3G kotanızı ekonomik kullanmanın 5 yolu

Günümüzde çoğu akıllı telefon kullanıcısı için mobil internet vazgeçilmez hale geldi. Mobil internet paketleri bir türlü ucuzlamadığı gibi mobilde kotasız internet de hâlâ hayal. 1 GB sınırını aşmak isterseniz nispeten yüksek meblağları gözden çıkartmanız gerekiyor. Bununla birlikte aylık kotası 100MB olan kullanıcı sayısı da az değil.

Mobil operatörler elbette daha büyük kotalı tarifeler almanızı istiyorlar ve bunu yapacak kozlara sahipler; uygulamalar, sosyal medya, internet servisleri ve sürekli e-posta kontrol etme takıntımız sayesinde artık her zamankinden daha fazla veri kullanıyoruz.

Peki ya sizin gibi sıkı çalışan, sosyal ve teknolojiyi kullanan insanlar kısıtlı veri kullanım kotasıyla ne yapacaklar? Veri kullanımınızı azaltmak, kullanımınızı takip edip gözlemlemek ve aylık kotanızı aşmadığınızdan emin olmak uymanız gereken 5 önemli tavsiye:

Ay içinde kullanımınızı takip edin

Bu yazıyı okuduğunuza göre veri kullanımından ve paranızdan tasarruf etmeye hazırsınız ama her şeyin bir sırası var: Veri kullanımınızı azaltmadan önce ne kadar veri kullandığınızı bilmeniz gerekiyor. Bunu yapabilmenin tek yolu veri kullanımınızı takip etmek, böylece onu kullanmadığınız zaman bile (Uygulamalar arka planda da veri tüketebilir.) telefonunuzun tam olarak ne yaptığını öğrenebileceksiniz.

Android ve iOS cihazlarda verilerinizi takip etmenin birkaç yolu var. En kolay yöntem, akıllı telefon veya tabletinizdeki mevcut bilgilere bakmak. Android kullanıcıları veri kullanımlarını Ayarlar menüsünü kurcalayarak öğrenebilir. Ayarlar menüsünde Bağlantılar sekmesi altındaki “Veri kullanımı”na basarak son bir ay içinde kullanılan veri miktarını interaktif grafik şeklinde görebilirsiniz. Ayrıca geçmiş aylardaki kullanımlara ve hangi uygulamanın ne kadar veri kullandığına da bakabilirsiniz.

iOS 7 kullanıcıları için biraz daha karmaşık. Ayarlar > Hücresel yolunu izleyin. “Hücresel Veri Kullanımı” başlığı altında son dönemde ne kadar veri kullanıldığını göreceksiniz. Buradaki “dönem”, istatistikleri son sıfırladığınız andan beri geçen süre oluyor. Maalesef iOS istatistikleri otomatik olarak sıfırlamıyor, o yüzden sadece internet paketinizin yenilendiği günde istatistikleri elle sıfırlarsanız bu bilgiler anlamlı oluyor. Örneğin ben telefonumda istatistikleri en son Ekim 2013’te sıfırlamışım, dolayısıyla burada biriken veriler bana en çok veri tüketen uygulamaları gösterebilir ama aylık tüketimi anlamada hiç işe yaramaz.

Veri kullanımınızı cihazınız üzerinden kontrol etmek kullanışlı ama bu işlev genelde sınırlı oluyor ve o bilgilere fazla güvenmemeniz gerekiyor. Operatörünüzün sunduğu bir uygulama vasıtasıyla veri kullanım kontrolü yapmak daha sağlıklı olacaktır. Operatörünüz belli bir numaraya kısa mesaj göndererek kalan veri miktarınızı öğrenmenizi sağlıyordur. Ayrıca web sitesi üzerinden müşteri girişi yaparak da tüketimi ve kalan miktarı öğrenme imkânınız olabilir. Operatörünüzün web sitesini inceleyerek bu yöntemleri öğrenin.

Kablosuz internet ağlarını kullanın

Mobil veri kullanımınızı düşürmenin en kolay yolu kafelerde, restoranlarda, barlarda, tren istasyonlarında ve çoğu kamu alanında bulunabilen Wi-Fi ağlarını kullanmak. Fakat hızlı, güvenilir bir Wi-Fi ağı bulmak zor, özellikle de yalnızca Android veya iOS cihazınızın Ayarlar menüsünü kullanıyorsanız. Listedeki her ağa dokunup cihazınızın bağlanmasını ve şifre korumasıyla karşılaşmamayı ummak can sıkıcı olabilir.

Bunun yerine Wi-Fi Finder gibi ücretsiz Wi-Fi bulma uygulamaları kullanın. Hem Android hem de iOS için kullanılabilir olan Wi-Fi Finder, 144 ülkedeki 650.000’den fazla ücretli ve ücretsiz Wi-Fi ağı bilgisine sahip. Uygulamanın Wi-Fi haritasını telefonunuzun GPS sistemiyle birlikte kullanarak bölgenizdeki en iyi Wi-Fi’ı bulabilirsiniz veya JiWire veritabanını indirerek çevrimdışı olduğunuzda bile bağlantı alanları haritasını inceleyebilirsiniz. Her bir ağ için Wi-Fi Finder, sağlayıcı, konum tipi, ücretli/ücretsiz ağ gibi telefonunuzun menüsünde bulamayacağınız bilgileri listeler. Kötü yanıysa bir yılı aşkın süredir güncellenmemesi. (iOS: bit.ly/wffios202 , Android: bit.ly/wffa202)

Ülkemizin en yaygın Wi-Fi ağı olan TTNET Wi-Fi’ın size en yakın noktalarını bulabileceğiniz uygulamalar da mevcut (bit.ly/ttnetwifi202).

Eğer mobil veri kotanızı sömürme potansiyeli olan uygulamalardan çekiniyorsanız ve örneğin Wi-Fi bağlantınız gidip geliyor ve telefonunuz mobil verisi moduna geçiş yapıyorsa ayarlardan mobil veri kullanımını kapatmayı unutmayın. Hem iOS hem Android’de ayrı ayrı mobil veriyi ve yurtdışında veri kullanımını değiştirebiliyorsunuz. Bu taktik özellikle cihazınızı başka bir ülkede kullanıyorsanız ve yurtdışı veri kullanımı faturalarınca darbe almak istemiyorsanız oldukça yararlı.

Fazla veri tüketen uygulamaları kısıtlayın

Tüm uygulamalar eşit yaratılmamıştır. Aslında internet üzerinden müzik ve video sağlayan uygulamalar gibileri bir haftada tüm mobil veri kotanızı doldurabilirler. YouTube maratonlarınızı minimuma indirmenin en doğrusu olduğunu zaten biliyorsunuzdur, yani ilgilenmeniz gerekenler diğer mobil veri sömürücü uygulamalar. Sosyal ağ uygulamaları (Arka planda sürekli güncellenirler.), oyunlar (Sürekli reklam ve bildirim gönderirler.) ve Dropbox gibi bulut depolama uygulamaları (Tüm cihazlarınızla senkronize halde kalmak için sık sık dosya indirirler.) siz farkında olmadan veri tüketirler.

