GeriM. Rauf Ateş 2010’da ekonomi ne getirecek?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

2010’da ekonomi ne getirecek?

Peki 2009 yılında neler olabilir? Esas yanıtı aranan soru bu… Benim gördüğüm kadarıyla Türkiye’deki şirketler esas zararı son 2 yılda gördü. 2009 yılında zorlananlar olacaktır. Ancak, kapanan şirket sayısında, iflas masasına gidenlerde müthiş bir artış beklemiyorum.

Yeni yıla girerken herkes bilanço çıkarıp, geleceğe yönelik tahminlerini yapıyor. Ben önce 2009 yılına yönelik kısa bir bilanço yapayım. Ekonominin yönünü tahmin ederken ne yazmışım, onu ortaya koyayım:

1. 1929 yılındaki Büyük Buhran’ın 43 ay sürüyor, ortalama durgunluk süresi ise 16 ay düzeyinde… Bu kez 18 ayı bulabilir. Konuştuğum iyi ekonomistler de bunu söylüyor.
2. Amerikan Merkez Bankası’nın ‘durgunluğa giriş ve çıkış’ analizini paylaşmıştım yılın ilk 3 ayında… Orada şu mesajı vermiştim: Nisan 2008’de yüzde 35-40 düzeyine çıkan durgunluk endeksi, 2009 yılında yeniden dip yapma eğiliminde… Yani çıkış işareti geliyor.
3. Dolarda tahmin edildiği gibi 2 TL düzeyleri geçilmez diye yazmıştım. Kötümserler bu kez de yanıldı.

2010’da neler olacak?

Bu analizleri yaptığımızda ortalık toz dumandı, doların 3 TL’ye çıkacağını, krizin birkaç yıl süreceğini tahmin edenler vardı. Bu krizin, daha iyi kontrol altına alınması ve Çin ile Hindistan gibi gelişmekte olan ülkeler etkisi nedeniyle daha kısa süreceğini yazmıştım. Önemli ölçüde beklentilerim gerçekleşti.
Şimdi 2010 yılına yönelik kişisel beklentilerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Unutmamak gerekir ki, bunları fikir vermek için yazıyorum, yatırım tavsiyesi olarak algılamamakta yarar var:

IMF: En önemli belirleyici olduğu için öne bunu yazdım. Benim tahminim, Türkiye’nin IMF ile anlaşma imzalayacağı yönünde… Zaten bu yöndeki açıklamalar da giderek kesimlik kazanıyor. Seçime 1 ya da 2 yıl kalmışken, hükümetin paraya, IMF fonlarına ve onun peşinden gelecek sıcak paraya ihtiyacı var.
BÜYÜME: Hükümet yüzde 3.5 oranında bir büyüme tahmini koydu. Normal şartlarda yakalanabilir bir hedef… IMF olasılığı ile bu oranın yüzde 5 düzeyine rahatlıkla ulaşacağını düşünüyorum. Ancak, bu büyüme, iş yaratmaya aynı şekilde katkıda bulunmayacak. Konuştuğum patron ve CEO’lar, ‘iş yaratmayan büyüme’ gerçeğini doğruluyor.
ŞİRKETLER: Gördüğüm kadarıyla büyük grup ve şirketlerde hesaplar ‘iki haneli’ büyüme oranına göre yapılıyor. Daha tek haneli büyüme hesaplayana rastlamadım. ‘Zor yıl’ geçirecekleri iddia edilen bankalar bile yüzde 10 ve üzeri büyüme bütçelediler.
İŞSİZLİK: Ekonominin yüzde 3.5-4 büyümesi durumunda, en fazla yeni 100-150 bin civarında yeni iş yaratılabilir. Ancak, iş piyasasına yeni katılanlar nedeniyle, Türkiye’de işsizlik oranı, 2009’daki düzeyinin de üstüne çıkabilir. Zaten Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da ‘İşsizlik oranı yıl sonunda 14.8’e çıkar, gelecek 3 yıl da yüzde 13 düzeyinde seyreder’ diyerek bunun işaretini vermişti.
DOLAR: Dolar hesabına şöyle bakıyorum: 2009 yılı, yüz yılın krizine tanıklık yaptı, Türkiye de çok ciddi şekilde etkilendi. Böyle bir dönemde dolar/TL paritesi 1.78’leri ancak gördü, 1.41’lere kadar geriledi. Kriz döneminde böyle bir tablo varken, normal bir yılda dengenin daha aşağıda kurulması normal karşılanmalı.
EURO/DOLAR: Daha önce de yazmıştım. Dolar ve Euro’da ‘döngüler’ var. Uzun süredir Euro lehine bir denge vardı. Sayfadaki tabloda görüyorsunuz. 1 Temmuz 2001’de parite 0.90 düzeyindeymiş, 1.51’lere kadar yükseldi. Son iki yılda 200-300 günlük dolar lehine yükselişler olsa bile, Euro’nun gücü öne çıktı. 2010’da ise dolar dönemi başlayacak gibi görünüyor.
ALTIN: Jim Rogers ve El Erian gibi global yatırımcılar, ‘Ortalıkta bu kadar para bolluğu varken altın yükselir’ diyorlar. Ama yükselişin sürekli olamayacağının da altını çiziyorlar. Uzun vadede altın yeniden cazip olabilecekse bile, 2010’da dikkatli olmakta yarar var diye düşünüyorum. Unutmayalım son 10 yılda dolar bazında yüzde 300 artış gösterdi.
FAİZLER: Dünyada ‘sıfır faiz’ politikası devam ediyor. Şimdiye kadar ABD ve Avrupa bankalarından tersi yönünde bir işaret gelmedi. Sadece İsrail, Avusturalya ve Norveç faiz artırdılar. Sırada Çin, Tayvan ve Güney Kore var. Yılın ikinci yarısında ise Batı’dan artırım işaretleri gelebilir. Bunun ne anlama geldiğini de tablodan görmek mümkün. Borsalar, faiz artırımına doğru giderken düşüş eğilimine giriyorlar.
ABD BORSASI: Mart-Aralık 2009 arasında Amerikan borsaları yüzde 50’nin üzerinde değer kazandı. Yılı 10.500 düzeyinde kapattı. Daha yolu var mı? Ocak ayı ilk yarısında düzeltmeler gelse bile ilk 3-4 ay iyi geçebilir. Çok iyi tahmin yapan analistler, 2010 yılını, yüzde 8-17 arasında yükselişle kapatacağını tahmin ediyorlar.
İMKB: Yılı yüzde 100’ün üstünde primle kapattı. IMF haberlerinin de etkisiyle tüm zamanların en yüksek düzeyi 56 bin idi, çok yakın düzeylerdeyiz. Ocak ayının ilk yarısı satıcılı olsa bile 3-4 ay iyi geçebilir. Nisan sonrasında, genel trend ve halka arz dönemi nedeniyle sıkıntı gündeme gelebilir.
YABANCI GİRİŞİ: 2009’da gelişmekte olan ülkelerin menkul değerlerine 80.3 milyar dolarlık fon girişi oldu. Bir önceki yıl ise 49.5 milyar dolarda kalmıştı. 2010’da ise gözler ABD ekonomisi ile faiz oranlarında olacak.
TASARRUF SAHİBİ: Faiz oranlarının düşüklüğü, doların yatırım aracı olmaktan çıkması nedeniyle para sahibinin işi zor. Böyle ortamda ‘ana para korumalı fon’ ile A tipi fonlar dikkate alınabilir. Ayrıca, yılın ilk aylarında mevduata da bakmak lazım. Konut alacaklar için ise faiz oranları çok düşük, bankalar arasında iyi rekabet var.
2010 için, bir önceki yıldan daha iyi beklentilere sahibim. Umarım hepimize, sağlık, mutluluk ve başarı getirir… İyi yıllar…

X

Altında kazanmak kolay mı?

Bir süredir aralıklarla altındaki yükselişi yazıyor, belli düzeylerden yapılacak alımların risk oluşturabileceğinin altını çiziyorum.

Çarşamba günü altın sert bir düşüş gösterince, altının kesintisiz yükseleceğine inananların kafalarında soru işaretleri oluştu. Şimdi ‘Nereye kadar düşecek?’ sorularını daha fazla duyuyorum.

