Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zulada İiiistanbuuuul!

ŞİMDİ şu satırları yazarken, harikuláde "Baba Zula"nın rock başyapıtını dinliyorum.

Hoparlörü sonuna kadar açtım ve içim içime sığmıyor. Klavye tuşları önümde akıyor.

Ve "Baba Zula" sihirli zulasından çıkardığı ihtilálci notaları haykırıyor:

"Bu şehir rakıyla yaşar / Bu şehir cigara çeker" (...)

"Bu şehir gündüzü yaşar / Bu şehir geceyi sever"

"İiiistanbuuuul..."

* * *

FAKAT
malûm, Ankara o "İsssstanbuuuul"u sevmiyor. Günáhı kadar bile sevmiyor.

Bırakın rock devinimler kentini, imlásı kurallı yazılmış bir İstanbul’u bile sevmiyor.

Punduna getirse, Dersaadet’i, Konstantinniye’yi, Payitaht’ı bir kaşık suda boğacak.

Tamam, kulaç atmayı bilmediğinden, "aman ayağım kayar ve ben de cumburlobu boylarım" korkusuyla, çelme takıp şehrimizi Akıntı Burnu’ndan itmeye cesaret edemez.

Ama imkánı olsa "İiiistanbuuul"u Çubuk barajından taşıdığı bozkır suyunda boğacak.

* * *

PEKİ, Ankara’nın metropole duyduğu bu nefret "ayyaş" (!) kentimizin rakı ve "keş" şehrimizin cigara müptelálığından mı kaynaklanıyor.

Hiç sanmıyorum. En azından, yukarıdaki faktör ikincil, üçüncül sıralarda gelir.

Çünkü, iftira atmamak gerekiyor, her ne kadar demlenme mekánı Çiçek Pasajı değil de Sakarya Meyhanesi olsa bile; her ne kadar mezeyi torik lákerdadan değil de sahanda işkembeden seçse bile; her ne kadar eşref saatinde Hicáz makamı "Adalardan bir yár gelir bizlere" şarkısını değil de İsveç notalı "Dağ başını duman almış" marşını terennüm ve teganni etse bile, nihayetinde Ankara da kadeh tokuşturur.

Hattá, pek bir matahmış gibi, bunu "laiklik manifestosu" (!) olarak göndere çeker.

Cigara bab’ında ise, belki "yurdun malı"na "emperyalist tütün"den (!) daha fazla itibar eder ama, bu konuda da İstanbul’dan geri kalır yanı olduğuna ihtimal vermiyorum.

O halde, Ankara neden İstanbul’u sevmiyor ve ona hınç besliyor?

* * *

ÇÜNKÜ İstanbul "gündüzü yaşıyor" ve "geceyi seviyor"!

Háttá, zaman kavramlarını da çöpe atın, en kestirmesinden, İstanbul "ya-şı-yor". İstanbul "se-vi-yor"!

İstanbul sonsuz anlamıyla "Y"aşamanın ve sonsuz anlamıyla "S"evmenin kentidir!

Şüphesiz, böylesine bir yaşam ve böylesine bir sevgi bütün aşırılıkları kapsayabilir.

Şüphesiz, belki aynı anda en alta inebilir ve en zirveye ulaşabilir.

Ama o hayat ve o aşk tarzında sıradanlığa, durağanlığa ve vasatlığa yer yoktur!

Ve sıradan olmayan ve durağan olmayan; ve vasat olmayan her şey sonsuz yaratıcıdır.

Yaratıcı olan her şey ise kendi dinamiğinde, yine sonsuz "ih-ti-lál-ci"dir! Dolayısıyla, ihtilálci İstanbul rock notaların zulasından "İiiistanbuuul" diye haykırır.

* * *

VE işte bunun için, Ankara ne İstanbul’u ve tabiatıyla, ne de "İiiistanbul"u seviyor.

Çünkü, resmi ideoloji tarafından zihnimize empoze edilmek istediğinin tam tersine, aslında "ihtilálci" ve "devrimci" olan mekán İstanbul’dır.

"Statükocu" ve "muhafazakár" olan yer ise Ankara’dır!

Dolayısıyla, "bu şehir yaşar ve bu şehir sever" diye haykıran rock kent sıradan, durağan ve vasat olanla uzlaşmadığı içindir ki, onun tınıları Ankara’nın kulağını tırmalıyor.

Türkü, şarkı, marş her neyse, başkentin müzik skalasını tarumar ve berhava ediyor.

Ve ben konuyu işlemeyi sürdüreceğim cumartesi gününe dek hoparlörleri tekrar sonuna kadar açarak, harikuláde "Baba Zula"nın "İiiistanbuuul" başyapıtını dinleyeceğim.
X