Sizin telefonunuzdaki hangi uygulamanın ne kadar veri kullandığını rapor edecek bir uygulamaya ihtiyacınız var. Bu bilgiler Android sistemlerde zaten sağlanıyor. Ben hem Android hem de iOS için ücretsiz olan Onavo Count uygulamasını da beğeniyorum. Onavo Count size uygulamalarınızın ne kadar veri kullandığını gösteriyor, ayrıca haftalık ve aylık veri kullanım raporları oluşturabiliyorsunuz. Buna ek olarak en sık kullandığınız 20 uygulamanın ne kadar veri tükettiğini öğrenebiliyorsunuz. (iOS: bit.ly/ocios202 , Android: bit.ly/oca202)

Onava Count’ın Android sürümünde bir analiz özelliği var. Bu özellik, sizin uygulamalarınızın diğer insanların cihazlarındaki aynı uygulamalarla karşılaştırmalı bir şekilde harcadığı veriyi gözler önüne seriyor. Bu fonksiyon haddinden fazla veri kullanımı konusunda sizi uyarabilir. Örneğin Dropbox uygulaması başkalarının cihazlarına oranla daha fazla kullanımda bulunuyorsa muhtemelen senkronizasyon ayarlarıyla oynayıp mobil Dropbox’ınızı dizginleyerek veri kullanımını kısmanız gerekecektir.

Onava Count’ın iOS sürümünün ölçüm yapmak için VPN kullandığını hatırlatalım. Eğer bu yüzden bağlantınızın yavaşladığını fark ederseniz uygulamayı ve VPN profilini kaldırmanızı öneriyorum.

Bol veri kullanan uygulamalardan kesinti sağlamanın bir diğer yolu da internet gezintileri gibi günlük görevler için daha “hafif” uygulamalar kullanmak. Örneğin Opera Mini (Android ve iOS: bit.ly/operamini202) siteleri cihazınıza göndermeden önce sıkıştıran “hafif” bir tarayıcı. Eğer sadece metin içerikli web sayfalarına razıysanız TextOnly (Android) ve Text Browser (iOS) son derece hafif tarayıcılar olarak size sadece sayfadaki okunabilir metinleri gösteriyor.

Reklamlardan kurtulun

Mobil reklamlar sadece bıkkınlık verici olmakla kalmazlar, ayrıca birer veri sülüğüdürler. Bir uygulamanın, oyunun veya web sayfasının içerisinde karşılaştığınız her reklam, harici bir sunucu üzerinden indirilmek zorundadır ki bu da veri tüketimi anlamına gelir. Neyse ki mobil cihazınızdan reklamları defetmek için birkaç yöntem var.

Bir oyun veya uygulamadan reklamları söküp atmanın en kolay yolu ilgili uygulamanın tam veya “pro” sürümünü satın almak. Bu yöntemle hem uygulama geliştiricisine destek oluyorsunuz hem de veri kullanımınızı azaltıyorsunuz ama tabii biraz para harcamış oluyorsunuz. Bir diğer reklam engelleme yoluysa eğer mümkünse uygulamayı kullanırken telefonun internet bağlantısını kesmek veya telefonu uçuş moduna almak. Telefonunuz, internet bağlantısı olmadığında arka planda reklam indirmek için sunuculara erişemeyecektir ama bunun dezavantajları da belli.

Eğer reklamları geleneksel yöntemle engellemek isterseniz biraz uğraşmanız gerekecek. Google artık reklam önleyici uygulamalara Google Play Store’da izin vermiyor, Apple ise başından beri vermiyordu. Eğer Android cihazınızın kısıtlamalarını kaldırmaya gönüllüyseniz AdAway gibi uygulamalar hem uygulamalar hem de internet sitelerindeki reklamları engelleyebiliyor. Aynı şekilde eğer iPhone’unuza “jailbreak” yapmaya gönüllüyseniz AdBlocker uygulamalar, oyunlar ve sitelerdeki reklamları durduruyor.

Arka plan verilerini düzenleyin

Telefonunuz cebinizde durduğu zamanlarda bile veri tüketmeye devam eder. Bunun sebebi sosyal medya, bulut depolama, e-posta gibi pek çok uygulamanın uzaktaki bir sunucuyla yeni güncellemeleri, mesajları veya dosyaları kontrol etmek (ve varsa indirmek) amacıyla sürekli bağlantı halinde olmasıdır. Yani arka plandaki veri transferini (bildirimlere hayat veren verileri) kısıtlayarak veri kullanımınızdan tasarruf edebilirsiniz.

Android ve iOS cihazlar için arka plan verilerini kısmanın birkaç farklı yolu var. Hem Android hem iOS kullanıcıları sürekli güncelleme isteyen hava durumu, haberler ve borsa gibi uygulamalardan fazla sayıda indirmemeli (veya en azından bildirimlerini kapatmalı). Android kullanıcıları Google Play’den gelen otomatik güncellemelerin sadece kablosuz ağa bağlıyken indirilmesini ayarlayarak arka planda veri kullanımını düşürebilirler: Google Play’i açın, “Ayarlar > Uygulamaları otomatik güncelle” yolunu izleyip “Uygulamaları yalnızca kablosuz bağlantı üzerinden otomatik güncelle” seçeneğini işaretleyin. iOS 7’den önce kullanıcıların uygulamaların otomatik güncellenmesi konusunda kafa yorması gerekmiyordu ama iOS 7 ile birlikte bu bir seçim haline geldi. Ayarlar > iTunes ve App Store > Hüresel Veri’yi Kullan”ı devre dışı bırakmayı unutmayın.

Mobil veri kotanızı aşmanıza sebep olabilecek iOS 7 özelliklerinden biri de “Arkaplanda Uygulama Yenile”. Bu özellik tamamen kapatılabilir veya sadece belli uygulamaların arka planda içerik güncellemesi yapmasının önüne geçmede kullanılabilir (Ayarlar > Genel > Arkaplanda Uygulama Yenile). Dropbox gibi bazı uygulamaların kendi ayar menülerinde de “sadece Wi-Fi üzerinden veri indir” gibi seçenekler oluyor. Örneğin bu ayarı yaptığınızda Dropbox, mobil internet kullanırken dosyalarınızı eşitlemiyor ve sürprizlerle karşılaşmıyorsunuz.

Android kullanıcıları ayrıca belli uygulamalar için arka plan verilerini kısıtlayabilir: “Ayarlar > Bağlantılar > Veri kullanımı” yolunu izleyin ve “Arka plan verisini kısıtla”yı işaretleyin.

Arka plan verisi kullanımını kısıtlamanın bir başka yolu da Dropbox, Facebook, Google, LinkedIn gibi bağlantılı hesaplara sahip servislerin arka plan verilerine limit getirmek. Bunu yapmak için Ayarlar > Hesaplar menüsünden limit koymak istediğiniz hesabınıza basın. Açılan ekranda hangilerinin senkronize edileceğini veya edilmeyeceğini, bunun hangi sıklıkla olacağını belirleyebilirsiniz. Örneğin Facebook takvimi, arkadaşları veya resimlerini farklı aralıklarla güncellenmek üzere seçebilirsiniz.

iOS kullanıcıları arka plan veri kullanımıyla anında iletimi ve bildirimleri kapatarak savaşabilir. Anında iletimi kapatarak e-posta uygulamasının sürekli yeni mesajları kontrol etmesinin önüne geçmek için “Ayarlar > Mail, Kişiler, Takvimler” yolunu izleyip “Yeni Verileri Al”a basın ve “Anında İlet”i devre dışı bırakıp “Al” seçeneğini “Elle” yapın. Bunu yaptığınızda siz Mail uygulamasını açmadıkça e-postalarınız kendiliğinden kontrol edilmeyecektir.