Bir yakınım, ‘Altın almak istiyorum, ne dersin’ diye sormuştu. Ben de burada yazdıklarımı paylaşmış, risklerinin altını çizmiştim. ‘Belki yükselişe devam edecek, 2 bin doları da geçebilecektir. Ama aralarda sert düşüşler olabilir’ demiştim.

Yakınım benim dinledi ama önerimi dikkate almadı. Çarşamba öğle sonrası aradı, ‘Altın aldım, şimdi ne yapmak gerekiyor.’

Güzel ama geç kalmış bir soru… Aynı soruya çok sayıda vatandaşın yanıt aradığını tahmin ediyorum. Yanıttan önce birkaç başlığa dikkat çekmekte yarar var.

Yazının Devamını Oku

Altın yatırımcının ruh hali

ABD’nin başkan danışmanlarından ekonomist Laura Tyson’un altınla ilgili güzel bir değerlendirmesi var:

‘Altın yükseliyor ama bu yükseliş beni çok şaşırtıyor. Daha fazla yükseleceğini sanmıyorum.’

Tyson böyle değerlendire yapıyor ama her gün televizyona çıkan yerli yorumcular ile basına yansıyan yabancı uzmanlardan çok farklı düşünenler de var. Onlar ise ‘2000 dolar/ons’ üstüne işaret ediyorlar.

Yakından izleyenler hatırlayacaktır. Bir ara altına takı ve mücevher amaçlı talepte daralma olmuş ve altın fiyatları gerilemişti. O zamanlar düşüşün devamının geleceği tahmin ediliyordu ki, AB borç sorunu ve ABD’nin not indirimi imdada yetişti. Bir süredir de yatırım ve spekülatif amaçlı altının fiyatı yükseliyor.
Twitter’da yazılan mesajları izliyorum. Vatandaş, takı amaçlı aldıkları çeyrek ve yarım altının yükselişinden epey dertliler. 180 TL’ye ulaşmış olan çeyrek, altının geldiği yeri açıkça ortaya koyuyor.

Yazının Devamını Oku

Önce ‘Eko sistem’ yaratılmalı

Malcolm Gladwell’in ‘Outliers’ adlı kitabında, Amerika’nın ilk öncü işadamları ile yeni ekonomi şirketlerine hayat veren girişimcilerin aynı dönemde doğmalarının tesadüf olmadığını, örnekleriyle anlatır.

Ona göre, 1950’lerin ortalarında doğan Bill Gates ve Steve Jobs girişimciler, 1970’lerdeki uygun eko sistemin (Teknolojinin yükselişi, Nasdaq’ın kurulması ve hükümetin desteği) ciddi katkısını görmüşlerdi.

Amerika’nın altın dönemini yaşadığı 1860-1870 yılları arasında doğanlardan da çok önemli işadamları çıkmıştı. Bunlar arasında ülkenin gelmiş geçmiş en zengin 14 kişisinin bulunması da tesadüf olarak kabul edilmiyordu.

Eko sistemin önemi
Bunları neden yazdım? Çarşamba sabahı Üniversiteli Girişimciler Ödülü’nün tanıtım toplantısı vardı. Dünya Üniversiteler Girişimciler Ödülü’nün Türkiye ayağı olan bu organizasyon, Süreyya Ciliv, Ali Sabancı ve Faruk Eczacıbaşı’nın katıldığı toplantı ile basına duyuruldu.

Yazının Devamını Oku

Döviz kredisi vurgunları ne yapsın?

Hafta başında İsviçre Frangı, Japon Yeni gibi para birimleri başta olmak üzere dövizle konut alanların yaşadıkları sorunu yazmıştım. Yazıdan sonra çok sayıda mesaj geldi. İşin doğrusu okuyunca insanın içi burkuluyor.

Belki de uzun yıllar konut almak için beklemiş, düşen faizleri fırsat bilip dişinden tırnağından artırdığıyla ev alanlar, şimdi kelimenin tam anlamıyla ‘perişan’ durumdalar…

Taksitlerini ödedikçe, geride kalan borçları artıyor. Siz gidiyorsunuz, yol da uzuyor… Son yaşanan büyük dalga ile umutları iyice kararmış.

