2006’da ne yapmak lazım

Yıllardır entelektüel cemaat hakkında aynı şeyleri söylemesinden dolayı (Tempo’nun son sayısındaki demecine bakınız: "Tek düşmanım Cihangir entelleri"), Sinan Çetin’e artık kulak asmamak lazım.

Sarışınlıktan vazgeçtiği son imajı nedeniyle Hande Yener’i görmek ve dinamik sound’u nedeniyle yeni hiti Kelepçe Vurulamaz’ı dinlemek lazım.

İçeriye sekiz-on tane korumasıyla giren (güya korkusuz) adamların olduğu mekanlara mümkün mertebe gitmemek lazım. İnsanın içi dışına çıkıyor çünkü.

Sezen Aksu yıllar sonra evini bir dergiye açtığı ve fotoğraflarını ’foto muhabiri’ Ara Güler çektiği için bu ay kesinlikle İstanbul Life edinmek lazım.

Şahane dizi Nip/Tuck’tan esinlenerek aynanın karşısına geçip "Bana nereni beğenmediğini söyle" deyip (kendi kendinize tabii) saç, sakal vesaire olaylarında değişikliğe gitmek lazım.

Eski depresif günler hatırına Nazan Öncel’in üçü birarada çıkan (Göç, Sokak Kızı ve Demir Leblebi) cd’lerini peşpeşe dinleyip ağlamak lazım.

Önce şık bir kulübe (mesela Nu Pera) sonra daha salaş bir yere (mesela Ahu Tuğba’nın sahne aldığı Şişli’deki Paella) akıp gecenin her türlü yüzünü görmek lazım.

Bir dans yarışmasında jüri üyeliği yapan Hülya Aksular’ı, kendisiyle dalga geçtikten hemen sonra bir de kameralar önünde kıs kıs gülen Dilara Endican karşısında ’cool’ takıldığı için kutlamak lazım.

Ulus’taki Reşat, Heyecan’ın binbir türlü mezeleriyle akşama başlayıp blues şarkılarıyla ufak ufak demlenmek lazım.

Yaklaşan İf İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’ne kapılıp günlerce üst üste film izlemek arınmak lazım.

Müzedechanga’da pişmaniye, Mikla’da tahin-pekmez yiyerek "yöreye" dönmek lazım.

Peki ya, "Abi orada çok trafik var, gidemem" diyen taksiciyi ne yapmak lazım?

Yine de işte her gün Kelebek okumak lazım. İçinde her şey olduğu için....
X

Ne diyelim, kısmet mi?

Uçağa bindiniz. Gideceğiniz yere vardınız.

İki gün, hatta bir gün sonra şöyle bir telefon gelebilir:
“Bindiğiniz uçaktaki yolculardan biri pozitif çıktı. Lütfen bulunduğunuz yerden 14 gün boyunca ayrılmayın.”
Bir arkadaşımın iş arkadaşının başına geldi:
İstanbul’dan İzmir’e uçakla gitti.
İki gün sonra bu telefonu alınca İstanbul’a geri dönemedi.
İşi ve ailesi İstanbul’da olduğu halde...
14 gün boyunca İzmir’de kaldı.

Yazının Devamını Oku

Şehrin kurtarıcısı güncel sanat

Şehir tek kelimeyle ölü gibi.

Tek hareket sanatta var.
Mamut Art ve Artweeks Akaretler organizasyonları daha yeni bitti.
Özellikle Mamut Art’ta keşfedilecek çok sanatçı vardı.
Randevulu bir şekilde tüm eserleri gördük, genç sanatçıların hepsiyle tanışamasak da en azından instagram’daki tanıtım videolarını izledik.
Bomontiada’nın ortamı da güzeldi.
Monochrome’un açık alanında kahve içtik, oradan çıkıp ‘Bomonti’nin Lucca’sı Isola’da kokteyl içtik.

Yazının Devamını Oku

Şimdi de avukatlık hikâyeleri geliyor

Şu sıra yerli dizilerde psikiyatristlerin terapi hikayelerinden geliştirilen hikâyeler revaçta. Yakında bunlara yeni bir dalga daha eklenecek: Avukatların hikâyeleri.

Bir yapım şirketi ünlü bir avukatla bu konuda çalışmaya başlamış bile. Anlaşılan o ki, bu “gerçek hayat hikâyesi” akımından dalga dalga tüm meslek dalları nasibini alacak...

