GeriEtkinlikler Hasan Kaçan “Babam İçin”i anlatıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hasan Kaçan “Babam İçin”i anlatıyor

Hasan Kaçan “Babam İçin”i anlatıyor

Bizleri son zamanlarda ekranlara kilitleyen dizinin babası ile özel röportaj!

Her cuma FOX ekranlarında izleyici karşısına çıkan “Babam İçin” son zamanlarda herkesin dilinde. Hem dram hem de komediyi içinde barındıran bu sıcak aile dizisini, evin fedakar babasını canlandıran Hasan Kaçan anlatıyor.

Diziyi hiç izlememiş olanlar için önce dizinin konusunu kısaca verelim sonra da söyleşimize başlayalım. Orhan Eliaçık (Hasan Kaçan), karısına ve ailesine düşkün 4 çocuklu bir gümrük memurudur. Evinde düzenli ve huzurlu bir yaşam sürdüren, iş yerinde prensiplerinden taviz vermeyen, hayatını ailesine ve akrabalarına adamış olan Orhan’ın aldığı bir haberle tüm hayatı, geleceğe dair planları değişir. Orhan artık uzun süre ailesiyle olamayacaktır ve onları yalnız bırakmadan önce yoluna koyması gereken çok şey vardır.

Gördüğüm kadarıyla koşuşturma içerisindesiniz. Nasıl gidiyor çekimler?

Güzel bir koşuşturma içerisindeyiz. Diziler malum çok yoğun ve tempolu oluyor. “Babam İçin” güzel bir proje, burada bulunmak mutluluk benim için. Biliyorsunuz setlerin en önemi özelliği beklemek bu yüzden bir yoğunluk var ama çok güzel gidiyor her şey.

“İLK DEFA DRAM OYNUYORUM”

Proje size sunulduğunda ilginizi çeken ne olmuştu?

Şu anki yönetmenimiz Ahmet Katıksız ile “Halil İbrahim Sofrası” isimli bir dizimiz vardı. Dolayısıyla Ahmet beni, ben de Ahmet’i tanıyordum ve Ahmet’in yönetmeliğini biliyordum. Her zaman onunla çalışmayı isterdim zaten. Senaristimiz Deniz Akçay’ı da çok beğeniyorum. Senaryoyu okur okumaz çok değişik bir proje olduğunu gördüm. Benim için değişik. Şimdiye kadar mahallenin tatlı ve komik karakterlerini canlandırdım. İlk defa bir dram oldu. “Ahmet kardeşim, emin misin bu ben miyim?” dedim (Gülüyor). Bizim daha önceki dizimizde de bu tür duygusal sahneler hep vardı. Bende bu tür sahnelerin ekili olduğunu görüyordum. Mesela “Ekmek Teknesi” gibi Herodot Cevdet’in olduğu çok absürt işlerde de, bir hafta insanların çok güldüğüne, bir hafta da hüngür hüngür ağladıklarına şahit oldum. Dolayısıyla burada komikliği de, işin dram tarafını da yapabildiğimizi görmüş olmamıza rağmen tarzımız o değilmiş gibi bir önyargım vardı ama Ahmet bunu yıktı. Beni de inandırdı.

Canlandırdığınız karakteri nasıl tanımlarsınız?

Orhan karakteri şimdiye kadar çocuklarının boğazından haram lokma geçirmemiş, olağanüstü düzgün bir devlet memuru. Dizide Orhan’ın ölümcül bir hastalık haberi ile yaşadığı paniği ve o panikle “Benden sonra ailem ne yapar?” düşüncesiyle şu ana kadar hiç yapmadığı bir yanlışa sürüklendiğini görüyoruz. Yanlış bir adım atıyor ama ölene kadar bu yanlışın hesabını ödemek durumunda kalacak. Hikayemizin ana ekseni de bu zaten. Dizinin asıl cazip yönü de sıcacık bir mahalle ortamı içerisinde, çok yetenekli arkadaşlarla çok güzel samimi bir aile ortamı olması. Aslında hikaye sadece dram üzerinden gitmiyor, eğlenceli, güldüren olaylar da yaşanıyor.

