Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: Verheugen ne demek istedi?

Zeynep ATİKKAN

IMF'ci Cottarelli'nin ziyareti filan derken AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Verheugen'in geçenlerde yaptığı çok önemli bir açıklama güme gitti. Nedense Cottarelli'lerin bir gündem önceliği var Türkiye'de!

Alman komiser Verheugen, Süddeutsche Zeitung Gazetesi'ne verdiği demeçte şöyle diyordu: ‘‘Almanya, AB'ye yeni üyelerin katılımına onay vermeden önce halkına danışmalıdır. Özellikle Almanya'da, Euro konusunda yaptığımız hatayı tekrarlamamalıyız. Halkın haberi olmadan bazı kararlar verildi.’’

Bu sözler, Türkiye ile tam üyelik görüşmelerine geçilebilmesi için hazırlanan katılım ortaklığı çalışmalarının başladığı döneme denk geliyor.

Verheugen kendi adına mı yaptı bu açıklamayı, yoksa Alman hükümetinin hissiyatını mı dile getirdi?

Yoksa AB başkentlerinin reaksiyonlarını almak için bu test mi uygulanmakta?

AB Komisyonu Başkanı Prodi, Verheugen'in açıklamasını ‘‘rafine’’ bir versiyonla yorumladı ve ‘‘Avrupa'da halkın her konuda demokratik katılımının arttığını ve bu sürecin devam edeceğini’’ filan söyledi. Ancak komiserin sözlerine şaşırdığını da ima etmeden yapamadı.

Verheugen'in sözlerinin dinamiğini iyi anlamak gerekiyor.

Türkiye'nin de adaylığının kabul edildiği Helsinki Zirvesi'nden sonra ‘‘genişleme’’ konusu AB ülkelerinde yüksek sesle tartışılmadı. Tartışmalar genelde kapalı kapılar ardında, özellikle kamuoyunun dışında gelişti.

Avrupa kamuoyunun göç konusundaki tepkisi bunda etkili oldu.

Genişlemenin yüksek sesle telaffuz edilememesi, sadece Türkiye'nin adaylığı noktasında odaklanmıyor.

Hatırlanacağı gibi Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra AB, Doğu Avrupa ülkelerine gecikmiş bir akrabalık duygusuyla coşkuyla kucak açtı. Ancak bu coşku çok uzun sürmedi. Bunda pek çok neden belirleyici oldu.

AB yöneticilerine göre, Doğu Avrupa'da işler sanıldığından çok daha kötü gidiyor. Bu ülkelerde idari yapıya hákim olan külüstürlük bir türlü aşılamıyor. Yönetimler suç örgütlerinden arındırılamıyor.

Ve bütün bu nedenler AB'nin galeyanını büyük ölçüde törpülüyor.

AB, ‘‘coşkusuzluk’’ psikolojisiyle ‘‘genişleme’’ inşaatına başlıyor. Ve bu aşamada AB başkentleri ‘‘sorumluluğu’’ komisyona atarak kamuoyları nezdinde zaman kazanmaya çalışıyorlar.

Bu nedenle Verheugen, ‘‘Haydi referanduma’’ derken, ‘‘Avrupa bu işlerle biraz daha çok ilgilensin’’ mesajını veriyor.

Verheugen'in sözleri doğru.

Euro müzakereleri Avrupa kamuoyundan adeta kaçırıldı. Kamuoyunun muhalefetinden korkuluyordu. Ve de Brüksel tek paranın mutlaka hayata geçmesini istemiyordu. Bu nedenle hiçbir risk almak istemedi.

Bugün genişlemeyi referanduma sunma fikrini ortaya atarken Avrupa kamuoyunun ‘‘demokratik katılımının’’ son yıllarda arttığı argümanı öne sürülüyor.

Yani Euro müzakereleri sürecinde AB kamuoyu daha az olgundu.

Genişleme sürecine gelince olgunlaştı gibi bir gerekçe öne sürülüyor.

Peki bu doğru mu?

AB bünyesinde önümüzdeki günlerde çok ciddi tartışmalara malzeme olacak konular bunlar.

AB'ye tam üyelik konusunda ciddi bir toplumsal iradeye sahip olan Türkiye'de ise bu temalar hiç tartışılmıyor.

Bu sonbahardan itibaren Türkiye, AB sürecine giriyor. Avrupa ile ilişkilerimizde bugüne kadar bir dizi siyasi sorun gündeme geldi. Önce kızdık, sonra unuttuk.

Şimdi Türkiye birtakım mesajlar vermek zorunda.

Kim verecek?

Nasıl verecek?

AB sizce kimin umurunda?

* * *

Yıllık iznimin ikinci bölümünü kullanmak üzere yazılara bir hafta ara.

X