GeriA. Cem Keçe Çocuklukta oluşan ruhsal yaralar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çocuklukta oluşan ruhsal yaralar

Yetişkinlikte yaşanan cinsel, bireysel ve ilişkisel sorunların bir kısmı çocuklukta oluşan yaralara bağlı olabilir.

Psikolojide ruh sözcüğü bazı bilim adamlarına göre beynin üzerinde idare edici ve hükmedici bir kuvveti; bazılarına göre ise beynin işlevlerini yani süreçlerini ifade etmektedir. Aslında günümüzde ruh sözcüğünün tanımından çok süreçleri üzerinde durulmaktadır. İnsan davranışını oluşturan ruhsal süreçler 3 ana başlık altında toplanabilir. Bunlar;

— Düşünme, sorun çözme, anma, kavram ve ilkeleri kullanma gibi bilişsel süreçler,

— Tutumlar, coşkular, değerler, ilgiler ve güdüleri içeren duygusal süreçler,

— Yürüme, yazma, konuşma gibi kassal eylemleri içeren bedensel süreçler olarak sıralanabilir.

Çocukluk dönemindeki çatışmalar kendini 2 biçimde göstermektedir. Bunlar;

— İç çatışmalar(ego, derin ego, id ve süperego arasında ortaya çıkan ve nevrozlara yol açan çatışmalar),

— Dış çatışmalar (çocuğun kendi aile çevresi ile yaşadığı ve çeşitli olumsuz tutum ve davranışlara neden olan çatışmalar) şeklinde sıralanabilir.

Sağlıklı ve dengeli bir kişiliğin oluşabilmesi için ruhsal gelişimin her evresini çocuğun fazla çatışmaya uğramaksızın aşması, fazla geriye dönüş yaşamaması ve engelleyici iç sıkıntılarının ortaya çıkmaması gerekmektedir. Bu şartlar yerine gelmediği zaman ruhsal acılar yaşanmaya başlar. Bu nedenle terapinin amacıdayanılmaz hale gelmiş tüm acıları azaltmaktır. Terapi sürecine giren kişi kendi içine bakmaya ve kendisini başka bir şekilde sevmeyi öğrenmeye başlar, sözlerin, konuşulanların nasıl bir mucize yaratacağına tanık olur. Çünkü terapi bir sanattır ve bu sanatın mucizeleri, beden ile ruh arasındaki yüksek ilişkilere dayanır. Bu ilişkiyi geliştirebilmek ve terapi sırasında terapistle hastanın aynı dili konuşabilmesi ve terapistin kullandığı kavramların ne anlama geldiğini hastanın öğrenmesi, aradaki iletişimin doğru ve sağlıklı olabilmesi için şarttır. Bu nedenle terapide temel yaklaşım, klinik ve akademik çeşitli teorilerin holistik (bütüncül) bir entegrasyonu ve açıklaması olmalıdır. Danışanların kendileri olabilmeleri için bir rehber, bir yol haritası olmak terapistin görevlerinden biridir. Terapist bunu yaparken danışanın duygularını, durumunu, pozisyonunu, geçmişini, aşklarını, beklentilerini, uğraşlarını ve engellenmelerini anlamaya çalışmalıdır. Çünkü danışanlar genellikle utanç ve suçluluk duygularıyla dolu olarak terapiye başvurular. Hayatlarını ve ilişkilerini berbat ettiklerini düşündükleri için utanır, kendilerine ve diğerlerine verdikleri sözü yaşatamadıkları, kendilerini ve partnerlerini hayal kırıklığına uğrattıkları için suçluluk duyarlar. Bu nedenle ilk iş; danışanı ne olduğu ve nerede bulunduğuna bakmaksızın terapistin kabul etmesi, utanç ve suçluluk duygularını azaltması, ardından da hedefleri saptaması ve gündemi oluşturması gerekir. Her insan sevilmek, saygı görmek, kabul edilmek ve partneri tarafından duygusal anlamda beslenmek ister. Bunlar insan ruhunun temel gereksinimleridir. Terapist danışanlarına işin içinde olduğunu hissettirerek ittifak kurmalı, bilgelikle, anlayışla ve akılla onların duygularına nazik ama sağlam, belirten ama zorlayıcı olmayan bir şekilde dokunmalıdır. İyi bir arkadaş, iyi bir dost, iyi bir ağabey, iyi bir kardeş olmaya çalışmalıdır. Kendilerini rahat ve güvende hissetmelerini sağlamalıdır. Terapistle aynı dili konuşabilmeleri için önce bilgilendirmeli, sonra bu bilgileri hayatlarında ve yaşadıklarını düşündükleri sorunlarında görmelerini istemelidir. Daha sonra kişi terapistin rehberliğinde kazandığı yeni teknikler ve yaklaşımlarla kendini tedavi etmeyi öğrenir. Yani temel yaklaşım; okyanusu bir küp şekerle tatlandırmayı denemek dahi olsa, umut duygusunu sürdürerek, bilme, görme ve uygulama felsefesini hayata geçirmektir. 

Yetişkinlikte yaşanan cinsel, bireysel ve ilişkisel sorunların bir kısmı çocuklukta oluşan yaralara bağlı olabilir. Bu yaralar genellikle çocuklukta ruhsal ve bedensel ihtiyaçların yeterince karşılanmaması sonucu meydana gelirler. Çocuklukta kaçınılmaz olarak alınan yaraları ana başlıklar halinde toplayabiliriz. Bunar;

— Reddedilme,

— Yutulma veya boğulma hissi,

— Terk edilme,

— Adam yerine konulmama,

— Değersizleştirilme,

— Sevilmeme,

— Haksızlığa uğrama,

— Küçük düşürülme,

— İhanete uğramaolarak sıralanabilir.

Yukarıdaki yaralar, ana babanın kasti olmasa da, çocuğun temel ihtiyaçlarını gideremedikleri noktalarda oluşan bir nevi kek hamurundaki paslı çiviler olarak görülebilir. Bu temel yaralar, evlilik sorunlarından cinsel sorunlara, beden dilinden dış görünüşe kadar tüm ruhsal yapıda ve bedende etkisini göstermektedir. Ve bu yaraları gizlemek için de kişiler çeşitli savunmalar geliştirirler. Bu savunmalara önümüzdeki hafta yayınlayacağımız yazımda kısaca değinmeye çalışacağız.

False