Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: Yeni ekonominin küflenmiş sözcüleri

Zeynep ATİKKAN

‘‘YENİ ekonomi’’ ne kadar ‘‘yeni?’’

Bugünün pazarlama dünyasında ‘‘yeni’’ sözcüğünün ‘‘ışınlama kapasitesi’’ tabii ki çok büyük. Hele ‘‘yeni’’nin kuyruğuna bir de ekonomi takılırsa! ‘‘Yeni ekonomi’’ çevreciliği solladı gidiyor.

Ne olduğunu pek kavrayamayanlar için sadece ‘‘medyatik’’, ‘‘sempatik’’ ve de epey ‘‘kozmetik’’ bir olay bu. ‘‘Yeni ekonomi’’ podyuma çıkınca, bazı iktisatçılar ‘‘yeni ekonominin mankenleri’’ oldular son zamanlarda.

Tabii işin özüne bakılırsa, ‘‘yeni ekonomi’’nin büyük çapta ‘‘teknolojik’’ olduğu görülüyor. ‘‘Yeni ekonomi’’ ‘‘eğitim ve araştırmaya daha çok yatırım’’ demek. Çünkü ‘‘yeni’’ sıfatıyla anılan bu ekonomi, ‘‘yeni fikirler ve yeni buluşlar’’ üzerine inşa ediliyor. Dolayısıyla sorunu, aklı başındaki iktisatçıların yanı sıra, eğitimcilerin ve eğitim politikalarına yön verenlerin tartışması gerekiyor.

‘‘Yeni ekonomi’’ aslında eskisi gibi ‘‘ekonomi’’. Yani işin özü ve kuralları aynı. Sadece araçları ve aktörleri değişiyor. Her dönemin ‘‘yeni ekonomisinde’’ olduğu gibi, ‘‘teknolojik gelişme’’ kendi ‘‘yeni enerjisini ve de iş yapma mantığını’’ dayatıyor. Bir şeyleri değiştiriyor.

Bugün ‘‘yeni ekonomiyi’’ ‘‘yeni’’ kılan da özellikle iletişim teknolojilerindeki büyük patlama. Bu gelişme, iş yapma hızını süratlendiriyor. Üretkenliği artırıyor. Ve önümüzdeki yıllarda daha da çok artıracağı yolunda işaretler veriyor. Bu arada girişimci tipini de değiştiriyor, teknik formasyonlu müteşebbislere daha geniş olanaklar sunuyor.

Çok fazla yaygara yapmadan Uzakdoğu'nun son birkaç yıl içinde bir internet toplumu haline geldiğini geçtiğimiz hafta bu sütunda yazmıştık. Bunun doğal sonucu, ‘‘yeni ekonomiyle’’ bütünleşmek olacak. Uzakdoğu, ‘‘eğitim politikalarındaki’’ kararlılığıyla ekonominin ‘‘yeni’’sinde kendisine yer edinme şansını yakalıyor.

Liberalizmi kendi kafalarına göre yorumlayanlar ne derlerse desinler, her ekonomik ‘‘yenilenmenin’’ önünü ‘‘devletin itici gücü’’ açıyor. Nedense Amerikalılar da bu noktada üçüncü dünyalı ‘‘liberallerden’’ daha az takıntılılar. Amerikan Hazine Bakanı Lawrence H.Summers geçenlerde yaptığı bir konuşmada, ‘‘Yeni ekonomiye Hazine'den daha çok pay ayırmak gerektiğini’’ söylüyordu. Bunun anlamı, Clinton'ın çevresindeki yalaka işadamı güruhunun cebini doldurmak değil elbette. Summers eğitim ve araştırma yatırımlarının artırılmasını ve teşvik edilmesini istiyordu.

Clinton yönetiminin bu politikasını New York Times'ta yorumlayan Jeff Madrick'in belirttiği gibi, ‘‘Eğitim, taşımacılık ve iletişim harcamalarındaki artış bütün yeni ekonomik hamlelere zemin hazırlıyor. Bu yatırımları da devlet yapıyor.

1800'lerde Amerika'da kamunun öncülüğünde zorunlu ilköğretim kurumları açıldı. 1900'lerin başında lise öğretimi hızla yayıldı. İkinci Dünya Savaşı sonrası devlet üniversiteleri patladı. Ve lise mezunları üniversiteye akın etmeye başladı’’.

Bu arada taşımacılık ve iletişim alanındaki kamu yatırımlarının sanayiye nasıl destek verdiğini bilmek için iktisat tarihçisi olmak gerekmiyor.

‘‘Yeni ekonominin’’ belirleyici aracı olan internete gelince; bilgiyi hızla bireye ulaştıran bu aracı özel sektör değil, Pentagon geliştirdi. Özel sektörün tekelinde olmadığı için hava gibi bir şey internet. Ulaşılması son derece kolay. Ama mesele ulaştıktan sonra ne yapılacağı, nasıl kullanılacağı. Bu sorunun yanıtı da nitelikli insan sayısında.

Eğitim boyutunu ıskalayıp ‘‘yeni ekonomiden’’ söz etmenin çok ‘‘eski’’ bir palavracılık olduğu ortada.

Geçen gün Necati Doğru, Bilim Merkezi Başkanı Dr. Esin Arıoğlu ile yapılan bir röportajdan şu satırları aktarıyordu: ‘‘Türkiye'de çalışan 28 milyon kişinin ancak yüzde 7'si yüksekokul, yüzde 20'si lise ve meslek okul mezunu. Türkiye'de yaklaşık 28 milyon çocuk yaşıyor. Bu çocukların 10 milyonu yoksul, 3 milyonu ise yoksulluk sınırının altında. 725 bin çocuk hiçbir eğitim ve öğretim olanağından yararlanamıyor.’’

Tablo bu kadar açık.

Türk siyasi sınıfı Fatih Terim'i kucaklayıp ‘‘GS çıtayı yükseltti. Darısı ekonomi ve politikanın başına’’ demeye başladı. 80'lerden bu yana uygulanan ‘‘eğitimi ihmal etme’’ politikasının mimarları bunlar!

Bugün söyledikleri kara mizah gibi.

Ekonominin ve siyasetin çıtası eğer bu ‘‘oyuncularla’’ yükselecekse!

X