Güncelleme Tarihi:

Polen, evcil hayvan tüyü, fıstık gibi tetikleyiciler artık milyonlarca insanın günlük yaşamını zorlaştırıyor. Alerjiler, modern çağın kaçınılmaz sorunu haline gelirken, geçmişte bu kadar yaygın olmayan bu rahatsızlıklar bugün birçok insanın ortak problemi. Ancak şaşırtıcı bir şekilde, dünyada hiçbir alerji belirtisi göstermeyen bir topluluk var. Bilim insanları bu gizemli grubun sırlarını çözmeye çalışıyor. Genetik mi, yaşam tarzı mı, yoksa çevresel faktörler mi? Yanıtlar, alerjiyle mücadelede yeni kapılar aralayabilir.
Endüstriyel ve gelişmekte olan ülkelerde alerjik hastalıkların görülme sıklığı artmasına rağmen, Amişler olağanüstü ve şaşırtıcı bir şekilde dirençli kalmaya devam ediyor.
Amish çocuklarının sadece yüzde 7'si deri prick testinde bir veya daha fazla yaygın alerjene pozitif tepki verirken, genel ABD nüfusunun yarısından fazlası bu teste pozitif tepki veriyor. Diğer geleneksel çiftçi ailelerin çocukları, çiftçi ailesi olmayan çocuklara göre alerjik hastalık oranları daha düşük olsa da, Amiş çocuklarından daha alerjiktirler.
Washington Post’a konuşan Chicago Üniversitesi insan genetiği bölümü başkanı Carole Ober, genel olarak, ülke genelinde çocukların yaklaşık yüzde 8 ila 10'u astım hastası olduğunu, Amiş çocuklarda bu oranın muhtemelen yüzde 1 ila 2 arasında olduğunu, aralarında alerjisi olanların da olduğunu ancak genel nüfusa kıyasla çok daha düşük oranlarda seyrettiğini söyledi.
Şimdi Ober ve diğer araştırmacılar, küçük çocuklara verilebilecek koruyucu bir tedavi geliştirmek umuduyla, Amiş ve diğer geleneksel çiftçi topluluklarını benzersiz kılan şeyin ne olduğunu keşfetmeye çalışıyorlar.
Arizona Üniversitesi'nde hücresel ve moleküler tıp profesörü olan Donata Vercelli, “Bazı tarım uygulamaları, özellikle çok geleneksel olanlar, bu topluluklarda astım ve alerjilerin neredeyse hiç görülmemesi anlamında olağanüstü bir koruyucu etkiye sahiptir. “Bu tarım topluluklarında yapılan çalışmalar, korumanın ulaşılabilir bir hedef olduğunu bize gösterdiğinden çok önemlidir.” dedi.
Amişler, geleneksel tarım yapan süt çiftliklerinde yaşayan ve genelde çiftlik işleri ile uğraşan bir topluluktur. Teknoloji karşıtı oldukları için, elektrik, otomobil, telefon gibi modern araçları kullanmazlar. Ulaşımda at arabası tercih ederler. Tarım, hayvancılık ve marangozluk gibi geleneksel mesleklerle geçimlerini sağlarlar. Yaptıkları işlerin tamamı doğaya bağlı zanaatlardır.
Kendi toplulukları içinde üretim ve paylaşım esasına dayalı bir sistem kurmuşlardır. 2024 itibariyle, yaklaşık 395.000 Amish Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşıyor ve çoğunlukla Pennsylvania, Ohio ve Indiana'da yoğunlaşıyor.
Son yüzyılda, saman nezlesi (alerjik rinit), astım, gıda alerjileri ve egzama gibi alerjik hastalıkların görülme sıklığı önemli ölçüde arttı. Saman nezlesi, yani ağaç, çim ve yabani ot polenlerine karşı alerjik reaksiyon, 1800'lerin başında ilk kez tanınan alerjik hastalık olarak ortaya çıkmış ve 1900 yılına kadar Avrupa ve Kuzey Amerika'da salgın boyutlarına ulaşmıştı.
1960'larda, alerjen solunduğunda solunum yollarının daraldığı bir durum olan pediatrik astım vakalarında keskin bir artış yaşandı. 1990'lardan itibaren, gelişmiş ülkelerde inek sütü, fıstık ve yumurta alerjileri dahil olmak üzere gıda alerjilerinde artış görüldü.
Kentleşme, hava kirliliği, beslenme değişiklikleri ve kapalı mekanlarda yaşam tarzı sıklıkla olası faktörler olarak gösteriliyor.

MİKROPLARA MARUZ KALMAK BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRİYOR
Amerikalı immünolog David Strachan'ın 1989 yılında yaptığı bir çalışmada ilk kez ortaya atılan “hijyen hipotezi”, erken çocukluk döneminde mikroplara maruz kalmanın sağlıklı bir bağışıklık sisteminin gelişmesine katkıda bulunarak alerjik hastalıklara karşı koruma sağladığını öne sürdü.
Çalışma, saman nezlesi ve egzamanın daha geniş ailelerde doğan çocuklarda daha az yaygın olduğunu ortaya koydu. Strachan, büyük kardeşlerle hijyenik olmayan temasın alerjilere karşı bir koruma görevi görüp görmediğini merak etmişti.
Sonraki bulgular, hijyen hipotezini destekledi. Örneğin, evde daha fazla evcil hayvanla büyüyen çocukların astım, saman nezlesi veya egzama geliştirme olasılığının daha düşük olduğu görüldü ancak, belki de daha büyük kardeşlere veya evcil hayvanlara sahip olmaktan daha faydalı olan şey, bir çiftlikte büyümekti.