Ödedikçe bitmeyen kredi
Adını vermeyeyim bir okur şöyle yazıyor:

Yazının Devamını Oku

Türkiye niye olumsuz ayrıştı?

Dünya ekonomisini sarsan iki önemli sorun var:

Birincisi, Avrupa Birliği’ndeki borç sorunu… İkincisi ise cumartesi günkü not düşüşüyle birlikte daha ağırlaşan Amerikan ekonomisi…

Böyle bakınca sarsıntının merkezi Avrupa ile Amerika gibi görünüyor… Ancak, hisse senetleri performansı ile yerel para birimlerinin değer kaybı açısından bakıldığında, bazı gelişmekte olan ülkelerin, örneğin Türkiye’nin daha fazla hasar aldığı öne çıkıyor…

Borsa neden düşüşte lider?

İMKB 100 Endeksi, 5 Ağustos 2011 Cuma gününü yüzde 5’in üstünde değer kaybı ile kapatırken, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke borsalarında düşüş daha sınırlı idi.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin yükselen perakendecisi

Bir zamanlar AVM açma planı yapan yatırımcılar ve danışmanlar için ‘çıpa’ (anchor) niteliğinde perakendeciler vardı.

 Bunların ilk sırasında Zara, Mango gibi yabancılar ile Boyner, YKM, Mudo gibi yerliler gelirdi. AVM karışımını oluşturanlar, yola bunlardan bir ya da birkaçını çekip, onlara özel yerler vererek yola çıkarlardı.

Şimdi de bu perakendeciler çok önemli… Hala Zara, Mango, Boyner, Mudo’yu çekmek yarışı var. Ama bir süredir konuştuğum AVM yatırımcıları, bir şirkete giderek daha fazla önem verdiklerinin altını çiziyorlar.

Hafta içinde sohbet ettiğim Türk Mall’un genel müdürü Levent Eyüpoğlu, ‘Yeni yatırımlarda LC Waikiki’yi, olması gerekenlerden biri olarak görmeye başladık’ demişti.

Çok sayıda AVM’ye danışmanlık yapan Avi Alkaş’ın, Capital’in Ağustos sayısında söyleşisi var. Onun değerlendirmesi de aynı yönde:

Yazının Devamını Oku

TL'nin değer kaybında en uzun süreyi yaşıyoruz

2002 sonrasında TL’nin en uzun süren değer kaybı Haziran ayı içinde Anadolu’dan bir işletme sahibi ziyarete gelmişti.

Söz ekonomiden, dövizden açılınca, ‘Ben dolar aldım, 1.68’e kadar bekler, satarım.’

İşin doğrusu doların 2002 sonrası hareketini, yükseliş süre ve değer artışı trendini yakından izleyen birisi olarak tahminini biraz abartılı bulduğumu söyledim.
Çünkü, Türk Lirası, 2002’den bu yana 12 dalgada ABD Doları karşısında değer kaybetmiş. Bu 12 dalganın sadece 1’inde düşüş trendi 200 günün üstünde sürmüş. Onun da büyük kriz dönemi olduğunu söylemeye gerek yok.

Düşüş eğiliminde rekor süredeyiz!
Yine bu 12 dalgada en önemli yükseliş, 209 gün süren 2008’dekinde olmuş ve yüzde 55.1 değer kaybı yaşanmış. Ardından gelen dalgalarla ilgili verileri tabloda görüyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Aslında soğuma başladı

Dün piyasalar güne dış etkilerin de etkisiyle morali bozuk başlamıştı. Ardından Fitch’in açıklamaları geldi. İçinde yeni bir şey olmamasına rağmen piyasaları bozdu, borsada ciddi düşüşlere neden oldu.

Fitch’in yeni olan, ancak doğruyu pek ortaya koymayan değerlendirmesinde, ‘Türkiye ekonomisi ısınıyor’ da vardı.

