"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Zorla güzellik olmaz

Vaktiyle Meclis kürsüsünde bir milletvekili “Hanginiz kendi şehrine nükleer santral kurulsun ister?” diye sormuş, koca Meclis’te bir tane millletvekili parmak kaldırmıştı.

Alın, bunu topluma yayın. Kimse şehrine nükleer santral kurulsun istemez.
Siz bunu nerede kabul ettirebilirsiniz? Halkın bilinçli olmadığı, bilinçlendirilmediği, fakir olduğu, fakirleştirildiği yerlerde.
İşte Akkuyu bu. 40 yıldır devlet oraya çivi çakmadı. Mersin’le arasındaki 40 kilometrelik mesafeyi 4 saatte gidiyorsunuz. Meşhur “duble”ler bir buraya uğramadı.
Kimse gitmesin, unutulsun istendi. 40 yıl önce Akkuyu nüfusu 5 bin iken, şimdi 500-600.
Santralin reklamcılarının kalbi pır pır: “Köylüler çok mutlu, onlara iş vereceğiz!”
İyi de... Ya Mersinliler? Ya biz?
Greenpeace ile A&G’nin araştırması var; Mersin halkının yüzde 72’si santrali istemiyor.
Kimse saf değil. Derdin yöreyi geliştirmek, milleti iş sahibi yapmak olmadığının farkındayız.
Kafalar, duyarlılıklar, sorumluluklar gelişmeden gelişmiş ülke olunmuyor.
Mersin’de gelirin yüzde 30’u tarım, yüzde 40’ı tarıma dayalı sanayiden geliyor. “Katiyen olmayacak” dediğiniz sızıntı olursa eğer... O bölgeyi toptan bitirirsiniz.
Patlama olursa mazallah... Türkiye batar zaten.
Bir yeri geliştirirken, o bölgenin dokusuna uygun ekonomi üretmek gerekir.
Siz 600-700 nüfuslu bir yere bir anda Çinli’siydi, Hintli’siydi 5 bin işçi getirirseniz, oranın demografisini bozarsınız. Gelenekler örtüşmez, yöre insanı beldesine yabancılaşır.
Madem bölge gelişsin isteniyordu...
Güzelim koy var Akkuyu’da.
Güney’i dev bir “Her Şey Dahil” tesisine çevirenler, nasıl oldu da Akkuyu’ya hiç uğramadı?
Biliyoruz, biliyoruz... Hesaplar başkaydı.

Mecburiyet değil siyasi tercih

Kimileri nükleer enerjiye muhtaç olduğumuzu düşünüyor.
Halbuki önümüzde bir Almanya örneği var.
Almanya 1991’de güneş enerjisine yatırımı tartışmaya başladı.
Hükümet başta sıcak bakmıyordu, yine de belli kanunlarda değişikliğe gidildi.
1994’te kanunlar iyileştirildi.
1998’de Alman hükümeti dedi ki “Ben güneş enerjisine 20 yıllık alım garantisi veriyorum”... Herkes güneşe yatırım yapmaya başladı.
Sadece güneş de değil, tüm yenilenebilir enerjiler desteklendi.
İş öyle bir noktaya geldi ki, Almanya bu yılın ilk yarısında 67.9 milyar kilowatt yenilenebilir enerji üretimi gerçekleştirdi.
Şu anda bu ülkede yenilenebilir enerjiler, enerji üretiminin yüzde 25’ini sağlıyor.
Gelelim bize... Akkuyu’da kurulacak nükleer santralde yılda 5 bin MW enerji üretilecek.
Türkiye’nin yıllık ihtiyacının (50 bin MW) sadece yüzde 5’i.
Yenilenebilir enerjideki potansiyelimiz ise:
Rüzgarda 50 bin MW. Güneşte 340 bin MW. Jeotermalde 30 bin MW.
Diyecekler ki, “Güneş veya rüzgar devamlı enerji sağlamıyor, doğanın keyfine bağlısınız”...
Onun da cevabı var.
Yenilenebilir enerjileri akıllı şebekelere bağlayacaksınız.
Yenilenebilir enerjilerin doğru kullanıldığı ve desteklendiği ülkelerde, örneğin İspanya’da bunlar günlük enerji ihtiyacının yüzde 40’ını karşılayabiliyor.
Baz yük sistemine bel bağlamak yerine, enerjiyi farklı kaynaklardan kullanarak esneklik yaratmalıyız.
Sonuçta, nükleere yöneliş mecburiyet değil, siyasi bir tercih. Kimse kimseyi kandırmasın.

X