Tüm bu düzenlemeleri yaptıktan sonra 500, hatta 250 MB’lik bir internet paketiyle bile bütün ayı çıkarabilirsiniz. Kotayı aşmamak için bazı kolaylıklardan fedakârlık etmeniz gerekecek ama bu çabanıza değecektir. Instagram’daki fotoğraflarınıza gelen her beğeniyi tek tek ve anında görmeniz o kadar önemli mi? Bence değil.

Yazı boyunca bahsedilen gizli veri emicileri devre dışı bırakmayı unutmayın, uygulamaları ve e-posta eklerini mümkün olduğunca kablosuz ağlar üzerinden indirin. Tüm bunları yaparsanız kotanıza uymanız çok kolay olacak.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Google'ın gözü robot teknolojisinde

Geçtiğimiz yıl sekiz ayrı robot teknolojisi firması satın alan Google'ın amacı dijital dünyayı aşıp hayatımıza girecek robotlar.

İnternet devi Google; Apple, Facebook ve Microsoft’la yoğun bir teknoloji rekabetinin ortasında. Şirketin yeni hedefi robot teknolojilerine yatırım yapmak. Şimdilik pek kimse bilmiyor ama Google dünyanın en hızlı robotunu geliştiren Boston Dynamics’i Aralık 2013’te satın alınca dedikodular arttı. Cheetah adlı robot, adının hakkını vererek Usain Bolt'tan daha hızlı koşabiliyor. http://goo.gl/XmwWYt adresinde Cheetah’nın koşu bandında 46 km/saat hıza çıkışını gösteren bir video var. Firmanın amacı, bir sonraki koşabilir robot WildCat'in Cheetah’dan da hızlı olmasını sağlamak.

Firma başka türden hayvan görünümlü robotlar da geliştirdi. SandFlea’nın özelliği, engelleri aşmak için 10 metre yükseğe zıplayabilmesi. Boston Dynamics'in robotlarına ait videoları http://goo.gl/1Ybhuh adresli YouTube kanalında izleyebilirsiniz.

Bu robotlar satışta mı?

Hayır. Zaten evlerde kullanılabilen türden hizmetçiler değiller ama Boston Dynamics'in geliştirdiği Atlas adlı insansı robot, zorlu engellerde hareket edecek kapasitede. En karmaşık evlerde bile hareket edebiliyor. Firmanın robotları esasında ABD ordusu için geliştirilmekteydi ama Google’ın açıklamasına göre mevcut sözleşmeler sona erince bu amaca yönelik üretim durdurulacak.

O zaman Google bu robotlarla ne yapacak?

Asıl mesele bu zaten. Şu ana kadarki dedikoduların büyük kısmı iddialardan ibaret. Bazı uzmanlar, kimyasal korumalı giysi testlerinde kullanılan Petman gibi robotların Google tarafından tehlikeli bölgelere gönderileceğini ve Sokak Görünümü için kayıt yapacağını düşünüyor. Diğer tahminlerse o kadar heyecan verici değil: Bazı kaynaklara göre bu robotlar depolardaki eşyaları paketlemeye yardım edecek.

Yazının Devamını Oku

Change.org'a 25 milyon dolar yatırım

İnsanların imza kampanyaları başlatarak kamuoyu oluşturmaya çalıştıkları online bir platform olan Change.org, Bill Gates ve Richard Branson'ın da dâhil olduğu bir grup yatırımcıdan 25 milyon dolarlık bir yatırım aldı. Konuyu Change.org Başkanı ve Genel Müdürü Jennifer Dulski'ye sordum.

Bireysel ve kitlesel duyarlılıklar için özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasından sonra internet alternatif bir alan oluşturdu. İnsanlar artık meydanlara çıkıp seslerini yükseltmektense, rahat koltuklarından kalkmadan protesto haklarını kullanabiliyor. Tepkilerini kısıtlı bir ortam olan internet yoluyla iletmekle kalmaya yönelterek kitleleri pasifize etmesi yönünde eleştiriler de alan Change.org geçtiğimiz günlerde önemli bir yatırım aldı.


Sosyal değişim yaratmak isteyenlerin kampanyalar düzenleyerek çok sayıda kişinin desteğini almaya çalıştıkları bir platform olan Change.org’da başarı elde etmiş pek çok kampanya var.

Şirketin mevcut yapısını geliştirerek daha fazla internet kullanıcısına ulaşması ve daha etkili kampanyalar düzenlenebilmesine olanak yaratacak bağlantılar kurulması için 25 milyonluk bu yatırım önem taşıyor. Yatırımcılar arasında Bill Gates, Twitter Inc. kurucularından Evan Williams ve Virgin Group kurucusu Richard Branson bulunuyor. Misyon odaklı bu platform kâr amacı gütmeyen bir oluşum.

San Francisco merkezli Change.org’un 80 milyondan fazla kullanıcısı var ve 196 ülkede etkin. 18 ülkede ise 222 çalışanıyla bilfiil faaliyet gösteriyor. Toplumsal veya siyasi değişim için baskı oluşturmak için açılan dilekçeler kısa süre içinde yüz binlerce imzaya ulaşabiliyor ve bir kısmından somut sonuçlar da elde ediliyor.

Bu yatırımla ilgili detayları ve özellikle önümüzdeki dönemde yapılacak değişiklikleri Change.org Başkanı ve Genel Müdürü Jennifer Dulski’ye sordum ve cevaplar aldım.

Yapılan yatırım sonrası Change.org'da ne gibi değişiklikler yapılması planlanıyor? Bu yatırım ne için kullanılacak?

Yazının Devamını Oku

Dijital dönüşüm muhteşem olacak!

Teknolojinin her alandaki uygulamalarıyla hayatlarımız değişiyor. İş yapma şekilleri de tamamen yenileniyor. Şirketler için dijital dönüşümün alt başlıkları şu günlerde büyük bir dikkatle inceleniyor ve tartışılıyor.

Dünya çapında teknolojinin gelişimine yön veren sayılı şirketlerden biri olan Oracle, farklı ülkelerde gerçekleştirdiği Oracle Day etkinliğinin istanbul etabını yarın gerçekleştirecek. Sadece teknoloji dünyasını değil, genel olarak hayatımızı değiştirmeye başlayan konuların ana gündemleri oluşturacağı Oracle Day, yüzlerce profesyonelin hem farklı deneyimler dinleme, hem de kendi deneyimlerini aktarma şansı elde edebilecekleri önemli bir etkinlik olacak.

Geleceğin ABC’si
En küçük işletmelerin tozlu masalarından, küresel şirketlerin lüks gökdelenlerdeki yönetim katlarına kadar her yerde konuşulan bazı konular var. Hayır, doların yükselişinden veya petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan bahsetmiyorum. Şirketlerin geleceği için daha can alıcı bazı uzun vadeli konular ve yatırımlar söz konusu. Çoğu da teknolojiden geçiyor elbette. Neler olabilir bunlar?