Fitch’den sonra Merkez Bankası’nın faiz kararı ve açıklamaları geldi. Orada ise ‘alınan önlemlerin işe yaradığına’ ve ‘soğumaya başladığına’ dikkat çekiliyordu.

Yani tam tersi bir analiz vardı.

Benim de aldığım ve sizinle de paylaşacağım bilgiler MB’nin değerlendirmeleri yönünde… Fitch, Başbakan’ın deyimiyle, ‘Bu işe biraz Fransız’ ya da geç kalmış.

Yazının Devamını Oku

Aslında soğuma başladı

Dün piyasalar güne dış etkilerin de etkisiyle morali bozuk başlamıştı. Ardından Fitch’in açıklamaları geldi.

İçinde yeni bir şey olmamasına rağmen piyasaları bozdu, borsada ciddi düşüşlere neden oldu. Fitch’in yeni olan, ancak doğruyu pek ortaya koymayan değerlendirmesinde, ‘Türkiye ekonomisi ısınıyor’ da vardı.

Fitch’den sonra Merkez Bankası’nın faiz kararı ve açıklamaları geldi. Orada ise ‘alınan önlemlerin işe yaradığına’ ve ‘soğumaya başladığına’ dikkat çekiliyordu. Yani tam tersi bir analiz vardı.

Benim de aldığım ve sizinle de paylaşacağım bilgiler MB’nin değerlendirmeleri yönünde… Fitch, Başbakan’ın deyimiyle, ‘Bu işe biraz Fransız’ ya da geç kalmış. Çünkü, bazı alanlardan ‘soğuma işaretleri gelmeye’ başladı bile…

Konutta hızlı yavaşlama

Yazının Devamını Oku

İşsizlikte Türkiye’nin durumu iyi

Geçen hafta içinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2011 Nisan ayına ilişkin işsizlik rakamlarını açıkladı. Krizin en derin olduğu dönemlerde yüzde 16’lara kadar çıkan işsizlik oranı, uzunca süre sonra tek haneye, yüzde 9.9 düzeyine geriledi.

Son verilere ‘tek haneye’ iniş dışında birkaç önemli veri daha vardı:

1. Türkiye, son 1 yılda 1.4 milyon kişiye iş yaratmayı başardı.

2. İşgücüne katılım oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1.1 artarak yüzde 49.9’a yükseldi.

3. İşsizlik oranının düşüşünde ‘mevsim’ etkisi var dense bile, turizm ve tarıma yönelik istihdamın esasen Mayısla birlikte canlanacağını da unutmamak gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Bakan Babacan 7 ay önce olacakları öngörmüştü

Bu yılın Ocak ayında Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Herkesin, ‘Uçuyoruz’, ‘Hızlı büyüyoruz’ dediği ve seçime gidilen bir süreçte, Babacan, ekonomideki risklere dikkat çekmişti.

Dönüp o söyleşiyi bir daha okudum. Babacan, ekonominin önündeki 3 önemli riskin altını çizmiş:

1. İlk risk ekonomideki ısınma işaretleriydi. ‘Türkiye kazanmadan harcamaya ve bunu da çok yüksek miktarlarda yapmaya devam ederse işte o zaman risk oluşuyor’ demiş ve eklemişti: ‘İleride risk oluşmasın diye şimdiden çözüm bakıyoruz.’

2. Sonra Amerika’yı adres göstermiş ve bugün çok konuşulan ‘borçlanma tavanının’ altın çizmişti: ‘ABD’de bütçe açığı var, fakat borçlanma için kanun gerekiyor. Cumhuriyetçi ağırlıklı kongre ‘O kanunu ben geçirmem’ diyor. Bu durumda ne olacak? ABD borcunu ödeyemeyecek. Bu çok riskli.’

3. Küresel ekonomide en büyük risk Avrupa’dır. Kamu açıkları ve borçlar ciddi sıkıntı yaratıyor. AB’de bir mekanizma kurdular, bu da 3 ülkeye yetiyor. Fakat sıradaki 4’üncü ülkenin büyüklüğü, diğer 3’ünün toplamının 2 katı. Bunun henüz mekanizması yok.’

Yazının Devamını Oku

Altında balon mu oluştu?