‘Ben fiyat konuşmam’
Pazartesi pazartesi herkese Bülent Ersoy coşması diliyorum.
Malum, divalar divası Bodrum’da 40 milyon liraya iki villa aldı ve şöyle konuştu:
“Ben fiyat konuşmam, buna gerek yok. Çok beğendim ve iki villayı da aldım.”
Sadece Bülent Ersoy’a özgü bir şey değil bu aslında.
Bazı insanların sürekli dilindedir bu “Ben fiyat konuşmam” klişesi.

Yazının Devamını Oku

Bir adet ZZD Zoraki zincirleme Dallas

Yıl bitmeden kesin kanaat: 2020’nin magazini de ultra sıkıcı.

Dile dolanan bir Ajda’nın satılamayan evi vardı (bir türlü satılamayan Adnan Şen malikânesini konuşan Beverly Hills alemine inat bizim ellerin ‘Ajda house’u var, rica ederim).
Bir de Serenay Sarıkaya ve Cem Yılmaz ilişkisi var dile dolanmaktan kördüğüm olan.
O ilişki de bitmiş işte.
Hatta haberlere bakarsanız yeni bir “üçüncü kişi” var ortada.
Cem Yılmaz’ın kendisi reddetti ama magazin diyarları ısrarla üçüncü kadını sürüyor satranç tahtasının üstüne Serenay’a alternatif olarak.
Cem aslında ondan hoşlanıyormuş, vesaire.
Serenay’a da sormuşlar, “Takipten çıkmışsınız o üçüncü kişiyi” filan filan.

Yazının Devamını Oku

Uyarıyı dinlemezseniz mekanı terk etmenizi istiyorlar

Travelmodus kurucusu ve seyahat danışmanı Özlem Avcıoğlu’nu günlerdir Instagram’dan takipteyim. Çünkü New York’taydı ve bir muhabir gibi oradaki sosyal yaşamdan bilgiler veren videolar yayınladı. Mekanların nasıl tedbirler aldığını gösterdiği için de ilgimi çekti. Şimdi söz onda...

Önce yolculuğu sorayım Özlem. 10 saatlik uçuşta hiç mi endişelenmedin?

- Evet tehlikeli bir iş. Sonuçta yurtdışında hastalanmak da var, ama seyahat tutkum ve cesaretim korkuma üstün geldi. Korunduktan ve tedbiri elden bırakmadıktan sonra endişelenecek bir şey yok aslında. Mesela İstanbul’daki birçok arkadaşım korona oldu. Neden? Çünkü maskesiz sosyalleşmeler, sarılıp öpüşmeler yüzünden... Bence bu Amerika’ya 11 saat uçmaktan daha endişe verici.

Uzun uçuşta yemek olayı nasıl çözülmüş THY’de?

- Sıcak yemek verilmiyor. Paket içinde hazırlanmış sandviç, tatlı, salata gibi yiyecekler uçuş sırasında iki kez servis ediliyor. Yanınızdaki yerken siz yemiyorsunuz. Ama benim yanım boş olduğu için böyle bir problem olmadı.

New York’un sosyal hayatı ne durumda? Korona tedbirleri nasıl?

- Restoranlar belediyeden izin alıp kaldırımlara ya da varsa bahçelerine çadırlar kurmuş. Yani çoğu restoran dışarıda servis veriyor. Restoranlara girerken ateş ölçülüyor, kimlik bilgileri ve telefon/adres alınıyor. Herhangi bir şey olursa bilgi verip takip etmek için... Mekanlarda masa sayısı üçte bir oranında inmiş.

Dışarıda yeri olmayan işletmeler ise masa aralarına cam bölme koymuş.

Ayrıca restoranlarda maskenizi ancak masaya oturunca çıkartabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Bu kış kaldırım serçesiyiz

Bu kış böyle, havalar soğusa da mekanların kaldırıma taşmış sıkışık açık alanlarında ya da önü açık ama üstü kapalı bölümlerinde sosyalleşeceğiz.

Çünkü kimse içeriye, dört duvar arasına girmek istemiyor, tedirgin oluyor.
Dün akşam mesela tam öyle bir yerdeydim.
Bir mekanın önü açık, üstü kapalı bölümünde.
Bir anda tüm masalar doldu taştı.
Baktım, içerisi bomboş.
Bir süre sonra arkadaşımla içeriye geçtik. Tam tersini yaptık yani.
Çünkü bir an içerisi daha güvenli geldi!

Yazının Devamını Oku

Sabahın beşinde...

