"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Zorunlu bir ev hapsi

BİR süre evde kalmam gerektiğin-den, on gündür sokağa çıkamıyorum.

İnsanoğlu, hayatını başkalarının düzenlemesine isyan ediyor. Müdahaleye tepki. Neden sıkılıyorum? Sanki her gün kilometrelerce yol kat ediyormuşum, sanki çok hızlı bir sokak hayatım, geç saatlere kadar süren bir gece hayatım varmış gibi.

Ama çıkmama emri, zorunluluğu, insanı karabasana sürüklüyor.

O kitaptan bu kitaba, o CD’den bu CD’ye dolanıp duruyorum (Gazetedeki çalışma odamdaki günlük hayatım da böyle değil miydi?) long play’lerimi dinliyorum, long play’lerin yüzeyini, fırçayla, kadifeyle temizliyorum, iğne tabancamı da kullandıktan sonra, dinlemeyi hak ettiğim kanaatine varıp, koltuğuma oturuyorum.

Yahya Kemal Beyatlı’nın Ses şiirinden ünlü dizeleri tekrarlıyorum:

“His var mı bu âlemde nekâhet gibi tatlı?

Gönlüm bu sevincin helecâniyle kanatlı”

Bir başka şairin sözü bunu yalanlıyor?

Fuzûlî ne demiş: “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır”.

Çevrenizdekilerden, ortamdan soyutlanınca, birden kendinizi düşünüyorsunuz. Yaptıklarınızı, yapamadıklarınızı, yapmak istediklerinizi. Hoşlanmam bu tür muhasebelerden, yaşanmışı yargılama ne kazandırır, günü zehir etmekten başka...

Aslında böyle günlerde, bir düşünce kervanının arkasına takılır giderim. Sanırım şuurun da prizini çekiyorum.

* * *

YILLARCA bir odaya kapatılanlar, gökyüzünü sadece cezaevi bahçesinden görenler.

O zaman yakınmayı biraz züppelik görüyorum. Şımarıklık gibi geldiği anlar da olmuyor değil. Çile çeken dervişi örnek alamıyorum.

Televizyonda izliyorum, gazetelerde okuyorum ‘Ev hapsine mahkûm edilmiştir’ diye. Kendi evinde yaşamak cezası, evi cehenneme çevirir. Karşınızda hiç değişmeyen bir dekor ve insanlar. Takılıp kalmış bir film karesi.

Bilgisayarın kurtarıcılığını bugünlerde anlıyor insan, idrak ediyor.

Adetâ bir kış gününde ekranda bir güneş, çölün ortasında geniş yapraklı bir ağaç görebiliyorsunuz.

Kimi yazarların yazı evleri, büroları vardır. Ben şöyle düşünürdüm. Neden evinde oturup rahat rahat yazmaz.

Yanlış düşünürmüşüm. İnsanın evden çıkması, bir başka mekânda kendini yazmaya vermesi daha mümkünmüş.

Ev bastı sözünü yaşamadan öğrenemezsiniz.

Bir köşede unuttuğunuz bir CD size tesellinin müziğini getirebiliyor belki. Bir kitap artık okuma zamanının geldiğini size kapağıyla anımsatıyor.

Telefon defterlerimi gözden geçirdim. Üzerini sildiğim telefon numaraları hüzünlendirdi beni.

Kalemlerimi bir kez daha temizledim, kuruyan mürekkepleri suya yatırdım.

Eğer gazeteye çalışma odama gidebilmiş olsaydım, bu tür avarelikleri yaşamayacaktım.

* * *

ZORUNLU dinlenmeler insan için bir bellek alıştırması yerine geçiyor mu? İçe dönme, ruhu iyileştiriyor mu?

Yoksa gri tondan siyaha mı sürüklendim. Sokakları, insan kalabalıklarını, uğradığım dükkânları, kişiliksiz alışveriş merkezlerini dolaşmayı özledim.

İşin sırrını öğrendim. İlle de insan içine karışmalı, insanları gözlemlemeliyim. İnsanlarla, farklı insanlarla o değişmeyen, hep aynı kalan kitap, müzik, kırtasiye sohbetlerimi tekrarlamalıyım, yeni şeyleri, yeni seslerden duymalıyım.

 

X