GeriSpor Ahlaki erezyon...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ahlaki erezyon...

Devrim SAĞIROĞLU

Tarih: 19 Mayıs 1998.. Atatürk'ün Türk gençliğine armağan ettiği Gençlik ve Spor Bayramı'nın yıldönümü.. A genç milli futbol takımımız bu tarihte, ‘‘şike yaparak’’ Litvanya'ya deplasmanda 3-0 yeniliyor ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde düzenlenecek Avrupa Şampiyonası finallerine katılmaktan kurtuluyor!

Haberin özeti bu.. Ertesi gün, bir açıklama gelecek mi diye bekledim. Orada oynayan bir futbolcudan gerçekleri öğrenmeme, haberin doğruluğunu bilmeme rağmen.. En azından, utanıp inkar ederler diye düşündüm. Ne yazık ki, spor bakanının hazin bir beyanatıyla yetinmek zorunda kaldım. Seçkiner, ‘‘Çaresizdik’’ diyordu!

Aradan bir hafta geçti. Bakıyorum da, bu haberin sonrasında hiçbir tepki yok. Bence bu tablo, toplumumuzun şu anki yapısını belgelemesi açısından, bakanın demecinden daha da üzücü..

Şimdi biz, kafalarına ‘‘şike’’ kelimesini soktuğumuz o körpe dimağlardan ne bekleyeceğiz? İlerideki futbol yaşamlarında şikeye bulaşırlarsa, nasıl cezalandıracağız? ‘‘Bize, bunları milli takım forması altında öğrettiler’’ derlerse, ne yanıt vereceğiz?

Efendim, Litvanya'yı eler ve finallere katılmazsak, 3 yıl hak mahrumiyeti alacakmışız! Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin.. 3 yıl ceza almak mı, bir Gençlik ve Spor Bayramı'nda genç milli sporcularımızı şikeye teşvik etmek mi daha kötü?

NASIL ANLATACAĞIZ?

Yarın öbürgün kulüp takımlarımız, UEFA Kupası, Avrupa Kupa Galipleri Kupası ve Şampiyonlar Ligi'nde Kıbrıs Rum Kesimi takımlarıyla eşleşirse ne olacak? Gene kaçak mı döğüşeceğiz? Bu durumu, kulüp takımlarımızdaki yabancı futbolculara nasıl anlatacağız?

Türkiye'nin, bundan sonra ne yapacağını kesin çizgilerle belirlemesi lazım.. Ceza alacaksak, alalım.. Olayı çeşitli platformlara taşıyıp, sesimizi duyurmak için çaba harcayalım.. Uluslararası spor kuruluşlarındaki temsilcilerimize, bu yolda savaş vermeleri gerektiğini hatırlatalım.. Ama ne olur, artık böyle şeylere tenezzül ve teşebbüs etmeyelim..

Japonya ve Almanya, 2.Dünya savaşında yerle bir oldu. Üstüne üstlük Japonya, üzerinde denenen iki de atom bombasıyla tanıştı. Ne var ki, bu ülkeler kısa zamanda yaralarını sarıp, Dünyanın en güçlüleri arasındaki yerlerini aldılar. Türkiye de, 1.Cihan harbinin yıkıntılarından, bir ‘‘Kurtuluş savaşı’’ mucizesi yaratarak kurtulmayı bildi. Yıllardır, bunca derdimizin arasında, hakkımızda iyi niyetler beslemeyen Suriye, İran ve Yunanistan'la başediyoruz. Ederiz ve edeceğiz.. Ancak, içimizdeki düşmanı unutuyoruz. Özellikle son 15 yıldır, toplumumuzu kemiren ahlaki erozyonu.. Bu öyle bir virüs ki, en büyük düşmandan daha tehlikeli.. Boşvermişlik, vurdumduymazlık, herşeyi mubah sayma alışkanlığı, pişkinlik, bu hastalığın belirtileri..

Maalesef, ‘‘Litvanya olayı’’ bana bunu anımsattı!






False