Elbette dijital dönüşüm bunlardan biri. Hem kişiler, hem ne boyutta olursa olsun şirketler için artık kaçınılmaz hale gelen dijital dönüşüm belki de en kapsayıcı olan başlık. Sonra ne var? Bulut bilişim elbette, ne olacak. Şirketlere faydası saymakla bitmez... Bilişim giderlerini düşürür, veriye anında her yerden ve her zaman erişmeye olanak sağlar, verimliliği artırır, çalışanların ve yöneticilerin iş süreçlerine hakimiyetini güçlendirir, iş kalitesinin artırır. Bunun gibi pek çok faydasından bahsetmek mümkün. Yani ne varsa bulutta var.
Mobil çözümler bir başka çok değerli konu. Rize’deki çiftçiden, Antep’teki orta ölçekli fabririkatöre, İstanbul’daki küresel şirketten Ankara’daki kamu kurumuna kadar her boyutta ve türde şirket ve kuruluş için mobil çözümler vazgeçilmez halde. Herkes için mutlaka bir ve birden fazla fırsat var.
Büyük veri ise bambaşka bir yerden geliyor konuyor yazımızın ortasına. Sadece dev şirketler için değil, çok yüksek sayıda müşterisi bulunan orta boy işletmeler için de önemli fırsatlar sunan büyük data yönetimini de hiç kenara atmamak gerekiyor.
Eh, sosyal medyasız olmaz değil mi? Kişiler için olduğu kadar şirketler ve kurumlar için de sosyal medya her geçen gün daha önemli hale geliyor. Birkaç yıl öncesine kadar sosyal medyayı küçümseyip, geçici bir heves sanarak yatırım yapmayan şirketleri bugün bin pişman. Hiçbir zaman başlanmayacak kadar geç değildir. Kolları sıvamak isteyen şirketler mutlaka sosyal medyadaki trendleri, nasıl kullanabileceklerini profesyonellerden öğrenmeli ve onlarla çalışmalı.

Hepsi bir arada, Oracle Day İstanbul’da

Yazının Devamını Oku

Akıllı otomobil uykuya dalan sürücüyü uyaracak

Yeni bir otomobil teknolojisi ile uykuya dalan veya dikkati dağılan sürücüler hemen uyarılıyor. Sürücünün karşısına yerleştirilen bir algılayıcı sayesinde sürücünün gözleri takip ediliyor ve ölümcül otomobil kazalarının büyük bölümünü oluşturan dikkatsizliğin önüne büyük oranda geçilebiliyor.

Hızla ilerleyen teknolojiyle birlikte yaşamlarımızı değiştiren akıllı araçları artık her alanda görebiliyoruz. Hayattaki en önemli şeyin insan hayatı olduğunu bildiğimiz için teknolojiden özellikle son hızla büyüyen güvenlik sektörü faydalanıyor.
Otomotiv ve güvenlik denince akla ilk gelen firmalardan biri olan Volvo, geliştirdiği yeni bir teknik ile trafik kazalarındaki insan faktörünün rolünü en aza indirmeyi planlıyor. Bu sistem, sürücü tarafından algılanamayacak düşüklükte fakat sistemin çalışmasına yetecek güçte bir infrared ışığı ile işini görüyor.
Bu düşük yoğunluktaki ışıkla sürücünün pozisyonu ve göz hareketleri takip ediliyor ve herhangi bir terslikte sistem hemen uyarıda bulunuyor. Bu arada aracın diğer güvenlik sistemleri de çalışarak şerit dışına çıkmanın veya öndeki araca fazla yaklaşmanın önüne geçiliyor.
Volvo, sistemin herhangi bir kamera özelliğinin bulunmadığını ve sürücünün asla “gözetlenmediğini” ekliyor.
Sistemi hâlâ test araçlarında kullanan şirket, bu teknolojiyi gündelik hayata yakın bir gelecekte katmayı planlıyor.

Apple otobillere giriyor

Bunun yanı sıra, Volvo akıllı otomobil servisleri konusunda da çalışmalarını hızlandırdı ve Apple ile bir işbirliğine girişti kısa bir süre önce. Söz konusu işbirliği, araç içi deneyimini yeniden tanımlayacak özellikler vaat ediyor. Apple CarPlay olarak adlandırılan yeni hizmet, Volvo Cars’ın orta konsoldaki büyük dokunmatik ekranlı göstergesiyle; iPad, iPhone ve iPod kullanıcılarının yakından tanıdığı bütün özellik ve hizmetleri doğrudan araç içindekilere sunacak.

Yazının Devamını Oku

Yüzen nükleer santral bir umut olabilir mi?

Nükleer enerjinin geleceği üzerine karabulutlar seren Fukushima Daiichi kazası ile mühendisler, nükleer santralleri tekrar masaya yatırdı. Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan dünyanın en tanınmış teknoloji enstitülerinden MIT tarafından tasarlanan yüzen nükleer santraller bu düşüncenin bir ürünü.

2011’de Japonya'da gerçekleşemn deprem ve tsunami, Fukushima Daiichi nükleer santralini vurduğunda ne sarsıntı ne de sonrasında gerçekleşen su baskını zehirli sızıntıya neden oldu. Daha ziyade, bunların neden olduğu güç kesintisiyle ortaya çıkan reaktör çekirdeklerini soğutma problemi nükleer sızıntıda büyük rol oynadı.
Nükleer enerjinin geleceği üzerine karabulutlar seren Fukushima Daiichi kazası ile mühendisler, nükleer santralleri tekrar masaya yatırdı. MIT tarafından tasarlanan yüzen nükleer santraller bu düşüncenin bir ürünü. Offshore petrol kuyuları örnek alınarak geliştirilen yüzen nükleer santraller sayesinde, Japonya gibi ülkeler daha güvenli bir nükleer gelecek inşa edebilir.
100 metre derinlikteki su üzerinde demirleyen yüzen platform, tsunami dalgalarından etkilenmeyecek. Depremler ise yok denecek kadar az bir etkiye sebep olacak. Acil durum yaşayan pek çok santralde (Çernovil, Three Mile Adası ve Fukuşima gibi) görülen aşırı ısınma ve potansiyel çekirdek erimesi ise deniz sayesinde neredeyse imkânsız hâle gelecek.
Yüzen nükleer santrallerin büyüklüğü ise son derece esnek olacak. 50 megavatlık ufak santrallerden, büyük modern bir şehri tedarik edebilecek 1000 megavatlık santrallere kadar çeşitli boyutlara sahip olabilecekler.
Yüzen nükleer santral tasarımını gerçekçi bulan çoğu akademisyen, yüksek tsunami riski taşıyan bazı Asya ülkelerinde yakın gelecekte böyle bir pazarın oluşabileceğini düşünüyor.

Yazının Devamını Oku

Facebook insanlar üzerinde deneyler yapıyor mu

Araştırma raporları gösteriyor ki ülkemizde her 100 kullanıcıdan 34’ü siber saldırılara maruz kalıyor. Bu kullanıcıların büyük bir kısmı, saldırıya uğradığının ve hatta bilgilerinin ele geçirildiğinin farkında değil. Siz de onlardan biri olabilirsiniz. Hiç tanımadığınız veya sizi tanıyan birileri bilgisayarınızı düzenli olarak gözetliyor, yazışmalarınızı okuyor, kayıtlı verilerinizi inceliyor, internette yaptığınız her şeyi adım adıyor olabilir. Veri kayıpları da bu tehlikelerden biri. Bilgisayarınız saldırıya uğradığında verileriniz artık kullanılamaz hale gelebilir. Bu paranoyanın önüne geçmenin yolu, belli başlı güvenlik tedbirlerini almaktan geçiyor. İnternette daha güvenli bir yaşam için bu adımları atarak işe başlayabilirsiniz:

İnternet güvenliği için 8 önemli kural

1- Güçlü şifreler kullanın

Çok sayıda insan “123456” gibi, çocuklarının ismi veya arabalarının plakası gibi çok basit şifreler kullanmakta. İyi şifreler tahmin edilemez olmalı ve gerçek kelimelere benzememelidir.