Sabahın beşinde pat diye uyandım.

Garip, kaç zamandır öyle.
“Çünkü rüyalarım tam o saatte bitiyor” diye kendimle dalga geçtim.
Sabahın beşi, gıcık bir saat.
Tekrar uyusam mı diyorsun ya da kalkıp hayata başlasam mı?
Ve sonra hızla akan düşünceler nehrinde buluyorsun kendini:
Misal, oturduğum apartmanı düşündüm.
Ne kadar sağlam acaba diye.

Yazının Devamını Oku

Bu kış neredesin

Koronanın en çok yaradığı şey iç turizm olabilir.

Yazın memleketin sadece güneyine değil, farklı bölgelerine gidip keşfedenler bu kış da aynı şeyin peşinde koşacak.
Şimdilerde en çok duyduğum şey bu zaten:
“Kışın Kapadokya’ya mı gitsek?”
Evet, belli ki Kapadokya en çok tercih edilen yerlerden biri olacak. Otel alternatiflerinin çeşitliliği dolayısıyla.
İkinci sırada şehirlere yakın, arkadaş grubuyla beraber konaklanıp kapatılabilecek küçük oteller var. Üçüncü sırada kayak otelleri.
Dördüncü sırada ise yine güneydeki tatil beldeleri var. Hatta bu kez “gidip de dönmeyenler” çok olacak güneyden. Şu sıra mesela Bodrum’un kış nüfusunun geçen yıla göre çok daha fazla olacağı konuşuluyor.
Tabii tüm bunlar son dakikada bir şehirler arası seyahat yasağı gelmezse geçerli olacak...

Büyük sıfırlama

Yazının Devamını Oku

YouTuber’ların lüks otomobilleri

Daha önce Enes Batur’un lüks otomobili gündeme gelmişti.

Şimdi de Danla Bilic 1 milyon 350 bin liralık cipi ile konuşuluyor.
Elbette YouTuber’lar iyi kazanıyor, bunda tuhaf bir şey yok. Bu olaydaki tek hayal kırıklığı şu: Yeni nesilden umutluydum ben.
Daha farklı bir yaşam tarzları olur, başka şeylerin peşinde koşarlar diye umuyordum.
Gayet yanılmışım. İyi para kazanınca ilk akıllarına gelen hemen en havalısından pahalı bir araba sahibi olmak.
Demek ki anne babalarından farklı düşünmüyorlar.
Kendilerini böyle iyi hissediyorlar.
Üzücü.

Nusret’in

Yazının Devamını Oku

O belgeseli izledikten sonra herkesin sorduğu soru

David Attenborough’nun belgeselini izlemiş olanlarda hep aynı duygu:“Acaba ben dünya için ne yapabilirim?”

Belgeselin ilk 1 saatinde aslında bildiğimiz, o üzücü şeyleri söylüyor Attenborough.
Dünya giderek ısınıyor, mercan resifleri ölüyor, ormanlar yok oluyor...
Ama sona doğru çözüm önerilerini sıralayınca diyorsun ki, “Aslında dünyanın yeniden eskisi gibi olması o kadar da zor değilmiş”.
Bu arada Attenborough’nun belgeselde değil ama “Başka ne yapılmalı?” diye soranlara söylediği bir şey daha var:
“Her türlü israfı durdurun. Güç israfını, yiyecek israfını ve plastik israfını.”
Durdurulamayan noktada atıklar ne yapılmalı peki?
Deezen’da okudum. 21’inci yüzyılın zeki tasarımcıları bu konuda hepimize ilham veren türden işler yapıyormuş meğer.

Yazının Devamını Oku

Kenan ve Beren’in yıllar önceki ‘fanus gecesi’

Tam da herkesin yaşadığı gibi bir ilişki yaşıyorlar.

Kırılıp dökülmeleriyle, birbirlerine bazen aşırı yakın bazen de aşırı uzak olmalarıyla, kopmak isteyip de bir türlü kopamayan halleriyle...

İlişkilerinin, evliliklerinin başlangıcı pek romantikti ama, tipik bir ünlü âşık çift masalı hiç olmadı onlarınki.

Beren Saat ve Kenan Doğulu çiftinden bahsediyorum.

L’Officiel Dergisi’ne verdiği röportajda şöyle söylemiş Beren:

“Hayatını yalnız yaşıyorken, bir gün biriyle tanışır ve evde hissedersin.

Tam olarak hangi evde olduğunun da bir önemi kalmaz.