Düğün mevsimindeyiz ya altını soran eskisine göre daha çok oluyor. Hafta sonu eş dostun yanı sıra gittiğimiz mekanlarda garsondan, otoparkçıdan da altının kaderini merak eden sorular aldım.

Vatandaş 8 yıl önce düğünde yeğenine Cumhuriyet altını takmış. O tarihte 120 TL’nin biraz üstündeymiş. Şimdi bana şunu soruyor: ‘Şimdi Cumhuriyet Altını 530 TL’nin üstünde. Ben de onun kızına aynısını takmasam ayıp olacak. Ama benim gücüm yetmiyor ki?’

Bu vatandaş haklı… Altın hakikaten almış başını gidiyor… ‘Balon’, ‘Düzeltme gelecek’ ya da ‘Daha fazla yükseliş olmaz’ gibi değerlendirmelere rağmen bu yazıyı hazırladığım sırada 1.548 dolar/ons bedelinden işlem görüyordu.

Çeyrek altının bile fiyatının 130 TL’yi geçtiği bir dönemde, altının geleceğini merak edenlerin sayısı bir hayli fazla… İzlediğim kadarıyla dünyanın da Türkiye’den farkı yok. Öyle ki, bir zamanlar altın üzerine rapor hazırlamayan banka ile yatırım şirketleri, bu alışkanlıklarını geride bıraktılar.

Altının durumu ne olacak?

Yazının Devamını Oku

Sıra dışı bir girişimci

Henüz ilkokulda olmasına rağmen aklı hep girişimcilikteydi. 9 yaşında anne ve babasını, satmak için solucan almaya ikna etmişti.

 Evlerinden 1 saat mesafedeki kasabaya gidip içinde 100 solucanın bulunduğu bir kutuya 33.45 dolar ödemişlerdi.

Hedefi, solucanların yumurta bırakması ve onlardan da yeni solucanlar çıkmasıydı. Böylece yeni solucanları satıp parasını ikiye katlayacaktı. Ancak, planladığı gibi gitmedi ve bir süre sonra kutudaki bütün kavanozlar ortadan yok oldu.

Fakat genç girişimci yılmadı. Bir süre sonra evden çıkarılan eski eşyaların satışını yapmaya başladı. Kendi evlerindeki eşyalar bitince komşularınınkini aldı.
 
Her zaman iş peşinde koştu

Yazının Devamını Oku

Siz yönetici olsaydınız ne yapardınız?

İşletme okullarında öğrencilere bir vaka çalışması (case study) verilir ve onlardan gerçek hayattaymış gibi çözüm istenir. Gerçek hayat olmasa bile, işin içinden olduğu için, bu tür vaka çalışmaları yönetici adaylarını şirket dünyasına hazırlar.

Tam böyle olmasa bile, üniversitelileri, genç yönetici adaylarını, PR ve iletişim uzmanlarını, hatta yöneticileri böyle bir çalışmaya, yaşanmış bir olayda nasıl karar vereceklerini paylaşmaya davet ediyorum. Olayı şöyle ortaya koyayım:

-Toplantıya katılmak için bir otele gidiyor, valeye arabanızı çalışır vaziyette veriyorsunuz. Arabanın anahtarı, bir ev anahtarı ile birlikte anahtarlığa bağlı.

-Gece geç saatlerde etkinliğiniz sona eriyor, arabanızı çalışır vaziyette alıyor ve evinize gidiyor, park ediyorsunuz. Stop etmek için anahtara basıyor ve elinize alıyorsunuz. Bir de bakıyorsunuz ki, üzerinde anahtarlık ve evin anahtarı yok.

-Arayıp tarayıp sonunda evin anahtarını sürücünün yanındaki küçük bölmede buluyorsunuz. Anahtarlık ise kayıp…

Yazının Devamını Oku

Hayvan nüfusu hızla azalırsa!

2003 yılının Ocak ayında dana etinin fiyatı 9 TL, koyun etinin fiyatı da 8,5 TL civarındaydı. 2010 Ocak ayı sonunda ise biri 21,7 TL, diğeri de 21,2 TL’ye yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun enflasyon hesabı için izlediği verilerden aldığım bu rakamlar, 7 yılda, fiyatların 3 katına ulaştığını ortaya koyuyor. Üstelik, bu resmi rakamlar… Fiyatlar, aldığınız kasap ya da markete göre daha yukarı da gidebiliyor.

