Güncelleme Tarihi:

Bize bin yıl önceden seslenen, Batı’nın Avicenna adıyla andığı tıp bilgini İbn-i Sina, hastalıkların sebebi sorulduğunda iki temel neden söyler: “Çok yemek ve yemek üstüne yemek yemek.”
Aynı zamanda bir doğa bilgini olan İbn-i Sina, insanın kendi yapısı ile bu yapıya uygun dış etkenler arasında bir dengesizlik oluştuğunda hastalıkların ortaya çıkabileceğini de ifade etmiştir.
Şeker hastalığı (diyabet), hipertansiyon, kolesterol ve kan yağları yüksekliği (hiperlipidemi) ile kalp-damar hastalıkları gibi kronik metabolik hastalıklar; ortaya çıkışlarında olduğu kadar tedavi süreçlerinde de beslenme ve yaşam tarzı ile yakından ilişkilidir. Bu hastalıklar tamamen ortadan kaldırılamasa da uygun beslenme, yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavileri ile kontrol altına alınabilir.
Ailesel yatkınlık ve genetik geçiş hastalık gelişiminde belirleyici rol oynar. Bununla birlikte çocukluk çağında edinilen beslenme alışkanlıkları, erişkin dönemdeki sağlık durumunun önemli bir belirleyicisidir.
Kronik hastalıklarda düzenli takip neden önemlidir?
Düzenli doktor kontrollerinin yanı sıra evde kan şekeri ve tansiyon ölçümü yapmanız hastalık kontrolü açısından gereklidir. Bu ölçümler, ilaç dozlarının ve kullanım zamanlarının ayarlanmasında hekiminizle iş birliği içinde hareket etmenizi sağlar.
Oruç tutmak isteyen kronik hastalığı olan hastalarda ilaç dozlarında ve zamanlamalarında düzenleme gerekebilir. Uzayan açlık ve özellikle susuzluk, ani kan şekeri ve tansiyon düşmesi ya da yükselmesi gibi istenmeyen durumlara yol açabilir. Bu nedenle sahur ve iftar öğünleri özenle planlanmalıdır.
Beslenmede nelere dikkat edilmelidir?
Sahurda ve iftarda aşırı yemek, kronik hastalığı olan kişilerde olumsuz sonuçlara yol açabilir. Her iki öğünde de glisemik indeksi düşük besinler tercih edilmelidir. Glisemik indeks, karbonhidratların insülin salınımı üzerindeki etkisini ifade eder. Lif içeriği yüksek, tam buğday, karabuğday, siyez gibi işlenmemiş tahıllar kan şekerinin daha dengeli seyretmesine ve tokluk hissinin korunmasına yardımcı olur.
Tuz ve baharat içeriği yüksek besinler gün içinde susuzluk hissini artırabilir ve reflü gibi sindirim sistemi şikâyetlerine yol açabilir.
Diyabet hastaları için özel uyarılar
İnsülin kullanan veya insülin salgısını artıran ağızdan alınan ilaçlar kullanan diyabet hastalarında, öğün alınmadığında hipoglisemi riski oluşabilir. Bu nedenle oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarının mutlaka doktor görüşü alması gerekir.
Hipertansiyon ve sıvı dengesi
Hipertansiyon hastalarında susuz kalmak tansiyon düşmesine neden olabilir. Özellikle diüretik (idrar söktürücü) içeren tansiyon ilaçları kullanan hastaların sıvı alımını dengelemesi önemlidir. Gerekirse ilaç değişikliği ya da doz ayarlaması için doktorunuza danışmanız önerilir. Mineral kaybını önlemek amacıyla sahur ve iftarda maden suyu tüketilebilir. Çay ve kahve, idrar söktürücü etkileri nedeniyle sınırlandırılmalı veya açık şekilde tüketilmelidir.
Sıvı tüketimi nasıl olmalıdır?
Bir anda içilen, vücudun ihtiyacından fazla su böbrekler tarafından kısa sürede atılır. Özellikle sahurda suyu besinlerle birlikte almak daha uygundur. Sebze çorbaları ve menemen gibi hafif sebze yemekleri sabah saatlerinde mideyi yormadan tüketilebilir.
Meyve suyu yerine meyvenin kendisi tercih edilmelidir. Protein ihtiyacını karşılamak için yoğurt, yumurta ve tuz oranı düşük peynirler (örneğin çörek otu, keten tohumu ve maydanozla zenginleştirilmiş lor peyniri) günlük olarak tüketilebilir. Tahin ve pekmez gibi doğal besinler de tercih edilebilir.
İftar planlaması nasıl olmalıdır?
Uzun süren açlık ve susuzluk sonrasında hızla ve aşırı miktarda su içmek sindirim sistemini rahatsız edebilir. İftarda sebze, kuru baklagil ve hayvansal protein dengesi sağlanmalı; yağlı etlerden ve kızartmalardan kaçınılmalıdır.
Fırın, ızgara veya haşlama yöntemleri tercih edilmelidir. Karbonhidrat tüketimi tam buğday, karabuğday ve siyez gibi işlenmemiş tahıllarla sağlanmalıdır. Çiğ sebzelerden oluşan salatalar iftar sofralarında ilk sıralarda yer almalıdır. Türk mutfağının zengin çorba çeşitliliğinden yararlanmak sindirimi destekler.
Tatlı ve atıştırmalıklar
Doğrudan tatlı tüketimi diyabet hastaları için uygun değildir. Kan şekerindeki dalgalanmaları azaltmak amacıyla sütlü tatlılar tercih edilebilir. Güllaç bu anlamda daha dengeli bir seçenek olabilir. İftar sonrası sıvı açığını tamamlamak için bitki çayları ve maden suyu tercih edilebilir.
Çay ve kahve tüketimi sınırlandırılmalı, özellikle akşam saatlerinde kuruyemiş tüketimi kontrol altında tutulmalıdır. Kabak çekirdeği bağırsak sağlığı açısından faydalı olabilir.
Takviye kullanımı gerekli midir?
Ramazan süresince vitamin ve mineral takviyesi gerekip gerekmediği, diğer dönemlerden farklı değildir. Kış aylarında önerilen D vitamini takviyesine devam edilmelidir. Daha önce eksiklik saptanmışsa gerekli destekler sürdürülmelidir. Halsizlik, kas krampları, enfeksiyonlara yatkınlık veya aşırı yorgunluk durumunda C vitamini, B kompleks vitaminleri ve magnezyum gibi destekler için doktor görüşü alınmalıdır.
Kronik hastalığınız varsa, Ramazan ayında oruç tutma kararınızı mutlaka doktorunuzla birlikte değerlendirmelisiniz. Doğru planlama, düzenli takip ve bilinçli beslenme ile bu süreci daha güvenli şekilde yönetmeniz mümkündür.