Bizim öyle oldu.

Çok güldük, çok eğlendik, dans ettik, çok saçmaladık.

Yazının Devamını Oku

Adadan bildiriyorum

En son pandemi öncesi gittiğim Şişli’deki bomontiada (neden o ‘b’yi küçük yazarlar, yıllardır çözemedim), etrafını sarmalayan Dubai gökdelenlerinin ortasında bir Berlin havasındadır her daim.

Telaşa mahal yok, bu hava aynen devam ediyor.
Evet, Babylon açık değil.
Ama Monochrome ve The Populist’in açık alanları burayı canlı tutmaya devam ediyor.
Önceki gün Mamut Art Project dolayısıyla yolum düştü bu ‘adaya’.
Monochrome’un en üst katı Mamut’a ayrılmış.
Bu yılki 1500 başvurunun arasından seçilen sanatçılar ve işleri sergileniyor o katta.
Düzenlenmeyi Studio Mada yapmış.

Yazının Devamını Oku

Hafta sonu şehir nasıldı

Sosyal hayat kelebeğiniz hafta sonu uçtuğu noktalardan mini gözlem raporu paylaşıyor. Buyurunuz...

◊ Tabii ki bir numaralı gündem virüstü. Bin kez “Çember daralıyor” cümlesini işittim.
Ek olarak, korku filmlerine layık şu cümleyi: “Kaçış yok, hepimize bulaşacak”.
◊ En dikkat etmeyen bile artık korkmaya, çekinmeye başlamış, “Bir süre evden çıkmasam mı?” diyordu.
◊ Buna rağmen hafta sonu gittiğim çoğu mekan kalabalıktı. Elbette herkes açık alanı olan yerlerde oturuyordu.
◊ Ben de açık alanı olan yerlerde sosyalleştim. Cuma gecesi Kadıköy’deki DoubleTree by Hilton Otel’in tepesinde konuşlanmış Hood’un terasında.
Cumartesi ise önce Kemer Country Club’ın kafesindeki balkonda, sonra Bebeköy’deki Momo’nun açık alanında.
◊ Uçuk kaçık tasarım maskesiyle birkaç kişi, “Hatırladınız mı, şurada tanışmıştık” diyerek yanıma geldi.

Yazının Devamını Oku

Aslında iki kadını birden sevmiyor

Herkesin dilinde “Sadakatsiz” dizisindeki o vurucu konuşma var.

Hani Caner Cindoruk’un oynadığı Volkan karakteri şöyle bir konuşma yapıyor ya:
“Evli olmak âşık olmaya engel değilmiş.
İkisini de aynı anda seviyorum ama başka türlü, başka yerden...
İnsan aynı anda iki çocuğunu sevebiliyor aynı ölçüde. Niye iki kadını sevemesin?”
Karşısındaki, “Nasıl olur böyle bir şey? Delirdin mi?” diye tepki gösterince Volkan bu kez şöyle diyor:
“Beni anlamıyorsun. İnsan yaşamadan anlamıyor.”
Doğruya doğru, söylediği sözler tartışma yaratsa da Volkan karakterini gayet samimi buldum ben.

Yazının Devamını Oku

Kenan ve Sinem’in hastane çıkışı

Ünlü çiftler bebek sahibi olduklarında genelde köşe bucak kaçar.

Hem bebeğin yüzü görünsün istemezler hem de yaşanan durumu fazlasıyla abartırlar.
Kenan İmirzalıoğlu-Sinem Kobal çiftinin, kızları Lalin dünyaya geldikten sonra hastane çıkışı görüntüleri ise tam tersiydi:
◊ Bir kere aşırı mütevazıydı.
◊ Sinem Kobal eşofmanlı, en sade haliyle çıktı medyanın karşısına.
Başkası olsa süslenebilir, hatta medya karşısına çıkmak istemeyebilirdi.
◊ Kenan İmirzalıoğlu cool’du, kızı Lalin’i sakin bir şekilde arabaya bıraktıktan sonra medyaya röportaj verecek kadar cool.
◊ Kısacası, bir Burak Özçivit ve Fahriye Evcen çifti gibi durumu abartmıyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Hayallerin tarzı hayli İskandinav

İstiklal Caddesi’nin ara sokaklarından birinde yer alan Versus Art Project adlı sanat galerisindeyim.

