Mustafa Bahçeci

Mustafa Bahçeci

canayla@gmail.com

Bir çocuk için kaç embriyo gerekir?

Tüp bebek tedavisine başlayan bir çiftin doktora sorduğu sorular bellidir: Kaç yumurta toplandı? Kaçı döllendi? Kaç embriyo gelişti? Kaçı donduruldu? Sayı arttıkça genellikle yüzler güler.

Haberin Devamı

On yumurta sekiz yumurtadan, sekiz embriyo beş embriyodan daha iyi kabul edilir. Çünkü tüp bebek tedavisinin başlangıcında herkes aynı şeyi ister: Mümkün olduğu kadar çok şans.

Peki çocuk doğduktan sonra?

Diyelim ki çiftin istediği çocuk dünyaya geldi ve laboratuvarın sıvı azot tankında hâlâ altı embriyosu duruyor.

O altı embriyo şimdi nedir?

İkinci bir çocuk ihtimali mi?

Bir çeşit biyolojik sigorta mı?

Potansiyel çocuklar mı?

Yoksa artık kullanılmayacak birkaç hücreden ibaret biyolojik materyal mi?

Tüp bebek teknolojisinin yaklaşık yarım yüzyıllık gelişimi bize çocuk sahibi olma konusunda olağanüstü olanaklar sağladı. Fakat çözdüğümüz her biyolojik problem, daha önce düşünmek zorunda olmadığımız yeni sorular yarattı.

Dondurulmuş embriyolar bunlardan biri.

Haberin Devamı

Başlangıçta ne kadar çoksa o kadar iyi

Tüp bebek tedavisinin matematiği acımasızdır.

Toplanan her yumurta olgun değildir. Her olgun yumurta döllenmez. Her döllenen yumurta iyi bir embriyoya dönüşmez. Her embriyo blastosiste ulaşmaz. Her blastosist gebelik oluşturmaz. Her gebelik de canlı doğumla sonuçlanmaz.

Üstelik bu kayıplar özellikle kadın yaşı ilerledikçe artar.

Bu nedenle yıllarca IVF’nin temel stratejilerinden biri mümkün olduğunca çok yumurta elde etmek ve bunlardan mümkün olduğunca çok kullanılabilir embriyo oluşturmak oldu.

Bunun sağlam bir tıbbi gerekçesi var.

Ama laboratuvar teknolojisi gelişti.

Embriyo kültürü gelişti. Dondurma teknikleri gelişti. Özellikle vitrifikasyon sayesinde embriyoları uzun yıllar yüksek canlılık oranlarıyla saklayabilmek günlük tüp bebek uygulamasının sıradan bir parçası haline geldi.

Eskiden kaybetmekten korktuğumuz embriyoları artık başarıyla saklayabiliyoruz.

Ve tam burada yeni bir problem doğuyor:

Fazla embriyo.

Çocuk doğuyor, embriyolar kalıyor

Tedavinin başında beş embriyosu olduğunu öğrenen çift için bu sayı güven vericidir.

İlk transfer başarısız olabilir. İkincisi yapılabilir. Belki ileride ikinci, hatta üçüncü çocuk istenir.

Ama yıllar geçer.

Bir veya iki çocuk doğar. Aile tamamlanır.

Ve bir gün telefon çalar:

Haberin Devamı

“Dondurulmuş embriyolarınız var. Saklamaya devam etmek istiyor musunuz?”

İşte tedavinin başında son derece kolay görünen mesele o anda bambaşka bir şeye dönüşür.

Çünkü insanlar dondurulmuş embriyolarını çoğu zaman sıradan bir biyolojik materyal olarak görmezler.

Ama onları mutlaka çocuk olarak da görmezler.

Arada, tanımlanması zor bir yerde dururlar.

Bir çocuk için kaç embriyo gerekir

Bu nedenle bazı insanlar artık çocuk istemediklerini bildikleri halde embriyolarını yıllarca saklatmaya devam eder.

Karar vermemek, karar vermekten daha kolaydır.

Peki çözüm daha az embriyo oluşturmak mı?

İlk bakışta öyle düşünülebilir.

Bir çocuk isteyen çifte neden sekiz embriyo oluşturalım?

Çünkü biyoloji matematik kadar düzenli çalışmıyor.

Haberin Devamı

Bir blastosist, bir çocuk demek değil.

Burada kadın yaşı denklemi bütünüyle değiştiriyor.

Otuz yaşındaki bir kadının blastosisti ile 42 yaşındaki bir kadının blastosistinin kromozomal olarak normal olma olasılığı aynı değildir. Yaş ilerledikçe embriyolardaki kromozom bozuklukları artar. Dolayısıyla bir canlı doğuma ulaşabilmek için ihtiyaç duyulan yumurta ve blastosist sayısı da genellikle yükselir.

