Güncelleme Tarihi:

Pankreas kanseri, belirtilerinin belirsizliği nedeniyle tıp dünyasında tespit edilmesi en zor hastalıklar arasında yer alıyor. Mide bulantısı, hazımsızlık, yorgunluk ve sırt ağrısı gibi yaygın şikayetler çoğu zaman günlük yorgunluklara veya besin hassasiyetlerine bağlanıyor.
Hastaların büyük bir kısmı, organın vücudun derinliklerinde bulunması ve erken evrelerde belirgin semptom göstermemesi nedeniyle ne yazık ki ileri aşamalarda teşhis alıyor.
Roxane da yaşadığı halsizliği ve besinlere karşı geliştirdiği garip reaksiyonları uzun süre yoğun iş ve aile temposuna bağladığını belirtiyor.
Roxane’ın tedavisinde dönüm noktası, göğüs ve yumurtalık kanseriyle de ilişkilendirilen genetik bir mutasyon taşıdığının anlaşılması oldu. Normalde risk faktörü sayılan bu mutasyon, paradoksal bir şekilde tümörlerin belirli kemoterapi türlerine ve "PARP inhibitörü" olarak adlandırılan özel ilaçlara karşı daha hassas hale gelmesini sağladı.
Kanser hücrelerinin DNA tamir mekanizmasını hedef alarak yok olmalarını sağlayan bu yöntem, yoğun kemoterapi ve lokal müdahalelerin ardından Roxane’ın vücudundaki kanser izlerini tamamen sildi.
11 yaşındaki Maya ile 8 yaşındaki Ellis’nin annesi olan Roxane, "Hâlâ buradayım, bu bir mucize. Kızım ortaokula başladı, bu asla göreceğimi düşünmediğim bir dönüm noktası” sözleriyle duygularını dile getirdi.
Tıp dünyasındaki gelişmeler yalnızca bu tedaviyle de sınırlı kalmıyor. Pankreas kanseri vakalarının büyük çoğunluğunda görülen ve hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına neden olan proteinleri hedef alan yeni nesil ağızdan alınan ilaçlar, klinik araştırmalarda hastaların yaşam sürelerini belirgin şekilde artırmayı başardı.
Bunun yanı sıra, hastalığı çok daha erken evrelerde yakalayabilmek adına geliştirilen nefes ve kan testleri gibi yenilikçi tanı yöntemleri üzerinde çalışmalar hızla devam ediyor.
Gün geçtikçe artan bu bilimsel başarılar, pankreas kanserinin artık çaresiz bir hastalık olmaktan çıkacağı bir geleceğe işaret ediyor.