2- Düzenli yedekleme yapın

Önemli dosyalarınızın yedeğini alın. İndirdiğiniz yazılım ve içerikler genelde sigorta kapsamında değildir ve muhtemelen bebeğinizin ilk adımlarının videosu sizin için değeri biçilemez ve yeri doldurulamaz bir şeydir.

3- Paylaşmadan önce düşünün

Paylaşacağınız bilgi bir suçlu için kullanışlı bir bilgi olabilir mi? Gerçekten bu bilgiyi internette yayımlamanız gerekiyor mu? Özellikle sosyal ağlar, kimlik hırsızlarının hayatlarını kolaylaştırdığı için hedef hâline geliyorlar. Sosyal medyada paylaşımda bulunmakla kendi özel yaşamınızı gözler önüne sermek arasında aslında kalın bir çizgi var.

4- Her okuduğunuza inanmayın

Yazının Devamını Oku

iPhone 6 pillerini robotlar üretecek

İşçi hakları konusunda kötü bir şöhrete sahip olan Çinli Foxconn, üretim bandında insan yerine işçi robot kullanma yolunda önemli bir adım attı. İlk müşterisi Apple oldu.

Dünyanın en büyük tedarik zinciri üreticilerinden Çinli Foxconn, bazı fabrikalarında robot işçiler kullanacağını duyurdu.

Foxconn ile yakın çalışan teknoloji devi Apple, bu mekanize emek gücünden ilk olarak faydalanacak firmalardan biri olacak.

“Son test aşamasında” olduğu söylenen “Foxbot’ların” her biri 20-25 bin dolara mâl olacak ve ilk olarak, önümüzdeki sonbaharda çıkacak olan iPhone 6’nın pilini bir araya getirmek için kullanılacak.

Bu robotlardan yaklaşık toplamda 30 bin tane üretilmesi düşünülüyor. İlk etapta 10 bin robotu üretim bandına yerleştirmeyi düşünen şirket, bu sayıyı kademe kademe artıracak.

İşçi haklarında çok kötü bir karneye sahip olan Foxconn, bu hamlesiyle iki kuş birden vurabilir. Şirketin böylece giderleri düşürmekle beraber kötü şöhretinden arınmayı da amaçladığı düşünülüyor.

Foxconn’un en büyük ortağı olan Apple’ın bu girişim için şirkete baskı yaptığı ve robotların tasarımında yardımcı olduğu da söyleniyor.

Yazının Devamını Oku

Facebook insanlar üzerinde deneyler mi yapıyor?

Sosyal medya devi Facebook'un, kullanıcılar üzerinde duysal deneyler yaptığı iddiaları üzerine konuyla ilgili çok yönlü araştırma başlatıldı.

Facebook’un 700 bin kullanıcı üzerinde "duygu testi" yaptığına yönelik haberlerin yayılmasının ardından ABD Federal Ticaret Komisyonu’na yapılan resmi başvuruyla soruşturma açılması istendi.

Washington’daki EPIC (Dijital Haklar Bilgi Merkezi) tarafından yapılan şikâyette, Facebook’un etik standartların dışına çıkarak, insanlar üzerinde haberleri olmadan deney yaptığı iddia edildi.

Ocak 2012’de iki ABD üniversitesiyle birlikte gerçekleştirilen deneyde, Facebook kullanıcılarının negatif haberlere ve bilgilere verdiği tepki ölçülmüş ve iddialara göre bu kullanıcılara bilinçli olarak negatif içerik sunulmuş.

Deneyin sonucu ise, gerçek hayattaki benzer deneylerle paralellik gösterdiği ortaya çıkmış. Yani bir kullanıcı, olumsuz etkilere fiziksel hayatta olduğu gibi dijital ortam da negatif tepki veriyor.

Facebook’un kendi kullanıcı sözleşmesini de çiğneyen bu araştırma ile kullanıcıların duygularıyla resmen oynadığı iddia ediliyor.

Gelecekte oluşabilecek halk ayaklanmalarını tahmin etmek için ABD ordusu tarafından kurulan Minerva Initiative’in Facebook ile ortak araştırma yürüttüğü iddiası da bu haber gibi bir başka tedirgin edici başlık.

Yazının Devamını Oku

Klavye kullanırken bunlara dikkat edin

Her ne kadar dizüstü bilgisayar kullanımı yaygınlaşsa da, masaüstü bilgisayarla kullandığımız klavyeleri bir kenara atamıyoruz. Ofiste masaüstü bilgisayar kullanıyorum. Mobil durumda ve evde dizüstü klavyesiyle cebelleşiyorum. Bir disüstü bilgisayarın klavyesi ne kadar ergonomik olabilir ki? Bu sebepten, uzun yazı işlerinde ayrı klavye kullanmayı tercih ediyorum. Doğru klavye kullanımı konusunda bilgilerimizi bir gözden geçirelim...

Piyasada satılan ergonomik klavyelerin çoğu, sağa ve sola eğimli biçimde tuşları iki farklı bölüme ayırıyor. Gel gelelim bu tür klavyeleri kullanmak bana çok zor geliyor. Gerçi kararlı biçimde alışmaya çalıştığımı da söyleyemem. Tedbirsiz klavye kullanımının el bileklerinde ciddi rahatsızlıklara ve kireçlenmeye sebep olduğu konusunda bir şüphemiz yok.
Pek çok araştırmaya göre, uygun şekilde yerleştirilmiş ve doğru oturma pozisyonuyla kullanılan standart bir klavye de sağlık açısından fark ettiriyor.
Uygun ergonomik klavyeyi seçme süreci, ileride oluşabilecek sağlık sorunlarını azaltmanın en önemli evresi. Bilgisayarla çalıştığınız ortamı düzenlerken dikkat etmeniz gereken önemli ayrıntılardan ikisi, klavyenin yüksekliği ve size olan uzaklığı. Esasen klavyeyi kullanırken yaşayabileceğiniz zorlukların birçoğu hatalı yerleşimden kaynaklanıyor. El ve bilek sorunları yaşamamak için, rahat edeceğiniz klavyeyi bulmak ve doğru şekilde yerleştirmek çok önemli. Ergonomik klavye kullanımı için klavyenin tam olarak önünüzde bulunmasına, kullanım sırasında dirseklerinizin vücudunuza yakın ve omuzlarınızın rahat pozisyonda olmasına ve bileklerinizin, kollarınızın ön kısımlarıyla aynı hizada olmasına dikkat etmelisiniz.

Kullanım alışkanlıklarınızı değiştirin
Eğer klavyeniz, fareniz ve çalışma alanınız fazla yüksek veya fazla alçak olursa, omuzlarınız, kollarınız ve bilekleriniz rahat bir kullanım için uygunsuz pozisyonda olacaktır. Bu tip pozisyonlarda uzun süre çalışmak bilek, el ve omuz ağrılarına neden olabilir. Ergonomik oturma pozisyonunu korumak için, sandalyenizin ve çalışma alanınızın yüksekliği doğru şekilde ayarlanmalı. Dirsekleriniz klavyeyle neredeyse aynı yükseklikte olmalı ve vücudunuzdan klavyeye doğru yatay bir şekilde uzanmalı. En önemlisi de, klavyeyi kullanırken bileklerinizin aşağı veya yukarı doğru esnemek zorunda kalmadığından emin olmalısınız.

Gerçekten de ergonomik mi?