150 yıldan fazla bir süre önce, saman nezlesi “aristokrat hastalığı” olarak biliniyordu ve neredeyse tamamen toplumun üst sınıflarıyla sınırlıydı. Çiftçiler ise nispeten bağışık görünüyordu.
Bu “çiftlik etkisi”, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, Asya ve Güney Amerika dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki tarım nüfusu üzerinde yapılan araştırmalarla doğrulandı ancak tarım toplulukları arasında bile en belirgin etki Amishlerde görüldü.
Ober, Vercelli ve meslektaşları tarafından 60 okul çocuğu üzerinde yapılan bir çalışmada, benzer genetik köken ve yaşam tarzına sahip başka bir ABD tarım topluluğu olan Hutteritlere kıyasla Amişlerde dört kat daha düşük bulundu.
Alerjenlere karşı antikorların gelişimi, Hutteritlerde 6 kat daha yüksekti. Araştırmacılar ilk olarak genetik bir nedeni dışladılar; aslında, bir analiz Amiş ve Hutterit çocuklarının atalarının köklerinin oldukça benzer olduğunu gösterdi.
Bunun yerine, bu iki nüfus arasındaki temel fark, küçük çocukların çiftlik hayvanlarına veya ahırlara maruz kalma süresi gibi görünüyordu.
Ober, “Hutterit çocukları ve hamileler hayvan ahırlarına girmezler. Çocuklar, çiftlikte çalışmayı öğrenmeye başladıkları 12 yaşına kadar hayvan ahırlarında durmazlar. Amish çocukları ise erken yaşlardan itibaren gün boyu inek ahırlarına girip çıkarlar.” dedi.
Amiş ve Hutterite topluluğunda ev tozlarından alınan örnekleri analiz ettiklerinde, Amiş evlerinde mikrobiyal yükün neredeyse 7 kat daha fazla olduğunu gördüler. Daha sonraki deneyler, Amish toprağını soluyan farelerin, alerjenlere maruz kaldıklarında astım benzeri semptomlarının önemli ölçüde azaldığını gösterdi. Hutterite tozunu soluyan fareler ise aynı faydayı görmedi.
Şimdi, Ober ve Vercelli, Amiş toprağının alerjik astımı önleyen koruyucu maddeleri belirlemeye başladı.
2023 yılında, çiftlik toprağını analiz ettiklerinde, mikroplar ve bitkiler tarafından üretilen moleküllerle yüklü, taşıma proteinleri buldular. Bu taşıma proteinleri, yüklerini solunum yolunu kaplayan mukusa ulaştırdığında, hava yolu tepkilerini düzenleyen ve iltihabı önleyen koruyucu bir ortam yaratır.
Rochester Tıp Merkezi Gıda Alerjisi Merkezi direktörü Kirsi Järvinen-Seppo, “Artık hijyen hipotezinden pek bahsetmiyoruz çünkü bunun aslında ne kadar hijyenik yaşadığınızla ilgili olmadığını anladık. Bu daha çok mikrobiyal hipotez gibi, çünkü bağırsakta ve diğer mukoza yüzeylerinde kolonileşen yararlı bakteriler önemli bir rol oynuyor.” dedi.
Yaşamın ilk bir veya iki yılında, bir bebeğin bağışıklık sistemi hızla gelişir ve bakteriler gibi çevresel uyaranlar tarafından kolayca şekillendirilebilir. Bazı uzmanlar, küçük çocukları belirli türdeki yararlı bakterilere maruz bırakmanın, gelişen bağışıklık sistemini, ileriki yaşamda alerjik hastalık riskini azaltacak şekilde harekete geçirebileceğine ve şekillendirebileceğine inanıyor. Çiftlik toprağı, çiftlik hayvanlarından ve hayvan yemlerinden dökülen, hastalığa neden olacak kadar zararlı olmayan, ancak bağışıklık sistemini daha sonra alerjenlere daha az duyarlı hale getirecek şekilde etkili bir şekilde eğiten bir bakteri karışımı içerir.
2021 yılında Järvinen-Seppo ve meslektaşları, New York'un kırsal bir bölgesinde Old Order Mennonitler bölgesinde yaşayan 65 bebeğin bağırsak mikrobiyomlarını, şehirli/banliyöda yaşayan 39 bebeğin mikrobiyomlarıyla karşılaştırdı. Amishler gibi Old Order Mennonitler de geleneksel tarım ile uğraşan bir yaşam tarzı sürdürüyorlar.
Çalışmaya katılan Mennonite bebeklerinin neredeyse dörtte üçünde, alerjik hastalıkların görülme oranının daha düşük olduğu bilinen B. infantis bakterisi kolonileşmişti. Şehir grubundaki bebeklerde ise bu oran yüzde 21 idi.
Järvinen-Seppo, çiftlik etkisinin kökenine dair bu ipuçlarının alerjik hastalıkların önlenmesine yönelik bir adım olduğunu söyledi:
Uzmanlar, tedavinin şekli ne olursa olsun, dünya çapında milyonlarca insanı etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren alerjik hastalıkların önlenmesine yönelik etkisinin çok büyük olabileceğini belirtiyor.
Vercelli, “Her aileye bir inek verebileceğimizi sanmıyorum ancak, bu geleneksel ve çok istikrarlı ortamlardan hangi tür maddelerin ve maruziyetlerin gerekli olduğunu öğreniyoruz,” dedi. Bunu öğrendiğimizde, bu doğrultuda koruyucu stratejiler oluşturmanın önünde herhangi bir engel olacağını sanmıyorum.” dedi.