Özellikle kızınız Dila karakteri çok güldürüyor bence.

Evet, Dila karakteriyle ilgili dediğiniz çok doğru. Senaryoyu ilk defa elime aldığım zaman bu rol dikkatimi çekti. Çok başarılı ve esprili diyalogları var. Hazır cevap bir rol. Karakter çok güzel. Dila’yı oynayan Duygu Yıldız diğer genç arkadaşlarımız gibi çok yetenekli.

Dizinin adının “Babam İçin” olmasının nedeni sizin yaptığınız bu fedakarlıklara karşı hastalık öğrenildikten sonra çocukların da sizin için fedakarlıklar yapacak olması mı?

Gerçek hayatla anlatayım durumu: Geçenlerde 14 yaşındaki küçük oğlumla telefonda konuşuyorum. “Baba yeni bir bilgisayar oyunu çıkmış, onu alalım” dedi. “Nasıl alacaksın?” dedim. “Sen kredi kartı numaranı vereceksin ben onu internetten satın alacağım” dedi. “Oğlum bir sakatlık falan olmasın” dedim. “Yok, yok olmaz” dedi. “İyi tamam o zaman, al” dedim. "Yılbaşı hediyesi almadığım için bunu alayım bari" dedim. Sonra oğluma “Sen benim doğum günümde bana hiçbir şey almıyorsun, hatırlamıyorsun bile” dedim. O da bana“Benim varlığım yetmiyor mu?” dedi (Gülüyor).

Bu açıdan baktığımızda çocuklara göre bir baba için onların varlığı bile yeterli. Öyle de zaten, onların olması bile yeter. Ama ilerleyen bölümlerde tabii ki ailenin kenetlendiğini, bu korkunç olayı duyduklarında babaları için bir şeyler yapma ihtiyacı hissedeceklerini ve bunun için eyleme geçeceklerini hep beraber göreceğiz. Orhan, o yoğun depresyonu ailesi ve çocukları sayesinde aşacak. Şimdi baktığımızda ailenin ve çocukların sorunlarını sırtında taşıyan bir baba görüyoruz. Ama bir süre sonra babanın bütün o ağır yükünü üstlenecek bir aile göreceğiz.

Hasan Kaçan “Babam İçin”i anlatıyor

“DİZİDE BÜYÜK SÜRPRİZLER YAŞANABİLİR”

Dizideki çocuklarınızı kıyaslamak gerekirse, onları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Asıl bomba benim büyük kızım Dila. Ondan hiç beklemediğimiz hamleler olabilir. Hep deli dolu görünen aslında ailenin en zekisi, en cesur olan karakteri. Kendi işini kurmak için atılganlığı, erkeklerle olan sohbetlerindeki hazır cevaplığına baktığımızda ailenin en akıllısı o. İkinci olarak tabii ki küçük olan erkek. Tıpta okuyor, belli bir çevresi, dünyaya karşı belli bir duruşu var ve ailesine karşı da belli bir sorumluluğu var. Evlendi çünkü mecburdu. Babası kızla başka türlü görüştürmüyordu. En küçük kız da sürprizler yaşatabilir. Hayırsız gibi görünen büyük oğlan var bir de. Elini hangi işe attıysa batırmış, karısının yönlendirmesiyle hareket eden çünkü yönlendirilmeye çok müsait aslında iyi niyetli bir oğlumuz var. Ama bilemeyiz ki şimdi belki de en hayırsız gibi görünen, ileride en büyük fedakarlığı yapan karakter olacak. Bütün bunlar sürprizlere gebe.

Dizideki iki ailenin gerilimi, yeni gelinin babasının kötülükleri devam edecek mi?