Yazının Devamını Oku

Amerikan gizli servisi "şakadan anlayan yazılım" peşinde

Sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanan ABD Gizli Servisi, şakadan anlayan bir yazılım arayışına başladı. Servis bu yolla İnternette sıkça karşılaşılan şakaların ve yanlış anlamaların önüne geçmeyi hedefliyor.

Sosyal medyayı gözetleme sürecini daha gelişkin bir şekle sokmak isteyen gizli servis, şakadan anlayan yazılım çözümlerine kapılarını açtı.

Yazılımda, yazılan bir şeyin espri veya ironi içerdiğini anlamak dışında daha pek çok marifet arayan servis, Twitter gibi son derece dinamik sitelerde anında "şaka kontrolü" gerçekleştirmeyi amaçlıyor.

Geçen yıl ABD’de bir genç, okuduğu okulu basıp insanları öldürdükten sonra kalplerini yiyeceğini bildiren ve sonu “lol jk” ile biten bir tweet yayınladıktan sonra tutuklu yargılanmıştı.

Benzer bir şekilde İngiltere’de bir başka genç, kar yüzünden aksayan Robin Hood havalimanını havaya uçurmak istediğini söylemiş ve bu tweet'i terör tehdidi olarak algılanarak tutuklanmıştı.

Yazının Devamını Oku

Tetris efsanesi 30 yaşında!

Dünyanın en popüler oyunlarından biri olan Tetris, bundan tam olarak 30 yıl önce kalpleri çaldı. O tarihten bu yana tahminen 170 milyon adet kopya satan oyunun Tetris Ultimate isimli 30. yıl sürümü bu yaz piyasaya sürülecek.

Sovyet Bilim Akademisinde çalışan Alexey Pajitnov tarafından Haziran 1984’te geliştirilen Tetris, önce Sovyetler Birliği’ni, ardından Macaristan’ı fethettikten sonra tüm dünyayı bugüne dek kasıp kavurdu.

Özellikle 80’lerin sonu ve 90’ların başında Çin’de üretilen ucuz el konsollarının pazarları sel gibi basmasından sonra anne, baba, kardeş, dede, herkes bu oyundan ya haberdardı ya da bizzat oynamıştı.

Oyunun belirsiz lisans sorunları yüzünden 1989’a kadar pek çok şirket tarafından PC ve konsol sürümleri geliştirildi. Buna en çarpıcı örneklerden biri Nintendo’nun Game Boy Tetris’i oldu. Game Boy Tetris 33 milyondan fazla kopya sattı.

Pajitnov sonunda, Tetris’in çıkışından 12 yıl sonra yani 1996’da oyunun tüm haklarını kazandı. Aynı yıl The Tetris Company kuruldu ve “Tetris” markasını neredeyse dünyanın her bir yerine kiralamaya başladı.

Ubisoft ve The Tetris Company tarafından geliştirilen ve bu yaz çıkacak Tetris Ultimate’i hem Xbox One hem de PlayStation 4 kullanıcıları oynayabilecek.

PC oyuncuları ise sonbahara kadar beklemek zorundalar.

Yazının Devamını Oku

Bulut bilişim ne kadar büyük?

Microsoft, Google ve Dropbox tüm dosyalarınızı bulutta sakladığını bağırarak duyuran devlerden sadece birkaçı. Ama bulut gerçekte ne kadar veri depoluyor? Hadi öğrenmeyi deneyelim.

İster inanın ister inanmayın ama herhangi bir anda yetişkin içerikli çevrimiçi videolar toplam internet bant genişliğinin yaklaşık %30'unu işgal ediyor. Yani her saniye yaklaşık 6 terabayt porno tüketiliyor. Peki ya kalan %70? Netflix, Youtube ve benzeri diğer yetişkin içerikli olmayan video siteleri de bant genişliği canavarları, internet trafiğinin neredeyse %40'ından sorumlu. Rapidshare ve Megaupload gibi dijital dosya depoları da dünya genelindeki trafiğin yaklaşık %10'unu kullanıyor. Web’de gezinme ve e-posta (ve tabii ki spam e-postalar) da bir diğer %15'ini. Ve elbette bir de bulut bilişim var.

Günümüzde web hizmetlerinin ve web sitelerinin çoğu “bulut”ta barındırılıyor. Yani, firmalar kendi donanımlarını yönetmek yerine dış firmaların bulut depolama ve bilişim hizmetlerini kullanıyorlar. Amazon Web Services(AWS), Microsoft Azure ve Google devasa büyüklükteki bulut sistemlerinin en göze batan örnekleri. Ama onlara benzer yüzlerce küçük çaplı başka firma daha birkaç sunucudan koca veri merkezlerine kadar değişen ölçeklerde hizmet sunuyor.

Bulut'un gücü bulut tabanlı bir süper bilgisayar yaratmaktan web tabanlı e-postaya, hatta basit doküman depolama sistemlerine dönüştürülebilmesinde yatıyor. Google tek bir bulut kümesinde petabaytlarca Youtube videosu barındırabiliyor ve izlemeye sunabiliyor; tüm e-postalarınızı ve dosyalarınızı depolayabiliyor. Bulutun tüm bu özelliklerinden en çok bulut depolama üzerinde duracağız.

Depolama terabaytlar büyüklüğünde bellek ya da binlerce işlemci çekirdeği kadar çekici bir konu olmasa da bulutun büyüklüğünü belirleyebilme konusunda en önemli kriterlerden biri, özellikle de bant genişliği kullanımını işin içine kattığımızda. Toplam depolama hacminden yola çıkarak bulut depolama maliyetlerini de hesaplayabilmemiz mümkün. Böylece Google, Microsoft ve Dropbox gibi firmaların bulut depolama hizmetleri sunmak için yarışma sebebini de ortaya koyabiliriz.

NE DE ÇOK PETABAYT!Google, Facebook, Amazon ve Microsoft gibi büyük şirketlerden nadiren gerçek rakamlar duyuruluyor. Ama web’de biraz araştırma yaparak yaklaşık da olsa bazı rakamlara ulaşabilmek mümkün:

Bu rakamlara biraz daha anlam kazandırabilmek için şöyle diyelim: Ortalama bir bilgisayarda 500GB, belki 1TB sabit disk kapasitesi vardır. Ve 1 petabayt 1024TB demek. Yani Microsoft ve Facebook veri merkezleri en azından 100.000 sabit diske ev sahipliği yapıyor demek oluyor. 18cm yüksekliğinde sunucu sıralarına – özel donanım üretmeden – 48 adet sabit disk sürücüsü sığdırılabilir. Ağ ekipmanının kaplayacağı alan da eklenince bir metrekare kadar alan kaplayan bir sunucu kabinine yaklaşık 400 sabit disk yerleştirilebilir. Bu rakam yüksek görünebilir, ama Google, Amazon, Facebook ve Microsoft'un sıklıkla 30.000 metrekarelik veri merkezleri kurduğunu da söylersek aslında hiç de yüksek değil.

Yazının Devamını Oku

İnternet güvenliği için 8 önemli adım

Araştırma raporları gösteriyor ki ülkemizde her 100 kullanıcıdan 34’ü siber saldırılara maruz kalıyor. Bu kullanıcıların büyük bir kısmı, saldırıya uğradığının ve hatta bilgilerinin ele geçirildiğinin farkında değil. Siz de onlardan biri olabilirsiniz.