Genç bir kadında birkaç iyi blastosist, bir çocuk sahibi olmak için oldukça güçlü bir şans oluşturabilir. Kırklı yaşlara geldiğimizde ise aynı sayıda blastosist aynı güvenceyi sağlamaz.

Bazen çok sayıda yumurtadan yalnızca bir kromozomal olarak normal embriyo elde edilir.

Bazen hiç elde edilemez.

İlginç olan bundan sonrası.

Haberin Devamı

Kromozomal olarak normal olduğu gösterilmiş iyi bir embriyoya ulaştığımızda kadın yaşının transfer başına başarı üzerindeki etkisi belirgin biçimde azalır.

Yani asıl sorun yalnızca 42 yaşındaki kadının rahmi değildir. Büyük sorun, 42 yaşında kromozomal olarak normal embriyoya ulaşmanın çok daha zorlaşmasıdır.

Bu ayrım önemli.

Çünkü bize “Bir çocuk için kaç embriyo gerekir?” sorusunun neden tek bir cevabı olmadığını gösteriyor.

30 yaşında bir çocuk isteyen kadınla 40 yaşında bir çocuk isteyen kadına aynı embriyo hedefini koyamayız.

Hele 30 yaşında olup üç çocuk isteyen bir kadınla 40 yaşında olup yalnızca bir çocuk isteyen kadını hiç aynı şekilde değerlendiremeyiz.

Haberin Devamı

Demek ki yalnızca yaş da yetmiyor.

Kadının yaşı, yumurtalık rezervi, önceki tedavilerdeki yumurta ve embriyo gelişimi, sperm özellikleri ve belki hepsinden önemlisi çiftin kaç çocuk istediği birlikte değerlendirilmeli.

Böyle bakınca tüp bebek tedavisinin hedefi de değişiyor.

Mümkün olan en fazla embriyoyu oluşturmak değil, o ailenin istediği sayıda çocuğa ulaşabilmesi için yeterli sayıda embriyo elde etmek.

Buna “kişiye özgü embriyo hedefi” diyebiliriz.

Kaç çocuk istiyorsunuz?

Aslında tüp bebek tedavisinin başında çiftlere çok soru soruyoruz.

Kaç yıldır çocuk istiyorsunuz?

Daha önce tedavi gördünüz mü?

Adetleriniz düzenli mi?

Yumurtalık rezerviniz nasıl?

Ama çok temel bir soruyu bazen yeterince konuşmuyoruz:

Kaç çocuk istiyorsunuz?

Bu soru tedavinin sonunda değil, başında sorulmalı.

Çünkü 30 yaşında ilk çocuğunu isteyen ve üç çocuk hayal eden bir kadının yalnızca bugünkü gebeliğini planlamıyoruz.

İkinci ve üçüncü çocuk istendiğinde kadın artık 35 veya 38 yaşında olabilir.

Bugün oluşturup dondurduğumuz embriyolar ise biyolojik olarak bugünkü yaşında kalır.

Embriyo dondurmanın olağanüstü gücü burada.

Ama paradoksu da burada.

Çok az embriyo oluşturursanız gelecekteki çocuk şansını azaltabilirsiniz.

Çok fazla oluşturursanız aile tamamlandığında geride ne yapılacağı bilinmeyen embriyolar bırakabilirsiniz.

Sonra hayat devreye giriyor

Bir de tedavi sırasında pek düşünmek istemediğimiz başka bir gerçek var.

Embriyo yıllarca aynı kalırken insanların hayatı aynı kalmıyor.

Çift boşanabilir.

Eşlerden biri ölebilir.

İnsanlar fikir değiştirebilir.

Türkiye’deki düzenleme uzun süre bu konuda oldukça kesindi. Boşanmanın kesinleşmesi veya eşlerden birinin ölümü halinde saklanan embriyoların imha edilmesini öngörüyordu.

Ancak ölüm konusunda önemli bir hukuki değişiklik yaşandı.

Danıştay 2025 yılında eşlerden birinin ölümü halinde embriyoların otomatik olarak imha edilmesini öngören düzenlemeyi iptal etti.

Kararın ortaya çıkardığı soru çok çarpıcı:

Bir insan eşiyle çocuk sahibi olmak için tüp bebek tedavisine başlamış, embriyoların oluşturulmasına ve dondurulmasına açıkça rıza göstermişse, öldüğü anda bu iradesinin de ortadan kalktığını kabul edebilir miyiz?

Danıştay’ın önüne gelen olayda ölen eşin çocuk sahibi olma iradesini gösteren onamları, hatta ölümünden sonra tedavinin sürdürülmesini istediğini ortaya koyan yazılı iradesi vardı.

