GeriEtkinlikler “Oğluma tutamayacağım sözler vermem”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“Oğluma tutamayacağım sözler vermem”

“Oğluma tutamayacağım sözler vermem”
Abone Olgoogle-news

Şevval Sam, annelikle ilgili radikal açıklamalarda bulundu.

Şevval Sam için annelik hayata karşı bir duruş olmuş. Oğlu Tarık Emir ile birlikte geliştirmiş, birlikte değiştirmiş ortak yaşamlarını. Sam için oğlu koruyucu meleği olmuş. İkisinin arasında en net oldukları konu ise birbirlerine verdikleri sözlerin tutulması. Güzel sanatçı Şevval Sam ile annelik üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Bize biraz annelikten bahseder misiniz?

Ben “hayır” demeyi becerebilen bir insan değildim. Hayatta “hayır” demeyi çok geç öğrendim. 23 yaşında anne oldum ve 30 yaşıma kadar dünyadan haberim yoktu. Bu tecrübesiz dönemlerimin koruyucu meleği oldu Tarık Emir. “Hayır, bir dakika çocuğum var”, dediğimde -en kötüsü bile bir noktada- zarar vermemek için durdu. Bu kutsallık mı bilmiyorum ama bazen enteresan bir şekilde, hayata karşı net bir çizgi çekiyor annelik. Daha sonraki dönemlerde ise belki kendime soramayacağım birçok soruyu, ona cevap verebilmek için sormamı sağladı. Çünkü o kadar müthiş bir matematik içerisinde gidiyor ki bütün ilişkiler geçiştirdiğiniz soru, size çok fena geri dönüyor. O çocuğun varlığı, hayata karşı çok sert sorular sorduruyor. Ve o sorular, aslında sizin kendi olgunlaşma süreciniz içerisinde sormanız gereken, tek başınıza iken kaçtığınız ama çocukla birlikteyken kaçamadığınız sorular.

Beraber olgunlaştınız diyebiliriz o zaman...

Tabii ki! Mesela şimdi, ergenlik döneminde, benim de kendi ergenlik dönemimi sorgulamama neden oluyor. Ben de kendi yaptığım ve o zaman hiç farkında olmadığım birçok şeyi, şimdi kendisinde görüyorum. Bir yandan çok büyük korkular yaşadığım ve çok üzüldüğüm zamanlar oluyor bir yandan da bugün kendime bakıyorum, kendimden memnunum. Yani ben de oralardan geçtim. Çok da korkmamak gerekir. O da kendini bulacak. Çünkü mayası ve temeli sağlam. Çünkü ben emek verdim. Ancak annelik ve anne-çocuk ilişkisi arasında şöyle ince bir çizgi de var: Çocuk, sizin mülkiyetiniz değil, malınız değil. Sizin ideallerinizin hayata geçeceği bir araç değil. O, sizden tamamen bağımsız olarak, iki kişinin DNA’sını, hatta o iki kişinin soylarının şifrelerini taşıyan yeni bir varlık, yeni bir ruh olarak dünyaya geliyor. Yani sıfırdan tasarlanmış, başka bir kimlik. Dolayısıyla ona, bu hayatta yapmam gereken en önemli şey rehberlik. Ben, belki ona harika yemekler pişirmedim, belki tatlılar yapmadım. Ama mesela onun hobilerini, ilgi alanlarını destekledim. Mesela Tarık Emir bilir, ben ona play-station, bilgisayar oyunu almam, telefon ya da marka kıyafet almam. Ama kendini ifade edeceği yolları açmakta cömert olduğumu düşünüyorum.

“BELLİ BİR YAŞA KADAR ÇOCUĞUNUZUN KAFASINA JETON ATARSINIZ”

“Yeter ki o mutlu olsun” düşüncesi var mı?

Yeter ki o mutlu olsun değil de, kendini var edebilsin, kendini yapılandırsın, donatsın ve ben de o arada jetonlar atayım. Çünkü annelik öyledir. Belli bir yaşa kadar jetonlar atarsınız çocuğunuzun kafasına. O an hiç anlamaz. Anlamasını da beklememelisiniz. Ama bir gün gelip, gerçek hayatla karşılaştığında o jetonlar düşmeye başlar. “Aa bak! Annem hep söylerdi. Demek ki böyleymiş” deyip, anladığı bir an olur. Annelik biraz da jeton atmak ve yol göstermektir.

Sizce de Türkiye’de anneler çocuklarını biraz fazla sahiplenmiyorlar mı?

