GeriEda Yürenk Odabaş Anadolu Türk mimarisindeki terimler nelerdir?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anadolu Türk mimarisindeki terimler nelerdir?

Anadolu Türk mimarisindeki terimler nelerdir?
Abone Olgoogle-news

Şehir merkezinden uzaklaşıp Anadolu Türk Mimarisini görebileceğiniz bir yere vardığınızda, o yapı hakkında bir iki kelime bir şey söylemek istemez misiniz?

Bu kelimeleri sadece kendinize de söyleyebilirsiniz, bu çok daha hoş olur. Örneğin; Safranbolu Evleri, Cumalıkızık ya da Beypazarı… Bu saydığım yapılar elbette farklı dönemlere aitler. Fakat hepsinin ortak özellikleri var; mimarilerinde kullanılan bölümler ve yapılış amaçları...

Tarih kokan ve bizi alıp geçmişe götüren bu harika yapıları ilk gördüğümüzde neyin, ne için yapıldığını anlayamadığımız ve sadece bakıp önünde fotoğraf çektidiğimiz bu yapıları şimdi anlama zamanı!

Birlikte göz atalım

Sizinle geziyor gibi yapalım. Gözünüzü kapayın demeyeceğim, merak etmeyin. Yukarıda saydığım bölgedeki yapılardan herhangi biri olabilir bu anlatacağım.

Tarihi bir sokakta yürüdüğünüzü farz edin. Kafamızı sürekli sağa sola çevirip hiçbir görüntüyü kaçırmamaya çalışıyorsunuz. Evler birbirinin önünü kesmiyor, mahremiyet duygusuyla yapılan pencereler diğer evin penceresine karşılık gelmiyor. Hatta pencereler ilk katta yok denecek kadar küçükler. Evin ilk katı taştan bu hem üzerine gelen ahşap yapıyı zeminden uzak tutarak rutubetten korumak hem de statü farkı yaratmaktan kaçınmaktır. Bir evin önünde durdunuz ve kapısında iki adet tokmak olduğunu fark ettiniz. Bu dönemsel olarak değişen bir şey belki ama iki tokmaktan biri; eve bir kadının geldiğini haber veren, kadınların kullandığı ince ses çıkaran tokmaktır. Diğeri ise; eve erkek geldiğini belirtmek amacıyla erkeklerin kullandığı kalın ses çıkaran tokmaktır. Bunlar sadece ses ile değil şekilleri itibariyle de ayırt edici özelliklerini vurgulayabiliyor. Giriş kapısından girdik ve kapı "hayat" ya da "taşlık" denilen bir avluya açıldı.  Ev, iki ya da üç katlıdır. İlk kat genelde hayvanlar ve depolanan yiyecekler için. Bir nevi kiler. Üst katlar ahşaptan yapılma ve "bağdadi" denilen bir yapı tekniğiyle yapılmışlar. (Kısaca bağdadi; ahşap çıtaları 1-2 cm aralıklara yatay olarak yerleştirip üzerine sıva sürülerek yapılan bir yapım tekniği)

İkinci katlara hayattan ahşap bir merdivenle çıkılıyor. Esas yaşama alanları burada. Yan yana dizilmiş birçok odalardan oluşuyor bu kat. Çünkü; geniş aile yapısına sahip Anadolu insanı. Çoluk çocuk, büyük anne, büyük baba hep bir arada yaşıyor. Evlenen olduğunda gelini alıp getiriyor başka bir yere gidilmiyor. O yüzden bu bir sürü odanın hikmeti. Her bir oda "sofa" ya açılıyor. Sofa odaların açıldığı ortak bir alandır. Karşımızdaki odaların birini seçiyor ve içeri giriyorsunuz. Şansınıza seçtiğiniz odanın içinde birçok Anadolu mimarisine ait izlere rastlıyorsunuz. Burası baş oda dediğimiz yer. Ama kapıyı açtığımızda "yasmak" adında bir duvar çıkıyor. E biraz şaşırıyoruz tabi. İçeriyi ilk bakışta görmememiz için yapılmış olan bir duvar bu. Yine mahremiyet duygusuyla yapılan bir hamle. Oda, diğer odalara nazaran daha büyük ve geniş. Dikdörtgen bir yapıya sahip. Oturma düzeni duvar dibine bitişik ve bir basamak kot farkıyla çıkılıyor. Bu kısım "sekilik" dediğimiz yer. (Sekilik, seki altından bir basamakla yükseltilmiş iki veya üç tarafı çoğunlukla sedirlerle çevrili olan oturma alanıdır.) Oda şeklini belirleyen en önemli etken ise; pencerelerdir. Türk kültüründe mobilya kavramı henüz gelişmediği dönemlerde pencereler, yere bağdaş kuracak şekilde oturup manzarayı görebilecek mesafeye kadar indirilmiştir. Ya da tavan yüksekliğine bağlı olarak bir üst pencere vardır. Alt pencerelere göre yükseklikleri daha azdır ve küçüklerdir. Ev ahalisinin maddi durumuna bağlı olarak bu pencereler vitray süslemelerini konuk eder. Bu pencerelere ise; "revzen" ya da üst pencere adı verilir. Duvara baktığımızda ise, yüksekçe bir raf görüyoruz genellikle kapı hizasında, genişlikleri değişkenlik göstermekle beraber 25-30 cm olan, odayı neredeyse dolaşan raflar. Bunlara "sergen" denmektedir. Gaz lambası ve çeşitli aksesuarlar konumlanır.

Kafamızı çevirip merkezi bir konuma baktığımızda, odanın dizaynını doğrudan etkileyecek bir "ocak" bulunmaktadır. Burada hem ısınmak hem de yemek pişirmektir amaç. Bazı ocaklar niş gibi duvarın içine gömülü iken, bazı ocaklar ise çıkıntı yapan formu ile mekânda etkili bir öğe şeklinde yer alır. Külahlı, oymalı ve çiçekli ocak gibi çeşitleri vardır.

Buradan çıkıp hemen yandaki küçük odaya da göz atmak istiyoruz. Bu odaya tek kanatlı bir ahşap kapıyla giriyoruz. Küçük bir yatak odası burası aslında. Duvarla hem yüz olan ahşap kapılar var. Bunlar yüklük dediğimiz dolap kapakları. (Bu kapıların birinde ise; gusülhane denilen ufak bir alan mevcut.) Bu dolaplarda; akşam olur da yataklar serilmek istendiğinde yataklar-yorganlar vs. buradan çıkarılmakta yine aynı düzen içinde, oturulan minderler vs. buraya kalkmaktadır.

Her yönüyle harika bir his uyandırır bu yapı bize. Şimdi yaşamaya çalıştığımız yapıların aslında hangi malzemelerle, duygularla, hangi inanç sistemleriyle başlayıp, günümüz mimarisini etkilediği belki biraz olsun kavrayabiliriz diye düşünüyorum.

Eğer Anadolu Türk mimarisini biraz olsun anlatabildiysem ve sizde merak uyandırabildiysem, ülkemizin birçok yerinde kendini koruyabilmeyi başarmış miraslarımız vardır. Onları kaybetmeden biyolojik belleğinize bir an evvel atabilmenizi umuyorum.

  

 

  

 

False