Ruhsal istismar

Bir anne babanın sorumluluğu, çocuğuna namusunu değil kendini korumayı öğretmektir.

Haberin Devamı

Her ne kadar önerge komisyona çekilmiş olsa da, Türkiye’de ruh sağlığı alanında çalışan tüm psikolog, psikiyatrist ve hekimler gibi Türk Ceza Kanunu'nda, cinsel istismar suçunda mağdur ile failin evlenmesi halinde, fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesine imkan veren düzenleme teklifi beni de derinden kaygılandırdı ve bu haftaki yazımı cinsel istismar üzerine yazmaya karar verdim.

Yasa tasarısının geri çekilmesi adına Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Türk Tabipleri Birliği, Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği ve Travma Çalışmaları Derneği bir oldu ve TBBM’ne yazdıkları bir dilekçe ile şunları ifade etti:

"18 yaş altında yapılan bütün evlilikler ruhsal istismardır, bir çocuğun iradesinden/rızasından bahsedilemez. Ayrıca çocuklar cinsel istismarı tanıyamayabilir, sonuçlarını öngörmeyebilir, dolayısıyla kendini koruyamaz. Darp edilmeden, cebir ve tehdit olmadan da istismara uğrayabilir. Hileleri anlayamaz. İstismar her durumda örseleyicidir. Bir kadın ve kız çocuğu için cinsel istismara uğramak çok ağır bir ruhsal travmadır. Dolayısıyla bu travmayı yaşamış kişinin fail ile evlendirilmesi onun ruhsal sağlığını onulmaz şekilde yaralayacaktır. Ayrıca bu travma kuşaklar boyunca çocukları da etkileyecektir. Ruh sağlığı alanındaki bilimsel verilere göre, ruhsal travmaların iyileşmesinde faillerin cezalandırılması, adaletin sağlanması ve mağduriyetin tazmini iyileştirici olmaktadır.’

Haberin Devamı

Aile Bakanlığı resmi verilerine göre 2006 yılında çocuk cinsel istismar dava sayısı 2400 iken 2015’te 16900 dava açılıyor. Bu artışa rağmen hepimiz biliyoruz ki çoğu cinsel istismar vakası özellikle aile içinden olanlar kapılı kapılar ardında kalıyor, mağdurun bedeninden başka ses bulmuyor. Belki yıllarca belki bir ömür boyu sır olarak kalıyor.

Bazı sırlarla terapi odamda karşılaşıyorum. Meslek hayatımda çocukluğunda cinsel istismara uğradığını öğrendiğim pek çok kadın danışanım oldu. ‘Yoksa anneni öldürürüm’ diye tehdit ederek defalarca öz kızına tecavüz eden babayı da duydum, kızını korumayı bırakın kocasından korktuğu için kendi elleriyle kızını gönderen anneyi de… Ya da kuzeninin tacizinden kaçıp annesine durumu anlattığında ‘Sus!...ağabeyin öyle şey yapmaz’ diyerek yok sayılan çocuğu da duydum…

Haberin Devamı

CİNSEL İSTİSMARA UĞRAYAN BİR KIZ ÇOCUĞUNU HAYAL EDİN

O kadar yalnız ki… O kadar güçsüz ve çaresiz ki… Özellikle çocuk yaşta yaşanan tacizlerde çocuğun karşısındaki adama karşı koyabilecek ne fiziksel gücü vardır, ne de ‘Hayır!’ diyebilecek kendini ifade etme cesareti.

‘Precious’ filmini izlemediyseniz mutlaka izleyin, tek mutluluk kaynağı yemek yemek olan obez ve ergen bir zenci kızın babasının annesinin yerine onu tercih ederek cinsel istismar etmesinin bedelini annesinin nefreti ve kötü muamelesi ile nasıl ödediğini izliyorsunuz.

Toplu cinsel istismar vakaları da var tabii. İzmir’in bir ilçesine bağlı bir köy okulunda 22 yıl boyunca 7-11 yaş aralığı kız çocuklarına ‘Kimseye söylemeyeceksiniz, fena yaparım!’ diye tehdit ederek cinsel istismarda bulunduğunu öğrendiğimiz okul müdürü vakası bu vakalardan sadece bir tanesiydi. Bu olay ile ilgili Ayşe Arman'ın kaleme aldığı yazıyı okumak için tıklayın!

Haberin Devamı

Her ne kadar şu anki tablo ve istatistikler hepimizi kaygılandırsa da, Türkiye’de aile içi şiddet ve cinsel tacize uğramış ergen kız çocuklarını korumak amacıyla kurulmuş ve düzgün işleyen kurumlar da var. İzmir’de bu amaçla hizmet veren bir kurumla Mart 2016’da yolum kesişti ve o günden beri şiddet ve cinsel istismar mağduru 13-18 yaş aralığı kız çocuklarıyla gönüllü olarak sürdürdüğüm bir PsikoYoga grubum var.

HİKAYELER GERÇEKTEN ÇOK ÜZÜCÜ

Bu kızların hikayeleri çok üzücü. Neredeyse hepsinde ya babadan, ya üvey babadan, ya amcadan, ya da komşudan cinsel istismar öyküsü ya da öyküleri var.

Kurum müdürü zaman zaman yaşanan intihar teşebbüslerinden bahsediyor. Çoğunda depresyon ve davranış bozuklukları var. Her ne kadar kurum onlara güvenli bir ortam sunup korumaya çalışsa da birçoğu orada kalmak istemiyor, sürekli kaçmaya çalışıyor. Çoğunun ailesi çocuğunu korumak yerine zarar veriyor olsa da her çocuk gibi onlar halen anne babasını seviyor. Onları koruyan kurumda kalmak yerine anne babasının yanında kalmak istiyor. Çoğunun psikiyatristi var ve ilaç kullanıyor. Ve bu kızlar kendilerini korumayı bilmiyor, internetten tanıştıkları her insana kanıyor çünkü öz değer algıları çok zayıf.

Haberin Devamı

Yaşadıkları her ne olursa olsun ben bu kızlarda bir ergenin enerjisini ve umudunu görüyorum. Bu kızların güvenli ve tutarlı ilişkilere ihtiyacı var. Değer verilmeye ve kendini ifade etmeye ihtiyacı var. Öfkesini boşaltmaya ve ne olursa olsun kendini kabul etmeye ihtiyacı var. Ne mutlu ki PsikoYoga grup çalışmamız bu kızlara karşılanmamış ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve içindeki yaralı çocuğa sahip çıkabilmek için alan yaratıyor.

ÇOCUĞUNUZA NAMUSUNU DEĞİL KENDİNİ KORUMASINI ÖĞRETİN

Bir anne babanın sorumluluğu, çocuğuna namusunu değil kendini korumayı öğretmektir. Pek çok cinsel taciz, cehalet ve ihmalin mirasıdır.

Sağlıklı bir birey, travma yaşamayan değil, travma yaşadığında yarasını şefkatle saran, onun arkasında duran ve ne olursa olsun çocuğuna sahip çıkan ebeveynlerle yeşerir.

Yazarın Tüm Yazıları