GeriEda Yürenk Odabaş Canlı renkleri yaşadığımız mekanda kullanabilmek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Canlı renkleri yaşadığımız mekanda kullanabilmek

Canlı renkleri yaşadığımız mekanda kullanabilmek
Abone Olgoogle-news

Yaşadığımız mekanlarda sevdiğimiz renkleri görmek, o renk ile özdeşleşen objelerimizi sergilemek isteriz. Fakat seçimimiz olan renkler, canlı renkler ise? Elbette, sevdiğimiz renklerin nötr veya soft renkler olması gerekmiyor.

Genelde mekanları geniş ve ferah göstermek için açık tonlar kullanılır. Bu doğru ama bu kendi renk tercihlerimizi kullanamayacağımız anlamına gelmiyor. Örneğin; mor renk seviyoruz ya da kırmızının tutkunuyuz. Yaşam alanımızda bu kıpır kıpır renkleri nasıl kullanabiliriz?

Evimizin duvarlarının tamamını bu iddalı renklere boyamamak bizim lehimize olacaktır. Çünkü günümüzde yaşadığımız evler yeterince geniş değil ve bu renklerle mekanımızı iyice daraltmamak ve boğmamak gerekir. Tercihen boya yapacağımız odamızın sadece bir duvarında bu canlı rengi uygulayabiliriz. Hem sevdiğimiz rengi özelleştirmiş olur hem de mekânda özel bir atmosfer yaratmış oluruz. Ama bu duvar, televizyon duvarı olmamalıdır. Çünkü TV duvarı olan yerlerde yeterince kalabalık eşyalar barındırırız ve bu bölümü bir anda hem sakinlikten uzak hem de göz yorucu hale getirebiliriz, buna dikkat etmeliyiz.

Eğer sevdiğiniz canlı bir rengi uygulayacaksınız, bu kütüphane duvarı olabilir. Ama arkası açık, sadece çerçevelerden oluşan ve duvarın tamamını kaplayacak bir kitaplığın aralıklarından size sevdiğiniz renk "Ben buradayım" diyebilir. Ayrıca boş bir duvarın ortasında yine sadece siyah renkli içi boş 35x50 veya 50x70 santimetre boyutlarındaki birkaç adet çerçeveleriniz, aslında bu duvar renginin kendisinin bir sanat eseri olduğunu ifade etmek için kullanılmış akıllıca bir yöntem olabilir. Mevsimine göre sergileyebileceğiniz birkaç yeşil yapraklı ya da sonbahar yapraklarının da doldurduğu tablolarla birlikte.

Bununla birlikte berjerinizin olduğu duvarı seçebilir koltuğunuzun deseniyle uyumu yakalayabilir, belki etrafa koyduğunuz tekstil ürünleriyle veya objelerle de konsept oluşturabilirsiniz. Bu yazımdaki; iki rengi göz önüne alırsak eğer duvarınızı mor renge boyadıysanız, yerlere koyacağınız farklı tonlardaki koyu yeşil büyük minderler ve doğallığı çağrıştıran hasır kilimler, hazeran sandalye veya objelerle ortamı tamamlayabilirsiniz.

Kırmızı duvar rengini esas alırsak; öncelikle kullanacağımız kırmızının tonu çok önemlidir. Mümkünse koyu tonlarda kırmızı rengi tercih edebilirsek, kombinleyeceğimiz renk skalası genişleyecektir. Kırmızı olacak duvara karar verdikten sonra, kırmızıya benim çok yakıştırdığım antrasit tonlarda bir kütüphane de seçebilirsiniz. Ya da ekru, bej, sütlü kahve tonlarındaki soyut tablolar ya da hasır sepetler ile bir konsept oluşturabilirsiniz. Etnik bir tarzınız var ise; ibreyi biraz bohem yaşama doğru çevirip bu duvarın olduğu alana etnik tarzda koyu renklerde kilim atabilir, duvara yakın bir bölüme birkaç adet yeşil yapraklı saksı bitkileri koyabilir ya da kahve tonlarında makrome ipinden hazırlanan el işi desenleri asabilirsiniz.

Gezmek istediğiniz yapıların hikayelerini hiç merak ettiniz mi?

Hepimizin romantik bir gezi dendiğinde ilk akla gelebilecek birkaç yerden biri olan Paris ve sembolü Eyfel Kulesi’nden bahsedelim. Evet, Eyfel Kulesi’ne gitmek, en tepesine çıkıp Paris’i oradan seyretmek, birkaç fotoğraf çektirip, sosyal medya hesaplarımızda paylaşmak isteriz. Peki bu 'mimari yapı' hakkında neler biliyoruz?

Adından da anlaşılacağı gibi tasarımcısı Gustave Eiffel’dir. Bazı kaynaklarda ise; birlikte çalışmış olduklarından mimarının Stephen Sauvestre olduğu söylenir. 1887 ile 1889 yılları arasında Fransız Devrimi’nin 100.yıl kutlamaları sebebiyle yapılmıştır. İlk yapıldığında Gustave Eiffel; kuleye sadece 20 yıl müsaade almıştı. Fakat kule (300 metre) iletişim için gerekli yüksekliğe ulaştığından ve Atlantik ötesi haberleşmeye imkân sağladığından kalmasına izin verildi.

Kulenin yapımında ağırlıklı olarak demir malzeme kullanılmış olup bunun yanı sıra 7300 ton çelikte kullanıldığı söylenmektedir. Kulenin paslanmaması için 7 yılda bir boyanması gerekmektedir.

Milyonlarca turist çeken bu yapının sevenleri olduğu kadar yapıldığı dönemde sevmeyenleri de bir o kadar çoktu, şehrin ortasındaki bu kulenin kaldırılması için sanat ve edebiyat dünyasından isimler kampanya başlatmışlardı. Fakat yapı günümüze kadar ulaştı.

Bu yapının bir benzeri de 1958 yılında Japonya’da yapılan Tokyo Kulesi’dir.

Şimdi sanırım biraz sorgulama zamanı; biz popüler olduğu için mi seviyoruz bu kuleyi yoksa mimari bir değeri olduğundan mı? Ya da gerçekten seviyor muyuz?

   

False