Mahkeme ölümün bu iradeyi otomatik olarak ortadan kaldırdığı yaklaşımını kabul etmedi.

Bu karar, “Eşi ölen herkes dondurulmuş embriyosunu kullanabilir” anlamına gelmiyor.

Ama Türkiye’de ölümden sonra embriyonun kaderinin artık yalnızca “imha edilir” cümlesiyle çözülemeyeceğini gösteriyor.

Boşanmada ise durum farklı. Mevcut düzenleme, boşanmanın kesinleşmesi halinde embriyoların imha edilmesini öngörüyor.

Birkaç hücreden oluşan küçücük bir embriyo böylece bizi tıbbın çok ötesinde bir soruyla karşı karşıya bırakıyor:

Bir embriyo üzerindeki karar hakkı kime aittir ve ne zaman sona erer?

Teknoloji zamanı durdurdu, hayatı durduramadı

Başka ülkeler bu sorunlara farklı cevaplar veriyor.

Örneğin İngiltere’de embriyolar, gerekli onamların belirli aralıklarla yenilenmesi koşuluyla 55 yıla kadar saklanabiliyor.

Elli beş yıl.

Bu süre meselenin boyutunu anlatmaya yetiyor.

Laboratuvarın sıvı azot tankındaki embriyo değişmeden kalırken dışarıdaki hayat tamamen değişebilir.

İnsanlar evlenebilir, boşanabilir, yeniden evlenebilir, çocuk sahibi olabilir, hastalanabilir veya ölebilir.

Embriyoyu oluşturan çift 30 yaşındayken verdiği bir kararın sonuçlarıyla 50 yaşında karşılaşabilir.

Teknoloji biyolojik zamanı durdurdu.

Ama insan hayatını durduramadı.

Embriyo kimin?

Aslında bütün bu tartışmanın altında çok daha zor bir soru yatıyor.

Embriyo kimin?

Kadının mı?

Erkeğin mi?

İkisinin birlikte mi?

Yoksa belirli bir aşamadan sonra kendisine özgü ahlaki bir statüsü mü var?

Çiftlerden biri embriyoyu kullanmak isterken diğeri istemezse ne olacak?

Birinin çocuk sahibi olma hakkı mı ağır basacak?

Diğerinin istemediği bir çocuğun biyolojik ebeveyni olmama hakkı mı?

Eşlerden biri öldüğünde yıllar önce verdiği onam geçerli olmaya devam edecek mi?

Peki aile tamamlandıktan sonra kalan embriyolar?

İmha edilebilir mi?

Ve belki en önemlisi:

Bu kararları embriyolar oluşturulduktan yıllar sonra mı konuşmalıyız, yoksa daha ilk yumurtayı toplamadan önce mi?

Bunların hiçbirinin cevabı embriyoloji laboratuvarında verilemez.

Bir noktadan sonra tıp biter; hukuk, etik ve felsefe başlar.

Başarıyı yeniden tanımlamak

Tüp bebek tedavisinde uzun yıllar başarıyı gebelik oranlarıyla ölçtük.

Sonra canlı doğum oranının çok daha anlamlı olduğunu öğrendik.

Belki şimdi üçüncü bir ölçüyü düşünmenin zamanı geldi:

Bir aileyi istediği çocuk sayısına ulaştırırken geride ne bırakıyoruz?

Elbette bunun kolay bir formülü yok.

“Bir çocuk için üç embriyo yeterlidir” diyemeyiz.

Biyoloji buna izin vermiyor.

Ama diğer uçtaki “Ne kadar çok embriyo, o kadar iyi” anlayışını da sorgulayabiliriz.

Modern tüp bebek tedavisinin hedefi maksimum sayıda yumurta toplamak veya maksimum sayıda embriyo oluşturmak olmamalı.

Hedef, mümkün olan en az tedavi yüküyle ailenin arzu ettiği çocuk sayısına ulaşmasını sağlayacak makul bir üreme şansı yaratmak olmalı.

Bunun için tedavinin başında sorduğumuz sorulara bir yenisini eklemek gerekiyor.

“Kaç yumurta toplayabiliriz?” sorusundan önce belki şunu sormalıyız:

“Siz kaç çocuk istiyorsunuz?”

Ardından da asıl soru geliyor:

“Bunun için kaç embriyoya gerçekten ihtiyacımız var?”

Çünkü bir embriyoyu oluşturmak birkaç günlük laboratuvar işidir.

Onu dondurmak da kolaydır.

Asıl zor olan, artık ihtiyacınız kalmadığında o embriyoya ne yapacağınıza karar vermektir.

Yazarın Tüm Yazıları