Baba rolünde gördüğünüz o korkunç, sert adamın psikopatça hareketlerinin de bir sebebi olduğunu göreceğiz. Aslında hiç kimse gerçek anlamda kötü değil bizim hikayemizin içinde. Burada düzelmesi imkansız gibi görünen iki ailenin yoğun bir gerilimi var. Ama bir süre sonra belki de durum değişebilir. Çünkü bir adam hasta, diğeri doktor. İlişkiler düzelebilir, daha da kötü olabilir, belli olmaz.

Dizideki kız isteme sahnesi çok duygusaldı. Gerçekte de iki tane oğlunuz var. Böyle bir şey başınıza gelse sizin tepkiniz, hisleriniz neler olurdu?

Babalar da analar da çocukları için ellerinden geleni yapmak isterler. İnsanın çocuğu olduktan sonra kişiliği, hayatı değişiyor. Hayata bambaşka bir açıdan bakar oluyorsunuz. Bu kadında da, erkekte de aynı. Böyle bir durumla karşılaşsam şimdiden ne söyleyeceğimi bilemiyorum ama önemli olan gençlerin anlaşması.

“YEĞENİM BENİ İZLERKEN AĞLIYORMUŞ”

Çocuklarınız nasıl tepki gösteriyor diziye?

Büyük oğlumun hoşuna gidiyor, seyrediyor. Ama küçük oğlum üzülüyormuş. Çocuklar sevmiyor rol de olsa babalarını hasta görmeyi. Akrabalarım da bu durumdan pek hoşnut değil. Mesela küçük yeğenim diziyi her seyredişinde ağlıyormuş. “Hasan Amca ölecek mi?” diye. Çocuğun morali bozuluyormuş (Gülüyor).

Oğullarınız kaç yaşındalar, onlarla olan ilişkileriniz nasıl?

Küçük 14, büyük 24 yaşında. İyi bizim ilişkilerimiz, arkadaş gibiyizdir. Büyük oğlumla daha fazla vakit geçirdim çünkü gençlik zamanıma denk geldi. Birlikte hopluyorduk, zıplıyorduk, maçlar yapıyorduk. Onun enerjisine daha yakındım. Şimdi 55 yaşına geldim, on dört yaşındaki oğlumun enerjisine yakın değilim. Dolayısıyla onunla onun istediği gibi vakit geçiremiyorum. Ama anlaştığımızı söyleyebilirim, birbirimizi zaten çok seviyoruz.

Kardeşler nasıl anlaşıyor?

Aralarında 10 sene olduğu için 10 sene farkla anlaşıyorlar. Küçük oğlum büyük oğluma ayak uydurmak zorunda kalabiliyor. Ufaklık hayatın içine girmedi henüz ama büyük olan tam hayatın içinde.

Karikatüristlik ne durumda peki?

30 yıla yakın çizerlik yaptım. Zannediyorum on binin üzerinde de karikatür çizmişimdir. Dolayısıyla bu kadar uzun süre benim için yeterli oldu. Artık karikatürü özlemiyorum. Çünkü yine mizahla ilgili başka bir iş yapıyorum. Artık kağıt yerine yüzüme çiziyorum, kağıda çizmektense yazıyorum, karakterlerde onu yaşatıyorum. Bir şekilde mizah her zaman hayatımın içerisinde var. Ama çizgi yok. Olmayışının sebebi de çok yoğun bir çizgi hayatı yaşamam. Mizah dergilerinde her hafta iki sayfa karikatür çizmek herkese nasip olacak bir şey değil, kolay da bir şey değil. Onları yaşadığımız için çizgiyle aramızdaki aşkı tamamladığımızı düşünüyorum.

Sevgili Hasan Kaçan’a ve tüm ekibe bize vakit ayırdıkları için çok teşekkür ediyoruz.

Röportaj: Nilay Uzun

Fotoğraf: Melin Kahraman 

False