Hiç tanımadığınız veya sizi tanıyan birileri bilgisayarınızı düzenli olarak gözetliyor, yazışmalarınızı okuyor, kayıtlı verilerinizi inceliyor, internette yaptığınız her şeyi adım adıyor olabilir. Veri kayıpları da bu tehlikelerden biri. Bilgisayarınız saldırıya uğradığında verileriniz artık kullanılamaz hale gelebilir. Bu paranoyanın önüne geçmenin yolu, belli başlı güvenlik tedbirlerini almaktan geçiyor. İnternette daha güvenli bir yaşam için bu adımları atarak işe başlayabilirsiniz:

1- Güçlü şifreler kullanın

Çok sayıda insan “123456” gibi, çocuklarının ismi veya arabalarının plakası gibi çok basit şifreler kullanmakta. İyi şifreler tahmin edilemez olmalı ve gerçek kelimelere benzememelidir.

2- Düzenli yedekleme yapın

Önemli dosyalarınızın yedeğini alın. İndirdiğiniz yazılım ve içerikler genelde sigorta kapsamında değildir ve muhtemelen bebeğinizin ilk adımlarının videosu sizin için değeri biçilemez ve yeri doldurulamaz bir şeydir.

3- Paylaşmadan önce düşünün

Paylaşacağınız bilgi bir suçlu için kullanışlı bir bilgi olabilir mi? Gerçekten bu bilgiyi internette yayımlamanız gerekiyor mu? Özellikle sosyal ağlar, kimlik hırsızlarının hayatlarını kolaylaştırdığı için hedef hâline geliyorlar. Sosyal medyada paylaşımda bulunmakla kendi özel yaşamınızı gözler önüne sermek arasında aslında kalın bir çizgi var.

4- Her okuduğunuza inanmayın

Yazının Devamını Oku

Android bu defa da televizyonlara girdi

Cep telefonu ve tabletlerde kullanılan Google'ın işletim sistemi Android, şimdi de televizyonlarla salonumuza giriyor. Peki Android, TV'de neleri değiştirecek?

Tanışabilir cihazlarda kolay kullanımı ve zengin uygulama mağazasıyla gönülleri fetheden Android, şimdi de televizyonlarımıza teşrif ediyor. Amerika ve Uzak Doğu'dan sonra Avrupa ve Türkiye'de de ilk örnekleri görmeye başladık. Philips'in biri Ultra HD olmak üzere iki modelinde kullandığı Android işletim sistemi pek çok kullanışlı özelliği barındırıyor. Android uygulamalarını televizyonda kullanırken akıllı kumanda; bilgisayardaki fare, dokunmatik ekranlı tablet ve akıllı telefondaki parmağınız gibi işlev görüyor.

Yaptığım testlerde deneyimlediğim kadarıyla radyo frekansı üzerinden televizyonla iletişim kuran kumanda son derece başarılı. Her ne kadar dokunmatik olarak kullanma hızını sunamasa da genel uygulamaların kullanımına büyük rahatlık kattığını söyleyebilirim. Philips'in kumandasının ön yüzü bildik tuşlar sunuyor, arka kısmında ise tam bir klavye var.

İnternetten film ve dizi izeyenlere gün doğdu
Android işletim sistemli televizyonun en önemli artısı bence Chrome tarayıcı! Diğer akıllı televizyonlardaki web tarayıcılar hız ve kullanım konusunda son derece hantal. Chrome'u televizyonda kullanma fikri baştan etkileyici zaten. Üstelik hız konusunda son derece başarılı. Eh, film ve dizileri bilgisayardaki tarayıcıdan izlemeye gönül vermiş kullanıcılar için bu belki de en dikkat çekici özellik olacak. Tabi bunu söylerken, telifli ve lisanslı içeriklere sahip video servislerini kast ettiğimi de söylemeliyim. Emek hırsızı siteler bizi ilgilendirmiyor.

Dev ekranda uygulama keyfi
Android uygulamalarına bir de "televizyonda nasıl görünür acaba" gözüyle bakmanızı tavsiye ediyorum. Örneğin online müzik servisi Spotify... Bence en sevdiğiniz müzikleri televizyondan uygulama kullanarak salon konforunda dinlemek bambaşka bir tat veriyor. Halihazırda ses sisteminize tabletinizi veya bilgisayarınızı bağlamadıysanız tabi... Android uygulamaları arasında video içeriği sunanlar en başta önemli bir avantaj elde edecek gibi görünüyor. Instagram'da takip ettiğiniz kişilerin fotoğraflarını büyük ekranda izlemek, yemek tarilerine göz atmak, vizyondaki filmlere bakıp fragmanlarını izlemek, web sitelerinde dolaşmak, sosyal ağları takip etmek, tarayıcıda sesli aramalar yapmak, e-posta okumak ve yazmak gibi onlarca işlevi televizyonda farklı bir konforla uygulamak mümkün olacak.

Şimdilik Philips'in iki farklı modelinde sunulan Android işletim sistemi muhtemelen kısa süre içinde diğer üreticilerin de ilgisini çekecektir.

Yazının Devamını Oku

Mobil cihazlarda yeni güvenlik anahtarı: Dokunma izi

Gürcistan Teknoloji Enstitüsü yeni bir güvenlik sistemi geliştirdi. Bu sisteme göre telefonunuz sürekli olarak telefonda nasıl parmağınız kaydırdığınızı veya telefonunuza nasıl dokunduğunuzu takip edecek ve hırsızları telefonunuzdan veya tabletinizden uzak tutacak. LatentGesture adı verilen bu yeni sistem sahibinin dokunuşuyla eşleşmeyen hareketleri yazılan programla anlayacak ve anladığı anda telefonu kilitleyecek.

Proje' nin lider isimlerinden Polo Chau' nun söylediğine göre, telefon sizin dokunma imzanızı öğrenecek ve daha sonra telefona her dokunulduğunda sizin izinizle karşılaştırma yapacak. Tıpkı Parmak izi gibi... Teoriye göre herkesin ekrana dokunma şekilleri farklı. Bazı insanlar tek bir geçişle bildirim çubuğunu indiriyor, bazıları ise tek bir dokunuşla bunu gerçekleştiriyor. Herkes uygulama açarken ekrana dokunduğunda farklı baskı uyguluyor vs.

LatentGesture sistemi, Gürcistan Teknoloji laboratuarlarında Android cihazlar üzerinde test ediliyor. Başarı oranı ise telefonlarda %98, tabletlerde %97. Çalışma 20 test aşamasını içeriyor. Çalışmaya katılanlardan elektronik test ortamında ekrana dokunmaları, uygulama açmalarını, barlar arasında geçiş yapmaları isteniyor. Sistem her kullanıcı için ayrı bir profil oluşturduktan sonra, araştırmacılar belirlenen kişiyi tabletin sahibi olarak atıyorlar. Test tekrarlandığında ise sistem sahibini tanıyor ve diğer kullanıcılara telefonu veya tableti açmıyor.

Diğer güvenlik uygulamaları bir kenara, LatentGesture ebeveyn kontrolleri için kullanılabilir. Bir çocuk babasının tabletini kullandığında LatentGesture sistemi onun dokunuş imzasını babasınınkine benzeteceği için tableti kullanmasında sorun çıkmaz. Fakat uygulama satın almaya kalktığında, sistemim buna engel olur. LatentGesture sistemi, Toronto'da yapılacak özel bir etkinlikle bu ay kullanıma sunulacak.

Yazının Devamını Oku

Google'ın yeni hedefi robotlar mı

Geçtiğimiz yıl sekiz ayrı robot teknolojisi firması satın alan Google'ın amacı dijital dünyayı aşıp hayatımıza girecek robotlar.

