390 TL’lik yağmur çizmesi neden raftan indi

MEHMET Eren önceki hafta sonu karısıyla birlikte Kanyon’da sinemaya gider. <br><br>Filme girmeden önce bir şey dikkatini çeker.

Çok sayıda kadının ayağında Burberry marka yağmur çizmesi vardır.

Lacoste, Swatch ve Burberry’nin Türkiye temsilcisi olduğu için “Acaba algıda seçicilik mi yapıyorum?” diye kendinden kuşkulanır.

Sonra o gün o salonda Burberry çizme giyen kadınları saymaya başlar.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9...

* * *

Siz Burberry Türkiye’nin patronu olsanız ne hissederdiniz?

“Oh ne güzel, işler tıkırında...”

Oysa Mehmet Eren biraz tedirgin sabah ilk iş satış temsilcisine çizmenin fiyatını sorar.

390 TL.

Eren’in ilk tahmini fiyatın çok daha düşük olacağı yönünde, ama değil!

* * *

Peki, satış performansı?

Temsilci gayet gururlu...

“İkinci parti siparişler de bitmek üzere, yeni siparişler yolda.”

Mehmet Eren duydukları karşısında şaşkın...

“Hemen siparişi iptal et ve bir süre bu ürünü satma!”

Şimdi şaşırma sırası temsilcide...

“Ama nasıl olur Mehmet Bey?”

* * *

Eğer lüksle güzel ve pahalı giyinmenin dışında bir endüstri olarak ilgileniyorsanız Eren’in tavrına şaşırmamanız gerekir.

Çünkü o cirosunu markasını “sıradanlaştırmadan” artırmak zorunda.

Alt ve orta gelir grubu için bir çizmeye 390 TL vermek akıl almaz gelebilir.

Ama bir zamanlar İngiliz Kraliyet ailesinin markası olarak ün yapan Burberry 2000 TL’ye elbise, 3000 TL’ye kaban, 4000 TL’ye çanta satıyor.

390 TL’lik bir ürün markanın yüzü eskitirse, 4000 TL’lik müşteriyi kaçıyor.

Aslında bu sadece Burberry’nin sorunu değil, şu sıralar lüks kategorisine giren markaların en büyük derdi müşterilerine “özel olma duygusunu” yaşatma zorluğu.

Bunun da en büyük sebebi lüksün endüstrileşmesi.

Kimileri buna “lüksün demokratikleşmesi” diyor, kimileri ise “fast-food’laşması”.

Uzun yıllar moda endüstrisini yakından takip eden Dana Thomas ikincilerden.

Öyle ki lüks endüstrisinin dönüşümünü anlattığı “Deluxe” kitabının kapağına üzerinde kola, hamburger ve patates kızartması bulunan tipik bir McDonald’s tepsisi koymuş.

Ama bir farkla, bütün bu ürünlerin üzerinde McDonald’s yerine Prada yazıyor...

* * *

Lüks endüstrisi bugün 157 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştı.

Eskiden çok özenli ve butik çalışan markalar şimdilerde seri üretime geçmiş durumda.

Dana Thomas kitabında 5000 dolar etiketli ürün satan Louis Vuitton, Chanel, Gucci ve Versace gibi markaların neredeyse bütün üretimi nasıl Çin’e
kaydırdıklarını gözler önüne seriyor. Aynı şekilde 5 büyük moda grubunun sektörü ele geçirişini...

Ama bu bir yanıyla kaçınılmaz.

Çünkü son 10 yılda dünyada milyoner sayısı üçe katlanmış.

Dünya Servet Raporu’na göre dünyada 10 milyonun üzerinde milyoner var.

Dahası endüstrileşen lüks artık orta sınıfa da hitap ediyor.

Bu da gerçek lüksün peşinde koşanlar için ayrıcalığın kaybı anlamına geliyor.

* * *

Lüks deyip geçmeyin, her ne kadar Türkiye her gün yeni bir sivil-asker kavgasına uyanıyorsa da, “iktidar nesnesi” olmakla “arzu nesnesi” olmak isteyenler arasındaki esas kavga gerçekte orada cereyan ediyor.

Daha çok insan “güçlü görünmek” isterken lüks endüstrisi dünyanın en hızlı büyüyen sektörü olarak gücüne güç katıyor.

Ne kadar çok insanın “güçlü görüneceğine” bile onlar karar veriyor.

Yeri geliyor markanın gücünü korumak için çok talep gören 390 TL’lik çizme raftan iniyor...

Dünya lüksü demokratikleştirirken, Türkiye’ye demokrasi hâlâ lüks geliyor!

X