GeriDeniz Beykont İşaretleri takip et
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İşaretleri takip et

İşaretleri takip et
Abone Olgoogle-news

İnsanlar hikâyelerini arkada bıraka bıraka yaşamak zorundadır hep. Yavaş yağan yağmurda, hızla giden arabaların ön camında, yer çekimine inat yukarı akan damlalar her zaman, her şeyin göründüğü gibi olmadığını hatırlatır.

Hayatla boğuşurken, ite kaka kurulan benliklerin törpülendiği hissedilir. Arkada bırakılanlar çarpanlarına ayrılmış, sağlaması yapılmış, tüme varılmış anı posalarıdır. Anılar bizle kalır, posalar atılır. Bu yüzden, yaşanmışlıkları olduğu gibi hatırlayamayız hiçbir zaman. Geçmişin geçmişte kaldığını zannederiz ama hiçbir şey geçmişte kalmamıştır. Geçmişte çektiğimiz acıların ve yaşadığımız duyguların kökü bizdedir.  Kendimizi heybetli bir bina gibi onların üstüne inşa ederiz ya da temelsiz bir evde, içten içe tepemize çökecek korkusuyla bir ömür geçiririz.

Geçmişte, çocuklukta, gençlikte çekilen acılara sahip çıksak evin temeli güçlenecek. Bu habire evin temelini kurcalayalım demek değil ama yakamızı bırakmayan huzursuzlukları artık görelim demek. Sevgiliyle kurulan ilişkiye, çocuk büyütmeye, anne babayla  konuşmalara artık bu huzursuzlukları karıştırmayalım demek. Kocaman bir duygu gelip tepemize çöktüğünde, onun bize anlatacakları var. Boşuna gelmedi. Karşılanmamış bir ihtiyacı haykırıp duruyor. Belki çocukluktan belki gençlikten… Üzerinden yıllar geçse de hala orada aynı canlılıkta duyulmayı, görülmeyi, başının okşanmasını bekliyor. Sevildiğini hissetmek mi, cesaretlendirilmek mi, saygı görmek mi, rehberlik almak mı, yakınlık mı? Belki de artık ihtiyaçların olmadığına inandırdın kendini. “Kendi kendime yeterim,” dedin. Mutlaka yetersin ama hayat kendi kendine yetmekten ibaret değil. Bağ kurmak, iş birliği yapmak ve daha sevgi dolu deneyimler oluşturmak için buradayız. Beynimiz ilk doğduğumuzdan itibaren bağ kurmaya çalışıyor. Dünyaya soruyor, ”Burası güvenli mi?”, “Yaşama tutunmak için annem ihtiyaçlarımı karşılıyor mu?” Annemizden ve bize kimler baktıysa, onlardan öğrendiklerimizle beynimiz örülüyor. Milyarlarca nöron kurduğumuz bağlarla şekilleniyor ve bugünkü bizi oluşturuyor. Beyin her an yaptığımız seçimlerle değişiyor.

Hep aynı insanlarla aynı şeyleri yaparsak vizyonumuz daralıyor. Önce algımız sonra kalbimiz kapanıyor. Oysa biz sevgiyi yaymak için buradayız. Kalbi kapalı biri sevgiyi yayabilir mi? Kendine şefkatli davranabilir mi? Kalp kapandıkça kendini diğer insanlardan, hayvanlardan, doğadan ve gezegenden ayrı görür. Mutlu hissetmek için sonu gelmeyen hazlar peşinde koşarken her gün kalbinin derinliklerinde ayrılık acısı yaşar. Bu acıyı bitirmen için hayat her gün sana işaretler gönderir ama ön yargı ve kapalı kalp duvarına toslar bütün işaretler.

Bu işaretler bazen karşı daireye yeni taşınan bir komşudur, bazen elinde çöplerle denizden çıkıp size gülümseyen bir adamdır, bazen aklınıza aniden gelen bir fikirdir. Gün içindeki saniye sayısı kadar çok ve çeşitlidir. Önce işaretleri almak için niyet edince gerisi çorap söküğü gibi gelir. Beyin yeniden örülebilir. Acılar bize derslerini öğretince dönüşebilir. Yaşam hikayemiz yeniden yazılabilir.

False