İnternet devi Google; Apple, Facebook ve Microsoft’la yoğun bir teknoloji rekabetinin ortasında. Şirketin yeni hedefi robot teknolojilerine yatırım yapmak. Şimdilik pek kimse bilmiyor ama Google dünyanın en hızlı robotunu geliştiren Boston Dynamics’i Aralık 2013’te satın alınca dedikodular arttı. Cheetah adlı robot, adının hakkını vererek Usain Bolt'tan daha hızlı koşabiliyor. http://goo.gl/XmwWYt adresinde Cheetah’nın koşu bandında 46 km/saat hıza çıkışını gösteren bir video var. Firmanın amacı, bir sonraki koşabilir robot WildCat'in Cheetah’dan da hızlı olmasını sağlamak.

Firma başka türden hayvan görünümlü robotlar da geliştirdi. SandFlea’nın özelliği, engelleri aşmak için 10 metre yükseğe zıplayabilmesi. Boston Dynamics'in robotlarına ait videoları http://goo.gl/1Ybhuh adresli YouTube kanalında izleyebilirsiniz.

Bu robotlar satışta mı?

Hayır. Zaten evlerde kullanılabilen türden hizmetçiler değiller ama Boston Dynamics'in geliştirdiği Atlas adlı insansı robot, zorlu engellerde hareket edecek kapasitede. En karmaşık evlerde bile hareket edebiliyor. Firmanın robotları esasında ABD ordusu için geliştirilmekteydi ama Google’ın açıklamasına göre mevcut sözleşmeler sona erince bu amaca yönelik üretim durdurulacak.

Yazının Devamını Oku

Ekranlar büyüyor, eğiliyor, bükülüyor

Mobil teknoloji pazarının en büyük etkinliği olan Mobile World Congress için önceki hafta Barselona’daydım. Pazarın en büyük üreticileri fuarın ilk günü aynı zamanlarda en son modellerini tanıttı. Nokia, Samsung, Sony, LG ve Huawei’nin yeni akıllı telefonları şaşaalı törenlerle boy gösterirken, 2014’ün geçen seneki gibi mobil pazarda hareketliliğe gebe olacağı düşüncesi somutlaştı. Evet, yine kullanıcıların “o mu bu mu” sorularını duyacağız bol bol.

Mobil işletim sistemleri konusunda sektör stabil bir duruma erişti. Kendi özel uygulamaları ve donanımları daha iyi çalıştıracak teknolojileriyle ayrışmaya çalışan üreticiler, daha farklı neler yapabiliriz noktasında yine ekran boyutuna takıldılar. Büyük ekranlı modellerin sayısı arttı ve işin ilginç yanı, tüketicinin ilgisi son derece yoğun oldu. Şu sıralar kıvrımlı ekran rüzgarı esiyor.

Samsung’dan sonra LG de kıvrımlı ekranlı modelini duyurdu. Pazardaki duruma göre muhtemeldir ki diğer üreticiler de çekmecede hazır tuttukları tasarımlarını ortaya çıkaracak. 2014, büyük ve kavisli ekranların yılı olacak. Üstelik sadece telefonlarda değil; televizyonlar için de aynı durum geçerli. Şimdilik kavisli ekrana sahip tablet konusunda somut bir gelişme yok ama eli kulağındadır. Samsung’un televizyon ve cep telefonundan sonra tabletin ekranını da bükmesi şaşırtıcı olmaz.

Uzun süredir kafamı meşgul eden soru ise şu: Telefon, tablet ve televizyonlardaki bu hızlı değişimlere tüketici gerçekten hazır mı? İşim gereği yeni ürünleri piyasaya çıkmadan inceliyorum fakat son 1,5 yıldır aynı telefonu kullanıyorum. Bir süre daha yeni bir telefon almayı düşünmüyorum. Kabul, bu süre içinde aklımı karıştıran çok telefon oldu. Fakat yine de kendimi tutuyorum.

Değişim o kadar hızlı ve yoğun ki; henüz fuarın ilk gününde bile sonraki günlerde daha neler göreceğimizi kestiremiyordum. Şimdi de durum değişmiş değil. Şirketler birer satranç ustası gibi rakiplerinin hamlelerini tahmin ederek farklı stratejiler üzerinden çalışıyor.

Yazının Devamını Oku

Gereksiz e-posta mı, spam mı

İnternet kullanıcılarının bitmek bilmeyen kâbusu “spam”in ne olduğu ve ne olmadığı tartışıladursun, e-posta servislerinin yaklaşımı büyük önem taşıyor. Son zamanlarda spam'in yanına bir de "gereksiz posta" terimi geldi. Yani gereksiz e-posta ve spam farklı şeyler. Her ikisinin biçimleri ve sorunları farklılık gösteriyor.

Windows Live Hotmail'e göre, kendilerine spam gerekçesiyle bildirilen e-postaların yüzde 80’inin aslında spam, (yani dolandırıcılar veya insanlardan ilginç gözüken ürünler satın almalarını talep edenler tarafından gönderilen e-postalar) değil. Bu tip e-postalar “gereksiz e-posta” olarak adlandırılıyor. Yani iki yıl önce çok da önemsemediğiniz ama yine de üye olduğunuz ve üyeliğinizi bir türlü iptal etmediğiniz bir e-bülten, onayınız doğrultusunda size promosyonda olan ürünlerin listesini sunan bir mağaza veya emlak piyasasındaki fırsatlar hakkında bilgilendirmede bulunan bir emlak sitesinin gönderdiği e-postalar için Hotmail’de “gereksiz e-posta” terimi kullanılıyor. Gereksiz e-postalar nedeniyle genellikle gelen kutunuzda bulunanların yalnızca yüzde 50’si gerçekten ilgilendiğiniz e-postalardan oluşur. Geri kalanlar sizin için çöpten farksızdır ve işte bunlar yüzünden gelen kutusunda gezinmek zorlaşır, hatta bazen sizin için önemli olan e-postaları bile kaçırabilirsiniz. Bu yüzden, spam ile gereksiz e-posta ayrımı epeyce önem taşıyor.

Gereksiz e-postalardan da kurtulmalısınız

Eğer gelen kutunuzun tamamı spam'le dolmuşsa, işleri halletmek için gereken süre uzar. 2006 yılında ortalama bir Hotmail gelen kutusuna gönderilen spam miktarı, tüm e-postaların %35’i kadardı. Bugün internette dolaşan e-postaların neredeyse %90’ını spam mesajlar oluşturuyor! Ortalama bir Hotmail gelen kutusuna gönderilen spam miktarı ise %4’e düşürülmüş. Microsoft'un AR-GE departmanında yapılan çalışmalar ve yeni Hotmail'a entegre edilen spam engelleme teknikleri sayesinde bu değerin daha da düşmesi bekleniyor.
Ancak ne yazık ki, spam'le ne kadar savaşılırsa savaşılsın, gelen kutularını meşgul eden tamamen başka bir kategori, yani gereksiz (junk) e-postalar söz konusu (Gereksiz e-postalar için “gri e-posta” terimi de kullanılıyor). Bu tip e-postaların, yani üye olduğunuz bültenler ve izin verdiğiniz mağazalardan gelen e-postaların gönderilmesi teoride yasal, fakat çoğu zaman gelen kutularımızın bu tip e-postalardan da temizlenmesini istiyoruz. İşte bu nedenle yeni Hotmail, “spam haricinde kalanlar” (gereksiz e-postalar) ile savaşmak için birçok yeni yöntem içeriyor.

Yazının Devamını Oku