Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zorunlu Sünnilik dersleri...

Devletin önceliği şu olmalı: Toplumun farklı tercihlerine saygılı davranmak ve kimseyi bir inancın ibadet biçimlerini öğrenmeye zorlamamak. 

İnanç (veya inançsızlık) özgürlüğü, düşünce özgürlüğünün evrensel temellerindendir. Bir



insanın neye inanıp, neye inanmayacağına, devlet karışamaz. Bu konuda zorlamada,

telkindebulunulamaz.



Devlet, sadece, toplumun tercihlerine göre hizmet vermekle yükümlüdür.



12 Eylül 1980 darbecileri; milleti baskı altına alırken, din derslerini de zorunlu hale

getirdiler.



Buna yıllarca ses çıkaran olmadı. Din derslerinin zorunlu olmaması fikri, ANAP iktidarı



döneminde gündeme geldi. Dönemin Milli Eğitim Bakanlığı, Hıristiyan ve Yahudilerin



çocuklarına, "derslere katılmamak için dilekçe vermek" zorunluluğunu getirdi. Bu

uygulama bir ilerleme gibi sunulsa da, farklı dinden insanların kendi kimliklerini

açıklamaya zorlamasına yol açıyordu aslında.



Asıl itirazlar, 1990'larda, Alevilerin kimlik talepleriyle birlikte başladı. Aleviler,

çocuklarına din derslerinde “Sünnilik propagandası” yapılmasına itiraz ettiler. Din

derslerinin, Türkiye'de, özellikle 12 Eylül’den bu yana; “din kültürü vermek”ten çok,

“dini kuralları öğretme” şeklinde geçtiğini, hepimiz biliyoruz. Bazı farklılıklar olsa da,

esas olarak şunu söylemek mümkün: Sünnilik inancına sahip din öğretmenleri, bu

mezhebin benimsenmesine yönelik bir eğitim veriyorlar.



Alevi Çalıştayları



Bakan Faruk Çelik başkanlığında geçtiğimiz yıllarda düzenlenen 7 Alevi Çalıştayı'nın

üçüne katıldım. Bu Çalıştay'larda, Cemevleri'nin resmi statüye kavuşturulması isteniyor,

en çok da zorunlu din derslerinden şikayet ediliyordu. Şikayet ve rahatsızlıklarını dile

getiren Aleviler, iç hukuk yollarına da başvurdular. Talepleri reddedildi.



İtirazların yaygınlaşması ve konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınması

üzerine; Milli Eğitim Bakanlığı, soruna çözüm bulmak amacıyla toplantılar düzenledi. Bu

toplantılarda da, derslerin, “inanç özgürlüğünü zedeleyen” içeriği ele alındı.



Bu şikayetleri gidermek amacıyla; din derslerine, Alevilik ve Bektaşilik’le ilgili bilgiler



konuldu, yorumlar eklendi. Bu çabaların asıl sorunu ortadan kaldırmayacağını, o zaman da



belirtenlerden birisiyim. Aleviler bu tür “yama”ların anlamsız olduğunu, defalarca

açıkladılar.



Dersin asıl içeriği değiştirilmiyor, eklektik bazı ilavelerle durum geçiştirilmeye

çalışılıyordu.



Zorunlu din dersleri; değiştirilen içeriğine rağmen, hala, büyük bir ölçüde, “Sünni

inancının propagandası” şeklinde geçiyor.



Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, temel bir insan hakları ihlaline dikkat çekiyor:

Hiç kimse, devlet tarafından, bir inancı benimsenmeye zorlanamaz.





Sorun dinin yanlış öğretilmesi mi?



Başbakan Davutoğlu, AİHM kararının ardından, durumu inceleyeceklerini ifade etti. Bir



değerlendirmede daha bulundu: "...Türkiye'nin çevresindeki gelişmelere baktığımızda, bu



Türkiye için elzemdir. Doğru ve sağlam bir dini bilgi eğitimle verilmezse, işte

çevremizdeki radikalleşmenin kaynağını teşkil eden düzensiz dini bilgiyi denetleme

imkanı kalmaz."



Başbakan'ın itirazının, tabii ki bir anlamı var. "Dini bilgi akışı"nın, bir düzene

sokulmasına, bir sistem oluşturulmasına, normlar oluşturulmasına ihtiyaç olabilir. Peki

bunun yolu "zorunlu din dersi" midir? Sonuçta, din dersi zorunlu olmasa da, her yurttaş

çocuğuna din eğitimi verebilir. Ayrıca, çocuğunun din eğitimi almasını isteyen, seçmeli

ders olarak aldırabilir.



"Dini fanatizmi önlemek" ise, farklı bir konu. Bunun, sosyal, siyasal bir çok nedeni



bulunuyor. Tabii, Alevilerin, diğer dinden insanların ve inançsızların, "Sünnilik eğitimi

alarak, fanatizmden uzaklaşmaları" gibi bir düşüncenin, elbette mantığı yok.



"Zorunlu din dersi" tartışması, bir özgürlük testi. Milyonlarca Alevi'nin, bu noktada itirazı

var.



Cemevlerinde, bu konuda etkinlikler düzenliyorlar. Eğitim veriyorlar.



Devletin önceliği şu olmalı: Toplumun farklı tercihlerine saygılı davranmak ve kimseyi bir



inancın ibadet biçimlerini öğrenmeye zorlamamak.



X