Geçenlerde bir araştırma yayınlandı. Buna göre 1 kilogram et Avrupa’da 4-7 Euro, ABD’de ise 4 dolardan satılıyor. Türkiye’de ise 15 doları buluyor. Avrupa ve ABD’deki vatandaşların satın alma gücünü düşündüğünüzde, Türk halkının durumunun ne kadar içler acısı olduğu daha iyi anlaşılıyor. Onlarda kişi başına milli gelir 30-40 bin dolar arasında, bizde ise 8-9 bin dolar düzeyinde seyrediyor.

İki önemli gelişmeye dikkat

Sadece son 1 yılda etin fiyatının yüzde 70 olması, bir anda herkesi bu cepheye yönlendirdi. Tarım Bakanı’nın da açıklamasını okudum. ‘Et fiyatlarına yönelik önlemler’ hazırlığı içinde olduklarını belirtiyorlar.

Yazının Devamını Oku

Motivasyonda 3.0 dönemi başladı

Daniel Pink’i tanıyanlar vardır. Son dönemin yükselen yönetim danışmanları arasında yer alıyor. ‘Aklın Yeni Sırları’ kitabı Türkiye’de de ilgi görmüştü.

Şimdi yeni bir kitabı çıktı. ‘Drive’ adını verdiği bu kitapta, aslında iş dünyasında çalışanları gerçekte nelerin motive ettiğini, yöneticilerin ise hangi yanlışları  yaptığını anlatıyor.
Hakikaten ilginç bir de yaklaşım getirmiş. ‘Artık klasik havuç ve sopa yöntemi geride kaldı, işe yaramıyor’ tezini savunuyor. Eski moda yöntemlerle, örneğin çok çalışan para, yan haklar ve terfi ile ödüllendirmenin anlamsızlaştığını söylüyor. Yeni dönemde çalışanları motive etmenin yeni yöntemlerinin olması gerektiğini söylüyor. Buna da bilişim dünyasındaki gibi bir isimlendirme yapıyor.
Biliyorsunuz, bilişim dünyasında yeni yazılım ürünlerinin isimlerine 1,0 ve 2,0 gibi versiyon numaraları verilir. Pink de yeni dönemde ‘Motivasyon 3.0’ (Motivation 3.0) yaklaşımının öne çıkacağını savunuyor.

Peki neler yanlış, neler değişecek?

-Motivasyon 1.0 hala uygulamada ama antik dönemden kalma yöntemlerle yapılıyor.

Yazının Devamını Oku

TÜSİAD’ın adı bir an önce değişmeli

Ümit Boyner’in başkanlığa seçildiği TÜSİAD’ın son genel kurulunda, işadamı İbrahim Bodur’un bir önerisi dikkatimi çekti. ‘Hanımlar bu işi götürüyor. Madem böyle TÜSİAD’ı, TÜSİHAD yapalım” demiş.

Bodur, özünde önerisinde haklı… Ancak, TÜSİAD’ı, TÜSHİAD yapmak pek kolay ve anlamlı görünmüyor. Benim önerim, TÜSİAD’ı koruyarak, derneğin adını değiştirmek… Önce derneğin adına bakalım: Türkiye Sanayiciler ve İşadamları Derneği… Burada küçük bir değişiklik yapmak ve başkanlığını kadının yaptığı derneğe, üyelerinin bir bölümünün temsilini katmak mümkün…

TÜSİAD kısa adı kalmak üzere derneğin yeni adı Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği olur ve Ümit Boyner de daha büyük bir kadın desteği ile yoluna devam eder.

67 kadın üye varken!
Biz bu değişikliği Ekonomist’in “Ekonomide Yılın Adamları” ödülünde gerçekleştirmiştik. Bir zaman sonra baktık ki, ödülü alanlar arasında kadınlar da var. Töreni yapıyoruz, iş kadını kürsüye geliyor, arka planda ‘Adamlar’ yazan bir platformda, ödülünü alıyor.