Galeri yeni sergileri “Ölçek”in açılışını gün içinde geniş bir zamana yaymış.
İçeride fazla kalabalık olmasın diye.
Ben de o zaman dilimindeki saatlerden birini seçip galeriye yollanıyorum.
Sergiden önce Versus’un konuşlandığı tarihi binaya dikkat kesiliyorum, müthiş.
Merdivenler bile sanat eseri gibi.
Ama apartmandan dışarı sokağa çıkınca ortam hayli nargile.
Oradan caddeye çıkıp meydana yürüyorum.

Yazının Devamını Oku

Romantik yolculuğumun açlık oyunlarına dönüşmesi

Sabahın kör vakti. En azından benim için kör vakti: Saat 07.15. Kadıköy’deki Söğütlüçeşme İstasyonu’nda tren bekliyorum.

Eskişehir’e gideceğim. En son 10 yıl önce gitmiştim.
O zaman da trenle. Ama Haydarpaşa’dan.
Söğütlüçeşme’yi görünce insanın gözü ister istemez Haydarpaşa’yı, oranın nefes kesen tarihi ambiyansını arıyor/anıyor. Söğütlüçeşme İstasyonu sanki şöyle diyor insana: “Niye geldin ki, git evine yat”. Soğukta bekliyorsun bir kere. Oturacak, kahve/su alacak bir yer yok.
Belli bir saate kadar perona da geçirmiyorlar, garip bir yerde bekletiyorlar, filan.
Dahası ben aç, susuz, telaşla çıkmışım evden.
Sanıyorum ki trende bir şey yer içerim. Heyhat, pandemi nedeniyle elbette tren içinde yeme-içme hizmeti rafa kalkmış.
Bahtsız bedevinin çaresiz sonucu:

Yazının Devamını Oku

O Madonna’dan bu Madonna’ya

Cuma akşamı erken saatlerde bir popüler mekan...

20’li yaşlardaki bir grup genç Madonna’nın “Like A Prayer” şarkısı çalmaya başladığı anda dans etmeye başlıyor.
Sadece bu şarkı değil, DJ’in peş peşe üzerimize sağanakladığı tüm 80’ler, 90’lar şarkılarında da acayip coşkulular.
Hatta acemice de olsa sözleri ezberlemişler. Çığlık çığlığa söylüyorlar.
Onların bu eski şarkıları sahiplenme hali ister istemez bir zaman tüneline yol açıyor bünyede.
Yıl 1989...
“Like A Prayer” albümü yeni çıkmış.
Kaset kartonetine sinmiş ağır ama güzel bir koku var.

Yazının Devamını Oku

Mabel Matiz’in yeni klibi

Mabel Matiz’in “Toy” adlı yeni şarkısı ve klibine dair YouTube’daki en çarpıcı yorumlardan biri şöyle:Postmodern bir ilahi gibi.Gerçekten de şarkıda öyle bir hava var.

Yanı sıra bir de şunlar:
◊ “Toy”, Mabel Matiz’in aynı havayı taşıyan “Mendilimde Kırmızım Var” videosunun bir tür devam filmi gibi.
◊ Mabel Matiz, Anadolu’nun farklı bölgelerini ve etnik motiflerini kliplerinde bolca kullanarak Türkiye tanıtım elçisi gibi çalışıyor.
Bu kez de Fethiye’deki Kayaköy’de çekmiş klibi.
◊ Doğrusu Türkçe pop videolarında semazen görmeye alışkın değiliz.
Bu anlamda bu video bir ilk diyebiliriz.
◊ Videodaki semazenlerin başında Uzakdoğu stili hasır şapkanın beyaz bir versiyonunun olması elbette dikkat çekici.Yanı sıra semazenlerin eteklerinde led ışık olması da...

Yazının Devamını Oku

Şehirden notlar

Şehrin hafta içi enerjisinden bir tatlı özet: Galerisiyle, pub’ıyla, mağazasıyla, gizli barıyla, açılamayan mekanıyla...

◊ CADDEBOSTAN’DA BİR GALERİ
Caddebostan’da, Bağdat Caddesi’ne paralel sokakta, mazisi henüz çok yeni bir sanat galerisindeyim.
Galerinin adı 11.17.
Bağdat Caddesi ve civarı bir kentsel dönüşüm cenneti gibi geliyor bana.
Galerinin olduğu sokak da öyle. Tüm apartmanlar yenilenmiş.
Hepsi birbirine öykünmüş, klon apartmanlar...
Eskiler arada hemen sırıtıyor. Garip bir his. Zaten:

Yazının Devamını Oku