici” özelliği azalır. Bu nedenle hem doğal gebelikler hem de tüp bebek uygulamalarında düşük oranlarının arttığı gösterilmiştir. Erkeklerde ise yüksek kan şekeri spermleri oluşturan hücrelerde benzer bir stres etkisi yaratır. Sperm sayısı azalabilir, hareketlilik düşebilir ve en önemlisi sperm DNA’sında kırıklar artabilir. Bu durum hem gebelik şansını azaltır hem de erken gebelik kaybı riskini yükseltebilir. Obez erkeklerde hormon dengesi de bozulur; yağ dokusu testosteronu daha hızlı yıkar ve bu durum cinsel isteği, ereksiyon sağlanmasını ve sperm üretimini olumsuz etkiler.

Tip 1 diyabet ise üreme sağlığını farklı bir açıdan etkileyebilir. Genellikle daha genç yaşta başladığı için özellikle kadınlarda ergenlik dönemi ve genç erişkinlikte adet düzeni, yumurtalık rezervi ve hormon dengesi daha erken bozulabilir. Araştırmalar uzun yıllardır tip 1 diyabeti olan kadınların adetlerinde düzensizlik, yumurtalık rezervinde azalma ve gebelikte daha fazla komplikasyon yaşayabildiğini göstermektedir. Erkeklerde tip 1 diyabet genellikle sperm üretimini korur, ancak uzun süreli yüksek kan şekeri nedeniyle boşalma problemleri ve ereksiyon güçlüğü görülebilir. Bu durumlar kontrol altına alındığında büyük ölçüde düzelebilir. Diyabet ve obezite birlikte olduğunda bu etkiler daha da belirginleşir. Yağ dokusunun salgıladığı inflamatuvar maddeler vücudun tüm hücreleri üzerinde “sessiz bir yangın” etkisi yaratır; bu da hem yumurtalık hem sperm hücrelerinin sağlığını etkiler. Aynı zamanda yeni oluşan embriyonun genetik işleyişi üzerinde bile kalıcı etkiler bırakabileceği düşünülmektedir.
Anne adayının gebelikten önceki metabolik durumu, bebeğin ileride obezite ve diyabete yatkın olmasını etkileyebilir; bu nedenle diyabet sadece bugünün değil, yarının sağlığını da şekillendiren bir durumdur.
Tüp bebek tedavilerinde de benzer sonuçlar görülür. Kan şekeri iyi kontrol edilmeyen kadınlarda yumurta toplama işlemi daha zor olabilir, kullanılan ilaçlara yanıt azalabilir ve embriyo tutunma oranı düşebilir. Erkekte ise sperm kalitesindeki bozulma embriyo gelişimini yavaşlatabilir. Buna karşın yaşam tarzı değişiklikleri, kilo kaybı ve iyi glisemik kontrol sağlandığında bu fark büyük ölçüde kapanmaktadır. Bu nedenle hem kadın hem de erkek için gebelik planlanmadan önce metabolik durumun düzeltilmesi kritik önemdedir. Kan şekerinin düşürülmesi, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve gerekirse medikal tedaviler hem doğal yolla gebelik ihtimalini artırır hem de tüp bebek tedavisinin başarı oranlarını yükseltir. Tip 1 diyabetli kadınlarda sürekli glikoz ölçüm sistemlerinin gebelik sonuçlarını iyileştirdiği artık güçlü bir bilimsel gerçektir. Aynı şekilde erkeklerde beslenme düzeni, kilo kontrolü ve antioksidan takviyeleri sperm DNA’sını koruyabilir. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde vurgulanması gereken temel gerçek, diyabetin yalnızca bir metabolik değil aynı zamanda nesiller arası bir üreme sağlığı sorunu olduğudur. Diyabetin erken tanısı, obezitenin önlenmesi, düzenli fiziksel aktivite ve beslenme müdahaleleri yalnızca kardiyovasküler riski değil doğurganlık potansiyelini de korur. Üreme sağlığı, metabolik sağlığın aynasıdır.
Diyabeti önlemek yalnızca bireyin değil, gelecek nesillerin sağlığını korumaktır.
Paylaş