Yazının Devamını Oku

Muhtar Kent’in baş ucu kitabı yöneticilere hangi mesajları veriyor?

Kitabın siparişini bu yılın ortalarında vermiştim. Amazon’da görünce Coca Cola’nın efsanevi CEO’larından Donald R. Keough’ın ‘The Ten Commandments for Business Failure’ (İş Hayatında Başarısızlık için 10 Emir) adlı kitabının heyecan verici olduğunu düşünmüştüm. Kitabı istedim, inceledim ve yazarım diye bir kenara koydum.

Araya başka kitaplar ve kendi kitabım Yarının Aile Şirketleri girince, zaman ayıramadım. Coca Cola’nın CEO’su Muhtar Kent’ten bu kitabı dinleyinceye kadar sadece önsözüne göz atmıştım. Ne zaman ki CEO Club toplantısında Muhtar Kent’ten dinledim, kitabı tekrar elime aldım.
Kent’in, ‘Mentorum’ diye nitelendirdiği Keough, kitabını, ‘Eğer batmak istiyorsanız, bu 10 emire uyun’ yaklaşımında yazmış ve bir uyarıda bulunmuş: ‘Başarının formülünü bilmiyorum ama başarısız olmak için bu emirleri yerine getirmeniz yeterli.’ Her yöneticinin Keough’un emirlerine göz atmanızda yarar var:

1. Risk almayın bırakın… Rahatınız yerindeyse, halinizden memnunsanız, risk almayı bırakırsanız bir süre sonra başarısızlık da kaçınılmaz oluyor.  Bir alanda başarı gösterdiğiniz zaman bu sadece küçük bir ilerleme dahi olsa risk almayı bırakma eğiliminiz hayli fazladır.

2. Esnek olmayın… Çevrenizdeki koşullar değişirken siz esnek olmamayı prensip edinir, yerinizde sapasağlam kalırsanız, başarısızlık garantidir. Esnek olmamak, risk almamak ile birbirine yakın gibi görünse de şöyle küçük bir fark var: Esnek olmayanlar ellerindeki başarı formülünün dışında her türlü yeni yaklaşımı reddederler.

3. Kendinizi izole edin… Kocaman ve çok şık bir ofisiniz olsun. Çalışanlarla aranıza barikat koyun. Yemeğinizi restoranda yiyin ve çalışanlarla etkileşimi ortadan kaldırın. Böylece şirkette olup biteni, hele de kötü haberleri en son duyan kişi siz olacağınız için başarısız olmanın önemli bir şartını daha yerine getirmiş olacaksınız.

Yazının Devamını Oku

Gelişmekte olanlar yükselecek, Türkiye’nin master plana ihtiyaç var

Geçen hafta Capital ve Ekonomist’in, TTNet’in sponsorluğunda oluşturduğu Global Kobi Platformu’nun toplantısı için Kayseri’deydik. Toplantının ana konuşmacısı HSBC Bank Türkiye’nin CEO’su Piraye Antika idi.

Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mustafa Boydak ve işadamları, Antika’yı özellikle dinlemek istediklerini belirtmişlerdi. O nedenle ‘Krizin çıkışı ve geleceğini’, bir ekonomist gözüyle değerlendiren Antika’nın sunuşu, büyük ilgi gördü.

Antika’nın sunumu gerçekten etkileyiciydi. Ancak, bütün içinde, 10 önemli saptamayı, çok daha kritik buldum. Krizin ve Türk ekonomisinin geleceği açısından sizin de ilginizi çekeceğini düşünüyorum:

1. Fırtına daha dinmedi, devamı gelebilir. Biraz olumsuz olacak ama 1929’daki büyük kriz dönemine bakınca, bana bunu düşündürüyor.

2. Hükümetin bu kez krizi göreceli olarak doğru yönettiğini düşünüyorum. Serbest piyasa çalıştı, çöküş yaşanmadı. Kontrollü küçülme gerçekleşti. Daha da önemlisi zaten kıt olan kaynaklar panikle harcanmadı.

Yazının Devamını Oku