Sahipleniyorlar ve kendilerinin gerçekleştiremedikleri idealleri, tatminleri onların üzerinden yaşamak istiyorlar ama ben çocuğum var diye kendi ideallerimi de bir kenara atmadım. Bu durum şundan kaynaklanıyor; çocuğu için kendinden vazgeçen anne, bir gün geliyor yapamadıklarını, çocuğu üzerinden hayata geçirme arzusu taşıyor. Bu, çok büyük kişilik travmaları yaratıyor. Ancak çocuğa rehberlik etmek babında katılırım.

“Oğluma tutamayacağım sözler vermem”

Bu yoğun iş temposu içinde oğlunuzla yeteri kadar zaman geçirebiliyor musunuz?

Genelde işimden feragat etmem. İşimden feragat ettiğim zamanlar da oluyor ama dengeyi bozmuyorum. Ama oğlumdan hiç feragat etmiyorum. Biraz uykumdan feragat ediyorum. Bu benim daha çabuk yaşlanmama, çökmeme de sebebiyet verebilir ama sonradan arayı kapatırım diye düşünüyorum. Hele bir 18 yaşına gelsin.

“OĞLUMA VERDİĞİM SÖZÜ TUTARIM, TUTAMAYACAĞIM SÖZÜ VERMEM”

Bir araya geldiğiniz zaman genellikle neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?

Beraber yolculuk etmeyi çok seviyoruz. Çok derin felsefi sohbetlerimiz oluyor. Hayata dair çok güzel muhabbetlerimiz oluyor. Onun dışında, program yapmayı ve yeni yerler keşfetmeyi çok severiz. Motor kullandığım zamanlarda “Hadi keşif yapalım!” deyip, hiç bilmediğimiz sokaklara girmeyi çok severiz. Ondan sonra, tatlıcıya gitmeye bayılırız. Meraklı bir çocuktur. Bu anlamda deneysel yaşamayı da sever. Ben mesela, adrenalin tutkunu biri falan değilim ama o paraşüte binmek istediği için korka korka da olsa ben önden bindim. O tip şeyler de hep paylaştık. Her şeyi paylaştık. Hiçbir zaman geçiştirdiğim bir şey olduğunu düşünmüyorum eğer çok mecbur kalmadıysam. Aramızda en önemli şey şudur; küçüklüğünden beri, onda benimle ilgili çok net bir cümle varsa o da “Annem verdiği sözleri tutar, tutamayacağı sözleri vermez” olmuştur. İki elim kanda olsa sözümü tutarım ve tutamayacağım hiçbir şey için söz vermem.

Tarik Emir’in ileride mesleğinizi seçmesi konusunda ne düşünürsünüz?

Aslında o mesleğini seçti bile. Şu anda Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nde tiyatro okuyor.

Bu anlamda bir yönlendirmeniz oldu mu peki?

Yönlendirme demeyeyim ama doğru tahlil ettiğim için lise döneminde önerilerimden bir tanesi de buydu. Kendini ifade edeceği alanın tiyatro olacağını düşünüyordum. Onun ruhuna, onun enerjisine, onun hayatı algılama biçimine ve zekasına tiyatro, biraz daha fazla hitap ediyor. Çünkü tiyatro daha bedensel bir ifade biçimi. Tiyatro kolektif bir iş ve Tarık Emir daha kolektif çalışmaya uygun bir yapı. Mesela ben daha bireyselim. Bu anlamda benden daha farklı.

“Oğluma tutamayacağım sözler vermem”

Peki, Leman Sam nasıl bir anneanne?

Annem klasik bir anne olmadığı gibi, klasik bir anneanne de olmadı. Tarık Emir’in arkadaşları annemle tanıştıkları zaman “Bu ne biçim bir anneanne?” diyorlardı. Çünkü o kırmızı, uzun saçları olan, ayağında lastik ayakkabısı ile ağaçlara tırmanan, çocuk gibi hoplayıp zıplayan bir kadın. Tarık Emir onunlayken çok eğleniyor. Ancak saatleri pek fazla uyuşmuyor. Annem daha çok gece yaşayıp, gündüz dinleniyor. Tarık Emir ise okulu olduğu için mecburen gece dinlenip, gündüz okula gidiyor. Bir araya geldikleri zaman ise paylaşacakları çok fazla şey oluyor. Annem masumiyetini kaybetmemiş biri. Hala çocuk ruhlu ve hala çocuk bir tarafı var.

Sevgili Şevval Sam'a bu sıcacık sohbet için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj: Ecem Balaban 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle